Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Malta Cumhurbaşkanı Marie-Louise Coleiro Preca, baş başa ve heyetler arası gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ortak basın toplantısı düzenledi. 
Mevkidaşı Preca'yı Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ilk Malta Devlet Başkanı sıfatıyla ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Preca ve heyetine "Hoş geldiniz." dedi.
"Bu tarihi ziyaret vesilesiyle inşallah siyasi ilişkilerimizde yeni bir dönemin başladığına inanıyorum." ifadesini kullanan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda her alanda hızlı bir gelişme kaydettiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım'ın Başbakanlığı döneminde yaptığı ziyaretle üst düzeyde bu gelişmelerin başladığını, bakanlar arası ziyaretlerle de bu durumun devam ettiğini anımsattı. 
Siyasi ilişkilerle orantılı olarak iş çevreleri arasındaki temasların da gün geçtikçe arttığına işaret eden Erdoğan, dün İstanbul'da düzenlenen iş konseyi ile iş adamlarının tekrar bir araya geldiğini ve ticari iş birliği imkanlarını değerlendirdiklerini aktardı.
Her iki ülkenin de kendine özgü ekonomik avantajlarıyla müteşebbisler için farklı avantajlar sunduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke iş adamlarının bu imkanları değerlendirmelerini, daha fazla yatırıma, ticarete ve güçlü iş birliklerine bunu dönüştürmelerinde büyük fayda olduğuna inandığını vurguladı.
Erdoğan, "Özellikle karşılıklı iş birliği yatırımlar, bunun yanında üçüncü ülkelere müşterek yatırımlar olarak bunu ifade edebilirim. İkili ticaret hacmimizi önce eski düzey olan, hedeflerimiz olan 2 milyar dolara çıkarma noktasında bu irade mevcut. Heyetler arası ve ikili görüşmede de bunu aramızda konuştuk ve bu mutabakatımız aramızda var. Bunu 1 milyar dolara ilk etapta çıkarmanın kararlılığı içerisindeyiz." diye konuştu. 
Son yıllarda Türk şirketlerinin Malta'da inşaat, altyapı, turizm ve mali hizmetler gibi alanlarda önemli yatırımlara imza attığını anımsatan Erdoğan, "Firmalarımız, pek çok projeyi başarıyla hayata geçirdiler. Fırsat verilmesi halinde Türk şirketleri tüm dünyanın takdir ettiği birikim ve hizmetleriyle Malta'ya da önemli katkılarda bulunabileceklerdir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı'nın firmalarımıza gereken desteği vermesini özellikle temenni ediyorum" dedi. 
Erdoğan, Türk Hava Yollarının (THY) her gün iki kez düzenlediği İstanbul-Malta uçuşlarının da iki ülkeyi birbirine daha yakınlaştırdığını ve bunların daha da artması noktasındaki talepleri de gündeme getirmek istediğini belirtti. 
Mevkidaşı ile iki ülke ilişkilerini tüm yönleriyle ele alma imkanı bulduklarını ifade eden Erdoğan, "İlişkilerimizi kültür, turizm, eğitim, sağlık ve denizcilik gibi birçok alanda özellikle de enerji konusu başta olmak üzere daha ileriye götürme konusunda mutabık kaldık" diye konuştu.
Görüşmelerinde bölgesel ve uluslararası konuları da ele aldıklarına vurgu yapan Erdoğan, "Akdeniz coğrafyasında farklı kültür ve medeniyetlerin kesişim noktasında yer alan ülkelerimizin bölgemize yönelik birçok risk, tehdit ve sınamada benzer yaklaşımlara sahip olduğunu görmüş olduk. Önümüzdeki dönemde bölgedeki siyasi, ekonomik ve insanı sorunların menfi etkileri karşısında gerek ikili düzeyde gerekse ortak platformlarda birlikte hareket etme yönündeki arzumuzu da ifade ettik." değerlendirmesinde bulundu. 
Malta'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin güçlü savunucularından biri olduğunu söyleyen ve bundan dolayı teşekkürlerini ifade eden Erdoğan, "Bu vesileyle özellikle bundan sonraki süreçte de Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde bu desteklerinin devam edeceğine inanıyorum. Burada Avrupa Birliği ile vize serbestisi ve gümrük birliği güncellenmesi, Malta ile ilişkilerimize daha fazla hizmet, yatırım ve turizm olarak yansıyacaktır" dedi.
"Bu süreçlerin hızlandırılmasında Malta'nın desteğini özellikle kendilerinden rica ediyorum." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye göç sorunu noktasında vermiş olduğu söz tabii yerine gelmiyor. Daha önce bizlere 3 artı 3, 6 milyar avro olarak verilmiş olan sözün ne yazık ki şu anda adeta bir çeyreği verilmiş durumda, o da 1,750 milyar avro gibi bir destek. Bu bizim bütçemize zaten gelmiyor, bu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla gelen bir destektir. Bizim ise yaptığımız harcama 35 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu konuda Avrupa Birliği'nde bunun gündeme getirilmesi ve bununla birlikte de bu desteğin verilmesi suretiyle bizim gerek Suriye'den, gerek Irak'tan ülkemize göç edenler konusunda bizler onların daha insani şartlarda yaşaması konusunda çabalarımızı artıralım istiyoruz. 
