2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
TT

2019’da Suriye’nin akıbeti ne olacak?

DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)
DEAŞ ile yapılan savaşlardan geriye Rakka’da bu görüntüler kaldı (AP)

2018 yılı sona ererken Suriye’de gelecek yıl gerçekleşmesi beklenen 5 gelişmeye dair özellikleri şu ana başlıklar altında topladık:
ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ardından ülkenin doğusundaki boşluğun doldurulması, Rusya ve Türkiye arasında yapılan İdlib uzlaşısının geleceğine dair çıkarımlar, siyasi süreçle ilgili umutlar, Şam'ın Arap ülkeleri ve Batı ile ‘normalleşmesi’, İran’ın Suriye'deki varlığının geleceği.
ABD’nin çekilmesi
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye'den çekilme kararını duyurması rakipleri ve müttefikleri için sürpriz oldu. Trump, bu kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında aldı. ABD’nin YPG’yi desteklemeyi durdurması konusunda ısrarcı olan Erdoğan dahi Trump’ın bu kadar hızlı hareket etmesini beklemiyordu. Trump, kararını açıklarken, “tam ve hızlı bir geri çekilme” olacağını ve Türkiye’nin DEAŞ’tan geriye kalanları ortadan kaldırma görevini tamamlayacağını kaydetti. Başkan Trump, 14 Aralık’ta Twitter üzerinden paylaştığı mesajla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Suriye sizindir” dedi.
Trump’ın yaptığı sürprizin yankıları bitti. İlgili tarafların arayışları başladı. Genel olarak hareketliliğin ana adresi geri çekilme sonrası güvenlik ve askeri düzenlemelere ulaşma konusuydu. ABD, Suriye topraklarının üçte birini yani Fırat’ın doğusunu, el-Tanf ve Menbiç’i terk edecek. Bu bölgelerde, 70 bin Arap ve Kürt militan, DEAŞ’ın kalıntıları, uyuyan hücreler, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PYD) liderliğindeki idari, ekonomik ve partizan bir yapı, Arap aşiret yapısı, Haseke ve Kamışlı’da iki güvenlik alanı, Suriye-Irak-Türkiye sınırı, Suriye, Irak, Ürdün sınırlarının birleştiği bölge, Suriye petrol üretiminin yüzde 90'ı ve doğalgazının yarısının çıktığı, pamuk ve diğer tahıl ürünlerinin çoğunun yetiştiği ve Suriye’nin en büyük 3 barajının yer aldığı bölgeler, aynı zamanda İran'ın çıkarları, nüfuzu ve milisleri için hayati öneme sahip olan İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ı bir birine bağlayan kara yolunun geçtiği alanlar bulunuyor.
Kısacası; Suriye’de hem askeri hem de demografik açıdan faydalı olan Suriye'ye ekonomik ve stratejik olarak da faydalıdır.
Bölgesel, uluslararası ve Suriyeli oyuncular arasındaki rekabet, yarış ve çatışmanın kaynağı, bu ‘servettir.’ İran, Fırat Nehri'nin güneyindeki Haşdi Şabi güçlerini durdurmuyor. Şam, geçmişe dönmek istemiyor. Türkiye bir nüfuz alanı oluşturma hedefinden vazgeçmiyor.
2019'un bu bölgenin kaderi için hayati bir yıl olacağına ve bu bölgenin yine yılın büyük bir bölümünde gündem oluşturacağına hiç şüphe yok. Türkiye, herhangi bir Kürt oluşumunu engellemek, PKK’yı kovmak ve sınırının 20-30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridi oluşturmak isterken, Şam, Suriye'nin egemenliğini ve ekonomi kaynaklarını korumak, Rusya, Türkiye'yi rahatsız etmeyen düzenlemelere ulaşmak ve Şam ile Ankara arasında iletişim kurmak, ABD, DEAŞ’ı ortadan kaldırmak ve İran’ın nüfuzunu azaltmak, İran ise bu bölgenin kendisine karşı kullanılmasını önlemek istiyor.
İdlib’in kaderi
