Beyrut Kitap Fuarı: Yenilik ve özgürlük arayışı

Beyrut Kitap Fuarı: Yenilik ve özgürlük arayışı
TT

Beyrut Kitap Fuarı: Yenilik ve özgürlük arayışı

Beyrut Kitap Fuarı: Yenilik ve özgürlük arayışı

Beyrut Uluslararası Arapça Kitap Fuarı’nın büyük bir ekonomik getiri sağlaması yayıncılar açısından gerçekten de teşvik ediciydi. Doğrusu bu son zamanlarda Lübnan’da çok nadir duyduğımuz güzel haberlerden de biriydi. Ekonomik durgunluk, hükümeti kurma sürecinin girdiği çıkmaz ve içinde bulunduğumuz bu karamsar ortamda insanların kitap fuarına bu kadar ilgi göstermesini, yazarların imza törenlerine, fuar kapsamında düzenlenen faaliyetlere, seminerlere ve oturumlara bu kadar yoğun bir katılım olmasını hiç kimse beklemiyordu. Jarrous Press Yayınevinden konuştuğumuz bir yetkili; kötü ekonomik durumun Arap dünyasındaki kitap fuarlarını nasıl önemli ölçüde etkilediğinden, sansürün ve yasakların artmasının durumun daha da kötüleşmesine neden olduğundan, Beyrut Kitap Fuarı’nda ise katılmış olduğu diğer kitap fuarlarında sunamadığı birçok kitabı okurlara sunmak için  geniş bir alan bulduğundan bahsetti.
Geçmişte Lübnanlı yayınevleri kazançlarını arttırmak için dışarıda düzenlenen belli başlı fuarları beklerlerdi. Ama şimdi bu durum tersine dönmüş gibi görünüyor. Çünkü yayınevlerine hiçbir kısıtlama getirmeden tüm kitaplarını sunma konusunda sağladığı özgürlük  alanı, Beyrut Kitap Fuarı’nın daha büyük bir coşku ile geçmesini sağlıyor. Yazar Alawiya Sobh Adab Yayınevinden yayınlanmış 3 kitabını da imzalrken ve yeni kitapları ve hazineleri keşfetme arayışındaki okurlar yayınevine ayrılmış standatta dolaşırken bu konuda görüşünü aldığımız Adab Yayınevi yetkililerinden Rana İdris şunları söyledi; “Burada yasaklar yok. Bu nedenle “Sanki Cumhuriyeti”’nden  “Adı Aşk”a kadar her tür kitabı stantlarda bulundurabiliyoruz. Beyrut Kitap Fuarı’nın Arap dünyasındaki en önemli fuar olduğunu kesin bir şekilde söyleyebiliriz. Bizler yayınladıkları kitapların içeriği nedeniyle çokça sansüre maruz kalan yayınevlerinden biriyiz. Çünkü yayın politikamız daha çok romanlara önem veriyor. Bu nedenle Beyrut Fuarı’nın bize sunduğu özgürlüğü çok takdir ediyor ve bundan çok mutlu olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Bu bizim için gerçekten çok önemli. Aynı şekilde genç nesillerin Arapça yayınlara yönelik artan ilgisinden de çok memnunuz. Okurların bilmedikleri yeni kitapları deneme ve daha önce tanışmadıkları yazarları keşfetme konusunda çok cesurlar bu yüzden yayınevleri olarak bizlerde bu ilgiyi karşılamaya çalışıyoruz”  diye konuştu.
Şüphesiz edebiyat ve bilhassa romanlar hala okurların en çok ilgisini çeken türlerin başında gelirken çeviri kitaplarına ve Isabel Allende, Elif Şafak ve Elena Ferrante gibi yazarların kitaplarına da büyük bir ilgi vardı. Sarter ve Camus’un eserleri ve “Zorba” gibi modern klasikler ile eski klasikler hala en çok rağbet gören eserler arasında bulunmaktaydı. Her ne kadar yaynevleri yetenekli çevirmenler bulmanın zorluğundan ve bazı çevirmenlerin dilinin zayıf olması nedeniyle kimi zaman aynı kitabı birkaç kere çevirmek zorunda kaldıklarından şikayet etseler de –ki bu yayınevleri için gerçekten önemli bir sorun- okuyucular arasında iyi çevirmenlere olan talep azalmak yerine gittikçe artmaktadır.
Adab Yayınevi’nden Rana İdris bu yıl fuarın büyük ilgi görmesinin nedenini insanların televizyonun yanında kitap gibi daha az maliyetli şeylerle kendilerini eğlendirme ve günlük sıkıntılarından uzaklaşama isteğine bağlıyor. Lina Keridiyye ise yayınevlerinin düzenlediği  günlük imza törenlerinin ve faaliyetlerin, yayınevlerinin sitelerinde ve sosyal medyada kitaplarını pazarlama yöntemlerinin kitap sektörünün yeniden canlanmasında temel bir rol oynadığını düşünüyor. Keridiyye; “Eskiden olduğu gibi oturup sizde oan bir kitabı arayan okuru bekleme yöntemi  artık işe yarar bir pazarlama yöntemi olmaktan çıkmıştır.”
