Ortak ve zıt çıkarlar Suriye sorunun çözümünü geciktirebilir

Hama kırsalından aileleri ile birlikte Suriye’nin kuzeyine göç eden çocuklara geçici bir okulda eğitim verilirken (AFP)
Hama kırsalından aileleri ile birlikte Suriye’nin kuzeyine göç eden çocuklara geçici bir okulda eğitim verilirken (AFP)
TT

Ortak ve zıt çıkarlar Suriye sorunun çözümünü geciktirebilir

Hama kırsalından aileleri ile birlikte Suriye’nin kuzeyine göç eden çocuklara geçici bir okulda eğitim verilirken (AFP)
Hama kırsalından aileleri ile birlikte Suriye’nin kuzeyine göç eden çocuklara geçici bir okulda eğitim verilirken (AFP)

BM’nin Suriye Özel Temsilcisi de Mistura, İran, Rusya ve Türkiye’den oluşan “üçlü ittifak” himayesinde düzenlenen son toplantıyı değerlendirdi.
Astana'da yapılan toplantıda, “üçlü ittifakın” himayesinde Suriye için yeni bir anayasa hazırlanmasında ilerleme kaydedildiğinin duyurulması beklenirken, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, İran, Rusya ve Türkiye’den oluşan “üçlü ittifak” himayesinde düzenlenen son toplantıyı “kaybedilmiş bir fırsat” olarak nitelendirdi.
İran’ın resmi haber ajansı “Fars” üst düzey bir Rus kaynağın, “Anayasa Hazırlama Komisyonu'nun çalışmalarına yılsonuna kadar başlamasını umuyoruz. Ancak, bu gerçekçi bir tarih gibi görünmüyor” şeklindeki açıklamalarını aktardı. Rus kaynak başarısızlığın nedenlerine değinmezken, Rusya, Türkiye ve İran basınında yer alan haberler, üçlü ittifak içindeki bir dizi önemli konuda yaşanan anlaşmazlıkların başarıyı engellediğine işaret ediyor. Bu önemli konuların başında ise Ürdün'ün, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Suriye muhalefeti, ABD ve Arap ülkeleri gibi sürece dahil olan diğer taraflara ortak bir metin sunmamış olması geliyor.
Tahran merkezli “Tabnak” haber sitesi, Rusya, Türkiye ve İran tarafından önerilen ortak bir metinin, anayasanın nihai versiyonunun temeli olarak diğer taraflarca kabul edilmesine fırsat sunacağını belirtti.
Ankara, Moskova ve Tahran arasındaki görüş ayrılıkları Suriye'nin geleceğini belirlemeye başladı. Ankara, "Suriye Cumhuriyeti" teriminin yeterli olduğu ve “Arap Cumhuriyeti” ifadesinin gerekmediği konusunda ısrar ediyor. Çünkü Suriye’nin Türkmenler ve Kürtler de dahil olmak üzere diğer etnik grupları da barındırdığı için Suriye’ye atıfta bulunurken “Arap Cumhuriyeti” ifadesinin kullanılmaması gerektiğine inanıyor. Ancak bununla birlikte Ankara ironik bir şekilde Moskova ile müttefik bir Suriye'nin Arap dünyasında öncü bir rol üstleneceği umuduyla “Arap Cumhuriyeti” adını da destekliyor gibi görünüyor. Tahran ise, “Suriye Cumhuriyeti” adına “İran Dini Lideri” Ali Hamaney'in Suriye'nin direniş cephesine verdiği desteğe atıfta bulunmak için “İslami” sıfatının eklenmesini istiyor.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani geçtiğimiz hafta Tahran'da düzenlenen “İslam Mezhepleri Arasında Yakınlaşma Konferansı'nda” yaptığı konuşmada Suriye meselesini “İslami bir mesele” olarak nitelendirdi. Tahran'ın artık Sünnilerin dört mezhebinden ikisini tanıdığını belirten Ruhani, bu mezheplerin Suriyelerin çoğunluğunun bağlı olduğu Hanefi ve Şafi mezhepleri olduğunu belirtti. Bu nedenle İran'ın Suriye'yi “İslam Cumhuriyeti” olarak tanımlama talebi, Şii nüfuzunu genişletme çabası olarak görülmemeli. Ruhani, Suriye Devlet Başkanı Esed'in tabi olduğu Alevi azınlıktan ise bahsetmedi.
Belki de en önemlisi Tahran yönetiminin, Ayetullah el-Uzma’yı “Aleviliği” Şiiliğin bir kolu olarak ve “Galiyye” ya da aşırılıkçılar gibi geleneksel isimlendirmeler yerine “Fatıma” adıyla tanıması için ikna etmek için Kum ve Necef'teki baskıdan çekilmesiydi. Öte yandan Tahran geçtiğimiz ay, Hanefi ve Şafi mezheplerinin kilit rol oynadığı “İslami Suriye” fikrini yaymak için Esed'e yakın bir dizi Suriyeli Sünni din adamını ağırladı.
Devletin şekline ilişkin görüş ayrılığı
