2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit
TT

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

Önde gelen uluslararası bilim adamlarından oluşan bir ekip, insanlık için tehdit oluşturacak ve dünyayı felakete sürükleyecek riskler hakkında görüşlerini ortaya koydu. The Global Foundation tarafından yayınlanan yıllık rapor içerisinde kaydedilen bu riskler arasında, uzaydaki göktaşlarının dünyaya çarpması ve yaşanabilecek dev bir volkanik patlama da yer alıyor.
2019’da insanlığı tehdit eden riskler şöyle özetlenebilir:
1-Nükleer savaş

Nükleer bir patlama, günümüzün en ölümcül silahı olarak kabul ediliyor. 4 kilometre yarıçapına kadar uzanacak olan bir patlama, yüzde 80 ila 95 arasında bir ölüm oranına sebep olabilir. Sebep olacağı imha oranı ise 4 kilometrelik alanın 6 katını geçebilir.
Ancak nükleer patlama senaryosuna ilişkin duyulan endişeler yaşanan seri ölümler ve ona bağlı olan birtakım durumlardan ibaret değil. Nükleer bir patlama sonrasında yaşanabilecek “nükleer kış” fenomeni göz önünde bulundurulduğunda, patlamanın ardından yayılan bulutlar ve dumanlar güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasına engel olur. Bu durum, sıcaklıkların uzun yıllar boyunca düşmesine yol açar.
Dünyanın en büyük iki nükleer gücü ABD ve Rusya arasında yaşanacak muhtemel bir savaşta yaklaşık 4 bin nükleer silahın kullanılması durumunda verilecek kayıpların sayısı tahmin edilemeyecek düzeyde olacak. Aynı zamanda sıcaklıklar, normalden 8 santigrat derece düşecek. İnsanlar tarım yapamayacak bir durumda olacaklar ve böylece kaos ve şiddetin kapısı aralanmış olacak.
ABD ve Rusya'nın her biri 7 bin kadar nükleer savaş başlığı bulunduruyor. Bununla birlikte İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail'in de nükleer silahları var.
Yüzlerce nükleer silahın birkaç dakika içinde patlatılmaya hazır olarak bulunması oldukça endişe verici. Özellikle istenmeyen bir kazanın veya yanlış anlaşılmanın nükleer bir savaşa yol açması ihtimali ile ilgili endişe duyuluyor. Rus yetkililer, 1960’larda birkaç kez nükleer silah kullanmaktan geri durdular. Rusya cumhurbaşkanının kendisi, 1995 yılında daha sonra yanlış bir uyarı olarak nitelendirilen bir duruma cevap olarak nükleer silah kullanmayı reddetmişti.
2-Biyolojik savaş
Karmaşık mühendislik yetenekleri gerektiren nükleer silahların aksine biyolojik ve kimyasal silahlar, daha düşük maliyetle ve erişilmesi kolay olan malzemeler kullanılarak geliştirilebiliyor.
Son yıllarda Suriye hükümeti, ülkeyi parçalayan iç savaşta klor ve sarin gazı içeren kimyasal silahlar kullandı. Bu durum uluslararası toplumu alarma geçirdi ve kimyasal silahların kullanılması durumunda yaşanabilecek hasarın derecesini yansıttı.
Zehirli kimyasallar, özellikle hava yoluyla veya su yoluyla taşınırsa hedefe çok büyük zararlar verebilir.
Ancak biyolojik silahlar çok daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. İşlenmiş biyolojik malzemeler alanında kaydedilen ilerlemeler, hastalıklara sebep olabilecek veya silah olarak kullanılabilecek bakteri ve virüs gibi bulaşıcı ajanların kullanılma olasılığını arttırdı. Bununla birlikte benzeri bir senaryo ölümcül bir biyolojik enfeksiyon taşıyan bir böceğin salıverilmesi ile de yaşanabilir. Hızla taşınan böyle bir enfeksiyon durumunda dünya çok daha kırılgan bir yer olacak.
3-İklim Değişikliği
Birleşmiş Milletler (BM) Bilim Adamları Komitesi tarafından yayınlanan bir raporda, sıcaklıkların kontrol edilerek mutedil seviyelerde tutulması için dünyanın önünde yaklaşık 12 yıllık bir sürenin olduğu kaydedildi. İklim değişikliğinin etkisine ilişkin tahminlerin küresel ısınmaya göre değişeceğinin belirtildiği açıklamada, 1 ila 3 santigrat derece arasında kaydedilecek bir artışa bağlı yaşanacak senaryoların genellikle olumsuz olduğu ifade edildi.
