2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit
TT

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

2019’da dünyayı bekleyen 10 tehdit

Önde gelen uluslararası bilim adamlarından oluşan bir ekip, insanlık için tehdit oluşturacak ve dünyayı felakete sürükleyecek riskler hakkında görüşlerini ortaya koydu. The Global Foundation tarafından yayınlanan yıllık rapor içerisinde kaydedilen bu riskler arasında, uzaydaki göktaşlarının dünyaya çarpması ve yaşanabilecek dev bir volkanik patlama da yer alıyor.
2019’da insanlığı tehdit eden riskler şöyle özetlenebilir:
1-Nükleer savaş

Nükleer bir patlama, günümüzün en ölümcül silahı olarak kabul ediliyor. 4 kilometre yarıçapına kadar uzanacak olan bir patlama, yüzde 80 ila 95 arasında bir ölüm oranına sebep olabilir. Sebep olacağı imha oranı ise 4 kilometrelik alanın 6 katını geçebilir.
Ancak nükleer patlama senaryosuna ilişkin duyulan endişeler yaşanan seri ölümler ve ona bağlı olan birtakım durumlardan ibaret değil. Nükleer bir patlama sonrasında yaşanabilecek “nükleer kış” fenomeni göz önünde bulundurulduğunda, patlamanın ardından yayılan bulutlar ve dumanlar güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasına engel olur. Bu durum, sıcaklıkların uzun yıllar boyunca düşmesine yol açar.
Dünyanın en büyük iki nükleer gücü ABD ve Rusya arasında yaşanacak muhtemel bir savaşta yaklaşık 4 bin nükleer silahın kullanılması durumunda verilecek kayıpların sayısı tahmin edilemeyecek düzeyde olacak. Aynı zamanda sıcaklıklar, normalden 8 santigrat derece düşecek. İnsanlar tarım yapamayacak bir durumda olacaklar ve böylece kaos ve şiddetin kapısı aralanmış olacak.
ABD ve Rusya'nın her biri 7 bin kadar nükleer savaş başlığı bulunduruyor. Bununla birlikte İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail'in de nükleer silahları var.
Yüzlerce nükleer silahın birkaç dakika içinde patlatılmaya hazır olarak bulunması oldukça endişe verici. Özellikle istenmeyen bir kazanın veya yanlış anlaşılmanın nükleer bir savaşa yol açması ihtimali ile ilgili endişe duyuluyor. Rus yetkililer, 1960’larda birkaç kez nükleer silah kullanmaktan geri durdular. Rusya cumhurbaşkanının kendisi, 1995 yılında daha sonra yanlış bir uyarı olarak nitelendirilen bir duruma cevap olarak nükleer silah kullanmayı reddetmişti.
2-Biyolojik savaş
Karmaşık mühendislik yetenekleri gerektiren nükleer silahların aksine biyolojik ve kimyasal silahlar, daha düşük maliyetle ve erişilmesi kolay olan malzemeler kullanılarak geliştirilebiliyor.
Son yıllarda Suriye hükümeti, ülkeyi parçalayan iç savaşta klor ve sarin gazı içeren kimyasal silahlar kullandı. Bu durum uluslararası toplumu alarma geçirdi ve kimyasal silahların kullanılması durumunda yaşanabilecek hasarın derecesini yansıttı.
Zehirli kimyasallar, özellikle hava yoluyla veya su yoluyla taşınırsa hedefe çok büyük zararlar verebilir.
Ancak biyolojik silahlar çok daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. İşlenmiş biyolojik malzemeler alanında kaydedilen ilerlemeler, hastalıklara sebep olabilecek veya silah olarak kullanılabilecek bakteri ve virüs gibi bulaşıcı ajanların kullanılma olasılığını arttırdı. Bununla birlikte benzeri bir senaryo ölümcül bir biyolojik enfeksiyon taşıyan bir böceğin salıverilmesi ile de yaşanabilir. Hızla taşınan böyle bir enfeksiyon durumunda dünya çok daha kırılgan bir yer olacak.
3-İklim Değişikliği
Birleşmiş Milletler (BM) Bilim Adamları Komitesi tarafından yayınlanan bir raporda, sıcaklıkların kontrol edilerek mutedil seviyelerde tutulması için dünyanın önünde yaklaşık 12 yıllık bir sürenin olduğu kaydedildi. İklim değişikliğinin etkisine ilişkin tahminlerin küresel ısınmaya göre değişeceğinin belirtildiği açıklamada, 1 ila 3 santigrat derece arasında kaydedilecek bir artışa bağlı yaşanacak senaryoların genellikle olumsuz olduğu ifade edildi.
