İbrahim el-Huseyn: Ailede Ölüm
Karl Ove Knausgaard’a ait olan ve Haris en-Nebhân tarafından tercüme edilen "Ailede Ölüm" adlı eser, önde gelen bir kitap. Bir süredir böyle kalın ve güzel bir roman okumamıştım! Bu yıl beni alıp başka dünyalara götüren romanlara rastladım. Ancak bu eser, hikayesiyle sizi sürükleyecek, detayları sizi yükseltecek, verdiği ayrıntılarla sizi ona daha da yaklaştıracak. Yazarın olayları söylemesi, gidişatını aktararak ona ulaştırması başka pek çok yolla mümkündü. Ancak o bütün ışıkları yakıp eşelemeyi tercih etmiş. Böylece büyük küçük her şey görünür hale gelmiş. Bunu uzatma amacıyla yapmamış olması güzel. Oldukça dikkatli biri olarak hiçbir şeyin gözden kaçmamasını istiyor. Romanda babasından bahsediyor, onun ölümüne gidiyor, merkezinde o babanın yer aldığı hatıraları ile çocukluğu arasında git-gel yapıyor. Hatıralarını yanına alarak gençliğine doğru taşınıyor. Bununla amacı, o aşamaları ortaya koymak. O oradan oraya taşınıyor ve siz herhangi bir tutarsızlık hissetmiyor, sıkılmıyorsunuz. O bunu biliyor. Karakterlerin yani erkek kardeşinin, dedesinin, annesinin ve ninesinin duygularını tahlil ediyor. Bu tahlile bu romanın değerini yükseltmede ve onu baştan çıkarıcı, evet tam anlamıyla baştan çıkarıcı hale getirmedeki rolü göz ardı edilemeyecek şiirsel üslubu eşlik ediyor. Abartısız söylüyorum ki üslubun bende bıraktığı etki tam olarak böyleydi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu romanı o kadar beğendim ki onu, ödünç aldığım Abdullah es-Sefer’e geri verme konusunda tereddüt yaşadım. Bu roman benim üzerimde büyük bir etki bıraktı ve biliyorum ki öyle de kalacak. Ben onu bünyeme kattım ve onu zenginleştirdim. Bu eser, öyle doyurucu ki zaman zaman böylesi güzellikte bir sanat eserine duyduğunuz ihtiyacı karşılar. Her yıl bir kere olsa bile… Son olarak şu unutulmasın ki ben eleştirmen değilim. Ben sadece bu eserin bende bıraktığı izlenimi ifade ettim, o kadar.
Abdulaziz es-Sakubi: Romanlar, romanlar…
Birine sorulacak en zor sorulardan biri bir yıl boyunca ne yediğidir. Aynı şekilde bir parça bisküvi veya bir tane hurma yemeden gününü geçiren kişi de nadirdir. İşte bence okumalar hakkında konuşmak da buna benzer. Ancak tıpkı akılda kalıcı yemekler gibi bazı kitaplar da zihninizde ayrı bir yer edinir. Bu sene pek çok kitap okudum ama en büyük payı romanlara, özellikle de tercüme romanlara ayırdım. Daha sonra dinlenmek için hikâye ve şiir kitaplarında durakladım ve birkaç araştırma okudum. Beni roman okumaya iten şey belki de ‘Bir Öğle Şekerlemesi’ adlı romanımın yayınlanması oldu. Zira önceki senelerde bu romanı yazmak için derinlikli araştırmalar okumak zorunda kaldım.
Bu yıl Paul Auster’in "Karanlıktaki Adam", "Kış Günlüğü" ve "Yalnızlığın Keşfi" adlı romanları ile Guillauma Musso’nun romanları ilgimi çekti. Hatırımda kalacak bir diğer özel öğün Koreli Yazar Han Kang’ın "Vejetaryen" adlı romanıdır. Şaşırtmayı seven romancı Stefan Zweig’in kısa romanlarını da okudum. Afonso Cruz’un "Kokoschka’nın Kuklası" ile "Babamı Yutan Kitaplar" adlı romanları ise epey ilgimi çekti. Kuşkusuz pek çok roman okuyucusu gibi ben de Carlos Zafon’un dörtlemesini okumaya başladım: "Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı" dizisi kapsamında "Rüzgârın Gölgesi" ile başlayıp "Meleğin Oyunu" ile devam ettim. Daha sonra bu dörtlemeyi tamamlayacağım.