Üçlü ittifakın görüş birliğine varamadığı bir başka konu ise gelecekteki Suriye devletinin yapısı ve oluşumu. Tahran, Şam merkezli birleşik bir devlet olmasını şiddetle isterken, Ankara, Osmanlı İmparatorluğu tarafından oluşturulan “Millet” sistemi çerçevesinde en az 12 dini ve etnik grubun “bağımsızlık ve özerklikten yararlandığı” daha az kompakt bir yapı istiyor. Moskova ise Kürt azınlığın çıkarlarını yansıtan ve dine dayanmayan federal bir sistemi destekliyor.
Diğer tartışma konularından biride Esed'in Rusya'ya Suriye topraklarında bir dizi hava ve deniz üssü inşa etmesi için verdiği uzun vadeli haklar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, gelecekteki anayasanın bu hakkı doğrulayan bir hüküm içermesi gerektiği konusunda ısrar ediyor. Ancak, hem Ankara hem de Tahran, Suriye Anayasası Komisyonu’nun onayı çerçevesinde Rusya, Türkiye ve İran'ın Suriye'deki askeri varlıklarını sınırlı bir süreliğine sürdürmelerini sağlayacak genel bir madde eklenmesini istiyor.
Ankara, Tahran ve Moskova'daki kaynaklara göre bir başka anlaşmazlık konusu da, Suriye'de hâlihazırda bulunan Türk, Rus ve İran güçlerinin statüsüyle ilgili. Rusya, bir barış anlaşmasına varılması halinde söz konusu üslerde askeri faaliyetlerini sınırlandıracağını duyurdu. Bu da üslerin sayısında önemli bir azalmaya gidilmesini gerektirecek. Türkiye ise askeri güçlerin süresiz ve kademeli olarak geri çekilmesi ve geri çekilmenin Türkmenlerin yanı sıra Ankara'nın Arap ve Suriyeli müttefikleriyle yapılan anlaşmalarla yönetilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.
İran ise çoğu Lübnan, Afganistan, Pakistan ve Irak'tan “gönüllü” gelen 90 bin kişilik kendi savaş makinesiyle ilgili sorunla karşı karşıya. Bu çok sayıdaki “mevsimlik” savaşçının ülkelerine geri dönmeleri mümkün değil. İran’da ise on binlerce profesyonel savaşçıya uyum sağlama riskleri ve bu savaşçıların ülkeye getirilmesine yönelik güçlü bir iç muhalefet sorunu var.
Gayri resmi manda
Astana toplantısında 15 maddelik nihai bildirinin formüle edildiği açıktı. Üçlü ittifak, Suriye meselelerinde uluslararası alanda tanınan bir otorite olarak kuruldu. Sonuç bildirisinde “İran, Rusya ve Türkiye arasında bir koordinasyon merkezi" olarak nitelendirilen üçlü ittifak, liderlik rolüne talip olup, böyle bir görev için uluslararası toplumda bir kamuoyu oluşturmaya soyunuyor.
Analist Hamid Zumerdi yaptığı değerlendirmede, “Putin, yeniden yapılandırma faturasını ödemek zorunda kalmadan Suriye meselesinde son sözü söylemeyi hedefliyor. Astana’nın sonuç bildirisinin özellikle ilk fıkrasında, bu gayri resmi görevin BM tarafından tanınması çağrısı yapılıyor” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte, BM’nin böyle bir durumu desteklemesi mümkün değil. BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) ve gerektiğinde Avrupa Birliği'nin (AB) açık desteğiyle özel bir koordinatör atanarak belirli bir geçiş döneminde liderlik rolü verilebilir. Ancak her halükarda, “üçlü ittifak” içinde Suriye'nin geleceğiyle ilgili derin bölünmeler ve anlaşmazlıklar var. İran’ın, Türkiye ve Rusya'nın, onu dâhil etmeden ayrı anlaşmalar yapabileceği konusunda şüpheleri var. Aynı zamanda Türkiye, İran'ın Irak'taki müttefikleri aracılığıyla Suriye meselelerine burnunu sokmasından şüpheleniyor. Rusya ise Suriye'nin yeniden inşası için iddialı bir projeyle AB ile ortaklık kurmayı, çok sayıda mültecinin geri dönüşünü kolaylaştırmayı ve Türkiye ile İran'ın Suriye’deki rollerinin önemli ölçüde azalmasını istiyor.
Tahran merkezli “Raja News” haber sitesi geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberde, İranlıların Suriye konusunda Rusya’yı “ikiyüzlü” olarak gördüklerini kaydetti. Söz konusu site, İran'ın dışlandığı Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan Soçi toplantısına dikkati çekti. 
Suriye'deki durum, ortak ve zıt çıkarların çarklarının döndüğü bir hali temsil ediyor. Bu yüzden bu trajedinin sona ermesi biraz daha gecikebilir.