En iyi ihtimalle, daha sık ve daha şiddetli kasırgalar meydana gelecek ve küresel düzeydeki tarım arazileri ile tatlı su kaynaklarının büyük bir kısmı kaybedilecek. Bununla birlikte   New York ve Mumbai gibi büyük kıyı şehirleri sular altında kalacak. En kötü durumda ise insanlık medeniyeti sona erecek.
Karbon salınımını azaltmaya yönelik mevcut taahhütler yerine getirilmiş olsa bile, küresel sıcaklıklarda kaydedilecek yüzde 3 oranında bir artışa ilişkin üçte birlik bir ihtimal var. Bu da Florida ve Bangladeş topraklarının çoğunun sular altında kalacağı anlamına geliyor.
4-Çevre felaketi
Ekosistemler, çevresindeki hava ve su gibi canlı olmayan unsurlarla etkileşime giren insanlar ve hayvanlar gibi canlı organizmaları içeren topluluklardır. Ekosistemler, sıcaklıkların yükselmesi gibi insan davranışlarının sebep olduğu birtakım etkilerin üstesinden gelebilir. Ancak bu ekosistemlerin kaldıramayacağı bir doruk noktası var ve dünya bu noktaya ulaşmaya yakın olabilir.
Batı Afrika'daki Çad gölü, çevresel felaket hususunda bir örnek olarak zikredilebilir. 6 yıl süren kuraklık ile birlikte aşırı göl suyu tüketimi ve iklim değişikliğinin etkileri, su seviyelerinin yüzde 90 oranında azalmasına yol açtı. Bu durum, Çad, Nijerya, Nijer, Kamerun'daki 40 milyondan fazla insanın hayatını olumsuz etkiledi.
5-Salgınlar
Tarih, dünya çapında yaşanan iki salgına tanık oldu. Bu salgınlar ile birlikte birkaç yıl içinde dünyadaki toplam nüfusun yüzde 15'i hayatını kaybetti. Bu ölümcül salgınlar sırasıyla 5’inci ve 14’üncü yüzyıllarda ortaya çıktı.
Özellikle şehirlerde artan nüfus oranları ve dünya nüfusunun sürekli bir şekilde hareket halinde olması, bulaşıcı bir hastalığın yeni bir salgınına neden olma riskine kapı aralıyor. Neyse ki, ölümcül bir hastalığın uluslararası düzeyde yayılma şansı sınırlıdır. Son yıllarda yayılan SARS ve Ebola virüsleri bir uyarı alarmı olarak değerlendiriliyor.
Hastalığa karşı insan savunmasının esası olan antibiyotikler, bazı bakterilerin kendilerine direnme yeteneklerini geliştirmesinden sonra daha az etkili olmaya başladı. Antibiyotiklere karşı dirençli bakteriler yılda yaklaşık 700 bin insanının ölümüne sebep oluyor. Antibiyotik direncine ilişkin bir çözüm bulunamadığı takdirde, yaşanan ölüm vakaları 2050 yılına kadar 10 milyona ulaşabilir.
6-Göktaşları
Göktaşları, güneş yörüngesinde bulunan ve zaman zaman dünyaya çarpan kayalardır. Bilim adamları, uluslararası bir felakete neden olacak kadar büyük bir göktaşının her 120 bin yılda bir dünyaya çarpma ihtimalinin olduğunu düşünüyor.
Dinozor neslinin tükenmesinin ardında da yine böyle bir göktaşı hadisesinin olduğu düşünülüyor. Dinozorların yok olmasına sebep olan göktaşının boyutunun onda biri kadar olan bir göktaşının dünyaya çarpması durumunda yıkıcı neticeler ile karşı karşıya kalınacak. Bilim adamları bu çarpışmanın güneş ışığını aylarca dünyadan izole edecek blokların yayılmasına neden olacağını ve yüz milyonlarca insanı öldürecek bir kıtlığa yol açacağını düşünüyor.
NASA, 2011 yılında çapı bir kilometreden fazla olan bir alanda bulunan uzay cisimlerinin yüzde 90'ından fazlasını izlediğini ve tanımladığını bildirerek, bunların genel olarak dünyaya çarpmayacağını belirtti. Ancak dünyaya çarpmaları halinde felakete yol açmayacak olan daha küçük nesneler hakkında sınırlı bilgimiz var. Bunların ekonomik ve sosyal sistemlere ilişkin birtakım zararlı etkileri olabilir.
7-Dev volkanik patlama
Bilim adamları, 74 bin yıl önce büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini ve atmosfere büyük miktarda lav salınımına neden olduğunu düşünüyor. Bazı uzmanlara göre bu durum, yeryüzünün sıcaklığını birkaç santigrat derece düşürerek kendini soğutmasına sebep oldu. Bu, birçok hayvan ve bitki türünün ortadan kaybolmasına ve onların yok olmanın eşiğine gelmesine sebep olan büyük ve yıkıcı bir dalgaya yol açtı.