Kısa ve uzun listelerde Booker Ödülü’ne aday gösterilen Arapça bazı romanlar da okudum. "K’nın Kritik Durumu" adlı romanı henüz aday gösterilmemişken okumuş ve bazı meslektaşlarıma okumalarını tavsiye etmiştim. Çoğunluğu Suudi Arabistan'dan olmak üzere Arap yurdundan birkaç roman var. Bunları bir güzelleme olarak okudum ve büyük bir kısmını hala tamamlayamadım. Ala el-Asvani’ye ait ve Ocak Devrimi zamanını ele almış olsa da büyük oranda siyasi makalelerine benzeyen "Sanki Cumhuriyet" adlı romanı gibi beni çok şaşırtanlar da oldu. Bu yüzden özel romanlar okuyarak o politik kavganın dışına çıktım. Mesela Radva Aşur’un Gırnata üçlemesi ile Sunullah İbrahim ve Abdulhakim Kasım’ın romanları bunlar arasında yer alıyor. Elbette okumalarım kitaplarla sınırlı kalmadı. Arap Dergisi’nin yazı müdürü olmam hasebiyle dergide yer alan birçok makale, araştırma ve edebiyat yazılarını da okumakla yükümlüydüm. Allah’a şükretmeli ki okuma öğünlerim çeşitliydi.
D. Abdullah el-Haydari: Biyografilerin kucağında
2018 yılında okumaların benim için sevimli bir alana yani biyografi kitaplarına doğru yöneldi. Bunun için Suudi yazarların biyografilerine odaklandım ve kütüphaneme hediye ettim.
Bu yıl okuduğum kitapların önde gelenlerinden bazısı şunlar: Musad el-Atavi’nin 2013 yılında çıkan Dönüşüm adlı biyografisi. Çok önemli bir çalışma olmakla birlikte pek çok hata bulunuyor. Umarım yazar bir sonraki baskıda bu yanlışları giderir. Başka bir eser de (Mısırlı) merhum Dr. Hüseyin Nassar’ın 2017’de basılan "Allah’ın Nimeti Hakkında Konuşma: Bilimsel Bir Biyografi" adlı eseridir. Bu kitap harika bir kitap değil ama meslektaşları hakkında konuşma cesareti göstermiş olması sebebiyle ayrıcalıklı bir eser.
Dr. Said el-Arabi el-Harisi’nin 2017 yılında çıkmış ve olayları ifade etme, üslup ve benimsemiş olduğu kalıp bakımından oldukça yetkin bir biyografi eseri olan "Önemli Zorlukların Üstünde" kitabını da okudum. Aynı şekilde Dr. Abdulvahid el-Hamid’in 2017 tarihli Cevf Yılları adlı eseri de okuduklarım arasında. Bu kitap hayatının farklı duraklarına dair dikkatli gözlemleri ile ön plana çıkıyor. Mütevazı bir şahsiyete sahip olan yazar, neredeyse gözden kaybolmuş ve bugünün nesilleri tarafından bilinmeyen Cevf bölgesinde geçirdiği yılları kayda geçirdiği bu eserde olayları anlatırken ilgi çekici bir üslup kullanmış.
Meslektaşım Saad el-Garibi, Ahsa Edebiyat Kulübü tarafından 2017 yılında çıkarılan Yemen Eğitim Lisansı adlı kitabında biyografi ile seyahat türünü bir araya getirmiş. 40 yılı aşkın bir süre önce Yemen’e okumak için gönderilen birinin tecrübelerinin kaleme alındığı bu eser oldukça ilgi çekici.
Dr. Abdurrahman eş-Şubeyli’nin Yürüdük: İnsan Öyküleri adlı eseri de olayların gözlemlenmesindeki tutarlılık ve kapsamlılıkla ön plana çıkıyor. Daha yeni yani 2018 yılında çıkmış olan bu kitap Krallık’taki basın tarihinin bir parçası kabul ediliyor.
Şunu söyleyebilirim ki Krallık’ta biyografi türü gözle görülür bir gelişme gösteriyor. Son zamanlarda yapılan çalışmaların, ehil meslektaşlar tarafından derinlikli bir şekilde okunup dana önce yapılan çalışmalar arasında doğru bir yere konumlandırılması gerekiyor.