Medine Bölge Emiri, Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katıldı

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
TT

Medine Bölge Emiri, Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katıldı

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, hacı adayları ve umre ziyaretçilerine hizmet etmenin hiçbir zaman geçici bir sorumluluk olmadığını, aksine ülkenin Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud tarafından birleştirilmesinden bu yana benimsediği köklü bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Prens Selman bin Sultan, Suudi Arabistan’ın bugün de tüm imkânlarını Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi başta olmak üzere kutsal mekânlara ve ziyaretçilere hizmet için seferber etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Bu açıklamalar, Prens Selman bin Sultan’ın, 30 Mart-1 Nisan 2026 tarihleri arasında Kral Selman Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katılımı sırasında yapıldı. Foruma, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Tevfik er-Rabia da iştirak etti. Etkinlik, bakanlık ile Hac Ziyaretçilerine Hizmet Programı iş birliğinde organize edildi.

Prens Selman bin Sultan, forumun Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde kutsal mekân ziyaretçilerine sunulan hizmetlerin geliştirilmesine yönelik süregelen çabaların bir uzantısı olduğunu belirtti.

Prens Selman bin Sultan ayrıca, umre ve ziyaret deneyiminin yalnızca ibadetle sınırlı olmadığını, bunun aynı zamanda İslam dininin kökleriyle ve bu topraklardan doğan medeniyetle bağlantılı kapsamlı bir yolculuk olduğunu ifade etti. Bu çerçevede hizmetlerin geliştirilmesi, kalite standartlarının yükseltilmesi ve ziyaretçi deneyiminin zenginleştirilmesi için projeler, etkili iş birlikleri ve başta yapay zekâ olmak üzere ileri teknolojilerin kullanıldığını kaydetti.

Forumun, uzmanları, yatırımcıları ve sektör temsilcilerini bir araya getiren küresel bir platform olarak önem kazandığını belirten Prens Selman bin Sultan, etkinliğin umre ve ziyaret sektörünün geleceğine yönelik fırsatların değerlendirilmesine katkı sağladığını ve Vizyon 2030 hedeflerine hizmet ettiğini söyledi.

sdcde

Prens Selman bin Sultan, umre ve ziyaret hizmetlerindeki hızlı gelişimin, Suudi Arabistan’ın dini ve insani sorumluluklarına olan bağlılığını yansıttığını, ziyaretçi deneyiminin kalite ve organizasyon açısından örnek teşkil etmeye devam ettiğini ifade etti.