Suriye'nin kuzeydoğusunun kaderi kuzeybatısından ayrılmaz. İdlib, Halep'in batı kırsalının kuzeyinde, Lazkiye'nin doğu kırsalında, Hama'nın kuzey kırsalında bulunuyor. ‘İdlib'in kaderi’, 2018’de atılan manşetlerden biri oldu. Rejim güçleri, geçtiğimiz yıl ilkbaharda Suriye’nin güneyi, güneybatısı ve Doğu Guta’nın kontrolünü devraldıktan sonra, İdlib kırsalına yoğunlaştı. Ancak ABD ve Batı’nın tehditleri ile uluslararası ve insani yardım kuruluşlarının yükselen sesi, İdlib’de bir Rus-Türk anlaşmasına zemin hazırladı.
Türkiye ve Rusya’nın nükleer santral, ticaret, doğalgaz boru hattı ve S-400 füze savunma sistemi satışı gibi ikili ilişkileri geliştirme çabaları, iki tarafın geçtiğimiz Eylül ayında Soçi’de İdlib konusunda uzlaşıya varmalarına indirgenmemeli. Suriye ordusunun saldırılarının sona ermesi, muhalifler ile hükümet arasında bir tampon bölge oluşturulması, teröristlerin etkisiz hale getirilmesi ve Türkiye'nin 12 izleme noktasını güçlendirmesi gibi gelişmeler yaşandı. İdlib, Ankara'nın ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunu gerçekleştiği el-Bab ve Cerablus ile ‘Zeytin Dalı’ operasyonunu gerçekleştirdiği Afrin olmak üzere iki etki alanını da içeriyordu. Bu bölgeler, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor.
Rusya’nın Suriye planı ise 3 aşamadan oluşuyor. Birinci aşama; İdlib'in güneyi yani Han Şeyhun, Ma'arretü'n-Nu'man ile İdlib'in batısı yani Cisr eş-Şuğur’u kontrol altına almak. İkinci aşama; Lazkiye ile Halep ve Şam ile Halep arasındaki iki ana yolun kontrolünü ele geçirmek. Üçüncü aşama ise, Lazkiye - Halep kara yolunun kuzeyinde kontrolü sağlamak. Türkiye ile yapılan İdlib anlaşması Rusya’nın bu planını ortadan kaldırmadı. Ancak bu aşamaların kapsamlı bir askeri operasyon olmadan daha yavaş ilerlemesine neden oldu. Rusya’nın İdlib anlaşmasını yapma amacı, Türkiye'yi kendi ekseninde tutmak ve ABD’den uzaklaştırmaktı. Fakat Trump-Erdoğan bağlantısı ve ABD’nin Suriye’den çıkışının Türkiye ile koordineli olması, İdlib'in kaderinin yanı sıra Moskova ile Ankara arasındaki sıcak ilişkilere de yansıyacaktır. Bu da 2019'da Suriye ile ilgili atılacak manşetlerden biri olacaktır.
Siyasi bir çözüm için beklentiler
2018 yılı, Soçi ve Astana görüşmelerinin gerçekleştiği yıl oldu. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi, Ocak ayında Soçi'nin ev sahipliğinde yapıldı. Uluslararası himayede gerçekleşen kongrenin sonunda Anayasa Komisyonu kurulmasını içeren bir bildiri yayınladı. Yani Soçi-Astana platformunun anayasa reformu, BM’nin 2254 sayılı kararının uygulanması için girdi oluşturdu. Anayasa Komisyonu’nda yer alacak isimler için bir liste oluşturmak tam bir yıl sürdü. Ancak liste, Soçi bildirisinde belirtilen kriterlere de uymuyor.
Bununla birlikte ABD, geçtiğimiz yıl Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte siyasi sürece geri döndü. Suriye platformuna geri dönen ABD, Fırat Nehri’nin doğusunda DEAŞ’ı hezimete uğratmayı, İran’ın etkisini azaltmayı Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun 2254 sayılı BM kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmasına yardımcı olmayı hedefliyordu. Ancak siyasi bir çözüme ulaşmadan önce ayrılmaya karar veren ABD, uzlaşmaya yönelik etkilerini kaybetti.
