Fransız aydınlarının aynasında sömürgecilik

Fransız aydınlarının aynasında sömürgecilik
TT

Fransız aydınlarının aynasında sömürgecilik

Fransız aydınlarının aynasında sömürgecilik

On dokuzuncu yüzyılda başlayan sömürgeciliğin Jean Jacques Rousseau ve Immanuel Kant felsefesi ile temsil edilen yüksek aydınlanma ilkelerine bir ihanet mahiyetinde olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu ilkeler, yalnızca beyaz ve sarışın Batı insanının değil, her insanın özgürlük ve değerine saygı gösteren evrensel ilkelerdi. Ancak bayrağını yükselten Batı, tam tersini yaparak halkları sömürdü ve özgürlükleri ile servetlerini ellerinden çekip aldı. Ama tabi ‘medeniyet’ getiriyordu ya, bunları yaparken halkları kendi evlerinde küçük düşürüp en değerli şeylerine el koymuş, ne gam! Fransız, Arap ve daha başkalarından oluşan onlarca araştırmacının katıldığı, Sorbonne Üniversitesi Modern Tarih Bilimi profesörü ve sömürgecilik ve sonrası dönemin uzmanlarından biri olan ünlü Fransız tarihçi Claude Liauzu’nun sorumluluğunu üstlendiği büyük ansiklopedik kitabın satır ve satır aralarında okuduğumuz budur. Kitabın girişinde şu soru ortaya atılıyor: Niçin sömürgeciliğe özel bir sözlük hazırladık? Acaba sömürgecilik dönemi sona ermedi mi? Öyleyse neden onu yeniden gündeme getiriyor; yaraları deşip durgun suları harekete geçiriyoruz?
El-Cevap: Sömürgecilik meselesi, bitişi üzerinden yarım asırdan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen hala Fransız toplumunu meşgul ediyor. Gerçek şu ki, Fransa topraklarında eski sömürgelerden yadigâr milyonlarca insan varlığı bu sorunu daimi kılıyor. Arap, Müslüman, Faslı ve Afrikalı bu ayaklı hatıraların çoğu Fransa’yı kınıyor. Öyle ya anavatanlarını sömürüp aşağılamış, kimliklerini yok etmeye çabalamış; yetmemiş oraya göç etmelerinden sonra onları tekrar küçük düşürüp onları iş fırsatı, düzgün konut ve sair şeylerden mahrum bırakmış; dolayısıyla onlara karşı kendisine tâbi olan sömürge muamelesini sürdürmüş. Fransız aşırı sağı, bu toplulukların topraklarında yerleşmesini tersinden sömürge olarak görüyor! Fransa’da yaşayan gurbetçilere şöyle diyor: Biz sizin ülkenizi bırakıp çıktık. Siz neden milyonlar olup bize geldiniz? Yoksa bizden intikam alıp sizi sömürdüğümüz gibi bizi sömürmek mi niyetiniz?
Claude Liouzu girişte ortaya attığı soruya şu sözleri ekliyor: Dikkat çekmeye çalıştığımız üzere sömürgecilik evresi sona ermiş olsa bile sömürgecilik meselesi, tam anlamıyla bitmiş değil. Fransa, eski sömürge insanlarından özür dilemediği sürece bu sorun öylece kalacaktır. Tüm olayları, kişileri ve efsaneleri ile sömürgecilik dönemine dair kapsamlı olan sözlük, bunun için yazılmıştır”.
Bu yeni sözlüğün maddeleri diğer tüm sözlükler gibi alfabetik sıraya göre düzenlendi. Mesela büyük müsteşrik Jacques Berque’nin konuyla ilişkisini öğrenmek istiyorsak, sözlükte ‘B’ harfini açıp aranan maddeye doğru yol almamız yeterli. Maddeyi bulduğumuzda karşımıza çıkan bilgiler şu şekilde: Fransız bir oryantalist olup 1910 ila 1995 yılları arasında yaklaşık 85 yıllık bir ömür sürmüştür. Cezayir’de doğan Berque’nin babası Auguste Berque, sömürge idaresinin bir çalışanı olup Arap-İslam toplulukları konusunda önemli bir uzmandı.