Prens Selman bin Sultan, Hac ve Umre Bakanı ile bakanlık çalışanlarına ve katkı sunan tüm kurumlara teşekkür ederek, bu önemli sektörün geliştirilmesine yönelik çabaların sürmesini temenni etti.

Açılış kapsamında düzenlenen sergiyi de gezen Prens Selman bin Sultan, ‘Her Durakta Anlatılan Bir Tarih’ temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, kamu kurumları, hizmet sağlayıcı şirketler ve sivil toplum kuruluşlarından 150 katılımcının yer aldığı stantları inceledi.

sdvd

Açılış töreninde konuşan Hac ve Umre Bakanı Tevfik er-Rabia, Suudi yönetiminin kutsal mekânlara ve ziyaretçilere büyük önem verdiğini belirterek, liderliğin desteğiyle yurt dışından gelen umreci sayısının 2022-2025 yılları arasında yüzde 214 artarak 18 milyonu aştığını, memnuniyet oranının ise 2025 yılında yüzde 94’e ulaştığını açıkladı.

Er-Rabia ayrıca, Mescid-i Nebevi’de Ravza-i Mutahhara ziyaret kapasitesinin iki katına çıkarıldığını ve geçen yıl ziyaretçi sayısının 15,6 milyonu geçtiğini, geliştirilen tarihî ve kültürel alanların sayısının ise 87’ye yükseldiğini bildirdi.

Er-Rabia, dijital dönüşüm alanında Nusuk uygulamasının dünya genelinde 51 milyondan fazla kullanıcıya ulaştığını açıkladı. Er-Rabia ayrıca, küresel seyahat platformlarıyla hayata geçirilen iş birliklerinin, umre ziyaretçilerinin seyahat planlamasını kolaylaştırdığını ve seçeneklerini genişlettiğini belirtti.

Bölgedeki gelişmelere değinen er-Rabia, hac ve umre hizmet sisteminin acil durumlara karşı yüksek hazırlık seviyesini ortaya koyduğunu ifade ederek, bakanlığın Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi ve ilgili kurumlarla koordinasyon içinde özel bir operasyon odası aracılığıyla tüm zorlukları çözdüğünü ve ziyaretçilere kesintisiz hizmet sunarak güvenlik ve konforlarını sağladığını söyledi.

ewfer

Program kapsamında katılımcılar, forum hakkında hazırlanan ve dünyanın dört bir yanından Müslümanların kutsal topraklara gerçekleştirdiği manevi yolculuğu ele alan bir tanıtım filmi izledi. Görsel sunumda, umre ve ziyaret sisteminin bu deneyimi geliştirmedeki rolü vurgulandı.

Etkinlikte ayrıca, Kral Faysal Araştırma ve İslam Çalışmaları Merkezi Genel Sekreter Vekili Turki bin Muhammed eş-Şuvayir bir konuşma yaparak, Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a bilimsel ve kültürel projelere sağladıkları destek dolayısıyla teşekkür etti.

Eş-Şuvayir ayrıca, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı’nın Danışmanı ve Kral Abdulaziz Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Faysal bin Selman bin Abdulaziz Al Suud’a, Kral Abdulaziz Vakfı projelerine verdiği sürekli destek ve yönlendirmeler için teşekkür etti.

Tören kapsamında Prens Selman bin Sultan, Kral Abdulaziz Vakfı tarafından yürütülen ‘Peygamber Efendimizin Sîretinin Tarihî Atlası’ adlı bilimsel projenin açılışını gerçekleştirdi. Projenin, siyer tarihini en ileri teknolojilerle belgelemesi hedefleniyor.

Programın devamında katılımcılar, atlas projesine ilişkin bir tanıtım filmi izledi. Ardından Umre ve Ziyaret Forumu’nun gelişimini ve etkisini ele alan bir başka film gösterimi yapılarak, umre ziyaretçilerinin deneyimini iyileştirmeye yönelik yürütülen çalışmalar öne çıkarıldı.