Bu konudaki hassasiyetimiz şu anda mevcut bütçemizde tabii ki devam ediyor. Gelse de gelmese de biz bunu devam ettireceğiz, bunu kesemeyiz. Çünkü o insanların oradaki yaşam koşullarını, eğitimden sağlığa ve bütün oradaki konteyner kentlerde olsun, çadır kentlerde olsun yaşayan insanların daha ideal şartlarda yaşaması için de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Onları kendi haline terk etmek bizim haddimize değil." 
Konuşmaların ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Malta'dan gelen bir gazetecinin, iki ülke arasında ileriye dönük hangi yeni alanlarda yatırım ve ticari faaliyetlerin olabileceğine ilişkin sorusu üzerine, bu konuda bazı sektörlerin iki ülkenin ortak alanları olduğunu ifade etti.
Bunlardan birinin altyapı, üst yapı alanındaki yatırımlar olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'deki müteahhitlik sektörünün çok güçlü olduğunu ve dünyada 2. sırada yer aldığını vurguladı. Erdoğan, Türkiye'nin bu alanda her türlü adımı atabilecek güce ve kabiliyete sahip olduğunu söyledi.
Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması mümkündür"
Bir diğer önemli adımın turizm olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Turizm noktasında da Türkiye'nin bu konuda ispat edilmiş başarısı var. Malta da turizme çok açık bir ülke olması hasebiyle Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması, o da mümkündür. Buna belki üçüncü ülke de dahil edilmek suretiyle bu tür adımlar atılabilir" diye konuştu. 
Bu konuda ilgili bakanların müşterek çalışmalarını çok önemsediğini dile getiren Erdoğan, "Bu yıl bildiğiniz gibi bizim turist sayısı 40 milyonu yakaladı ve sektör olarak da altyapısıyla turizmde çok çok iyi bir konumdayız." ifadesini kullandı. 
Dil eğitiminde Malta'nın başarısının önemli olduğunu aktaran Erdoğan, Türkiye'den gençlerin Malta'ya gittiğini, bu konuda iş birliği içinde olmanın faydalı olacağını ifade etti. 
"Sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayinde de Türkiye'nin çok çeşitli alanlarda kendini ispat ettiğini belirterek, şöyle devam etti: 
"Savuna sanayine yönelik de iş birliğine gidebiliriz. Bu konuda çok şeyleri ispatlayan bir Türkiye var ama çok daha farklı bir şey bu ilaç sektöründe yine Malta ile iş birliğine girmemizi çok anlamlı buluyorum. Gerek jenerik, lisans vesaire bu konularda atabileceğimiz adımlar var. Bizim fiziki altyapımız özelikle sağlık sektöründe çok çok iyi. Şimdi bu fiziki yapımızı daha da güçlendiriyoruz. Özellikle şehir hastaneleri zincirimiz varki bu dünyada örnek bir yapılanma olarak gelişiyor. Bunun için de sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz, bu da devam ediyor."
Bir diğer önemli adımın da enerji noktasında, Türkiye ile Malta arasındaki iş birliğini "yenilenebilir enerji" başta olmak üzere yapabileceklerine işaret eden Erdoğan, "Bunu Sayın Başkanla da ikili olarak görüştük. Bu rüzgar enerjisinde, güneş enerjisinde olabilir, bütün bunlarda altyapısı olan bir ülke konumundayız ve bizler bu dayanışmaya her zaman hazırız. İnanıyorum ki bu dayanışmayı yapacağımız ilk Malta ziyaretinde de sektörel bazda görüşmelerle de kayıt altına alacağız" değerlendirmesinde bulundu. 
Erdoğan bir Türk gazetecinin, Venezuela'da yaşanan gelişmelere ilişkin ABD Başkanı Trump'ın açıklamaları, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefon görüşmesini ve Venezuela'da yaşananlara ilişkin görüşlerini sorması üzerine Maduro ile tanışmalarını şöyle anlattı:
"Bizim malum 15 Temmuz darbe girişimi bize yapılmıştı, hatırlayın. Bu darbe girişimde Sayın Maduro bizi hiç gecikmeden aramış, ardından da çıkıp gelmişti. Halbuki biz o ana kadar da Maduro ile hiç tanışmıyorduk. O darbe girişimiyle biz Maduro ile tanışmış olduk, o güzel de bir başlangıç oldu."
Böylece bazı sektörlerde de müşterek adımlar atma yoluna gittiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: 
"Ben demokrasiyi bu güne kadar şöyle tanıdım; 40 yıllık bir siyasi geçmişim var. 40 yıllık siyasi geçmişimde sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir. Bu totaliter bir zihniyettir, totaliter bir yapıdır, anlayıştır. Dolayısıyla Maduro, sandıktan çıkmıştır ama onu hazmedemeyen başta tabi Lima ülkeleri olmak üzere, son anda tabi Sayın Trump'ın bu tür bir açıklaması demokrasiye inanmış bir insan açısından beni de şoke etmiştir ve ben de doğrusu Rusya'dan dönerken Maduro'yu aradım ve kendisine, bu noktada çok açık, net; demokrasi noktasında antidemokratik girişimlere asla prim verme, dik dur dedim. 