En iyi ihtimalle, daha sık ve daha şiddetli kasırgalar meydana gelecek ve küresel düzeydeki tarım arazileri ile tatlı su kaynaklarının büyük bir kısmı kaybedilecek. Bununla birlikte   New York ve Mumbai gibi büyük kıyı şehirleri sular altında kalacak. En kötü durumda ise insanlık medeniyeti sona erecek.
Karbon salınımını azaltmaya yönelik mevcut taahhütler yerine getirilmiş olsa bile, küresel sıcaklıklarda kaydedilecek yüzde 3 oranında bir artışa ilişkin üçte birlik bir ihtimal var. Bu da Florida ve Bangladeş topraklarının çoğunun sular altında kalacağı anlamına geliyor.
4-Çevre felaketi
Ekosistemler, çevresindeki hava ve su gibi canlı olmayan unsurlarla etkileşime giren insanlar ve hayvanlar gibi canlı organizmaları içeren topluluklardır. Ekosistemler, sıcaklıkların yükselmesi gibi insan davranışlarının sebep olduğu birtakım etkilerin üstesinden gelebilir. Ancak bu ekosistemlerin kaldıramayacağı bir doruk noktası var ve dünya bu noktaya ulaşmaya yakın olabilir.
Batı Afrika'daki Çad gölü, çevresel felaket hususunda bir örnek olarak zikredilebilir. 6 yıl süren kuraklık ile birlikte aşırı göl suyu tüketimi ve iklim değişikliğinin etkileri, su seviyelerinin yüzde 90 oranında azalmasına yol açtı. Bu durum, Çad, Nijerya, Nijer, Kamerun'daki 40 milyondan fazla insanın hayatını olumsuz etkiledi.
5-Salgınlar
Tarih, dünya çapında yaşanan iki salgına tanık oldu. Bu salgınlar ile birlikte birkaç yıl içinde dünyadaki toplam nüfusun yüzde 15'i hayatını kaybetti. Bu ölümcül salgınlar sırasıyla 5’inci ve 14’üncü yüzyıllarda ortaya çıktı.
Özellikle şehirlerde artan nüfus oranları ve dünya nüfusunun sürekli bir şekilde hareket halinde olması, bulaşıcı bir hastalığın yeni bir salgınına neden olma riskine kapı aralıyor. Neyse ki, ölümcül bir hastalığın uluslararası düzeyde yayılma şansı sınırlıdır. Son yıllarda yayılan SARS ve Ebola virüsleri bir uyarı alarmı olarak değerlendiriliyor.
Hastalığa karşı insan savunmasının esası olan antibiyotikler, bazı bakterilerin kendilerine direnme yeteneklerini geliştirmesinden sonra daha az etkili olmaya başladı. Antibiyotiklere karşı dirençli bakteriler yılda yaklaşık 700 bin insanının ölümüne sebep oluyor. Antibiyotik direncine ilişkin bir çözüm bulunamadığı takdirde, yaşanan ölüm vakaları 2050 yılına kadar 10 milyona ulaşabilir.
6-Göktaşları
Göktaşları, güneş yörüngesinde bulunan ve zaman zaman dünyaya çarpan kayalardır. Bilim adamları, uluslararası bir felakete neden olacak kadar büyük bir göktaşının her 120 bin yılda bir dünyaya çarpma ihtimalinin olduğunu düşünüyor.
Dinozor neslinin tükenmesinin ardında da yine böyle bir göktaşı hadisesinin olduğu düşünülüyor. Dinozorların yok olmasına sebep olan göktaşının boyutunun onda biri kadar olan bir göktaşının dünyaya çarpması durumunda yıkıcı neticeler ile karşı karşıya kalınacak. Bilim adamları bu çarpışmanın güneş ışığını aylarca dünyadan izole edecek blokların yayılmasına neden olacağını ve yüz milyonlarca insanı öldürecek bir kıtlığa yol açacağını düşünüyor.
NASA, 2011 yılında çapı bir kilometreden fazla olan bir alanda bulunan uzay cisimlerinin yüzde 90'ından fazlasını izlediğini ve tanımladığını bildirerek, bunların genel olarak dünyaya çarpmayacağını belirtti. Ancak dünyaya çarpmaları halinde felakete yol açmayacak olan daha küçük nesneler hakkında sınırlı bilgimiz var. Bunların ekonomik ve sosyal sistemlere ilişkin birtakım zararlı etkileri olabilir.
7-Dev volkanik patlama
Bilim adamları, 74 bin yıl önce büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini ve atmosfere büyük miktarda lav salınımına neden olduğunu düşünüyor. Bazı uzmanlara göre bu durum, yeryüzünün sıcaklığını birkaç santigrat derece düşürerek kendini soğutmasına sebep oldu. Bu, birçok hayvan ve bitki türünün ortadan kaybolmasına ve onların yok olmanın eşiğine gelmesine sebep olan büyük ve yıkıcı bir dalgaya yol açtı.