Şüphesiz yayınevleri her zamankinden daha fazla okurlara mesajlarını ulaştırmak, onları yeni çıkan kitaplarından haberdar etmek için yeni iletişim araçlarını kullanmanın önemini anlamış bulunuyor. Çok tanınmamış ya da kitapları ilk defa yayınlanan genç kalemleri tanıtmak için de yayınevleri yine bu araçları kullanıyor. Hachette Antoine Yayınevi de bu yıl bunu yapmaya çalışan yayınevleri arasındaydı. Yayınevi; bir yandan sadece imza gününde “Ayrılık Gibi Lezzetli” adlı yeni romanından yaklaşık 500 nüsha satılan Ahlam Mustağni ve “Terzinin Kızı” adlı romanı ile  buna yakın bir satış oranı Jumana Haddad gibi iki önemli kadın yazarın kitaplarını basarken diğer yandan  Suriyeli bir bayan doktor olan Nağam Haydar’ın “Kış Bayramları” adlı ilk romanını da yayınladı. Fuar sırasında ise yine bir başka cesur genç kalemlerden biri olan Suhayb Eyyüp’ün “Satenden Bir Adam” adlı romanını yayınladı. Fransa’da yaşayan ve işleri nedeniyle fuara katılamayan Suhayb “Skype” aracılığıyla sanal bir imza günü düzenledi. Bu sanal imza gününde bir ilkte yaşanarak okurlar satın aldıkları kitabın üzerine ithaf sözlerini kendileri yazdılar. Elbette bu fuarda yaşanan tek ilk değildi. Yazar Talal Şetavi de bir ilke imza atan isimler arasındaydı. 14 yıldır İsrail hapishanelerinde bulunan Filistinli  esir Bessam Khandakji’nin Adab Yayınevleri tarafından basılan“Bedreddin’in Tutulması” romanından 100 tane satın alan Talal Şatavi bunları imzalayarak “Dar-ul Farabi”deki imza gününde kitaplarını satın alan her okuruna bir nüsha hediye etti. Yazarlar ve entelektüeller tarafından çok takdir edilenTalal Şatavi’nin bu eşsiz ve cesaret verici girişimi; 3 kez müebbet hapis cezasına çarptırılan, 21 yaşından beridir cezaevinde bulunan 31 yaşındaki esire gönderilmiş güzel bir mesaj olarak görüldü. Filistinli Bessam Khandakji İsrail hapishanelerinde geçirdiği bu süre boyunca 2 şiir kitabı ve Adab Yayınvevi tarafından basılan 1 roman yazdı.
Teknolojinin günlük hayat üzerindeki etkileri, medya ve çocuk eğitimi ve eğitim süreci gibi yeni olguları ele alan onlarca başlığa bakıldığında fuarın gerçekten de gelişmekte olduğu görülmektedir. Teknolojinin hayatlarımıza bu kadar girmesi nedeniyle yeni değişimleri ele alan bu tür kitaplar en çok ilgi gören ve gittikçe gelişen türler arasında bulunmaktadır. Her yıl sayısı daha da artarken  ele aldıkları konularda çeşitlenmektedir. Aynı şekilde çocuklara yönelik akıllı kalemler ve akıllı tahtalar gibi modern teknolojik ve eğitici araçlar da gün geçtikçe daha çok gelişmektedir. Fuarın  dijital gelecek bölümünde yer alan bu yeni ve modern araçların en dikkat çekici özelliklerinden biri de Arapça kullanım seçeneğinin de bulunmasıdır. Zira bilindiği gibi geçmişte bu gibi ürünlerde sadece yabancı diller kullanılırdı. Bu da bu alana yönelik gerçek ve umut verici bir çabanın var olduğuna  işaret etmektedir.
Yine bu fuarda yayınevlerinin başlıkların seçimlerinde, kitapların daha zarif ve dikkat çekici kapaklarla sunulmasına  özen gösterdiği ve bu konuda daha modern olmaya başladıkları görülmektedir. Örneğin Hachette Antoine Yayınevi kitaplarının kapaklarını süslemeyecek  güzel bir tablo için büyük miktarda paralar harcamaktan kaçınmayan yayınevlerinin arasında yer almaktadır. Aynı şekilde zamanın ruhuna daha yakın ve yeni konuları denemeye daha açık olan yazarların sayısında da bir artış görülmektedir. Kitaplar dünyasında belki de en dikkati çekici ve önemli gelişmeler ise çocuk edebiyatında yaşanmaktadır. Yayınevlerinin kitapların formlarına getirdikleri yenilikler ve çizim ile metinlerin iyi olması için harcadıkları çabalar bunun en açık göstergesidir.