Eğer, demokrat isek biz de demokratların yanında yerimizi almamız gerekir. Bu konuda çekinmeye de gerek yok. Demokrasinin mücadelesini verenler, dünyada demokrasi mücadelesi verenlerin ve sandıkta çıkanların yanında yer alması gerekir diye düşünüyorum ve bu konuda milli iradeye aykırı yollarla bazı yöntemlerin denenmesini doğru bulmuyorum ve şu anda yapılan da budur. Bunu doğru bulmamız mümkün değil."
"Kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz"
Erdoğan, Maduro'nun kendisine inananlarla beraber bu yolda yürürken, bu sıkıntılı anı da aşacağına olan inancını da dile getirerek, "Bize 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığı zaman inanır mısınız, Avrupa Birliği bizi aramadı. Bakın müzakere masasında olan Türkiye'yi Avrupa Birliği aramamıştır. Aradan günler, haftalar geçmiştir. Sadece İngiltere bizi aradı, bunun dışında bizi arayan olmadı. Bunu da biz biliyoruz tabi. Bunlar da bizim kayıtlara giriyor. Yani kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz. Bir ziyaretçi olarak biz de bunları kayıtlarımıza gireceğiz fakat Maduro inandığı yolda dik durur, devam ederse ben Venezuela halkının desteklediği ve sandıktan çıkardığı liderinin arkasında duracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz"
Malta Cumhurbaşkanı Preca, Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, devlet başkanları nezdinde ilk kez bir araya gelmiş olmaktan onur duyduğunu söyledi. 
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine ilişkin Preca, "Türkiye ve Avrupa Birliği arasında devam eden diyalog konusunda da destekçiyiz. Malta olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz. Malta'nın hem vizyonu hem misyonu gereğince AB'nin genişleme sürecini destekliyoruz. Malta olarak inanıyoruz ki barışçıl, kapsayıcı müreffeh bir Avrupa ve bölge için bu gerekli" ifadelerini kullandı.
"Türkiye bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor"
Türkiye'nin bölgede diyalog tesisine yönelik gayretlerini memnuniyet ve takdirle karşıladıklarını belirten Preca, "Türkiye güvenlik ve bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor. Hükümetiniz ve sizin gayretlerinizle ülkeniz milyonlarca sığınmacı, göçmen ve mültecinin sığındığı bir yer oldu" diye konuştu. 
Preca, mülteci krizine Türkiye'nin verdiği cevabın siyasi kazanım gözetmeyen bir tarzda olduğunun altını çizerek, Malta olarak bu göç krizini onurlu bir şekilde yürütmeye çalıştıklarını kaydetti.
"İlişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlıyız"
Preca, son yıllarda geliştirilen ilişkilerin karşılıklı fayda getiren ortaklıklar doğurduğuna dikkati çekerek, "Bu ortaklıkları zaman içinde iki halkın faydasına olacak şekilde daha da güçlendirdik." ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki mevcut mükemmel iş birliğinin özellikle ekonomik anlamda daha da güçlendirilebileceğine işaret eden Preca, "Malta olarak biz zaten mükemmel olan ikili ilişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlılık sergiliyoruz." dedi. Preca, dün İstanbul'da gerçekleştirilen İş Forumu'nun bu minvalde önem arz ettiğini vurguladı. 
Preca, Türkiye-Malta Ekonomi ve Ticaret Ortaklık Komitesinin (JETCO) bir sonraki toplantısının Türkiye'de yapılacağını ve bu kapsamda daha fazla iş birliği alanları keşfetmeyi hedeflediklerini söyledi.  
"Türk yatırımı ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı"
Preca, görüşmelerde finansal hizmetler, blok zincir teknolojisi, eğitim, sağlık, bakım hizmetleri, ilaç sektörü, doğa bilimleri, ulaştırma, lojistik, turizm, inşaat, altyapı hizmetleri, alternatif enerji, havacılık hizmetleri ve İngilizcenin yabancı dil olarak öğretilmesi gibi konu başlıklarında muhtemel iş birliklerini ele aldıklarını söyledi.
"Türkiye ve Malta olarak çok çeşitli seviyelerde rakip değil ortak olabileceğimizi gördük. Mükemmel birer iş ortağı olabileceğimizi gördük. Türk yatırımı şu anda ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı." ifadelerini kullanan Preca, Türkiye ve Malta'nın önemli stratejik konuma sahip olduğunu belirtti. 
Malta Cumhurbaşkanı Preca ayrıca hükümeti ve Malta halkı adına Kerç Boğazı'nda yaşanan deniz kazasında hayatını kaybeden Türk vatandaşları için baş sağlığı diledi.