O gün tekrar yaşanabilir mi? Karşılaştırma için elimizde yeteri kadar veri yok. Ancak mevcut bilgiler, ortalama olarak her 17 bin yılda bir büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini gösteriyor. Bu doğruysa, bir sonraki patlamanın daha geç bir zamanda gerçekleşme durumu var. Son büyük ölçekli volkanik patlama 26 bin 500 yıl önce Yeni Zelanda'da kaydedildi.
Volkanik bir patlamayı birkaç ay veya birkaç hafta öncesinde öngörmenin bir yolu yok. Aynı şekilde patlamayı kontrol etmenin ve azaltmanın da bir yolu yok. Ancak bilim adamları birçok riskli bölgeyi gözlemliyorlar.
8-Jeofizik mühendisliği
Sıcaklıktaki artışın durdurulmasına ve hatta düşüşüne imkan verecek çarpıcı bir seçenek var, ancak büyük bir riski de beraberinde getiriyor.
Güneş jeofiziği gelen ışığı ve ısıyı dünyadan uzak bir yere yansıtmak için kullanılabilir. Şimdiye kadar, bu teknoloji sadece bilgisayar modelleri ile uygulandı. İlk pratik deney, Harvard Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından yapılacak.
Güneş jeofiziği, teknoloji alanındaki iki modern okuldan biri olarak kabul ediliyor. Her ikisi de hava koşullarını değiştirebilir ve iklim değişikliği risklerini azaltabilir.
Diğer teknoloji ise karbondioksit emisyonlarının doğrudan atmosferden uzaklaştırılmasını temel alıyor. Fakat bu teknoloji yalnızca sınırlı bir ölçekte uygulanmaya başladı.
Eğer güneş jeofiziği teknolojiyi kullanarak çalışmalar yapılırsa, sonuçlar bir bütün olarak atmosferi içerecek ve bu durum insanlığın iklim değişikliği riskleriyle başa çıkma hususundaki en büyük girişimi olacak. Söz konusu teknoloji, sıcaklığı azaltabileceği bilinen tek teknoloji olarak kabul edilmesine rağmen, hala onun hakkında öğrenilmesi gereken çok şey var. Mesela, yerel düzeydeki veya küresel ölçekteki ekosistemler üzerinde olumsuz bir etkisi olup olmadığının bilinmesi gerekiyor. Sonuçları tam olarak bilinmeyen bu seviyedeki teknik bir müdahalenin insan ırkı için yıkıcı sonuçları olabilir.
9-Yapay zeka
Yapay zeka son zamanlarda en hızlı ilerleme kaydedilen alanlardan biridir. Bu hususta fikir beyan eden bilim adamlarının hepsi, 2050 yılına kadar yapay zekanın insanlar tarafından gerçekleştirilen görevlerin çoğunu aynı seviyede veya daha iyi bir şekilde yerine getirme şansının ortalama yüzde 50 olduğunu düşünüyor.
Yapay zeka alanında kaydedilen ilerlemelerin, söz konusu yapay zekaya sahip birimlerim kötü davranışlarda bulunacağına dair yanlış bir algı var. Bu algı bazı bilim kurgu filmlerinde çizilen distopik resimden kaynaklanıyor. Ancak yapay zekanın gelişimi ile ilgili asıl endişe, bu birimlerin hayal edilenden çok daha üst düzeyde çalışmasıdır.
Raporda şu ifadeler yer alıyor:
“Akıllı bir arabadan sizi en kısa sürede havaalanına götürmesini talep ettiğinizde, kendisine verilen talimatı yerine getirerek sizi havaalanına ulaştırır. Siz ise aşırı hızdan dolayı yorulmuş bir halde ve polis tarafından takip edilirken bulursunuz kendinizi. Bu sizin istediğiniz bir durum değildi fakat, talep ettiğiniz şey buydu.”
Yapay zeka ile ilgili en çok endişe verici durum hakkında şu söylenebilir:
“Yanlış kişinin eline silah verildiğini ya da yapay zekanın kullanıldığı silahları tedarik etme yarışının patlak verdiğini düşünün. Bu, nihayetinde yapay zeka sistemlerinin egemen olduğu bir savaşla neticelenir.”
10-Bilinmeyen riskler
İklim değişikliği ya da nükleer silah gibi tehlikerin bilinmediği dönemlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Ancak bugün, bu tür durumların sonuçları gözlemlenebiliyor ve gelişmelerine ilişkin endişeler ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bilinmeyen birtakım tehditlerin ortaya çıkması muhtemel.
 



