Netflix şirketi, geçtiğimiz 2 hafta içinde yeni filmi Bird Box’un 45 milyon kişi tarafından izlendiğini açıkladı. Filmleri evlerde hizmete sunan şirket, sayının beklenenden çok daha fazla olduğunu belirtti.
Korku filmi olan Bird Box filminin başrolünde Sandra Bullock yer alıyor. Filmde 'bilinmeyen kötü bir güç' onu gören insanları en kötü korkuları, pişmanlıkları ve kayıpları ile yüzleştirip intihara sürüklüyor. Hayatta kalmayı başaran Malorie (Sandra Bullock), 2 çocuk ile birlikte güvende olabilecekleri bir yere gitmeye çalışır. Bu kaçışın başarılı olmasının tek şartı, gözlerinin kapalı olması.
3 yıl süren yokluğunun ardından 8 ay içinde 2. defa seyirci karşısına çıkan Bullock, geçtiğimiz Haziran ayında Cate Blanchett, Charlotte Kirk ve Helena Bonham Carter’ın rol aldığı Ocean's 8 filminde oynamıştı.
Bundan önce Sandra Bullock en son 2015 yılında Our Brand is Crisis (Bizim Adımız Kriz) filminde rol almıştı.
-Mutlak özgürlük
Danimarkalı Susanne Bier’in yönetmenliğindeki film, Malorie’nin 2 çocuğa söylediği ‘bakarsan ölürsün’ sözüyle en başında konusunu özetliyor. Zekâlarına ve geliştirdikleri duyma yetilerine güvenerek ormanda çıktıkları bu yolculukta Malorie ve çocuklar yalnız değildir. 5 yıl öncesinden başlayan filmde Malorie, haberlerdeki intihar vakalarını takip eder. Bunun anlamsız olduğunu düşünür. Daha sonra gözünün önünde insanlar intihar etmeye çalışır. Malorie ve bir grup insan terk edilmiş bir süpermarkette hayatta kalmanın yollarını arar. Kapıları kapatırlar, silahlanırlar ve tehlikenin gelmesini beklerler. Film geçtiğimiz baharda vizyona giren yönetmenliğini John Krasinski’nin yaptığı ‘Sessiz Bir Yer’ filmini anımsatır. Sessiz Bir Yer filminde ise hayatta kalmanın şartı konuşmamak ve sessiz kalmaktır.
Sandra Bullock’un üstün performans sergilediği bu filme dair Şarku’l Avsat olarak ona ilk sorum zorlu sahneler hakkında:
-Bu sahnelerin çekimlerindeki zorluklar neydi?
Gerçek bir zorluk olmadı. Teknisyenler ve çalışanlar, herhangi bir gerçek tehlikenin meydana gelmesini önlüyor. Biz sürprizlerden ve bize zarar verecek şeylerden her zaman korunduk. Fakat benim için zor olan şey filmdeki çocuklarla emir vererek konuşmaktı. Onlar hala çok küçük. İkisi de film çektiğimizi biliyordu fakat sahneler korkmalarına neden oldu. Güçlü olmalıydım ve onlarla sert bir üslupla konuşmalıydım. Bu da onları gerçekten korkuttu. Çekimler arasında rahatlamaları için onlarla biraz konuştum. Normale döndüler fakat benim için en zor olan şey onların korkusuydu.
-Bu, yönetmen Susanne Bier ile ilk filmin. Aranızdaki bu işbirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Film için verdiğim her röportajdaki sorulara istediğim gibi yanıt verdim. Bunu söylemem de hiçbir sakınca yok. Hayatımda ilk kez bana istediğim rolü oynamam için tam ve eksiksiz özgürlük veren bir film yapımcısıyla tanıştım. Bunu herkese yaptığını fark ettim. Oyuncuları seçti ve olumlu ya da olumsuz olsun son kararı onlara bıraktı.
-Gerçek hayatta böyle bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında filmdeki gibi davranır mıydın?
Belki de. Bunu sadece böyle bir şey yaşadığımda bilebiliriz. Bazı kişiler büyük felaketler karşısında nasıl davranacağını bildiğini söylüyor. Ben onlardan değilim.
-Eski filmlerinin de iyi olduğunu fark ettim.
Evet, o bir yapımcı, yazar ve yönetmen. Ne yaptığını görebilirsiniz. Onun her sahnede ne kullanacağını bildiğini gördüm. Bazı sahnelerde tartıştığımız zamanlar oldu ancak bu tartışmalar verimli ve önceki işbirliğinin sonucu oldu.
-Film çekmeden önce yaptığınız ilk görüşme nasıl geçti?
Olumluydu. Susanne’nin The Night Manager (Gece Müdürü) filmini izledim. Beğendim. Onunla çalışmayı dört gözle bekledim. Aslında ilk görüştüğümüzde konuştuğumuz proje farklı bir şeydi fakat o proje başarısız oldu.
-Bird Box filmi prodüksiyon yada öncesi için hazır mıydı?
Hayır, henüz hazır değildi. Ama senaryoyu okuduğumuzda beğendik. Ama biraz daha geri gidecek olursam senaryo şu an gördüğünüz gibi hazır değildi. 4 yıl önce bu senaryonun ayrıntıları bize verildi. Onu okuduk ve o zaman beğenmemiştik. Çekimlerden birkaç ay önce bazı yerlerini değiştirdik ve onayladığımız senaryo da bu oldu.
-Oynadığın bu film diğer oynadığın filmlerden daha fazla bedensel güç gerektirdi mi?