Program kapsamında, Al Rajhi Destek Hizmetleri Şirketi CEO’su Bender bin Abdullah Al Rajhi, resmi sponsor adına bir konuşma yaptı. Al Rajhi, hacı adaylarına sunulan hizmetlere gösterilen büyük özenin, Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud tarafından başlatılan köklü yaklaşımın devamı olduğunu vurguladı. Bu anlayışın, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman döneminde de sürdüğünü belirten Al Rajhi, Vizyon 2030’un bu mirası kurumsal bir yapıya dönüştürdüğünü ifade etti. Ayrıca Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan’a, şehre ve ziyaretçilerine gösterdiği ilgi ve destekten dolayı teşekkür etti.

fdbgb

Törende ayrıca Prens Selman bin Sultan, Rua Al Madinah Holding Company tarafından yürütülen ‘Rua Al Madinah Projesi’ kapsamında mahalle, cadde ve sokak isimlendirme projesinin lansmanını gerçekleştirdi. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) bünyesindeki şirket tarafından hayata geçirilen projenin, tarihî olarak belgelenmiş isimlere dayanarak kültürel değerleri yansıtması ve Mescid-i Nebevi çevresinde modern bir kentsel deneyim sunarken şehir kimliği ve mirasını koruması hedefleniyor.

Projeye ilişkin sunumda, Medine’nin tarihinden ilham alınarak belirlenen isimlerin, geçmişte bölgede yaşamış kabilelerle bağlantılı dört ana bölgeyi kapsadığı belirtildi. Bu bölgelerin; Beni Abdul Eşhel, Beni Muaviye, Beni Zafer ve Beni Mazen olarak adlandırıldığı, ayrıca dokuz mahalle ve 40 cadde ile sokağın planlama kapsamında yer aldığı ifade edildi.

Programda ayrıca Prens Selman bin Sultan, Hac ve Umre Bakanlığı ile sektörle ilgili çeşitli kurumlar arasında imzalanan anlaşma ve mutabakat zabıtlarına tanıklık etti. Törende, sektörde öne çıkan kurumlara verilen Umre ve Ziyaret Forumu ödülleri ile umre şirketleri ve yurt dışı acentelere yönelik ödüller de sahiplerine takdim edildi.

Törenin sonunda Prens Selman bin Sultan, forumun başarısına katkı sağlayan paydaş kurum ve kuruluşları onurlandırarak, etkinliğin hac ve umre sektörünün geleceğini şekillendiren küresel bir platform olarak rolünü güçlendirdiğini vurguladı.


Suudi Arabistan: Riyad’a fırlatılan 7 füze imha edildi... 10 insansız hava aracı düşürüldü

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan: Riyad’a fırlatılan 7 füze imha edildi... 10 insansız hava aracı düşürüldü

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi savunma sistemleri bugün Riyad ve Doğu Bölgesi’ni hedef alan bir dizi saldırıyı önledi. Saldırılar balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile gerçekleştirildi. Sivil savunma yetkilileri, el-Harc bölgesinde düşen füze parçaları nedeniyle iki kişinin hafif şekilde yaralandığını ve sınırlı maddi hasar oluştuğunu açıkladı.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, günün erken saatlerinde Riyad bölgesine yönlendirilen dört balistik füzenin imha edildiğini duyurdu. Kısa süre sonra üç balistik füze daha engellendi ve böylece toplam yedi füze etkisiz hale getirilmiş oldu.

Maliki ayrıca, Doğu Bölgesi’ne yönelik bir balistik füzenin de imha edildiğini bildirdi.

Maliki, hava savunma birliklerinin son saatlerde 10 İHA’yı da başarıyla düşürdüğünü ve hava saldırılarına karşı kesintisiz müdahalenin sürdüğünü belirtti.

Maliki, el-Harc bölgesinde imha edilen bir İHA’nın parçalarının bir yerleşim bölgesine düştüğünü açıkladı. Olayda üç ev ve bazı araçlar zarar görürken, iki kişi hafif şekilde yaralandı; yaralılardan biri gerekli tıbbi müdahalenin ardından hastaneden taburcu edildi. Maddi zarar sınırlı olarak kaydedildi.

Savunma Bakanlığı daha önce, aynı bölgede düşen İHA parçalarının altı evde sınırlı maddi hasara yol açtığını, ancak herhangi bir yaralanma olmadığını duyurmuştu.