Beyrut’taki yayın dünyasında bir şeyler değişmeye başlamaktadır. Yazarlar artık daha cesur ve yeniliğe daha açık hale geldiler. Yine çocuk edebiyatı alanında çocuklar için hayali bir dünya yaratma konusunda belki de en ilginç ve yenilikçi teknikleri kullanan yayınevleri arasında Onboz Yayınevi’de bulunmaktadır. Örneğin Onboz Yayınevleri’nin yayınladığı Emily Nasrallah’ın vefatından önce yazdığı ve hayatını, Onboz yayınevi deneyimini anlattığı “Mekan” adlı kitabının tasarmının sadece zarif değil tam bir sanat şaheseri olduğunu bilhassa belirtmeliyiz.
Kitapların tasarımının güzelliğine ve dizaynına daha çok önem vermek, okur açısından daha çekici görünmesi için kitapların kapaklarının tasarımında bazen ressam ve çizerlere başvurmak geçmişte yayınevlerinin önem vermediği ayrıntılardı. Ki bazı yayınevleri hala bu zihniyetten kurtulamamış görünmektedir. Bu yayınevleri hala kitaplarını hiçbir özen göstermeden sıralamayı  ya da belirli başlıklara göre sınıflandırmayı sürdürmektedir. Ama yayınevlerini bu özensizlikleri nedeniyle eleştiren ve kitabın önce dış görünüşünün okuru cezbetmesi gerektiğini söyleyen sesler de gittikçe artmaya başlamıştır. Fuar sırasında bazı yayınevleri daha da ileri giderek okurların dikkatini çekmek için standlarında müzisyenlere yer verdi. Kuşkusuz bu ekonomik krizlerin insanların elini kolunu bağladığını ve yeni fikirleri engellediğini zannedenlerin yanıldıklarını gösteren en açık kanıtlardan biridir. Evet, daha önce de belirttiğimiz gibi kitapları raflara dizip okurları bekleme dönemi kapanmıştır. Bugün artık her yayınevi pazarlamada kendi yöntemini geliştirmeye ve başarılı olmaya çalışmaktadır. Tüm bunlara rağmen fuarın organizasyonunu Lübnan Yayınevleri Birliği ile birlikte yürüten Arap Kültür Derneği’ne bu yılda çok sayıda eleştiriler yöneltildi. Derneğin fuarın adının işaret ettiği gibi gerçekten de“Uluslararası” ölçüde olması için atması gereken daha birçok adım olduğu belirtildi. Zira bu yıl Çin’in yoğun katılımı dışında fuarda yabancı yayınevlerinin etkin bir katılımı gerçekleşmedi. Meslektaşımız Rana Neccar ise şu soruları yöneltti: Bu yıl ilk defa fuara katılan Çin’in bu katılımının neden  dernek tarafından yeteri kadar duyurulmadı? Beyrut’ta sürekli karşılaştığımız yazarlar etkinliklere davet edilirken diğer Arap ülkelerinden büyük yazarlar neden davet edilmedi? Gerçekten de Adonis ve İbrahim Nasrallah dışında diğer Arap ülkelerinden neredeyse hiçbir yazar fuara katılmadı. Aynı şekilde Rana Naccar; fuara bir kitap almak için gelen bir ziyaretçinin neden zaten ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen bir otoparkta arabasını park edebilmek için en az bir kitap değeri kadar para ödemesi gerektiğini de sorguladı.
Evet, fuara yöneltilen ve birçoğu haklı olan eleştiriler bulunsa da Arap yayın dünyasında gerçekten de bir şeyler değişmektedir. Çağı yakalaması gerektiğini ve zamanın hızla akıp geçtiğini bilenler yerlerinde saymayıp harekete geçmek istemektedirler. Bu bağlamda; kitap sektöründe dikkati çeken yeni gelişmelerden biri de yayınevlerinin hükümeti beklemek yerine sorunlarını kendi çabalarıyla aşmaya çalışmalarıdır. Örneğin iki ya da daha fazla Arap ülkesindeki yayınevleri  bir kitabı eş zamanlı olarak kendi ülkelerinde yayınlamak konusunda işbirliği yapar hale gelmişlerdir. Beyrut’taki “Difaf Neşriyat” ile Cezayir’deki “İhtilaf Yayınevi” arasındaki bu işbirlğinin en güzel örneklerinden biridir.



Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Greta Gerwig, C.S. Lewis'in fantastik serisinden uyarlayacağı yeni Narnia filminde Meryl Streep'le yeniden bir araya geliyor. İkili daha önce Küçük Kadınlar'da (Little Women) birlikte çalışmıştı.

Streep, Narnia'nın gizemli dünyasını yaratan kudretli aslan Aslan'ı seslendirecek.

Empire'a film hakkında bir kapak röportajı veren Gerwig, Streep'i neden seçtiğini şu sözlerle anlattı:

Derinlikli ama gösterişten uzak, ağırlığı olan ama kasvetli bir ciddiyete hapsolmayan birini istiyordum. Derinliği ve hüznü yansıtabildiği kadar neşe ve coşkuyu da hissettirebilecek birini arıyordum. 70 yaşın üzerinde, hayat tecrübesinin kazandırdığı bilgeliğe sahip ama aynı zamanda bir çocuğun katıksız merakını taşıyabilen biri olmalıydı. Tabii bir de gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri olması gerekiyordu. Bütün bu nitelikleri taşıyanların sayısı pek fazla değil.

Aslan'ın görünümünde David Bowie etkisi

Gerwig'e göre David Bowie, yeni filmde farklı renklerde gözlere ve yüzünde kırmızı bir çizgiye sahip olacak Aslan'ın görünümüne ilham verdi. Bowie'nin etkisi filmin genel ruhuna da yansıdı.

Filmin görkemli ve sürükleyici olmasını, izleyiciye adeta bir rock operasındaymış hissi vermesini istediğini söyleyen yönetmen, müzikle kurduğu bağı şu sözlerle anlattı:

David Bowie hayatımı kurtardı. Paul McCartney hayatımı kurtardı. David Gilmour, Pete Townshend, Jimmy Page, Robert Plant... Hepsi hayatımı kurtardı. Onların müziğini dinlediğimde içimde, her şeyin yoluna gireceğine dair güçlü bir his belirirdi.

Gerwig, rock müzikle Narnia arasında kurduğu bağı da şöyle anlattı:

Narnia kelimenin tam anlamıyla müzikten yaratılmış bir dünya. Aslan'ın şarkısıyla hayat bulan bu evreni düşündüğümde, rock 'n' roll bana tam da müzikten doğmuş bir dünyayı çağrıştırıyor.