Sanırım evet. Bu doğru. Fakat bu film gibi inandığınız bir film yapıyorsanız ve bu filmi yapmak istediğine gerçekten inandığınız bir yönetmenle karşılaştıysanız bu iyi bir şans. Ayrıca bu zorlukların aşılmasına ve sarf edilen çabanın etkin performansa dönüşmesini sağlar. Bu durumda fiziksel çaba önemli değil. Proje, yapımcı veya yönetmenin değil, sizin projeniz haline gelir.
-Gözlerin aslında kapalı mıydı değil miydi?
Her zaman değil. Ancak önünde olanları görmeyecek bir oyuncunun rolünü okuması, oynayacağı rolün önemini hissetmesini sağlar. Ne yapacağını hayal etmeye başlar. Bu iş ona çok heyecan verici görünür. Film çekerken, aktör sadece özel hayatında değil, çekimler sırasında da görmenin ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Görmek bize verilen önemli bir nimet. Ama gerçek şu ki, bedenimizdeki her şeye tamamen güveniyoruz. Oyuncular, gözleriyle birçok durumu açıklıyor. Duygularımızı, ruhun penceresi olan iki gözle anlatmamız gereken çok sayıda sahne çekiyoruz. Öyle değil mi?
Bu başarısızlık korkusuna neden olmaz mı?
Evet. Öncelikle gözlerinize ne kadar bağlı olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bir süre sonra sadece diğer yeteneklerine bağlı olarak rolünü yapmak zorunda olma düşüncesi korkuya neden oluyor. Bu korku bir süre sonra bitebilir ama aynı korku bu kez çocuklarla birlikte kaçtığın sahnede gerekli oluyor. Susanne bu korkuyu aldı, bundan faydalandı ve bu türden bir başka sahneyi bana verdi. Beni bu yeni duruma alışmaya çalışırken gördüğünüzde bu beni, bir diğer sahneye götürür. Ardından gerilim daha da artar ve bu onun da aynı zamanda istediği bir şeydir.
-Fakat sahnelerin önceden tasarlanmış olması gerekmiyor mu?
Hayır. Öyle olmadı. Önce talimatları alıyorum daha sonra zemini incelemeden çalışıyordum. Ağaçların yerini ya da kameranın benden uzaklığını bilmiyordum. Gerçek bir ‘âmâ’ gibiydim. Görme engelli insanların bizim bilmediğimiz birçok yönünü geliştirdiğini anladım. Onlarda bisiklete binmelerini ya da engelleri hissetmelerini sağlayan bir duyu var. Bu nedenle beni meşgul eden sorunun sadece fiziksel olarak başarıyı sağlamam değil aynı zamanda hislerle bunu yapabilmem olduğunu söyleyebilirim.
Filmde sana kafesteki kuşlar eşlik ediyor. Seni tehlikelere karşı önceden uyarabiliyorlar. Hiç evde kuş besledin mi?
Hayır, bunu yapmadım. Bu konuda ilgimi, beslediğim 2 köpeğe verdim. Ama bu 2 kuştan çok etkilendim. Onların gerçekten zeki olduğunu düşünüyorum. John Malkovich (oyuncu kadrosunda) kuşlarla iletişim kurma yeteneğine sahip.
-Biraz üzgün görünüyorsun neden?
Bir ay önce 2 köpeğim öldü. Onları kaybettiğim için hala üzgünüm. Neredeyse ağlayacağım.
-Genellikle nelerden korkarsın?
Uçmaktan korkarım. Seyahat ettiğimde zamanımın çoğunu gözüm kapalı geçiriyorum. Ayrıca siyasetten ve politikacılardan da korkuyorum. Siyaseti anlamaya çalışmıyorum. Gerçekten korkuyorum çünkü bir iş haline geldi. Halktan birinin yönetici olmasını istiyorum.
-Çok sayıda erkek oyuncunun önünde performansını sergiliyorsun fakat onlardan daha güçlü görünüyorsun.
Cesaretli olmaktan mı bahsediyorsun (Gülüyor). Bu işte ekrana gerçek bir cesaret duygusunu verecek bir oyuncu arıyordum. Bugün filmde gördüğümüz güçlü erkek cesareti değil aksine insanı rahatlatan bir iç güçten bahsediyorum. Teri’nin filmde yaptığı şey bu.
- Trevante Rhodes’ten mi bahsediyorsun. Afro-Amerikan aktör. Filmde ona âşık oluyorsun bu senin için yeni bir şey değil mi?
Gerçek hayatta insanları renklerine ya da geldiği makama göre ayırt etmem. Kişinin hangi ülkeden ya da ırktan olduğu benim için önemli değil. Teri’yi Moonlight filminde gördüm ve yönetmen onu seçtiğinde çok mutlu oldum. O da oyuncular arasında katıldığı için toplantıdan mutlu çıktım. Susanne da mutluydu. Filmde de vermek istediğim mesaj insanların renk ya da ırk ayrımı yapmadan birbirlerini desteklemesi. Özellikle yaşadığımız bu zamanda filmin mesajı bu.
-Bazı ilk sahnelerde yalnızlığı seven bir insansın daha sonra grupla birlikte hareket ediyorsun. Gerçek hayatında yalnızlığı sever misin?
Önceden yalnızlığı severdim ama çocuklar ve işlerle birlikte bu durum ortadan kalkıyor. Şimdi ise hiç önemli değil. Biz insanlar olarak birbirimizden ayrı yaşayamayız. Kendi evinde olsan bile başkalarıyla ilgilenmek zorunda kalabilirsin. Bu bir sebze satıcı ya da hizmetli olabilir. Bu çevrenizdekilere bağlı. Bazen yalnızlık isteği duyuyorum. Fakat tam olarak bir yalnızlık yok. Eğer biri yalnız yaşamak istiyorsa bu böyledir. Hayatta olmak demek bu hayatı yaşayan herkesle paylaşmak demektir.