Rehab Ebu Zeyd: ‘Sonsuz…’, Eco ve ‘Einstein ile Ay Dansı’
Son zamanlarda aynı zamanda iki kitap okumama, tamamen bitirmeden önce kitabın sözünü kesmeme, önce hikâyeyi özümsemeden film (veya dizi) izlememe kabilinden tüm okuma yasalarıma aykırı hareket etme eğilimindeyim. Şimdi hayatımdaki kitap okuma listelerini değiştirmede cesur adımlar attıran ve sürekli iklime yumuşak bir soluk kazandıran güçlü birkaç örnek vereceğim:
Bir kitapta güzel bulduğum şey, yazarın inanılırlığı ve hedef konuyu ele almadaki şeffaflığıdır. İlgi yelpazesi ne kadar renkli olursa farklı entelektüel vadiler arasında yelken açmak için o kadar övülesi bir merak ve heves uyandırır. İtalyan edebiyatçı ve eleştirmen Umberto Eco’ya ait olan Listelerin Sonsuzluğu – Homer’den Joyce’a kitabını (Çev. Ebu el-Heyca) okurken tam olarak böyle hissettim. Teraziyi dengelemek adına eş zamanlı olarak Joshua Foer tarafından kaleme alınan ve yetenekli bir genç olan Muhammed ed-Dab tarafından tercüme edilen Einstein ile Ay Dansı adlı hafif bir kitap okumayı tercih ettim. Bu kitap, beni ilgi alanlarımdan biri olan unutkanlık, hafızanın sinirbilim ve insanın bilişsel yanları ile olan ilişkisini ve hafızanın kayıp bir hazine gibi geri alınıp alınamayacağını tartışıyor. Bu esnada güçlü bir hafızaya sahip olduklarını düşünen insanlar arasında Amerika ve dünya çapında yarışmalar düzenlendiğini öğrendim: Onlar doğaüstü insanlar mı yoksa sadece zihinsel yeteneklerini korumada mı iyiler?
Alman Profesör Annemarie Schimmel, mevcut gerçekleri araştırma ve mümkün olanları arasında bağlantı kurmaya kırk yılını harcamış. Kelimeleri, elmas cımbızıyla seçmiş ve mütercimi D. İsa el-Akub da onun bu titizliğini ve bazen yüzeysel olmayan doğrudan üslubunu ve bazen de ağdasız olmayan edebi ifadesini oldukça güzel aktarmış. Araştırmacının zekâsı, konuya uygun dilsel ‘tonları’ seçebilmesinde gizlidir: "Muzaffer Güneş: Büyük İslam Şairi Celaleddin Rumi’nin Eserleri Üzerine Bir Araştırma" adlı kitap tam olarak bunun bir örneği. Annemarie Schimmel, “Dönem tatillerinde bir fabrikada zorunlu olarak çalışmamın neticesinde kazandığım ilk para ile Nicholson’un tahkik ettiği Mesnevi’nin sekiz cildini edindim” diyor. Burada dikkatli bir şekilde el ile kopyalanan Şems-i Tebrizi’nin divanına işaret ediyordu. Aynı alanda şimdi Muhammed el-Hasan en-Neferi’nin tasavvuf çalışmalarını okuyorum. Bu yönde etkileyici olan, bu biyografilerin sahiplerinin ya da kuşatıcı dönemin tarihine dokunan tek bir bilgi alanında çalışan araştırmacıların inceleme ve araştırmalarının kapsamıdır.
Bu yılki en önemli okumalardan biri, uçak ve üniversite bombalayıcısı Ted Kaczynski’ye ait olan "Sanayi Toplumu ve Geleceği" adlı anarşist manifesto eseridir. Kaczynski özgürlüğü pahasına sözü dünyanın dört bir tarafına ulaşsın diye hapsi göze aldı. İlgi çekici olan sadece kitabın modern hayat tarzına karşı çıkışa dayalı ana fikri değil aynı zamanda adamın tutuklanma öyküsünü de içermesidir. Kaczynski, yetkilileri çıldırtan ve onların kendilerini tanımalarını sağlayan belirgin bir hizaya sokana kadar onları bezdiren bir matematik profesörü… İtiraf oyunu ve dilin, harflerin ve kelimelerin içerdiği sonsuz güç, bir felâkete sebep oldu ya da belki dünyayı bir felâketten kurtardı.
İngilizce eserler arasında Ray Dalio’nun düşünceyi geliştirme yaklaşımı ve yöneticiler ile yaratıcı insanlara dair kaleme aldığı "İlkeler" (Principles) adlı kitabını okumaktan zevk aldım. Yazar, öğrenmenin sonsuza kadar devam eden ve kendi içinde üretken olabilen bir süreç olduğunu ifade ediyor.
Bu yılı D. Gazi el-Kusaybi’nin hatıratları arasında yer alan Yoldaş Bakan adlı kitabı ile sonlandırıyorum. Bu eser, siyasi, idari, mesleki ve diplomatik tecrübelerden oluşan ve hepsi de inanılmaz bir sadelik ve akıcılık ile tasarlanan bir bukettir.