Pekinde konuşan Lavrov: ABD ve müttefikleri Asya’da gerilimi körüklüyor

Pekinde konuşan Lavrov: ABD ve müttefikleri Asya’da gerilimi körüklüyor
TT

Pekinde konuşan Lavrov: ABD ve müttefikleri Asya’da gerilimi körüklüyor

Pekinde konuşan Lavrov: ABD ve müttefikleri Asya’da gerilimi körüklüyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Salı günü yaptığı açıklamada, ABD ve müttefiklerinin Asya’da yürüttüğünü öne sürdüğü “son derece tehlikeli oyunları” sert şekilde eleştirdi. Lavrov, Washington’u ve ortaklarını bölgede gerilimi tırmandırmak ve Pekin ile Moskova’nın etkisini “çevrelemeye” çalışmakla suçladı.

Pekin ile Moskova arasındaki zaten güçlü olan diplomatik ve ekonomik ortaklık, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından daha da derinleşti. İki ülke, ABD’ye karşı ortak bir rekabet zemini paylaşıyor.

Lavrov, Çin’in daveti üzerine iki günlük resmi ziyaret kapsamında Salı günü Pekin’e ulaştı. Çin tarafına göre ziyaret sırasında taraflar, güncel uluslararası meselelerde tutumlarını “koordine” edecek. Bu başlıklar arasında Ortadoğu’daki gelişmelerin de yer alması bekleniyor.

Rus haber ajansı TASS’a göre Lavrov, Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile yaptığı görüşmede, “Avrasya kıtasının doğu kesiminde de son derece tehlikeli oyunlar oynanıyor” dedi.

Lavrov, “İster Tayvan meselesi, ister Güney Çin Denizi ya da Kore Yarımadası söz konusu olsun, uzun yıllar iş birliği ve iyi komşuluk alanı olan bu bölgede gerilimler körükleniyor” ifadelerini kullandı.

Lavrov’un ziyareti, Ortadoğu krizine odaklanan yoğun diplomatik temasların yaşandığı bir döneme denk geliyor. Çin ve Rusya, İran ile yakın ilişkilere sahip olup ABD ile rekabet içinde bulunuyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Lavrov, dün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Öte yandan Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülkesinin Ortadoğu’da barış görüşmelerinin ilerletilmesinde “yapıcı bir rol” üstleneceğini ve “Körfez bölgesinde barış ve istikrarın yeniden sağlanmasına katkıda bulunacağını” açıkladı.

