2019’da Brexit egemenliği ile yeni bir rol arayışı arasındaki İngiltere

Prens Harry ve eşi Megan, düğün törenleri esnasında Windsor Kalesi dışındaki vatandaşları selamlarken (AFP)
Prens Harry ve eşi Megan, düğün törenleri esnasında Windsor Kalesi dışındaki vatandaşları selamlarken (AFP)
TT

2019’da Brexit egemenliği ile yeni bir rol arayışı arasındaki İngiltere

Prens Harry ve eşi Megan, düğün törenleri esnasında Windsor Kalesi dışındaki vatandaşları selamlarken (AFP)
Prens Harry ve eşi Megan, düğün törenleri esnasında Windsor Kalesi dışındaki vatandaşları selamlarken (AFP)

İngilizler, AB’den çıkış meselesinden ötürü ülkelerinin Dışişleri Bakanı ile başka iki bakanının gerçekleştirdiği istifa dizisini, daha sonra meclisin çoğunluğunu elinde bulunduran partinin lideri Theresa May’e yönelik darbe teşebbüsünü, hükümetin parlamentoyu ‘küçümsemek’ ile suçlanması ve Avam Kamarası’nda yaşanan ve çoğu zaman İngiltere’nin ‘muhafazakâr’ tartışma tonunu aşan keskin kavgaları önce şaşkınlık daha sonra artan bir kaygıyla takip etti. Peş peşe gelen bu siyasi sarsıntıların ortak paydası, Avrupa sürüsünün dışında uçmayı seçen ülkenin geleceğini belirleyen şu 6 harf: Brexit.
2018 yılı genelde netliği ve meclis yönetmelikleriyle olan yakın ilişkisi ile ön plana çıkan İngiliz siyasetinde alışılmadık bir yıl olurken hükümet, bu siyasi kargaşanın 2019 yılında ortadan kalkacağına dair herhangi bir gösterge sunmadı. Hatta aksine bazı üyelerini parlamentonun Brexit planlarını reddetmesi durumunda yaşanacak ‘felâket’ ölçüsündeki çağrışımlar konusunda uyardı. Bu esnada başkaları da başka bir sürprizin yankılarının peşine düşmek için birkaç gün önce başkente koştu. Bu sürpriz, bir insansız hava aracının iki günlüğüne Londra’nın en büyük havalimanındaki navigasyonu bozmasına ilişkindi.
2019 ve İngiltere
Herhangi bir acil değişikliğe hazır piyasalar ve çok değişken siyasi veriler ortasında Westminster politikacıları, 2019’da olayların akışına yeniden hâkim olmaya hazırlanıyor. Özellikle de İngiltere’nin resmi olarak AB’den çıkmasını gerektirecek ve böylece kırk beş yıllık sıkı ticari, siyasi ve güvenlik ilişkilerini sonlandıracak olan 29 Mart tarihi yaklaşıyorken. İngiltere hükümeti, uluslararası arenada ülkenin ekonomik ve siyasi konumunu güçlendirmek adına Brexit’e dair içte ve dışta mevcut olan tartışmayı bitirmeye çalışıyor.
Avam Kamarası’ndaki hâkim hava ve Avrupa Komisyonu’nun Brüksel’deki tutumu göz önüne alındığında aşağıda olasılıklara dayalı olarak sunduğumuz şu üç senaryo kendini dayatacaktır:
1 - Çıkışın ertelenmesi
Başbakan May ve AB, 25 Kasım’da Brüksel’de gerçekleştirilen olağanüstü bir zirvede Brexit’in çerçevesini çizen 585 sayfalık bir ön anlaşmaya vardı. Ancak bu anlaşma, İngiltere Parlamentosundan destek görmedi. Hatırlanacağı üzere May’in Muhafazakâr Partisi ve yine May’in hükümetteki ortağı İrlanda Demokratik Birlik Partisi (DUP), muhalif İşçi Partisi, İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Özgür Demokratlar ve Yeşiller’e mensup milletvekillerinden yoğun bir muhalefetle karşılaştı.
Farklı siyasi eğilimlere sahip olmalarına rağmen bunların hepsi, anlaşma metninde yer alan ‘güvenlik ağı’ mekanizmasını reddetme konusunda hemfikir. Bu mekanizmada AB ve Birleşik Krallığı kapsayan ‘tek bir gümrük bölgesi’ kurulması; sanayi ve tarım ürünleri için hiçbir gümrük vergisi veya kota sistemi uygulanmaması öngörülüyor. Anlaşma, Londra ve Brüksel arasında 2020’nin ortalarında daha iyi bir düzenleme bulunamazsa (31 Aralık 2020’ye kadar sürmesi beklenen ve uzatılabilir) geçiş döneminden sonra bu mekanizmaya başvurulabileceğini düşünüyor.
Geçici olması beklenen bu çözüm, Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti arasındaki sınırların geri dönmesinin önünü almayı ve 1998 yılında imzalanan barış anlaşmasını korumayı hedefliyor. Ancak aynı zamanda İngiltere’nin üçüncü bir devletle serbest anlaşmalar imzalama imkânını da tehlikeye sokuyor.
May, ‘güvenlik ağı’na ilişkin maddeyi sözleşmeden çıkaramazsa ya da Londra’nın uzun bir süre Avrupa Gümrük Birliği ile bir ‘ilişkisi’ olmayacağı konusunda AB’den ‘yasal bakımdan bağlayıcı güvenceler’ koparamazsa anlaşma, milletvekillerinden destek göremez.