Cabir Muhammed Medhali: Booker romanları ile yapılan bir yolculuk
Okuma, beni her zaman doyuran bu varlık, sanki içimde hiç çürümeyen ve asla kurumayan bir gıda gibi. Her okuyuşta sanki kalbime geri döner, onun içini yoklar ve romanlardaki hayali kahramanları ararım. Uyuyorlar; ne onları meşgul eden birileri var ne de onlar üzerine düşünen birileri. İşte böyle kitaplar arasında yaşıyorum. Her yıl etrafımda misafir muamelesi ettiğim yeni kitaplar oluşturuyorum: Onlara aile kuruyor, onlara uygun bir ortam hazırlıyor, önlerine kahve fincanlarımı koyuyor ve okuyacağım her biri için uygun bir akşam yaratmaya başlıyorum. Sanki uzun bir yolculuğa çıkar gibi.
2018 yılında okuduğum kitaplardan geçen yılki okumalarımdan öğrenmediğim çok şey öğrendiğime inanıyorum. Her defasında yeni bir üslubun anlatım dairesine girdiğini ve özellikle Arap sahnemize çıktığını görüyorum. Ben özellikle roman anlatımı ile ilgileniyorum; ifadeyi okuyup eleştirmenin bağımlısıyım. Arkadaşlarımın roman yazarlarına karşı özel bir meyli yoktur ancak ben romancı olduğum için önyargılı da değillerdir. Ama ben, romanlarda diğerlerinde bulamadığım şeyleri bulduğum için her yıl kitabın bu türünde çıkanları okumaya çalışırım. Ayrıca Booker’ın uzun ve kısa listesini okumaya da çok özen gösteririm. Her yıl beni yazdıkları dünyalarla bağdaştıran bir tatlı olarak önüme düşen bu başlıkları sabırsızlıkla beklerim. Adı sanı bilinmeyen, ünsüz bir yazarın romanını bulduğumda veya daha önce okumuş olduğum bir romanı görürsem çok mutlu olurum. Bu bana Arap sahnemizin kendiliğinden, miras ve genetik bakımdan geliştiğini hissettiriyor. Bu ifadeyi birinin devralacağına ve bu listenin asla tekelci yazarlara kalmayacağına yürekten inanıyorum.
"Korkaklar", ""İkinci Köpek Savaşı, "K’nın Kritik Durumu"", "Bağdat Saat", "Ateşin Yuttuğu Çiçekler" ve "Tanıkların Mirası"; bu altı roman uzun listeye girdiğinden bu yana ben, adımlarını takip ediyor ve beni yapraklarındaki dünyalara nasıl dahil edebileceklerini izliyorum. Her kahramanla ve bu metinlerdeki her ruhla ayrı ayrı ilgilendiğimi inkâr etmiyorum. Bana bu yıl sundukları için her yazara içimden teşekkür ettim. Arap dünyamıza da hala kitap okuduğumuz hissini verdiği için ayrıca teşekkür ettim.
Nasır el-Casim: "Takaka Bahite"
Bu yıl, önde gelen Suudi yazarlardan Muhammed el-Mezini’nin "Takaka Bahite" adlı romanını okudum. Yayınlanmasının ardından epey geçmişken okudum ama onu ikinci veya üçüncü kez okuma fırsatım olsa hiç tereddüt etmem. Hatta ders verdiğim roman eğitimi için bir araştırma sınıfı müfredatı hazırlama şansım olsa öğrencilerime teknik ve yapısal unsurları ile neredeyse bütünleşmiş modern bir roman örneği olarak onu sunardım. Onu okurken uzun bir süredir hissetmediğim belirgin duygular hissettim. Heyecan ve bekleyişin tadına vardım. Tüm gücümü olayları ve karakterlerin akıbetini tahmin etmek için hazırladım. Bu teşvikin ve yazarın betimleme yeteneğinin tadını çıkardım. Yazarın ifade biçimlerinde sunduğu varoluşsal görüş ve felsefi duygu beni oldukça memnun etti. Roman metnindeki hikâyenin tatlı bir akıcılığı ve acip garip bir anlatımı (cinler âlemi) var. Beni en çok şaşırtan yazar el-Mezini’nin kahraman yaratma konusundaki tartışılmaz yeteneği oldu. …..
Arap entelektüeller 2018’de neler okudu?
Suudi entelektüeller: Roman, okumanın hanımefendisidir
‘Bahçede okuma yapan bir adam’, Fransız Ressam Honore Daumier’in (1808-1879) eserlerinden biri. Demmam/ Mirza el-Huveylidi
Arap entelektüeller 2018’de neler okudu?
‘Bahçede okuma yapan bir adam’, Fransız Ressam Honore Daumier’in (1808-1879) eserlerinden biri. Demmam/ Mirza el-Huveylidi
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة