Tunus'ta ipler kimin elinde?

Hükümetin kalkınma ve istihdam sağlamadaki tekrarlı başarısızlıkları, çoğu sektörde protestoların dozunu artırdı (AFP)
Hükümetin kalkınma ve istihdam sağlamadaki tekrarlı başarısızlıkları, çoğu sektörde protestoların dozunu artırdı (AFP)
TT

Tunus'ta ipler kimin elinde?

Hükümetin kalkınma ve istihdam sağlamadaki tekrarlı başarısızlıkları, çoğu sektörde protestoların dozunu artırdı (AFP)
Hükümetin kalkınma ve istihdam sağlamadaki tekrarlı başarısızlıkları, çoğu sektörde protestoların dozunu artırdı (AFP)

Tunus Başbakanı Yusuf Şahid’in yatırımcı ve vatandaşlara ekonomik ve güvenliğe ilişkin güvence içeren ifadelerine rağmen, toplumsal ve siyasi göstergeler, bir yandan cumhurbaşkanı ve başbakanı bir yandan 2014 sonundaki seçimlerden bu yana Nida Partisi ve Nahda Hareketi liderleri, diğer yandan da sendikalar ve koalisyon hükümeti arasındaki medya savaşının başlamasıyla hala yüksek.
Yeni yıl arifesinde cumhurbaşkanı, başbakan, parti ve sendika liderleri ülkenin siyasi, güvenlik ve ekonomik geleceğini başkanlık kuruluşlarının sorumluluğuna bırakmayı hedefleyen yeni bir siyasi girişim başlattı. Ulusal ve bölgesel karar alma çevrelerindeki en büyük sorular ise; “8 yıl süren istikrarsızlık ve siyasi bölünmeden sonra Tunus’u kim yönetecek? Yürütme başkanları ve iki büyük lider arasındaki sürtüşmeyi onarmada başbakan, meclis başkanı, iktidar parti ve sendika liderlerinin varlığındaki yeni Kartaca Sarayı diyalogları başarıya ulaşabilecek mi? Yoksa “Tunus İstisnası” ve “tek Arap demokratik uzlaşma modeli” siyasi farklılıklar ve artan toplumsal huzursuzluk nedeniyle sona mı erecek?” çerçevesinde gelişti.
Birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı ve Nida Tunus Partisi lideri el-Baci Kaid el-Sibsi, Başbakan Yusuf Şahid ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi üst düzey siyasi yetkililer, Arap ve Batı ülkelerinden bazı yetkililerle Tunus’un içinde ve dışında ‘ülke tarihinin en tehlikeli siyasi krizini kontrol altına almak, normal koşullarda bu yıl başkanlık ve parlamento seçimlerinin düzenlenmesine olanak tanıyan yeni bir fikir birliğine varmak, ülkedeki siyasi partiler arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak amacıyla’ maraton görüşmeleri yaptı.
Ancak Nida Tunus Partisi’nin eski genel koordinatörü ve Sibsi destekçisi Rıza Belhac, ‘Başbakan Yusuf Şahid’in görevinin uzatılması veya parlamentoda güvenini yeniden sağlaması hususunda’ cumhurbaşkanı ve yandaşları ile Nahda hareketi lideri Gannuşi ve mevcut hükümetteki yandaşları arasındaki anlaşmazlığın çok büyük olduğunu vurguladı.
Bu çerçevede onursal Başkanı Tunus Cumhurbaşkanı’nın olduğu Nida Tunus Partisi’nin stratejik ve liderlik çalışmaları danışmanı Naci Colul, Cumhurbaşkanının ve Nisa Partisi’nin bir yakın ortağının, Yusuf Şahid ile ilişkileri koparmadan önce Nahda Hareketi liderliği ve hükümetteki destekçileri ile diyalog kanalları açmayı reddettiğini belirtti.
İstikrar Talepleri
Öte yandan Yusuf Şahid’i ve iki ay önce şekillendirdiği yeni koalisyon hükümetini destekleyen birçok tavır da mevcut. Bu duruma Kemal Mercan gibi sosyalist sol, liberal laik parti üyeleri de dahil. Aynı şekilde yeni koalisyon hükümetinde üç pozisyona sahip, solcu Tunus Projesi Hareketi Başkanı Muhsin Merzuk gibi Yusuf Şahid’in eski rakiplerinden bazıları da konu hakkında değerlendirmede bulundu. Bu çerçevede Merzuk, Şahid’in mevcut hükümette görevini sonlandırma karşılığında istikrar sağlanacağını belirtti. Aynı şekilde solcu el-Masar Partisi lideri Samir el-Tayyib de ülkeyi Ocak 2011 devriminden bu yana ortaya çıkan hükümet istikrarsızlığına itme tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu.
Nahda Hareketi Şura Konseyi Başkanı Bakan Abdul Kerim el-Haruni, partisinin kurumlarının ülkedeki siyasi istikrarı destekleyen Yusuf Şahid ile dayanışma içerisinde olduğunu belirtti. El-Haruni, normal şartlarda mevcut yılın sonbahar döneminde yapılması kararlaştırılan başkanlık ve parlamento seçimlerinin uygulanabilirliği üzerine de bahis oynadı.
Eski Dışişleri Bakanı Refik Abdusselam da Şahid hükümetine desteğini yineledi. Ülkenin ihtiyaç duyduğu politik istikrarı destekleme çağrısı yapan Abdusselam, çalışma ortamını ve yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla iş adamları ve vatandaşlara da çağrı yaptı.
Koşulsuz Destek
Ancak Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid el-Sibsi'ye yakın bazı tarafların uyguladığı baskı, bu sonbaharda yapılması kararlaştırılan seçimlerde Yusuf Şahid’in uzaklaştırılıp şansının azaltılmasını hedefliyor. Zira bu baskı aynı zamanda, siyasi ve partizan projeyi destekleyen politikacıların ve medya organlarının pozisyonlarında da bir değişikliğe neden oldu.
2018 yılının son haftasındaki sürprizlerden biri, Tunus cumhurbaşkanının ‘başbakan ve koalisyon hükümetindeki ortaklarını aleni bir şekilde ülkenin tanık olduğu grev, toplumsal ve ekonomik anlaşmazlıkların sorumlusu olmakla suçladığı’ siyasi bir toplantı düzenlemesi oldu. Toplantı, Şahid’in hedeflediği bir medya savaşıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Yusuf Şahid, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada cumhurbaşkanının iddialarına yanıt vererek, iktidar partinin ve ülkenin içerisinden geçtiği siyasi krizin sorumluluğunun “yolsuzluk sembolleri” olduğuna dikkati çekti. Medya savaşı ayrıca, Şahid yanlısı bir partiyi, siyasi ve seçim projesi ortaya koymaya hazırlanan Nida Partisi’nden ayrılmış bazı eski bakan ve milletvekillerini de hedef aldı. Söz konusu savaş, Nahda Hareketi’ni, eski Adalet Bakanı Nureddin el-Buhayri'nin önderlik ettiği parlamento bloğunu ve eski Başbakan Ali el-Ureyd'ide kapsıyordu.
Aynı şekilde Cumhurbaşkanı, başbakan ve yandaşlarını “Nahda Hareketi’ne bağımlılıkla” suçlarken onları “Nahdavi” olarak nitelendirdi.
Ancak cumhurbaşkanlığı ve hükümet kuruluşlarındaki birçok taraf, aynı şekilde Nahda ve Nida liderlikleri hala ayrılık ve çatışma seçeneklerini uzak tutmaya çalışıyor. Bu bağlamda bazı kesimler, Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi, iş adamları Nureddin el-Tabubi ve Samir Macul’un da varlığında başbakan ve meclis başkanı ile Kartaca Sarayı’nda bir araya geldi. Durum, tüm siyasi partileri içeren bir uzlaşma çizgisi bulma çabası olarak değerlendirildi. Ancak Nida Partisi’nin eski genel koordinatörü Rıda Belhac, toplantıyı Kartaca Sarayı’ndaki bazı karar vericilerin Yusuf Şahid’i uzaklaştırma ve cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki kopukluğu onarma seçeneğine tutunma çabası olarak yorumladı. Aynı zamanda Şahid de bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, yaklaşan başkanlık ve parlamento seçimleri de dahil olmak üzere bu yıl daha büyük bir rol oynamak istediğini söyledi.
Başbakan, Cumhurbaşkanı el-Sibsi'nin oğlu Hafız Kaid el-Sibsi'ye yönelik sert eleştirilerine rağmen, babası Kaid el-Sibsi ile ipleri koparmadı. Aralarındaki ilişkinin “değiştiğini ama bitmediğini” söyleyen Yusuf Şahid, yürütme organı başkanının yetkilerini tanımlayan anayasaya saygı gösterdiğini belirtti.