Witkoff: Son İsrailli rehinenin cesedinin iadesi ile Ortadoğu'da yeni bir şafak doğdu

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Son İsrailli rehinenin cesedinin iadesi ile Ortadoğu'da yeni bir şafak doğdu

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde tutulan son İsrailli rehinenin cesedinin geri getirilmesinin, savaş yerine barışın hâkim olduğu yeni bir geleceğin önünü açtığını söyledi.

Witkoff, X platformundaki paylaşımında, “Hayatta olan 20 rehinenin tamamı ile hayatını kaybeden 28 rehinenin tümünün naaşları ailelerine teslim edildi. Bu, pek çok kişinin beklemediği, büyük ve tarihi bir başarı” ifadelerini kullandı.

Bu sonucun, aralarında ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu birçok kişinin yoğun çabaları sayesinde mümkün olduğunu belirten Witkoff, Trump’ın ‘barış için aralıksız çalıştığını’ vurguladı.

Witkoff, “Bu, Ortadoğu’da yeni bir şafak” ifadesini kullanarak, ABD’nin bölgede ‘herkes için kalıcı barış ve refahı sağlama’ konusundaki kararlılığını yineledi.

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Gazze’de bir mezarlıkta yaklaşık 250 ceset üzerinde yapılan incelemelerin ardından, son İsrailli esirin cesedinin bulunduğunu duyurmuştu.


Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
TT

Batı kampı parçalanırken Çin, İran ile ilişkilerini gözden mi geçiriyor?

Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)
Tayvan’ın Taipei kentinde İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir protesto gösterisi, 25 Ocak 2026 (AP)

Şerbil Berekat

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun gözaltına alındığı ve ülkenin siyasi gidişatında gecikmiş de olsa öncü bir değişiklik yaratan yıldırım harekâtından birkaç gün sonra, Çin bir kez daha ‘dost’ ülkelerdeki çıkarlarını, bu ülkelerin rejimlerini savunmak zorunda kalmadan ve istenmeyen çatışmaların bedelini ödemeden nasıl koruyabileceğine dair tanıdık bir sınavla karşı karşıya kaldı.

Bu soru, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı askeri bir saldırı emri vermeye çok yaklaşması, ancak son anda geri adım atarak ‘silahı masadan kaldırmadan’ dar bir diplomatik pencere açmasıyla yeniden gündeme geldi.

Venezuela ve İran ile 2024 yılının aralık ayında Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşüşü arasında, Pekin’i coğrafi olarak uzak ama taktiksel olarak yakın olan, ancak ilişkileri ‘karmaşık’ kalan ve ittifaka dönüştürülemeyen siyasi ortaklar şeklindeki tekrarlayan bir ikilemle karşı karşıya bırakan bir model ortaya çıktı.

Bu rejimler, Washington'dan uzak olmaları nedeniyle ideolojik bir yaklaşımla bir şekilde Çin'e bağlı olsalar da Pekin'in tercih ettiği bu rejimlerle ekonomik ilişkiler, yaptırımlar, yolsuzluk, kötü yönetim ve kalkınma eksikliği nedeniyle karmaşık ve kısıtlı olmaya devam ediyor. Bunun yanında söz konusu rejimler Pekin için çeşitli kazançlar sağlamaya devam etmektedir. Bunlar arasında ucuz petrol veya Kuşak ve Yol Girişimi içindeki stratejik coğrafi konum gibi doğrudan kazançlar ve Washington ile ilişkilerin dengelenmesi bağlamında dolaylı da olsa bazı kazançlar bulunuyor.

Trump'ın bu rejimleri hedef alması, özellikle ABD'nin küresel enerji haritasını yeniden çizmek ve kritik mineraller ve ilgili tedarik zincirleri konusunda Çin'e neredeyse tamamen bağımlı olması da dahil olmak üzere stratejik zayıflıklarını azaltmak için sistematik adımlar attığına dair söylentiler ışığında, Çin'in konumu hakkında meşru sorular ortaya çıkarıyor.

Ancak, Trump'ın politikalarına daha geniş bir perspektiften baktığımızda özellikle Grönland konusunda Batılı müttefikleriyle yaşadığı gerilim, Kanada'yı ilhak etme yönündeki tehditleri ve Washington'a sağladıkları gerçek katma değeri göz ardı etmesi, ayrıca ulusal güvenlik stratejisi çerçevesinde Çin ve Rusya’yı etkisiz hale getirme girişimleri, Çin'in ‘dostlarının’ aldığı darbeler karşısında itidalli ve temkinli davranmasına neden oldu. Bunun yanında Çin, özellikle Trump’ın muhtemelen nisan ayında gerçekleşecek olan Pekin ziyareti sebebiyle bir alanda yaşanan kayıpların başka bir alanda kazanca dönüştürülebileceği stratejik yatırım fırsatları arıyor.

Clement Chai: Washington, uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsiyor Ancak, her zamanki pragmatizmleriyle Çinliler, Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler.

Çin ittifaklar kurmaz

Çin'in davranışını anlamak için, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından bu yana Çin dış politikasını yöneten temellere dönip bakmak gerekiyor. Çin ittifaklar kurmaz ve dış politikasını ittifak mantığına dayandırmaz, aksine çıkarlar ve taahhüt sınırları tarafından yönetilen esnek bir etkileşim çerçevesine dayandırır. Bu yaklaşım, 1954 yılında kabul edilen, egemenliğe saygı, müdahale etmeme ve karşılıklı yarar ilkelerine dayanan barış içinde bir arada yaşama beş ilkesine dayanıyor. Bu ilkeler, Pekin'in kesin taahhütlere girmeden çeşitli rejimlerle geniş ilişkiler kurmasını sağladı. Ardından eski Çin Halk Cumhuriyeti Merkezî Askerî Komisyon Başkanı Deng Şiaoping, stratejik hedefleri önceliklendirme, iç güçlenmeye odaklanma ve modernleşmeye hizmet etmeyen çatışmalardan kaçınma çağrısı olarak, temel çıkarlarından ödün vermeden ‘Tao Guang Yang Hui’ yani ‘Yeteneklerini Gizle ve Zamanını Bekle’ ilkesini geliştirdi.

