Fas İçişleri Bakanı: Ülkemiz, terörle sürekli savaşta

Rabat’taki Danimarka ve Norveç büyükelçilikleri önünde düzenlenen kurbanlarla dayanışma gösterisi (AFP)
Rabat’taki Danimarka ve Norveç büyükelçilikleri önünde düzenlenen kurbanlarla dayanışma gösterisi (AFP)
TT

Fas İçişleri Bakanı: Ülkemiz, terörle sürekli savaşta

Rabat’taki Danimarka ve Norveç büyükelçilikleri önünde düzenlenen kurbanlarla dayanışma gösterisi (AFP)
Rabat’taki Danimarka ve Norveç büyükelçilikleri önünde düzenlenen kurbanlarla dayanışma gösterisi (AFP)

Fas İçişleri Bakanı Abdul Vafi Laftit, geçtiğimiz hafta başlarında Imlil bölgesinde meydana gelen terör suçunun, ülkenin terör tehdidiyle sürekli bir çatışma içerisinde olduğunu kanıtladığını belirtti. Bakan, basit ilkel araçlarla beklenmedik bir şekilde meydana gelen olaya dair Fas’ın endişelerine değinirken, 24 Aralık’ta Temsilciler Meclisi’ndeki haftalık oturumda, “Olay, bize bir kez daha terörün bir vatanı olmadığını ve her an her yerde yaşanabileceğini gösterdi” ifadelerini kullandı.
Laftit, teröristlerin benimsediği bu yeni yönetimin, Fas’ta tanık olunan eski yöntemlere zıt olduğunu söylerken olayın, güvenlik makamlarını terör gruplarının boğazlarını sıkmada elde ettikleri başarıların bir sonucu olduğunu vurguladı. Faslı bakan, söz konusu başarının teröristlerin yeteneklerini sınırlandırdığını ve onları kötü niyetli uygulamalarını yerine getirmek için başka yollar aramaya ittiğini belirtti.
Abdul Vafi Laftit, teröristlerin “bireysel kurtlar” olarak faaliyet gösterdiğini ve bu durumun, “lojistik ve beşeri araçların sahip olduğundan daha etkili” sonuçlar ortaya koyduğunu vurguladı.
İşlenen suçun Fas’ın tüm kesimlerinde kınandığını söyleyen bakan, başta suçun işlendiği bölge halkı olmak üzere tüm Fas vatandaşlarının bu barbarca eylemi kınadığına dikkati çekti.
Laftit, devletin terörle mücadelede benimsediği yaklaşım hangi düzeyde olursa olsun, ülke içinde ve dışındaki bazı taraflara fırsatçı bir yaklaşım benimsemeleri için terör grupları tarafından dayatılan uygulamaların sürekli bir kafa karışıklığına neden olduğunu söyledi.
Faslı bakan, terörizmi ortadan kaldırmanın ilk adımının, toplumu, dinin “insanlığın ideallerinin temel taşlarından biri olan hoşgörü değerlerinden uzak aşağılık emeller için” sömürülmesinden korumak olduğunu vurguladı.
Fas İçişleri Bakanı, birey ve toplumlara da “ahlaki değerlere zarar verici pozisyonlardan uzak açık ve kararlı olma” çağrısı yaparak, “Vatan sevgisinde orta yol yoktur. Vatanseverlik, zaman zaman başvurduğumuz bir durum olarak kabul edilemez. Aidiyetlik; ülkeye ait gerçeklerin geçmiş, bugün, gelecek ve umutlarla somutlaşmasıdır” dedi.
Bakan, isim vermeden ülkedeki İslami gruplara ve savunuculara da atıfta bulundu. Bazı taraflarca benimsenen tutumların belirsiz olduğunu söyleyen Laftit, bu durumun kendilerini kaçınılmaz olarak güven kaybına ittiğine dikkati çekti.
Fas İçişleri Bakanı Abdul Vafi Laftit, durumun zorluğuna dair uyarıda bulunurken, sosyal medya organlarının gençleri etkileme ve radikal fikirleri yayma konusunda bir araç olarak kullanıldığını ve söz konusu durumun her zamankinden daha da yaygın bir hal aldığını vurguladı.
Bakan, nefret ve pişmanlık kavramlarını yok etmek için başta gençler olmak üzere ülkesinin “umut ve iyimserlik ekili ılımlı ve dengeli bir hitaba, vatandaşlık değerlerinin yaygınlaştırılması ve vatandaşların toplumda aktif ve bilinçli bir rol oynamasına ve doğru yaklaşımı benimsemesine” ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.
Faslı Bakan, İç İstihbarat Müdürlüğü’ne bağlı Genel Adli Araştırma Bürosu’nun söz konusu olayla ilgili 17 kişiyi gözaltına aldığını söyleyerek, çeşitli güvenlik birimlerinin olaya dair çabalarına ve vatandaşların güvenliğini sağlamak için gösterdiği faaliyetlere övgüde bulundu.
Abdul Vafi Laftit’in belirttiğine göre, suça ilişkin ön veriler, eylemin büyük bir terör faaliyetiyle ilgili olmadığını ve suçun yalnızca radikalizm yanlısı unsurlarca işlendiği gösteriyor. Unsurların, terör örgütlerinin eylemlerinden ilham alarak basit yöntemler kullandığını belirten Bakan, “düşük eğitim ve kültür seviyesi, bu gençleri terörizme ve radikalizme itmede büyük bir rol oynuyor” dedi.