Yetkililer, tüm olaylara standart prosedürler doğrultusunda müdahale edildiğini ve Suudi savunma sistemlerinin hava sahasını ve kritik altyapıyı korumak için her türlü tehdide karşı hazır durumda olduğunu vurguladı.


Arap ve İslam dünyası İsrail'in Kudüs'teki ibadet özgürlüğüne getirdiği kısıtlamaları reddetti

Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası İsrail'in Kudüs'teki ibadet özgürlüğüne getirdiği kısıtlamaları reddetti

Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)

Arap ve İslam ülkeleri dün, İsrail'in işgal altındaki Kudüs'te Müslüman ve Hıristiyanların ibadet özgürlüğüne uyguladığı sürekli kısıtlamaları en sert ifadelerle reddettiler. Bu kısıtlamalar arasında Müslüman ibadetçilerin el-Aksa Camii'ne erişiminin engellenmesi ve Kudüs'teki Latin Patriği ile Kutsal Topraklar Muhafızı'nın Palmiye Pazarı ayinini kutlamak üzere Diriliş Kilisesi'ne girmesinin engellenmesi de yer alıyor.

Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Pakistan, Endonezya, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, yaptıkları açıklamada, Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarda mevcut tarihi ve hukuki durumu değiştirmeye yönelik İsrail'in her türlü girişimini kınadıklarını ve reddettiklerini yinelediler.

Bakanlar, İsrail’in devam eden uygulamalarının, uluslararası insani hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka açık bir ihlal teşkil ettiğini, mevcut tarihsel ve hukuki durumu ihlal ettiğini ve ibadet yerlerine erişim konusundaki sınırsız hakkı ihlal ettiğini vurguladılar. Bakanlar, Kudüs'teki Müslümanlara ve Hıristiyanlara yönelik İsrail'in yasadışı ve kısıtlayıcı önlemlerini, Hıristiyanların dini ibadetlerini yerine getirmek üzere Diriliş Kilisesi'ne serbestçe erişiminin engellenmesi de dahil olmak üzere, kesin bir şekilde reddettiklerini vurguladılar.

Bakanlar, Kudüs'teki mevcut tarihi ve hukuki durumu ve buradaki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladılar; işgalci güç olarak İsrail'in işgal altındaki Kudüs üzerinde egemenliği olmadığını yeniden teyit ettiler ve Kudüs'teki ibadet yerlerine ulaşan inananların önünü tıkayan tüm önlemlerin durdurulması gerektiğini ifade ettiler.

Bakanlar, İsrail’in Ramazan ayı da dahil olmak üzere 30 gün boyunca el-Aksa Camii’nin kapılarını ibadet edenlere kapatmasını ve ibadet özgürlüğüne kısıtlamalar getirmesini bir kez daha kınadılar. Bu durum, uluslararası hukuka, mevcut tarihsel ve hukuki duruma ve işgalci güç olarak İsrail’in yükümlülüklerine yönelik ciddi bir ihlal teşkil etmektedir. Bakanlar, bu gerilimi artırma eğilimli adımların bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehlikelerine karşı uyarıda bulundular. Ayrıca, 144 dönümlük alanın tamamıyla kutsal el-Aksa Camii'nin münhasıran Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu ve Ürdün Vakıflar ve İslami Kutsal Yerler Bakanlığı'na bağlı Kudüs Vakıfları ve el-Aksa Camii İşleri İdaresi'nin, Kudüs'teki kutsal alanın işlerini yönetme ve buraya girişi düzenleme konusunda münhasır yetkiye sahip yasal makam olduğunu vurguladılar.

Bakanlar, işgalci güç olarak İsrail’i, el-Aksa Camii’nin kapılarını kapatmayı derhal durdurmaya, Kudüs’ün Eski Şehir’ine erişim üzerindeki kısıtlamaları kaldırmaya ve Müslüman ibadetçilerin oraya ulaşmasını engellemekten kaçınmaya çağırdı. Ayrıca, uluslararası toplumu, İsrail'i Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlara yönelik sürekli ihlallerini ve yasadışı uygulamalarını durdurmaya ve bu kutsal mekanların dokunulmazlığını ihlal etmemesini zorunlu kılacak kararlı bir tutum sergilemeye çağırdılar.