Diğer değişiklik de BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’ının ayrılması oldu. Ayrılık nedenini Anayasa Komisyonu’nun oluşturulmasındaki ‘başarısızlığı’ olarak açıklayan Mistura’nın yerine Norveçli diplomat Geir O. Pedersen atandı. Türkiye, Rusya ve İran iki hafta önce Cenevre'de yapılan son toplantıda anayasa reformu ruhunu ve rotasını korumaya çalıştılar. Ancak yeni BM Suriye Özel Temsilcisi Pederson'ın siyasi bir çözüme ve 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik yeni girdiler isteyeceğinden şüphe yok. Pederson’ın 3 ay sonra resmi olarak göreve başlamadan önce harekete geçmesi beklenemez. Aynı şekilde Suriye'nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısındaki askeri alanda yaşanması muhtemel savaş öncesi ve ABD’nin askeri ve diplomatik olarak Suriye'den çekilme sürecinin tamamlaması öncesinde harekete geçilmesi de beklenemez.
Yeniden yapılanma ve normalleşme
Batılı ülkeler ve birçok Arap ülkesi, Suriye'nin yeniden inşasına yönelik katılımlarını, Suriye'deki ‘siyasi geçiş’ veya ‘güvenilir bir siyasi çözüme’ bağladılar. Bunu İran ve milislerinin ayrılışı ile ilişkilendirenler de var. Suriye’deki yeniden yapılanma maliyetinin 300-400 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Bu yeniden yapılanma aynı zamanda Suriye’nin yüzde 60'ını kapsayan rejim, Rusya ve İran'ın etki alanlarını da içeriyor. Bazıları yeniden yapılanma dosyasının İran'ı zayıflatma konusunda temel oluşturabileceğini savunuyor. Bununla birlikte Suriye hükümetinin Arap Birliği'ne dönüşü de şu anda masaya yatırılan konular arasında.
Ocak ayı sonunda Beyrut’ta yapılması planlanan Arap Ekonomi Zirvesi’nde, Şam’ın 7 yıl önce dondurulan üyeliğine dair istişareler yapılacağı ve bir karar alınacağından şüphe yok. Şam’ın üyeliğine ilişkin şu ana kadar Arap ülkeleri arasında bir fikir birliği oluşmadı. Ancak bununla birlikte, geçtiğimiz hafta Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'in Şam'ı ziyaret ettiği ve Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük’ün geçtiğimiz günlerde Kahire'ye sürpriz bir ziyarette bulunduğu da unutulmamalı.
İran nüfuzunun geleceği
Geçtiğimiz Eylül ayında ABD’nin koruması altında olan ve İran'ın Suriye'de konuşlandığı bölgeleri hedef alan bir İsrail uçağına ateş açan Suriye hava savunma sistemleri yanlışlıkla bir Rus uçağını düşürdü. Bu küçük olay, Suriye’nin yanı sıra ikisi dünyanın en büyüğü, ikisi ise bölgesel olmak üzere toplam 5 ülkeyi kapsıyordu.
2018’de Suriye, İsrail ile İran arasında gizli bir savaşa tanık oldu. İsrail, ayrıca İran konumlarına baskınlar düzenledi. Bununla birlikte Rusya, İran ve milislerini Golan Tepeleri ve Ürdün’deki üslerinden uzaklaştırmada arabulucu rol üstlendi. Ayrıca Suriye ile İsrail arasındaki ateşkesi gözetleyen Golan Tepeleri'ndeki BM Barışgücü askerleri (UNDOF) Golan’a geri dönerken Rusya, ‘S-400’ ve ‘S-300’ sistemlerinin yanına S-300 füze sistemini konuşlandırdı.
İran’ın Suriye’deki güney sınırından 100 kilometre içeriye çekilmesi taleplerden biriydi. Ayrıca ABD’nin Suriye’deki varlığının sebeplerinden biri İran’ı Suriye'den çıkarmaktı. Bu nedenle, önümüzdeki yıl, İran'ın askeri, ekonomik ve milis nüfuzuna dair birçok manşet görülecek. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin geri çekilme kararının ardından İran'ın çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini söyledi. Öte yandan İran, Fırat Nehri’nin doğusunda yayılmak istiyor. Rusya, İran’a rağmen Suriye’de karar alıcı konumda olmaya çalışıyor. ABD yaptırımları ve tehditleriyle kuşatılan Tahran, Moskova'ya karşı çıkıyor ve Suriye’yi bir uzlaşı ve kavga sahnesi olarak kullanıyor.
ABD’nin geri çekilme kararının, kartların yeniden karılmasına neden olduğuna şüphe yok. Bu durum yerel ve bölgesel oyuncular arasında bir ‘boşluğu doldurma’ yarışının yanı sıra müzakere konumunu güçlendiren stratejik kazanımlar elde etme ve yeni Suriye’nin inşasında masada yer alma rekabeti de başlattı. 



Hamas, Siyasi Büro Başkanı seçimi sürecine yeniden ivme kazandırıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
TT

Hamas, Siyasi Büro Başkanı seçimi sürecine yeniden ivme kazandırıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)

Hamas’a yakın iki kaynak dün, hareketin, tüm büro üyelerinin seçimi tamamlanana kadar, yeni bir Siyasi Büro Başkanı seçme sürecine yeniden başladığını bildirdi.

Bu adım, hareketin başkanlık yarışına yeniden ivme kazandırırken, ocak ve şubat aylarında en az iki kez aksayan süreci canlandırıyor.

Gazze içinden bir kaynak, “Doğrudan seçimlerin yapılmasını engelleyen durumlardan artık kurtulundu ve seçim sürecinin yeniden başlatılması için fırsat doğdu” dedi.

Kaynak, ‘engellenen durumların’ bazılarının, Gazze Şeridi’ndeki iç organizasyonel çatışmalarla ilgili olduğunu belirterek, bu sorunların çözülmesinin ardından seçim sürecinin yeniden başlatılmasına karar verildiğini, ayrıca hareketin yürüttüğü dış siyasi ve güvenlik müzakerelerinin de süreci etkilediğini ifade etti.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (EPA)

Hamas, 1987 yılında kurulduğundan bu yana karşılaştığı en büyük krizi yaşıyor. 7 Ekim 2023’teki saldırıdan sonra başlayan İsrail operasyonları, hareketin farklı kanatlarına ve kademelerine ulaşarak, bir dizi örgütsel ve mali krize yol açtı.

Tahminlere göre, Hamas’ın yurt dışındaki Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal ve Gazze’deki Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye, siyasi büro başkanlığına gelme konusunda en güçlü adaylar olarak öne çıkıyor.

İç ve dış Hamas çevrelerinde yapılan değerlendirmelere göre el-Hayye, Gazze’deki hareketin unsurları ve Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından destekleniyor. Öte yandan, Halid Meşal’in ise Batı Şeria ve yurt dışındaki Hamas çevrelerinde destek kazandığı belirtiliyor.

Bir dış kaynak, Şarku’l Avsat’a, “Hamas'ın yeni başkanının seçimi, mevcut koşullar ve imkanlar doğrultusunda Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışında mevcut tüm alanlarda yapılacak ve bu süreç kısa süre içinde netleşecek” şeklinde açıklama yaptı.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas’ın işlerini yürüten Liderlik Konseyi, 2023 yılı başında, hareketin kalan siyasi büro dönemi (2025'te sona ermesi bekleniyordu ancak bir yıl uzatıldı) boyunca yeni bir başkan seçme sürecini başlattı. Bu seçim, yıl sonu veya gelecek yılın başında yapılacak genel seçimlere kadar geçici bir başkanlık işlevi görecek.

Hareketin başkanlık seçimi için şubat ayında bir girişim olmuş, ancak o dönemdeki ABD-İsrail-İran savaşının başlaması nedeniyle bu girişim engellenmişti.

Seçimler yalnızca iç ve dış Hamas’ı yönetecek yeni bir siyasi büro başkanının seçilmesiyle sınırlı olacak. Siyasi büro için kapsamlı bir seçim ise yıl sonu ya da 2027’nin başına kadar yapılmayacak.

Mevcut Liderlik Konseyi, Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışındaki Hamas liderleriyle Şura Konseyi Başkanı Muhammed Derviş’in başkanlık yaptığı bir yapıdan oluşuyor. Bu konsey, Hamas’ın iç ve dış meselelerini izleyen ve bu meseleler hakkında üyeler arasında istişarelerde bulunan bir danışma organına dönüştürülecek.


Şara, Filistin Başkan Yardımcısı başkanlığındaki bir Filistin heyetini kabul etti

Şara, Filistin Başkan Yardımcısı başkanlığındaki bir Filistin heyetini kabul etti
TT

Şara, Filistin Başkan Yardımcısı başkanlığındaki bir Filistin heyetini kabul etti

Şara, Filistin Başkan Yardımcısı başkanlığındaki bir Filistin heyetini kabul etti

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Şam'daki Halk Sarayı'nda Filistin Başkan Yardımcısı Hüseyin el-Şeyh başkanlığındaki bir Filistin heyetini kabul etti.

Toplantıya Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani katıldı; Filistin tarafından ise Ulusal Konsey Başkanı Rawhi Fattouh, Merkez Komite üyesi Samir al-Rifai ve danışman Wael Lafi hazır bulundu.

Toplantıda, Cumhurbaşkanlığı'nın resmi platformlarında belirttiği üzere, iki kardeş halkın çıkarlarına hizmet edecek şekilde iki ülke arasındaki ikili ilişkileri güçlendirme yolları ele alındı.

dfd

Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin el-Şeyh görüşmenin ardından "X" platformunda yaptığı paylaşımda, hükümetinin Suriye topraklarının birliğini ve Gazze Şeridi, Batı Şeridi ve Kudüs'teki son gelişmeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu teyit etti.