O gün tekrar yaşanabilir mi? Karşılaştırma için elimizde yeteri kadar veri yok. Ancak mevcut bilgiler, ortalama olarak her 17 bin yılda bir büyük bir volkanik patlamanın meydana geldiğini gösteriyor. Bu doğruysa, bir sonraki patlamanın daha geç bir zamanda gerçekleşme durumu var. Son büyük ölçekli volkanik patlama 26 bin 500 yıl önce Yeni Zelanda'da kaydedildi.
Volkanik bir patlamayı birkaç ay veya birkaç hafta öncesinde öngörmenin bir yolu yok. Aynı şekilde patlamayı kontrol etmenin ve azaltmanın da bir yolu yok. Ancak bilim adamları birçok riskli bölgeyi gözlemliyorlar.
8-Jeofizik mühendisliği
Sıcaklıktaki artışın durdurulmasına ve hatta düşüşüne imkan verecek çarpıcı bir seçenek var, ancak büyük bir riski de beraberinde getiriyor.
Güneş jeofiziği gelen ışığı ve ısıyı dünyadan uzak bir yere yansıtmak için kullanılabilir. Şimdiye kadar, bu teknoloji sadece bilgisayar modelleri ile uygulandı. İlk pratik deney, Harvard Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından yapılacak.
Güneş jeofiziği, teknoloji alanındaki iki modern okuldan biri olarak kabul ediliyor. Her ikisi de hava koşullarını değiştirebilir ve iklim değişikliği risklerini azaltabilir.
Diğer teknoloji ise karbondioksit emisyonlarının doğrudan atmosferden uzaklaştırılmasını temel alıyor. Fakat bu teknoloji yalnızca sınırlı bir ölçekte uygulanmaya başladı.
Eğer güneş jeofiziği teknolojiyi kullanarak çalışmalar yapılırsa, sonuçlar bir bütün olarak atmosferi içerecek ve bu durum insanlığın iklim değişikliği riskleriyle başa çıkma hususundaki en büyük girişimi olacak. Söz konusu teknoloji, sıcaklığı azaltabileceği bilinen tek teknoloji olarak kabul edilmesine rağmen, hala onun hakkında öğrenilmesi gereken çok şey var. Mesela, yerel düzeydeki veya küresel ölçekteki ekosistemler üzerinde olumsuz bir etkisi olup olmadığının bilinmesi gerekiyor. Sonuçları tam olarak bilinmeyen bu seviyedeki teknik bir müdahalenin insan ırkı için yıkıcı sonuçları olabilir.
9-Yapay zeka
Yapay zeka son zamanlarda en hızlı ilerleme kaydedilen alanlardan biridir. Bu hususta fikir beyan eden bilim adamlarının hepsi, 2050 yılına kadar yapay zekanın insanlar tarafından gerçekleştirilen görevlerin çoğunu aynı seviyede veya daha iyi bir şekilde yerine getirme şansının ortalama yüzde 50 olduğunu düşünüyor.
Yapay zeka alanında kaydedilen ilerlemelerin, söz konusu yapay zekaya sahip birimlerim kötü davranışlarda bulunacağına dair yanlış bir algı var. Bu algı bazı bilim kurgu filmlerinde çizilen distopik resimden kaynaklanıyor. Ancak yapay zekanın gelişimi ile ilgili asıl endişe, bu birimlerin hayal edilenden çok daha üst düzeyde çalışmasıdır.
Raporda şu ifadeler yer alıyor:
“Akıllı bir arabadan sizi en kısa sürede havaalanına götürmesini talep ettiğinizde, kendisine verilen talimatı yerine getirerek sizi havaalanına ulaştırır. Siz ise aşırı hızdan dolayı yorulmuş bir halde ve polis tarafından takip edilirken bulursunuz kendinizi. Bu sizin istediğiniz bir durum değildi fakat, talep ettiğiniz şey buydu.”
Yapay zeka ile ilgili en çok endişe verici durum hakkında şu söylenebilir:
“Yanlış kişinin eline silah verildiğini ya da yapay zekanın kullanıldığı silahları tedarik etme yarışının patlak verdiğini düşünün. Bu, nihayetinde yapay zeka sistemlerinin egemen olduğu bir savaşla neticelenir.”
10-Bilinmeyen riskler
İklim değişikliği ya da nükleer silah gibi tehlikerin bilinmediği dönemlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Ancak bugün, bu tür durumların sonuçları gözlemlenebiliyor ve gelişmelerine ilişkin endişeler ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bilinmeyen birtakım tehditlerin ortaya çıkması muhtemel.
 



Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.


Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
TT

Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, bugün ülkesini “dünyanın dördüncü büyük gücü” olarak görenlerin bulunduğunu söyledi. Hamaney, İran'ın düzenlediği saldırıların “düşman” güçlerinin Umman Denizi’ni aşmasını engellediğini belirterek “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.

Hamaney'in İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan açıklamasında, İran'ın güneyindeki suların geçmişte ülkesinin rakip güçlerinin hareket alanı olduğunu belirtti. Hamaney, ancak bu güçlerin İranlı savaşçılar ve “Hürmüz Boğazı'nın savunucuları” tarafından düzenlenen “acı verici saldırılar” karşısında geri çekilmek zorunda kaldığını ifade etti.

Bu güçlerin ilerlemeye her cesaret ettiğinde zarar gördüğünü belirten Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” dedi.

Hamaney, İran'ın rakiplerinin artık kendileri, yani onların takipçileri değil, İran saldırıları karşısında korunma arayan ve “savaşın durdurulması için yalvaran” taraf haline geldiğini söyledi.

“Bugün bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var” diyen Hamaney, ancak “ilahi hesaplara” göre İran'ın “dünyanın birinci gücü” olduğunu savundu.

fthy
Tahran'da pazar günü döviz kurlarını gösteren ekran (Reuters)

Hamaney, İran'ın geçmişteki konumuyla bugün geldiği nokta arasındaki değişime de değindi. Rakiplerinin İran'ı yeniden döndürmek istediği dönemin “geri kalmışlık, zillet, bağımlılık ve kötü şöhret” ile karakterize edildiğini söyleyen Hamaney, mevcut dönemin ise “ilerleme, onur ve bağımsızlık” dönemi olduğunu belirtti. Hamaney, “Düşmanımızın geri dönmesini istediği o eski günler geride kaldı ve bir daha asla geri dönmeyecek” ifadelerini kullandı.

30 milyondan fazla İranlıdan “fedakârlık” sözü

Hamaney, devletin Tahran ve İran'ın diğer kentlerindeki başlıca meydanlarda destekçilerini toplamak amacıyla düzenlediği gece toplantılarına da değindi.