Bu çerçeve, kurucu ilkeleri terk etmeyen, ancak Çin'in uluslararası sistemde daha merkezi bir konuma geçişine paralel olarak bunları yeniden yorumlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dönemine kadar devam etti. ‘Müdahale etmeme’ ilkesi artık pasif tarafsızlık değil, Çin'in doğrudan müdahale maliyetini üstlenmeden çatışma bölgelerindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir yumuşak güç aracıdır. Tao Guang Yang Hui ile Şi Cinping döneminde, zayıflığı korumak için gizlilik politikasından, gücü organize etme ve gösterilme zamanını kontrol etme stratejisine geçti. Bu strateji, Güney Çin Denizi'nden Tayvan'a kadar, açık bir çatışma olmadan daha kendinden emin bir diplomasiyle yansıtıldı.

Bu bağlamda Şi, ittifaka dönüşmeden ilişki düzeylerini ayıran yarı resmi bir ortaklık sınıflandırma sistemi getirdi. Pakistan, askeri ittifak olmaksızın uzun vadeli siyasi taahhüdü güvence altına alan ‘her koşulda stratejik iş birliği ortaklığı’ sınıflandırmasına alındı. Rusya ile ilişkiler ise ‘sınırsız kapsamlı stratejik ortaklık’ olarak tanımlandı. Bu, siyasi açıdan büyük önem taşıyor ancak savunma açısından bağlayıcı değil.

sdcfvghy
İran Savunma Bakan Yardımcısı Macid Rızai ve Çin'in eski ABD askeri ataşesi Zhang Li, Pekin'deki Xiangshan Forumu genel kurulunda konuşmalarını yaptıktan sonra tokalaşırken, 19 Eylül 2025 (AFP)

İran'a gelince, Çin ile ilişkileri 2021'de uzun vadeli iş birliği anlaşmasının imzalanmasından önce, 2016'da ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ düzeyine yükseltildi. Bu, yüksek bir diplomatik sınıflandırmadır, ancak olağanüstü ilişkiler düzeyinin altında kalmaktadır ve stratejik bir uyum veya Çin'in İran'ı savunma taahhüdü anlamına gelmiyor.

İran: “Dalgaları kırmak”

Bu, Çin ile İran arasındaki ilişkinin marjinal veya ikincil olduğu ve hiçbir bedel ödemeden vazgeçilebileceği anlamına gelmez. (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve BAE’dan oluşan) BRICS grubunun bir üyesi olan İran ile Çin arasındaki petrol ticareti, Çin'in toplam petrol ithalatının yüzde 12 ila 14'ünü oluşturuyor. Bunun yanında, Körfez'in doğu kıyısındaki coğrafi konumu ve Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesi, onu sadece Çin'in petrol ihracatında değil, Pekin'in giderek daha fazla bağımlı hale geldiği diğer Körfez ülkelerinden gelen enerji akışının güvenliğinde de kilit bir unsur haline getiriyor.

Siyasi düzeyde İran, özellikle 7 Ekim 2023 olaylarından önce Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki bölgesel güç ağlarında etkili bir rol oynadı. Bir zamanlar Ortadoğu'da ABD ve Batı ülkelerinin nüfuzuna karşı denge unsuru olan ve Çin'in bölgedeki çatışmalara doğrudan müdahil olmadan varlığını ve nüfuzunu dengelemesini sağlayan ‘direniş ekseninin’ lideri olarak kabul ediliyor.

Daha da önemlisi, Suriye ve Venezuela'nın aksine İran, siyasi pragmatizm ve dış baskılara uyum sağlama konusunda açık bir kapasite sergiliyor. Dini Lider’in merkezi rolüne rağmen, İran rejimi ‘tek adam yönetimine’ dayalı değil, on yıllardır hayatta kalmasını ve yaptırımlara ve tehditlere direnmesini sağlayan çok düzeyli bir kurumsal yapıya dayanmaktadır. Bu direnme yeteneği, Pekin'in görüşüne göre, onu Çin standartlarına göre muamele edilebilecek bir ortak haline getiriyor.

Çinli yazar ve araştırmacı Zhao Zhijun, Al-Majalla'ya yaptığı değerlendirmede, İran'ın Asya, Avrupa ve Afrika arasında bir bağlantı noktası olarak kabul edildiği için Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde çok önemli bir stratejik konuma sahip olduğunu söylüyor. İran'ı kaybetmek, Avrupa ve Ortadoğu'ya giden ana kara yolunun kesilmesi anlamına gelir ve bu da ABD'nin kontrolündeki Malakka Boğazı'nı atlatmak için tasarlanan enerji güvenliği koridorlarının etkinliğini ortadan kaldırır.

Zhao, “İran, Ortadoğu'daki anti-Amerikan güç olarak, uzun süredir ABD'nin stratejik kaynaklarını tüketerek, Asya-Pasifik bölgesinde Çin üzerindeki baskıyı nesnel olarak hafifletmiştir. İran rejimi düşerse veya Batı'ya yönelirse, bu stratejik engel ortadan kalkacak ve Çin, Batı'nın kapsamlı ablukasıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalacaktır” yorumunda bulundu.

Zhao, İran'ın Çin para birimi yuanın uluslararasılaşması için hayati bir test alanı olduğunu, çünkü petrol ticaretinin yuan ile yapılması Çin'in doların hakimiyetinden bağımsız bir finansal sistem kurmasına doğrudan yardımcı ettiğini belirtti. Çinli yazar ve araştırmacı, jeopolitik güvenlik açısından İran'ın sadece Çin'in Sincan bölgesine radikalizmin sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Orta Asya'ya girmeye çalışan ve Çin'in stratejisini baltalamaya çalışan Hindistan'ın etkisini engellemenin anahtarı olduğunu söyledi. Zira Tahran'daki mevcut rejim çökerse, Amerikan, İsrail ve Hint güçleri bu boşluğu doldurmak için hiç vakit kaybetmeyecekler.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Çin nasıl tepki verecek?

Bir yandan Çin'in pragmatik ve ölçülü dış politika felsefesi ve sınırlı kurumsal ilişkileri, diğer yandan ise rejimi devirmek veya zayıflatarak sert siyasi koşullar dayatmak amacıyla ABD'nin İran'a saldırmasının yol açabileceği ekonomik ve jeopolitik riskler arasında, Çin dikkatli hesaplar yapacak. Diplomatik tepkisini tasarlarken son derece ihtiyatlı davranacak. Bu tepki, İran hükümetine siyasi ve diplomatik destek, herhangi bir güç kullanımı veya İran'ın egemenliğinin ihlalinin kınanması ve muhtemelen diplomatik arabuluculuk girişiminden oluşacak ve Çin'in hayati çıkarlarını korumak için pratik önlemlerle paralel olarak uygulanacak.

Batı Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nün kıdemli araştırmacısı, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyaset Bilimi Bölümü direktörü ve Çin Orta Doğu Araştırmaları Derneği başkan yardımcısı ve genel sekreteri Tang Zhichao, bununla ilgili olarak şunları söyledi:

“Venezuela'da olduğu gibi İran'da da Çin'in tutumu değişmedi. Çin, uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunuyor, diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı çıkıyor, hegemonyayı ve güç politikasını reddediyor ve uluslararası adaleti savunuyor. Çin aynı zamanda, kendi çıkarlarını kararlılıkla koruyacaktır.”

Tang Zhichao, ABD'nin eylemlerinin sadece Venezuela ve İran'ın egemenliğini ihlal etmekle kalmayıp, Çin'in çıkarlarını da etkilediğini belirtti. ABD'nin Çin'in ‘Batı Yarımküre'deki gelişimini sınırlandırma ve Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğini kısıtlama’ girişimleri olduğunu söyleyen Tang Zhichao, bunları ‘yasadışı ve mantıksız çabalar’ olarak nitelendirdi ve ‘hiçbir ülkenin ABD'nin emirlerine boyun eğmeyeceğini’ belirtti.

sdfg
Umman Körfezi'nde İran-Rusya-Çin ortak tatbikatı sırasında bir Rus askeri gemisi, 12 Mart 2025 (AFP)

Çinli araştırmacı ve yazar Zhao, Çin’in ‘rejimi korumak için ekonomik kan pompalama’ politikasını benimseme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyor. İran'da Çin'in vereceği herhangi bir tepkinin, İran'ın iç siyasi durumu, jeopolitik diplomatik maliyetler ve askeri teknik gerçekler şeklindeki üç ana kısıtlamaya tabi olacağını belirtti.

Pekin'deki karar alıcıların İran'da güçlü bir ‘Batı yanlısı’ akımın varlığını kabul ettiklerini ve Tahran'ın ‘Doğu'ya yönelme’ stratejisinin genellikle Batı’nın yaptırımları nedeniyle zorunlu bir seçim olduğunu ifade eden Zhao, ‘karşılıklı stratejik güven’ düzeyinde bir eşitsizlik olduğunu söyledi.

Çin'in ABD-İran ilişkilerinde herhangi bir yumuşamanın Tahran'ın diplomatik rotasını değiştirebileceğinin çok iyi farkında olduğunu kaydeden Zhao’ya göre bu yüzden, jeopolitik açıdan istikrarsız ve mutlak sadakatinden yoksun bir ortak uğruna ABD ile doğrudan askeri çatışmaya girme riskini almayacak.