Bu durumda Başbakan, Lizbon Anlaşması’nın 50. maddesi olarak bilinen çıkış şartının uzatılmasını talep etmek için çaba gösterebilir ki bu, tüm tarafların razı olacağı bir anlaşmanın imzalanması için kendisine vakit kazandırır. Bu seçenek, 27 AB ülkesinin onayını gerektirir ve önümüzdeki Mayıs ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinin tarihinin yaklaşması sebebiyle birkaç haftayı aşacak bir uzatma da pek mümkün olmaz.
Bu birkaç hafta içerisinde May, AB ile yeni bir anlaşma konusunda uzlaşmaya varamazsa ya erken seçim çağrısı yapmak zorunda kalacak ya da yeni bir referandum düzenleme konusunda şimdiye kadar çekimser kalan bazı çağrılara kulak verecek.
2 - May’in anlaşmasına çekimser destek
May Hükümeti, Aralık ayının ikinci haftasında Avam Kamarası’nda Brexit planı için yapılması beklenen oylamayı yeterli desteği alamayacağını anladığı için erteledi. O zamandan beri May ve bakanları, İngiltere’nin AB’den anlaşmasız bir şekilde çıkması durumunda para piyasaları ve ekonomi üzerinde yaşanacak felaket etkileri konusunda uyarılarda bulunuyor.
May, 11 Aralık’taki oylamanın ertelenmesinin ardından bazı Avrupa ülkelerine kısa bir tur düzenledi. Son durağı ise çıkış anlaşması konusunda yeniden müzakere çabalarının keskin bir itirazla karşılandığı Brüksel oldu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa Müzakere Komisyonu Başkanları Donald Tusk ve Jean-Claude Juncker’in başta olduğu Avrupalı liderler, May’e yasal anlamda bağlayıcı olmayan güvenceler sundu.
May, Brexit’in geçiş dönemi bittikten sonra Londra ile doğrudan serbest ticaret anlaşması imzalama konusunda Avrupa’dan bir taahhüt koparabilir ve sistemsiz bir çıkışın İngiltere’nin ekonomisine zarar vereceğini gerekçe göstererek anlaşma konusunda görüş birliğine varmak üzere Avam Kamarası’nda yeterli sayıda milletvekili üzerinde bir baskı uygulayabilir.
3 -  Anlaşmasız ‘sistemli’ çıkış
İngiltereli siyasilerin çoğu Londra ekonomisi için en kötü senaryonun AB’den anlaşmasız çıkmak olacağı konusunda hemfikir. Anlaşmasız çıkmanın kötü bir anlaşma ile çıkmaktan daha iyi olacağını düşünen birkaç muhafazakâr milletvekilini dışarıda tutarsak İngiltere hükümeti, muhalefet partileri ve iş dünyası bu senaryodan ülkeyi uzak tutmak için çözüm arıyorlar.
İki eski Başbakan Tony Blair ve John Major ile İngiltere Bankası Yöneticisi Mark Carney, düzenlenmemiş bir Brexit’in yankıları konusunda ilk uyarıda bulunanlardı. İngiltere Bankası, 28 Kasım’da sunduğu bir raporda Brexit konusunda bir anlaşmaya varamamanın İngiltere’de bir finans krizine yol açacağını ve sterlinde yüzde 25’lik bir değer kaybına sebep olacağını belirtti. Aynı şekilde İngiltere ekonomisi, 2019 yılının ilk çeyreğinde yüzde 8 oranında bir küçülme yaşayacak ve işsizlik oranı şu an yüzde 1.4 iken yüzde 7.5’e yükselecek. Ev fiyatları da yüzde 30 oranında düşecek.
May Hükümeti, bir yandan bu çerçevesi çizilmemiş çıkışın ilk günlerinde hava yolculukları ile giyecek ve ilaç nakliyatının sorunsuz bir şekilde yapılmasını sağlamaya çalışırken diğer yandan piyasaları istikrarsızlaştırabilecek sürprizlerden kaçınmak adına topraklarında bulunan İngiliz ve yabancı şirketlere yönelik yönergeleri güncellemek için çabalıyor.
İngiltere’nin AB ile olan ilişkilerinde tuttuğu yolu bir kenara bırakırsak 2019 yılı başka türlü tehlikeler de barındırıyor. Bunlardan ilki güvenlik. Özellikle bir Rus ajan çiftinin toprakları üzerinde zehirlenmesi hadisesi onu, Moskova’daki yetkililerle doğrudan karşı karşıya getirdi. İkincisi dış yönelimleriyle alakalı: ABD Başkanı Donald Trump’ın gerek Suriye veya İran’da, gerekse Filistin-İsrail çekişmesinde Avrupalı dostlarına karşı tartışmalı tavırlar aldığı meselelerde Washington’un kefesi ağır basar mı basmaz mı?
Bu esnada Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox’un ABD, Ortadoğu ve Latin Amerika ülkeleri ile Asya ekonomileri başta olmak üzere birkaç ülke ile serbest ticaret anlaşması kovalamak için yurtdışı turlarını yoğunlaştırması bekleniyor.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.