Ancak Cumhurbaşkanının siyasi danışmanı Nureddin bin Netişe, resmi sözcüsü Saida Kuraş ve medya yetkilisi Firas Kafraş, Şahid’in ve yandaşlarının ifadelerine karşı çıktı. Anayasanın, 2014 seçimlerini kazanan parti olarak başbakanlık pozisyonuna aday olan Nida Partisi liderliğine bağlı olması gerektiğini vurguladı.
Farklı Pozisyonlar
Söz konusu anlaşmazlıklar ortasında 3 ay içerisinde partinin seçim kurulunun düzenlenmesi için hazırlıklar sürerken Cumhurbaşkanı Kaid el-Sibsi'nin tavrı ‘Başbakan Yusuf Şahid’deki siyasi kararsızlık, Nida Partisi’nden ayrılanlar ve Nahda Hareketi’ndeki müttefikleri, diyalog, iç ve dış arabuluculuğu kabul etme ilkesi’ arasında değişiklik gösteriyor.
Çeşitli kaynaklar, Savunma Bakanı Kerim el-Zubeydi'nin farklı taraflar arasında uzlaşı sağlamak üzere sessiz çabalar sarf ettiğini belirtti.
Aynı şekilde Cumhurbaşkanı, Yusuf Şahid liderliğinde siyasi bir parti kurmayı planlayan hükümet ve muhalif liderleri ile bir araya geldi.
Nahda Hareketi liderliği ile olan ilişkisinde olumsuz gelişmelere değinen Cumhurbaşkanı Sibsi’nin bazı ifadeleri, “dost” olarak tanımladığı Gannuşi ile mevcut hat karşısında da açık bir kapı bıraktı. Cumhurbaşkanı,  Gannuşi’nin Yusuf Şahid yandaşlığı sebebiyle belirgin siyasi anlaşmazlıklarına rağmen onları birbirlerine bağlayan “ipi” koruyacağını söylemişti. Kaid el-Sibsi, hükümet ve parlamento çalışmalarını felç etmek veya anayasa çalışmalarını aksatmak için anayasal yetkilerini kullandığı hipotezlerini ise reddetti.
Ancak anayasal metinlerin içeriğinden bağımsız olarak Tunus’taki durum, ‘en önemli siyasi mutfağın hala Kartaca’da bulunan Cumhurbaşkanlığı sarayında olduğunu’ ve ‘askeri ve güvenlik kurumları, parlamento başkanlığı ve iktidar partisinin liderliği yönünde Tunus’un dış ilişkilerini kontrol ettiğini’ doğruluyor.
Cumhurbaşkanının üst düzey danışmanı ve ofis direktörü Selim el-Azabi'nin Nida Partisi’nden ayrılıp Yusuf Şahid’in ekibinde katılmasına rağmen, Cumhurbaşkanının stratejik ve liderlik çalışmaları danışmanı Naci Colul, siyasi liderlikler ve Tunus sendikaları arasındaki uzlaşının “Sendikalar Genel Birliği ile daha fazla  krize neden olan mevcut hükümetin liberal politikaları tarafından değil, Cumhurbaşkanı tarafından desteklenmesiyle ve Nida Partisi’nin merkezi politik ve toplumsal programlarına saygı gösterilmesiyle” mümkün olacağını vurguladı.
Geçtiğimiz kasım ayının başlarında özellikle Nida ve Nahda liderlikleriyle iyi ilişkiler kurması dolayısıyla Sibsi tarafından yeni ofis müdürü olarak atanan bakan ve iş kadını Selma el-Lumi de dahil Kartaca Sarayı’ndaki bazı isimler, daha büyük bir ulusal politik rol oynamaya aday gösterildi. Nida Partisi liderliğinde bazı kesimler ise üyeliğini dondurma kararına karşı çıkılan üyelerden biri olarak ve Şahid ile yeni bir sayfa açma hazırlığı yapan el-Lumi'nin partiye liderlik etme ve gelecek başkanlık seçimleri adayları arasında olma olasılığını uzak görmüyor.
Bu bağlamda Tunus'ta çok sayıda politikacı tarafından ortaya atılan soru şu; Mevcut siyasi çıkmazdan, Kartaca’daki cumhurbaşkanlığı sarayında, Kasbah’da, Nida ve Nahda liderliklerinde karar alıcılar arasındaki çekişmelerden nasıl kurtulabiliriz? Tunus, başkanlık ve parlamento seçimleri bitene kadar güçlü ve birleşik bir merkezi otorite olmadan ayakta kalabilecek mi?