Gerwig'den Barbie sonrası görkemli dönüş

Narnia: Büyücünün Yeğeni (Narnia: The Magician's Nephew), Gerwig'in gişe rekorları kıran ve Oscar kazanan Barbie'nin ardından çekeceği yeni büyük bütçeli yapım olacak.

Film, C.S. Lewis'in ünlü fantastik serisinin başlangıç öyküsünü ve Narnia'nın nasıl yaratıldığını anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda David McKenna, Beatrice Campbell, Daniel Craig, Emma Mackey, Carey Mulligan ve Ciarán Hinds de yer alıyor.

Başlangıçta 2026'daki Şükran Günü döneminde gösterime girmesi planlanan Narnia: Büyücünün Yeğeni, 12 Şubat 2027'de sinemalarda izleyiciyle buluşacak, 2 Nisan'da ise Netflix'te yayımlanacak.

Independent Türkçe, Variety, Empire


Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
TT

Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)

Netflix, sevilen drama dizisi Sweet Magnolias'ı 5. sezonunun ardından iptal etti. Ancak dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncularından biri, platform için geliştirilen yeni bir projede yeniden bir araya geliyor.

Sherryl Woods'un romanlarından uyarlanan Sweet Magnolias'ın iptal edildiği, 5. sezonun prömiyerinden üç ay sonra açıklandı.

İzlenme oranları hem dünya genelinde hem de ABD'de gerileyen dizinin 5. sezonu, Netflix'in kendi verilerine göre İngilizce dizilerin küresel ilk 10 listesinde üç hafta, reyting ölçüm şirketi Nielsen'ın ABD sıralamalarında ise 4 hafta kalabildi.

JoAnna Garcia Swisher, Brooke Elliott ve Heather Headley dizide, hayatın bütün iniş çıkışlarını birlikte göğüsleyen üç eski dostu canlandırıyordu.

Sweet Magnolias ekibinden yeni dizi

Sweet Magnolias'ın dizi sorumlusu Sheryl J. Anderson'la oyuncu JoAnna Garcia Swisher, Lauren Edmondson'ın romanından uyarlanacak Ladies of the House'un yapımcıları arasında yer alacak. Swisher'ın dizinin oyuncu kadrosunda da bulunması bekleniyor.

Resmi özete göre dizi, bir şarap imalathanesinin sahibi olan aileye odaklanıyor. İşletme sahibinin beklenmedik ölümünün ardından eşi ve iki yetişkin kızı, aile işletmesiyle, akrabalarıyla ve hayatlarındaki erkeklerle ilgili sorunların üstesinden gelebilmek için önce kendi aralarındaki meseleleri çözmek zorunda kalıyor.

Anderson dizinin sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstlenecek; Swisher ve Kate Gordon ise yapımcı olarak görev yapacak.

Yeni proje hakkında konuşan Anderson, "JoAnna ve Netflix'le bu yeni yolculuğa çıkmaktan büyük heyecan duyuyorum" diyerek ekledi:

Jo romanı benimle paylaştığında, aile, dostluk ve aşkın karmaşasıyla mücadele eden üç kadının hikayesinden nasıl bir dizi çıkabileceğini hemen gördüm. Richardson ailesinin kadınlarını ve onların dünyasını, dünyanın dört bir yanındaki Netflix izleyicileriyle buluşturmak için sabırsızlanıyorum.

Garcia Swisher ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:

Olağanüstü Sheryl Anderson'la birlikte kadınları merkeze alan anlamlı hikayeler anlatmayı sürdürmekten büyük heyecan duyuyorum. Bu projeyi yapım şirketimiz Rolling Clover ve Black Label'daki harika ortaklarımızla hayata geçirecek olmak da mutluluğumu artırıyor. Netflix 7 yıldır yaratıcı anlamda kendimi evimde hissettiğim yer. Bu hikayeyi anlatmak için daha iyi bir platform veya ekip hayal edemezdim.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TheWrap, Variety


100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
TT

100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)

Yaklaşık 100 bin kişiyi kapsayan geniş çaplı bir araştırma, yalnızca ne kadar uyuduğumuzun değil, nasıl uyuduğumuzun da ilerleyen yaşlarda düzinelerce hastalığa yakalanma riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Daha önceki araştırmalar, günde 6 ila 8 saat uyumanın diyabet ve kalp hastalığı dahil çeşitli sağlık sorunlarına yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor.