İranlıların yedi aydır ülke genelindeki meydan ve caddelerde toplanmayı sürdürdüğünü söyleyen Hamaney, 30 milyondan fazla İranlının “kendilerini feda etmeye” hazır olduklarını ilan ettiğini belirtti.

Hamaney, katılımcıların organize edilmesi amacıyla kendilerinden yeniden hazır olduklarını ilan etmelerinin istendiğini ve gerekli sayının, 500 binden fazla kişinin, ilk 100 dakika içinde tamamlandığını söyledi.

fvgbhju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran'ın farklı bölgelerinde “hazırlığın” çeşitli biçimlerde sürdüğünü belirten Hamaney, özellikle “silahlı hazırlıklara” dikkat çekti. Toplumun farklı kesimlerinin “Hürmüz Boğazı'nı korumak” da dahil olmak üzere çeşitli tutumları benimsediğini ifade etti.

“İran savaşlardan daha güçlü çıktı”

Hamaney, İran yönetiminin İran-Irak Savaşı'ndan savaş öncesine kıyasla daha güçlü çıktığını ve sonraki çatışmalarda da aynı durumun tekrarlandığını savundu.

Özellikle “son iki dayatılmış savaşın” İran yönetimini daha güçlü hale getirdiğini belirten Hamaney, “Önümüzdeki günlerin bu günlerden çok daha görkemli olacağını” öngördü.

Hamaney'in mesajı, İran Merkez Bankası'nın yıllık enflasyonun eylülde yüzde 68,4'e ulaştığını, geçen yılın aynı ayına kıyasla enflasyonun ise yüzde 83,8 olduğunu gösteren verileri yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi.

İran para birimi de pazartesi günü yeniden baskı altında kaldı. Doların serbest piyasadaki kuru günün erken saatlerinde yaklaşık 236 bin tümen seviyesindeyken 243 bin tümeni aştı.

ABD'nin deniz ablukası İran'ın petrol ihracatını kısıtlarken Washington, petrol satışlarına yönelik yaptırımları da sıkılaştırdı. ABD'li yetkililer, Tahran'ın dolara erişim kapasitesinin giderek azaldığını belirtiyor.

Hamaney marttan bu yana kamuoyu önüne çıkmadı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bu tarihten beri kendisine ait doğrulanmış bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

İranlı yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, dini liderin önemli kararlara katılmayı sürdürdüğünü ancak günlük yönetimle ilgili geniş yetkileri üst düzey yetkililere devrettiğini belirtiyor.

Geçen ay Reuters'a konuşan kaynaklara göre Hamaney, savaşın ilk saldırılarında aldığı ağır yaralardan dolayı iyileşme sürecinde. İran makamları ise kamuoyu önünde sınırlı şekilde görünmesini güvenlik gerekçeleri ve hedef alınma endişeleriyle açıklıyor. Hamaney'in sağlık durumunun veya ülke yönetimine günlük katılım düzeyinin bağımsız şekilde doğrulanması mümkün olmadı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos'ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı yaptığını söyledi. Dini Lider'in ofisi de aynı gün yayımladığı açıklamada görüşmede savaşın, ekonomik durumun ve ülkenin geleceğinin ele alındığını bildirdi ancak toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü yayımlanmadı.

Daha sonra resmi İran haber ajansı IRNA, toplantıya ilişkin daha fazla ayrıntı yayımladı. Buna göre görüşmelerde halkın yaşam koşulları, savaş, askeri gelişmeler, kaynak ve enerji yönetimi, dış dünyayla ekonomik ilişkiler, konut ve istihdam konuları ele alındı.

Pezeşkiyan daha önce, Hamaney ile iletişim kurmanın “şu anda çok zor” olduğunu söylemişti. Yetkililer ise yalnızca sınırlı sayıdaki üst düzey yetkilinin Hamaney ile doğrudan görüştüğünü belirtiyordu.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada Mücteba Hamaney'in öldüğüne inanmadığını söyledi ancak onun “çok ağır yaralar” aldığını belirtti.