Geçtiğimiz yıl Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve beraberindeki heyeti Şam'daki Halk Sarayı'nda ağırladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’nun internet sitesinden aktardığına göre, bu gelişme, ülkedeki Filistinli mültecilerin durumuna ilişkin gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Suriye Cumhurbaşkanlığı, geçen yıl Eylül ayında, ülkede yaşayan Filistinlileri tanımlamak için kullanılan “ve benzerleri” ifadesinin yeniden gözden geçirileceğini açıklamış, bunun Suriye’deki Filistinlilerin tekrarlanan taleplerine yanıt olduğu belirtilmişti.

Bu kapsamda, söz konusu grubun Suriyeli vatandaşlara uygulanan yasal düzenlemelere dahil edilmesini incelemek üzere bir hükümet komitesi kuruldu. Bu adım, son dönemde bazı Filistinlilerin “ikamet eden” ya da “yabancı” olarak tanımlanmasına yol açan idari değişikliklerin ardından ortaya çıkan hukuki sorunları çözme girişimi olarak değerlendirildi. Söz konusu tanımlamalar, Filistinlilerin haklarına ilişkin endişelere neden olmuştu.

Habere göre, Suriye’deki Filistinliler tarihsel olarak özel bir hukuki statüye sahip bulunuyor. 1956 tarihli 260 sayılı yasa kapsamında, siyasi haklar dışında Suriyelilerle büyük ölçüde benzer sivil haklardan yararlanan Filistinliler, son yıllarda ortaya çıkan idari zorluklara rağmen ülkenin toplumsal yapısının temel unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.


Tuaregler Mali'deki hükümeti devirmekle tehdit ediyor

Libya'nın güneybatı sınırında devriye gezen askeri araçlar (Genel Komutanlık Medya Birimi)
Libya'nın güneybatı sınırında devriye gezen askeri araçlar (Genel Komutanlık Medya Birimi)
TT

Tuaregler Mali'deki hükümeti devirmekle tehdit ediyor

Libya'nın güneybatı sınırında devriye gezen askeri araçlar (Genel Komutanlık Medya Birimi)
Libya'nın güneybatı sınırında devriye gezen askeri araçlar (Genel Komutanlık Medya Birimi)

Mali'deki ayrılıkçı Tuareg isyancıları, dün yaptıkları açıklamada, Cemaat Nusrat el-İslam ve-l Muslimin (CNİM)) ile koordineli olarak yürüttükleri saldırılar karşısında askeri cuntanın "çöküş" yaşayacağı tehdidinde bulundu.

Tuareg isyancılarının sözcüsü Muhammed Mevlut Ramazan, Paris ziyareti sırasında AFP'ye yaptığı açıklamada,demeçte, "Bu sistem er ya da geç devrilecek. Bir yanda Azavad Kurtuluş Cephesi'nin kuzeydeki hamleleri, diğer yanda silahlı grupların Bamako ve diğer şehirlere yönelik saldırıları karşısında iktidarda kalmalarının imkanı yok" ifadelerini kullandı.

Rus Güçlerinin Geri Çekilmesi İddiası

Tuaregler, kuzeydeki Kidal bölgesinde bulunan Rus "Afrika Kolordusu" askerlerinin geri çekilmesini öngören bir "anlaşmaya" varıldığını ileri sürdü. Sözcü Ramazan, temel hedeflerini "Rusların Azavad'dan ve tüm Mali topraklarından kalıcı olarak çıkarılmasıdır" şeklinde özetledi.

Fransa Gelişmeleri Uzaktan İzliyor

Öte yandan, bölgedeki nüfuzunu kaybeden Fransa, Mali'deki gelişmeler karşısında etkisiz kalmış görünüyor. Şarkul Avsat’ın edindiği bilgiye göre Paris yönetimi, vatandaşlarına "vakit kaybetmeden" ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Eski sömürgesindeki kaosu uzaktan izleyen Fransız hükümetinin, kendisini ülkeden çıkaran mevcut askeri cuntayı kurtarmaya niyetli olmadığı belirtiliyor. Ancak isyanın Senegal ve Fildişi Sahili gibi Fransa ile yakın bağları olan Batı Afrika ülkelerine sıçrama riski, Paris'teki endişeleri artırmaya devam ediyor.