Ancak belirli uyku evrelerinin ve gerçek hayattaki uyku düzenlerinin sağlık çıktılarıyla nasıl bir ilişkisi olduğu büyük ölçüde belirsizliğini koruyordu. Bunun başlıca nedeni, çoğu çalışmada katılımcıların beyanına dayalı uyku ölçümlerini kullanması. Bu ölçümler genellikle nesnel değerlendirmelerle düşük düzeyde örtüştüğünden, günlük yaşamdaki uyku düzenlerini doğru biçimde yansıtmak zorlaşıyor.

Çin'in Pekin Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu sorunu aşmak için UK Biobank veri tabanındaki 95 bin 559 kişinin sağlık verilerini analiz etti. Birleşik Krallık'ta oluşturulan bu veri tabanı, yaklaşık 500 bin gönüllünün biyolojik, genetik ve yaşam tarzına ilişkin bilgilerini içeriyor. Çalışmaya dahil edilen kişiler, üst üste 7 gün ve gece boyunca bileklerine ivmeölçer taktı.

Araştırmacılar, REM, derin uyku ve hafif uyku gibi her bir uyku evresinin süresinin yanı sıra toplam uyku süresini, ilk uykuya dalmadan sonra uyanık geçirilen vakti ve geceden geceye değişen uyku düzensizliklerini analiz etti.

Bilim insanları, her bir katılımcıyı ortalama 9 yıl boyunca takip ederek sağlık kayıtlarında binden fazla hastalık çıktısıyla bağlantılar olup olmadığına baktı.

Araştırmacılar, REM uykusunun daha uzun sürmesinin, kalp yetmezliği, demans ve Parkinson da dahil 83 hastalığa yakalanma riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğini saptadı.

Derin uykunun daha uzun sürmesi, tip 2 diyabet ve klinik depresyonun da aralarında bulunduğu 7 rahatsızlığın riskinin düşmesiyle bağlantılıydı.

Diğer taraftan uyku düzensizliğinin ve ilk uykuya daldıktan sonra uyanık geçirilen sürenin artması, anksiyete ve madde kullanım bozuklukları gibi rahatsızlıkların riskinin artmasıyla ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, düzenli olarak 6 ila 8 saat uyuyan katılımcıların çeşitli hastalıklarda en düşük riski taşıdığını belirtiyor. 5 saatten az uyuyan katılımcılar, klinik açıdan en hassas grubu oluşturuyor ve 37 sağlık sorununda daha güçlü bir ilişki gösteriyordu ancak 8 saatten fazla uyuyanlar da risk altındaydı.

dfrgthy
Uyku apnesi için kullanılan CPAP cihazı (Missouri Üniversitesi/Eurekalert)

Araştırmacılar, "Bu rahatsızlıkların çoğunda riskin en düşük görüldüğü uyku süresi, tam olarak 6-8 saat aralığında yoğunlaşıyordu" diye yazıyor.

Ancak araştırmacılar, bulguların sadece gözleme dayandığı ve uyku düzeninin hastalık riskine doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığı uyarısında bulunuyor.

Çalışmada, "Bulgular, 6-8 saatlik uyku süresinin orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde sağlık güvencesi rolü üstlendiğini destekleyen ek kanıtlar sunuyor; bu durum muhtemelen, uyku evrelerinin daha elverişli dağılımlarından kaynaklanıyor" ifadeleri yer alıyor.

6-8 saatlik bir uyku süresini korumak, çeşitli hastalıkların riskini etkin bir şekilde azaltabiliyor ve bu da sağlıklı yaşamı teşvik etme ve önleyici tıp çalışmalarına yeni öngörüler kazandırıyor.

Independent Türkçe