 
Koalisyon yetkilileri, muhalefet ve sendikalar arasındaki karşılıklı suçlamalara rağmen, birçok kesimin ifadeleri, iki iktidar parti olan Nida ve Nahda içerisinde dünkü yoldaşlar arasında yeni bir uzlaşı köprüsü kurma arzularını ortaya koyuyor.
Şahid hükümetinin istikrarını destekleyen Nahda liderliğinin yayınladığı yeni bir bildiriye rağmen, eski Dışişleri Bakanı Refik Abdusselam da dahil olmak üzere bir dizi lider, kağıtları yeniden düzenlemek için kapıyı açan Kartaca Sarayı’na yeni siyasi mesajlar gönderdi. Bu çerçevede Şahid’in ve yandaşlarının yeni bir parti kurma olasılığını siyasi istikrarı desteklemek amacıyla memnuniyetle karşıladıklarını belirttiler. Ancak bu işbirliği, diğer siyasi partilerin hesapları pahasına stratejik bir ortaklık ve cumhurbaşkanı ile diyalog anlamına gelmiyor.
Gözlemciler ise söz konusu ifadeleri, mevcut hükümetin ve başkanın geleceği de dahil olmak üzere tüm güçlü dosyaları yeniden müzakere etme arzularını yansıtan bir bildiri olarak nitelendirdi.
Öte yandan Nahda Hareketi Şura Konseyi Başkanı Bakan Abdul Kerim el-Haruni, genişleyen konsey toplantısında hükümetin istikrarını destekleme kararı alındığını belirtti. Şahid’in gelecek seçim yarışında idari kurumları istemediğini söyleyen el-Haruni, bu durumun Nahda’nın Şahid ile kurduğu ilişkide başa dönüldüğünü, yani başkanlık seçimlerine aday olmaya veya parlamento seçimlerinde bir partiyi yönetmeye karar vermesi halinde başbakanlıktan çekilmesinin talep edileceğini belirtti.
Diğer taraftan Gannuşi ve Nahda’daki diğer liderlerin siyasi danışmanı eski Bakan Lutfi Zeytun’un, geçtiğimiz yaz ayının başlarından bu yana cumhurbaşkanlığı ve Nida Partisi liderliği konusunda olası bir kırılmaya karşı direniş gösterdiği belirtildi. Aynı şekilde Naci Colul, ülkenin tanık olduğu siyasi krizin çözümünün “tüm siyasi partilerden bağımsız isimleri içeren teknokratlar hükümetinin kurulmasıyla” sağlanacağını belirtti.
Ancak Colul, bazı sendika yetkilileri, Nida ve muhalif parti liderleri, mevcut başbakanın ve siyasi bakanların görevden alınmasını talep ederek, Mehdi Cuma’nın üstlendiği 2014 yılında olduğu gibi, siyasi ve seçim projelerine tam olarak adanma çağrısı yaptı.
Ancak sol görüşlü Tunus Projesi Partisi lideri Muhsin Merzuk, Nida Partisi’nden ayrılan bazı isimler ve İslamcı yandaşları, bu talebi reddederek, anayasanın ‘seçimlere katılma kararı almaları halinde başbakan ve bakanların istifa etme zorunluluğu’ getirmediğini savundu.
Kulislerde şu anda ülkenin en önemli siyasi partileri arasındaki Nahda Hareketi’ne karşı açık bir ittifak oluşturulması, İslamcıların yaklaşmakta olan seçimlerde şanslarını azaltmak amacıyla Sibsi, Şahid ve müttefiklerinin birleştirilmesi de dahil, gelecek aşamada ülkenin yönetimi üzerine yazılan senaryolar dağıtılıyor. Bu senaryoların sahipleri, siyasi İslam ve dini referanslarla, muhafazakar akım hareketliliği olarak tanımladıkları farklı dosyalarla seçim projelerinde Nahda’ya karşı oynayan “modernist ve laik” cepheleri canlandırmaya çalışıyor.
Aynı şekilde Nida Partisi kadroları ve yeni bir liderliğin seçilmesi arasındaki birlik konferansı hususunda da bahse giriyorlar.
Bu seçeneğin başarısızlığına dair oluşturulan tabloda, ikinci bir senaryo yani, Şahid’in yandaşlarının Sibsi liderliğindeki partinin kadrolarının çoğunluğunu miras alarak yeni bir parti kurma senaryosu da bulunuyor.
Ancak tüm politikacıların hesapları, genel bir şekilde Libya, Cezayir ve bölgedeki gelişmelere bağlı olarak toplumsal patlamalar ve güvenlik bozulmaları da dahil yeni unsurların ortaya çıkmasıyla çökebilir.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.


Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.