Faslı Bakan, terörle mücadelenin sadece devlet kurumlarıyla sınırlı olmadığını, aksine ülkenin tanık olduğu zorlukların üstesinden gelmek için herkesin ortak bir çaba sarf etmesi gerektiğini vurguladı. Yerel halka, terörle mücadelede ilgili makamlarla yoğun işbirliği yaparak ve tüm şüpheli vaka ve kişileri güvenlik birimlerine bildirerek kilit bir rol oynama çağrısı yapan Laftit, vatandaşların birçok terör eylemini boşa çıkartma rolüne de övgüde bulundu.
Bakan Abdul Vafi Laftit, Eğitim Bakanlığı ile Vakıf ve İslami İşler Bakanlığı’na da gençlerin radikalizm ve terörizmden korunması, beyinlerinin yıkanmasının engellenmesi hususunda çaba sarf etmeleri çağrısı yaptı.
Öte yandan Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü sözcüsü Tuğgeneral Ebu Bekir Sebik, yakalan 4 şüphelinin bireysel terör çerçevesinde faaliyet gösterdiğini, liderlerinin izni olmaksızın terör faaliyetleri yürüttüklerini ve eylemlerden elde ettikleri ganimetleri terör örgütleriyle paylaşmadıklarını belirtti.
Yetkili, söz konusu 4 şüpheliyi “yalnız kurtlar” olarak nitelendirdi.
Geçtiğimiz gece Fas’ta yayın yapan 2. Kanal’a konuşan Sebik, son zamanlarda güvenliğin, Suriye’den geri dönen savaşçılar dolayısıyla zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Ebu Bekir Sebik, sosyal paylaşım sitelerinde de terör içerikli paylaşımların artış gösterdiğine dikkati çekti.
Terör coğrafyasında ve benimsenen yöntemlerde bir değişim olduğunu söyleyen Tuğgeneral, DEAŞ’a karşı verilen mücadelenin ardından Fas Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün daha önceden de bu değişime karşı uyarıda bulunduğunu vurguladı.
Tuğgeneral Sebik, DEAŞ’ın Libya ve sahil kesimlerindeki gibi bölgesel kutuplaşma aracılığıyla farklı alanlara uzanmaya çalıştığını belirtti.
Ebu Bekir Sebik, beklenmedik bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını, hızlı bir kutuplaşmaya giden bireylere tanık olabileceklerini ve Imlil bölgesinde yaşananlar gibi mevcut araçlarla terör saldırısına maruz kalabileceklerini vurguladı.
Suriye’den Fas’a dönen savaşçıların oluşturduğu tehdide değinen yetkili, bu savaşçıların sayısının bin 669 olarak tahmin edildiğini ve Fas makamlarının şu ana kadar 242 kişiyi yakalayabildiğini söyledi. Yetkili, Fas sınır kontrolünün güçlendirildiğine dikkati çekerken, söz konusu unsurların bazen sahte pasaportlar kullandığını ve takip edilmesi zor olan uzun kara sınırı aracılığıyla ülkeye gizlice girdiklerini belirtti. Sebik ayrıca, Fas güvenlik makamlarının, Fas’ın 50 hava ve kara geçidinde yurtdışındaki tüm Faslı savaşçıların fotoğrafları ve parmak izlerini içeren bir veri tabanı oluşturduklarını belirtti.
Ebu Bekir Sebik, Fas’ta terör suçlamasıyla gözaltına alınan eski tutuklar hakkında da konuştu. Bu çerçevede söz konusu tutukluların sayısının 2 bin 900 olduğuna dikkati çeken yetkili, “Birçoğu uzlaşı sağladı ve radikalizm yanlısı fikirlerinden geri adım attı. Şu anda da bize bu fikirlerle mücadelede yardımcı oluyorlar ve diğer unsurlar, onların bu faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiller” dedi.
Ebu Bekir Sebik, Imlil olayına katılanların 4 kişi olduğunu, diğer tutukluların söz konusu unsurlarla bağlantıları dolayısıyla gözaltına alındığını belirtti. İki kişinin Agadir şehri yakınlarındaki Chtouka Ait Baha ve ülke merkezinde yer alan Midelt’te yakalandığını söyleyen yetkili, bu unsurların terör operasyonuna övgüde bulunmaları dolayısıyla gözaltına alındığına dikkati çekti. Sebik, “Fas’ta bu eylemi kınama konusunda bir fikir birliği var. Ancak ne yazık ki, bu eylemi öven ve sosyal paylaşım sitelerinde mağdurlar hakkında çirkin söylemler paylaşan bazı istisnalar bulunuyor. Ulusal Güvenlik Genel Müdürlüğü, bu söylemleri kullananları takip ediyor” dedi.
Olay yeri yakınlarındaki taksi şoförleri ve yerel halk tarafından yapılan ön incelemelerle ve turizm alanındaki kameralara yansıyan görüntülerle olaya ilişkin ilk şüphelinin kolay bir şekilde yakalandığını söyleyen Ebu Bekir Sebik, yürütülen soruşturma sayesinde de diğer 3 teröristin yakalandığını vurguladı. Yetkili, teröristlerin Marakeş yolunda bir yolcu otobüsünde ele geçirildiklerini belirtti.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.