Çin'in jeopolitik diplomasi alanındaki ‘yan hasarların’ bedelini ödeyemeyeceğini, çünkü Çin'in Ortadoğu'daki temel çıkarlarının Körfez ülkeleri ve İsrail ile dengeli ilişkiler sürdürmek olduğunu düşünen Zhao, şu anda İran'a verilecek herhangi bir radikal askeri desteğin kaçınılmaz olarak İsrail'in Çin'e karşı cephe almasına yol açacağını ve ‘bu durumun yüksek teknoloji alanında hayati önem taşıyan iş birliği kanallarını koparacağını’ belirtti. Suudi Arabistan'ın endişelerini artıracak ve ‘enerji ve finans alanında Çin-Suudi Arabistan ittifakının temellerini’ tehdit edeceğini söyleyen Zhao’ya göre sadece İran'ı korumak için Arap dünyasını ve İsrail'i kaybetmek, stratejik açıdan şüphesiz kaybedilen bir anlaşma olur.

Zhao Zhijun: İran, sadece radikalizmin Sincan'a sızmasını önleyen bir ‘dalgakıran’ değil, aynı zamanda Hindistan'ın Orta Asya'ya giden yolunu kesmenin de anahtarı.

Zhao, bunun yanında Çin, Tahran'a herhangi bir ‘acil durum’ askeri desteği sağlamayı düşünse bile ‘askeri sistemlerdeki engellerin’ bunun etkili olmasını engelleyeceğini düşünüyor. Bu bağlamda Zhao, Pakistan ordusuna etkili yetenekler kazandıran, silahlanma, komuta zinciri ve taktiksel düşünce açısından Çin ve Pakistan orduları arasında on yıllardır süren derin entegrasyonu, İran ordusunun karmaşık ve karışık silah cephaneliği ile karşılaştırıyor. Zhao, kısa vadede İran ordusuna gelişmiş Çin silahları tedarik etmenin, bu ordunun hemen savaş kabiliyeti kazanmasını sağlamayacağı sonucuna varıyor. Aksine, uygun eğitim, veri bağlantısı uyumluluğu ve taktiksel entegrasyonun yokluğunda, bu silahlar kolay hedefler haline gelerek Çin askeri sanayisinin itibarını zedeleyebilir.

xsder
İran'ın Tahran kentinde bir binada bulunan ABD karşıtı duvar resmi, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Observer Research Foundation Middle East araştırmacısı Clement Chai, Çin-İran ilişkilerinin Çin lehine dengesiz olduğunu belirtirken Pekin'in orta ve uzun vadede enerji ithalatını çeşitlendirmeye çalıştığı için Tahran'daki herhangi bir rejim değişikliğinin İran'ın petrol arzı üzerindeki etkisini önemsizleştirdiğinin vurguladı. Chai, enerji sektörüyle ilgili olaraksa “Çin, Tahran'daki alternatif bir liderlikle başa çıkmaya hazır olacaktır” yorumunda bulundu.

Şarku'l Avsat'ın Al-Majalla’dan aktardığı değerlendirmede Chai sözlerini şöyle sürdürdü:

“Washington'ın uluslararası politikada güçlü adam yaklaşımını benimsediği açık, ancak Çinliler her zamanki pragmatizmleriyle Trump yönetiminin siyasi hataları yüzünden tökezleyeceğine bahse girecekler. Kanada'nın Çin'e açılması ve Avrupa Birliği'nin (AB) Mercosur (Güney Amerika bölgesel ekonomik örgütü) bloğu ile serbest ticaret anlaşması imzalaması gibi, Washington'un diğer ülkelere itaat dayatmak için uyguladığı zorlayıcı yaklaşıma tepki olarak atılan adımlar da dahil olmak üzere, şimdiden dikkate değer jeopolitik değişikliklere tanık oluyoruz."

Chai, “Bölgesel bloklar ve tek tek ülkeler artık ulusal çıkarlarına göre dış politikalarını yeniden hesaplıyor ve bazı durumlarda Hindistan ve Çin gibi eski düşmanlarıyla yeni kanallar açıyor" diye ekledi.

Grönland'daki kaos ve ABD Başkanı Trump’ın BM’yi yalnızca kendisinin liderlik ettiği bir ‘Barış Konseyi’ ile değiştirme çabalarının hakim olduğu bu yıl Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu, Batı ülkelerinin Trump'ın politikalarına karşı açık bir muhalefet platformu olarak görev yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, forumda yaptığı konuşmada, Çin'in Avrupa'nın hayati sektörlerine yatırımlarını artırması çağrısında bulunarak, ‘emperyalist emellere dönüşe’ karşı uyardı. Aynı platformda, Kanada Başbakanı Mark Carney'nin konuşması daha çok Küresel Güney'den bir devlet başkanının konuşmasına benziyordu. Carney, ABD'yi ismini vermeden, ekonomik entegrasyon, gümrük vergileri ve finansal imkanları kendi iradesini dayatmak için siyasi bir silah olarak kullandığını suçlayarak, stratejik bağımsızlık ve orta güçler arasında ittifaklar kurulması çağrısında bulundu.