Oğlu da aynı çizgide yürüdü ve babasını da aşarak Fransız bilim kuruluşlarının en iyisi olan College de France’ta hocalık seviyesine ulaştı. Jacques Berque önce Fas’ın uzak bölgelerinde sömürge yönetiminin çalışanlarından biriydi ancak bu mesleği bırakarak bilimsel araştırmalara adandı. Böylelikle doğusundan batısına Arap toplumlarını gayet iyi bilen büyük bir şarkiyatçı haline geldi. Paris’te bir kısmı sonraları meşhur olan Arap aydınlar, peş peşe onun rahle-i tedrisinden geçerek mezun oldu. Onun 50 yıllık süre zarfında Arap toplumlarımızda meydana gelen değişimleri ve evreleri incelediği bilinmektedir. Başlarda Massignon’un öğrencisi olan Berque daha sonra yöntem bakımından ondan ayrıştı. Mısır ve diğer Arap topluluklarının araştırılmasında modern sosyolojik yöntemler izledi. Massignon ise soyut veya geleneksel düşünce tarihine bağlı kaldı ve birey ile toplumun sosyolojik ve tarihi koşullarıyla çok fazla ilgilenmedi. Tüm bunların yanı sıra o, derinlikli bir imana sahip dindar bir insan olarak, İslam ve Hristiyan inancı arasında karşılaştırma yapma konusunda takıntılıydı.
Hayatının son demlerinde Berque, tüm vaktini ve çabasını Kur’an-ı Kerim tercümesine ayırdı. Jacques Berque hayatının ilk yıllarında kendi de uygulamış olmasına rağmen sömürgeci hâkimiyet rejimini kınadı. Arap, Fransız ve Avrupalı unsurların uzak geçmişte olduğu gibi bir arada yaşadığı yeni bir Endülüs yaratma çağrısında bulundu. Gelişmiş Endülüs medeniyeti yeniden var olabilir mi?
Medeniyetler arasındaki diyalog, medeniyetler çatışmasına üstün gelebilecek mi?
Bu türden temenniler, İhvan ve DEAŞ çağında deli saçması gibi duruyor. Ama bırakın da azıcık hayal kuralım.
Hayal kurmak da yasak değil a!
Jacques Berque tıpkı hocası Massignon veya öğrencisi Andre Miquel gibi Fransa ve Arap dünyası arasında kayda değer bir medeniyet köprüsü kurdu.
Sırası gelmişken şu değerli hatıraya da bir bahis açayım: Bir gün Jacques Berque’nin kütüphanesini ziyaret edip orada bulunan yaratıcı yazar Emin ez-Zavi ve daha başkaları ile sohbet etmiştim. Bu, kopuntudaki (diasporadaki) Arap yazarların ilk buluşmasıydı. Emin el-Zavi’nin sorumluluğunda, genel müdürlüğünü yaptığı Cezayir Milli Kütüphanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşiyordu.
Son gün yüksek dağlara tırmanıp İbn Haldun’un meşhur Mukaddime’sini yazdığı mağarayı ziyaret ettik (bereketine nail olduk!).
Bilindiği üzere o kendisini takip eden atlı vahşiler karşısında hayatını korumak için oraya saklanmıştı.
Biz buna bugün istihbarat diyoruz. Ancak onun döneminin istihbaratı, Mars’ta bile olsa elinden hiçbir şeyin kaçamayacağı ahtapot ağlarına ve dev imkânlara sahip günümüz istihbaratı ile kıyaslandığında şaka gibiydi! Ondan sonra Tiaret eyaletine bağlı Frenda şehrine giderek bir diğer büyük düşünür Jacques Berque’nin kütüphanesini ziyaret ettik. Onun, on binlerce kitabı barındıran kişisel kütüphanesini, ölümünden önce doğduğu ve Fransa’ya taşınana kadar yetiştiği Frenda şehrine bağışladığı bilinir. O bir bakıma benim tahmin ettiğimin aksine Fransa’da doğmamış bir Cezayir kökenlidir. Malum olduğu üzere Frenda şehri, yüksek dağların başındaki Cezayir başkentinin batısından 350 km uzaklıkta yer almaktadır.
Şimdi sözlükte bir başka büyük Fransız düşünürü Andre Gide’nin adını bulalım. Bizi ne tür bir bilgi bekliyor peki? Görüyoruz ki o, Kongo’ya Yolculuk (1927) ve Çad’dan Dönüş (1928) adlı iki kitabında sömürge zihniyetini ve sömürgeciliği kınıyor ve sömürge zihniyetiyle girdikleri bölgelerin zenginliklerini ele geçirmek için Afrika’da ofis açan sömürgeci şirketlere şiddetli bir şekilde saldırıyor. Gerçekten de Andre Gide, nereden gelirse gelsin zulmü ve aşağılamayı hor gören insancıl ve özgürlükçü bir yazardı. Romanlarında da yerleşimcilerin açgözlülüğünü ve Afrika ülkelerini olabildiğince sömürme arzularını resmetmiştir. Kitaplarında şu ifadeyi kullanır: “Sömürülen Afrika ülkelerine ilk defa giderken sömürge karşıtı değildim. Ancak yerli unsurlara ırkçı ve aşağılayıcı bir şekilde nasıl muamele ettiklerini gördüğümde, sömürgeciliğin en azılı düşmanlarından biri haline geldim. Sömürgecilik, temelinden zalim, aşağılık ve aşağılayıcı bir sistemdir. Bu, bizim gibi medeni olan veya medeniyet iddiası taşıyan halklar için bir utançtır”. Bunlar, Taha Hüseyin’in bir zamanlar hakkında konuştuğu ve edebi yeteneğini övdüğü Andre Gide’in kaleminden dökülen sözler.