Venezuela'daki petrol planları siyasi ve teknik nedenlerle durma noktasına gelen Trump, İran ve Grönland'a yönelik tehditlerini yumuşatsa da daha sonra bu konulara geri dönme olasılığına kapıyı açık bıraktı. Ancak Batı kampındaki bölünme, hızlı bir şekilde onarılması zor bir aşamaya gelmiş görünüyor. Çin bunu objektif bir fırsat olarak görüyor ve bu durum Çin'i bazı müttefiklerinin ayrılmasıyla ilgili stratejik ihtiyatını derinleştirmeye ve kayıpları yönetmeyi ve fırsatları değerlendirmeyi tercih etmeye itiyor.


CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
TT

CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç savaş gemisi Ortadoğu’ya ulaştı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın protestoları bastırmasına tepki olarak hava saldırıları düzenleme ihtimalini yeniden gündeme getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, uçak gemisinin üç muhriple birlikte ‘bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla halihazırda Ortadoğu’da konuşlandırıldığını’ bildirdi.

CENTCOM, taarruz grubunun İran’a komşu Arap Denizi’nde değil, Hint Okyanusu’nda bulunduğunu kaydetti. Bu konuşlanmanın, bölgeye binlerce ek askerin sevk edilmesi anlamına geldiği belirtilirken, bölgede en son ABD uçak gemisi varlığının, ekim ayında Gerald R. Ford uçak gemisinin, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik baskı kampanyası kapsamında Karayipler’e gönderilmesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

ABD’li bir yetkili, CBS News’e yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun CENTCOM’un Ortadoğu’daki sorumluluk sahasına girdiğini, ancak dün sabah itibarıyla henüz nihai operasyonel konuşlanma noktasına ulaşmadığını doğruladı. Bu hareketliliğin, İran’dan gelen yeni uyarılarla eş zamanlı gerçekleştiği belirtildi.

Önceki haberlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun pazar akşamı İran’a yakın bir bölgede konuşlandığı ifade edilmişti. Bu gelişme, Tahran’ın merkezindeki İnkılap (Devrim) Meydanı’na asılan ve ABD filosunu hedef almakla tehdit eden büyük bir pankartın görüntülerinin dolaşıma girmesinden saatler sonra yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, gemilerin bölgeye ‘herhangi bir olasılığa karşı’ gönderildiğini söylemiş, “Bu yöne doğru ilerleyen çok büyük bir filomuz var ve belki de onu kullanmak zorunda kalmayacağız” demişti.

Trump daha önce, İran’ın tutuklulara yönelik toplu idamlar gerçekleştirmesi ya da aralık ayı sonlarında başlayan protestoların bastırılması sırasında barışçıl göstericilerin öldürülmesi halinde askeri adım atmakla tehdit etmişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, olaylarda en az 5 bin 973 kişi hayatını kaybetti, 41 bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. İran’ın resmi verileri ise çok daha düşük bir rakama işaret ederek ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklıyor.

Son dönemde Trump’ın askeri müdahale ihtimalinden geri adım attığı yönünde işaretler de ortaya çıktı. Trump, İran’ın gözaltındaki 800 göstericinin idamını durdurduğunu öne sürdü; ancak bu iddiasının kaynağını açıklamadı. İran Başsavcısı ise söz konusu iddiayı “tamamen yalan” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen Trump’ın tüm seçenekleri masada tutmaya devam ettiği görülüyor. Trump, perşembe günü başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran hükümetinin bazı protestoculara yönelik planlanan idamları hayata geçirmesi halinde, daha önce İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının ‘hiçbir şey gibi görüneceğini’ söyledi.

SDFRG
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 22 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor.

Uçak gemisi, F-35 Lightning II ve F/A-18 Super Hornet savaş uçakları da dahil olmak üzere birden fazla hava filosuna ev sahipliği yapıyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, gemiye eşlik eden muhripler ise yüzlerce füze taşıyor; bunlar arasında kara hedeflerine yönelik onlarca Tomahawk seyir füzesinin de bulunabileceği belirtiliyor.

Uçak gemisi ve donanımına ek olarak, ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15E Strike Eagle savaş uçaklarının da bölgede konuşlandırıldığı duyuruldu.

Uçuş takip verilerini izleyen analistler, onlarca ABD askeri nakliye uçağının Ortadoğu’ya doğru hareket ettiğini tespit etti.

Söz konusu askeri hareketlilik, geçen yıl ABD’nin, üç ana nükleer tesise yönelik saldırıların ardından olası bir İran misillemesine karşı hava savunma ekipmanlarını bölgeye sevk ettiği dönemi hatırlatıyor. İran, bu saldırılardan birkaç gün sonra el-Udeyd Hava Üssü’nü ondan fazla füzeyle hedef almıştı.