Ünlü yazar Anatole France’a (1844-1924) gelecek olursak, o da sömürgeciliğin en sert düşmanlarından biriydi. Onu 1896 yılında Fransız Akademisi’ne üye olarak seçtiklerinde zannettiler ki, o da ‘akıllılık’ edip sömürgeciliği destekleyen Fransız partisinin saflarına katılacak. Ancak o bunu reddetti ve temelinden itibaren sömürgeci projeyi eleştirerek ‘barbar’ halklara medeniyet götürme veya onu medeniyet dairesine dâhil etme yönündeki iddiaları çürütmeye başladı. 1906 yılında sömürgeci barbarlığın aleyhinde bir konuşma yaparak, “Araplar, siyahiler ve diğerleri şimdiye dek bizim medeniyetimizden kıyım, sömürü, zulüm ve yerleşimden başkaca bir şey görmedi. Medeniyet bunun neresinde?
Ey Yöneticiler! Sömürgecilik, barbarlığın en aşağılık türüdür. Bu vahşi sömürgecilik ve insanlık dışı faaliyetlerin Afrika, Hindistan, Çin ve Arap dünyasındaki milyonlarca insanın bize kin duymasına sebep olacağını bilmez misiniz?
Sömürgecilik de sömürgeciler de yerin dibine batsın” ifadelerini kullanmıştı. Günler gerçekten de onun kehanetini doğruladı: Sömürgecilik ortadan kalktı ancak zulüm görmüş halklarda oluşan kin ateşi hala sönmüş değil.
İsterseniz Cezayirlilere sorun!
Araştırmacılardan biri şu soruyu ortaya atıyor:
Ünlü şarkiyatçı Louis Massignon’un sömürgecilik karşısındaki tutumu nedir?
Sözlüğün buna cevabı şu şekilde: Bir süre Fransa Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşar olarak görev yapsa da sömürgeciliğe karşıydı. Ancak siyasetçiler, onun nasihatlerini nadiren dikkate alıyordu. Bundan dolayı hayatını İslam mirası ve özellikle de tasavvuf çalışmalarına adadı.
Sonraları Hallac-ı Mansur hakkında birkaç parça halinde büyük bir eser yayınladı. Tüm varlığı ile bu konu içerisinde eriyerek yazdığı bu eser, yazdıkları arasında en parlak olanlardan biridir ve hala araştırmacıların başucu kaynağıdır.
Tüm bunlara ek olarak Massignon, İslam ve Hristiyanlığı birbirine yaklaştırmak için büyük çabalar sarf etmiş; daha sonraları moda olan medeniyetler veya dinler arası diyalogun asıl başlatıcısı olmuştur. Bundan hareketle 1926 yılında Fransa’da bugün bile yayın faaliyetini sürdüren İslam Araştırmaları Dergisi’ni kurmuştur. Öğrencisi olan Jacques Berque, İslam’a olan eğilimi ve Müslümanların inanç ve yaşam tarzına olan muhabbetinden ötürü onu ‘Büyük Şeyh’ olarak adlandırmıştır. Fransa ile Arap dünyasının ilişkilerini iyileştirmeyi gerçekten de çok arzuluyordu. Onun, Fransa’nın General De Gaulle ve takipçilerinin de izlediği Arap siyasetini başlatan kişi olduğu söylenebilir. Massignon 1883 ila 1962 yılları arasında 79 yıla yakın bir hayatı yaşadı.
Gelelim ünlü romancı François Mauriac’a (1885-1970)…
O da hayatının ilk yıllarında sömürgeci politikaları destekleyenler arasındaydı. O kadar ki 1925 yılında Etiyopya’daki faşist sömürgeciliği kınayan komünistler ve sürrealistlere (gerçeküstücü akım) karşı bir bildiriye imza attı. Ancak İspanya savaşı ve Fransa’ya yönelik Nazi işgalinin ardından tutumunu değiştirerek işgal ve sömürgeciliğin her biçimine nefret besler hale geldi. 1952 yılında Mauriac, başarılı romanlarından ötürü Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. O esnada sömürgeciliğin en azılı düşmanlarından biri olup Hıristiyan Tanık adlı meşhur gazeteyi kuran Hıristiyan aydın Robert Barrett ile tanıştı. Bu gazete, Fransa’nın sömürgeci faaliyetlerine ve dünyanın farklı bölgelerinde bu sömürgeciliğin işlediği suçlara karşı duran solcu Hıristiyan yazarların büyük çoğunluğunu etrafına toplamıştı.



İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.


Netanyahu: İran, İsrail'e saldırırsa "hayal edilemez" bir karşılıkla yüzleşecek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu: İran, İsrail'e saldırırsa "hayal edilemez" bir karşılıkla yüzleşecek

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât olasılığına tekrar işaret etmesinin ardından, ülkesinin İran'ın saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği uyarısında bulundu.

Netanyahu, askeri bir tören sırasında televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Eğer bize saldırma hatasını yaparlarsa, hayal bile edemeyecekleri bir karşılık alacaklar" dedi.

Trump, bir anlaşmaya varılmadığı takdirde İran'ı bombalamakla defalarca tehdit etti ve bölgeye iki uçak gemisi, savaş gemileri ve uçaklar göndererek saldırı olasılığını artırdı.

dfvgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, (AP)

İsrail Başbakanı, Gazze Şeridi'nin silahsızlandırılmasından önce yeniden inşa edilmeyeceğini belirterek, "Müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri ile Gazze silahsızlandırılmadan önce yeniden inşa edilmeyeceği konusunda anlaştık" dedi. Başkan Trump'ın temsilcisi Steve Witkoff da dahil olmak üzere Amerikalı yetkililer, somut ilerleme kaydedildiğini ve Hamas'ın silahlarını bırakması için baskı altında olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Hamas'tan küçük kalibreli kişisel silahların müsadere edilmesi de dahil olmak üzere geniş kapsamlı kısıtlamalar getirme tehdidinde bulundu.