Çin diplomasisinin, İran ile ABD arasında sağlanan mevcut ateşkeste ve taraflar arasındaki görüşmelerin organize edilmesinde önemli rol oynadığı değerlendirilirken, bu süreçteki girişimlere dair ayrıntılar büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun ise yaptığı açıklamada, Wang Yi ile Lavrov’un “ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, çeşitli alanlarda iş birliği ve ortak ilgi alanına giren uluslararası ve bölgesel konular hakkında görüş alışverişinde bulunacağını ve pozisyonlarını koordine edeceğini” belirtti.

Guo, “Son yıllarda iki ülke, iyi komşuluk ve kalıcı dostluk ilişkilerini derinleştirmeye ve kapsamlı stratejik koordinasyonlarını genişletmeye devam etmektedir” dedi.


‘Ebeveynleri, Yahudi olduğunu ondan sakladı’... Yeni Mossad Direktörü Roman Goffman hakkında ne biliyoruz?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
TT

‘Ebeveynleri, Yahudi olduğunu ondan sakladı’... Yeni Mossad Direktörü Roman Goffman hakkında ne biliyoruz?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, önümüzdeki haziran ayında Mossad Direktörlüğü’nü devralacak olan Roman Goffman ile tokalaşıyor. (İsrail hükümeti medya ofisi)

İsrail’de Roman Goffman’ın Mossad Direktörlüğü’ne getirilmesinin onaylanmasının ardından, atamaya yönelik itirazlar ile Goffman’ın başarılarını öne çıkaran anlatılar eş zamanlı olarak gündeme geldi.

Ancak hem atamaya karşı çıkanlar hem de destekleyenler, bu tercihin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidarını güçlendirme yönünde atılmış yeni bir adım olduğu konusunda görüş birliği içinde. Netanyahu’nun, sadakati tartışmalı görülen siyasi ve güvenlik kadrolarını büyük ölçüde tasfiye ederek yerlerine kendisine yakın isimleri getirdiği, Goffman’ın da halihazırda Başbakan’ın askerî sekreteri olarak görev yaptığı ifade edildi.

Netanyahu’nun ofisi pazar akşamı yaptığı açıklamada, Goffman’ın üst düzey kamu atamalarını onaylayan Grunis Komitesi’nin onayının ardından gelecek haziran ayı başında Mossad Direktörlüğü görevini devralacağını duyurdu. Söz konusu onay, Başbakan’ın Goffman’ı geçtiğimiz aralık ayında bu göreve aday göstermesinden yaklaşık dört ay sonra geldi.

Grunis Komitesi’nin kararı, hem siyasi arenada hem de Mossad içinde geniş yankı uyandırdı. Görev süresi sona ermek üzere olan Mossad Direktörü David Barnea da Goffman’ın atanmasına onay verilmesine karşı çıktığını açıkladı.

Konunun nihai karar için İsrail Yüksek Mahkemesi’ne taşınması bekleniyor. Mahkemenin, atamanın iptali yönünde değerlendirme yapması talep ediliyor. Bu talep, atamalardan sorumlu komitenin başkanı emekli yargıç Asher Grunis’in karara muhalefet şerhi koymasına rağmen azınlıkta kalmasına ve hükümetin hukuk danışmanı Gali Baharav-Miara’nın da atamaya karşı çıkmasına dayandırılıyor.

Buna karşın Başbakan Binyamin Netanyahu atama konusunda ısrarını sürdürüyor. Netanyahu, komitenin çoğunlukla aldığı onay kararını hızla imzalayarak dün Goffman’ın beş yıllık görev süresini kapsayan resmi atama belgesini yayımladı.

Roman Goffman kimdir?

Roman Goffman, 1976 yılında o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Belarus’un Mazır kentinde dünyaya geldi. 14 yaşındayken ailesiyle birlikte İsrail’e göç eden Goffman’ın, ailesinin ifadesine göre, ‘arkadaşlarından zarar görmemesi için’ Yahudi kimliği kendisinden uzun süre gizlendi.

Ailesi İsrail’de Aşdod kentine yerleşirken, Goffman doğduğu yerde kaçındığı ayrımcılıkla bu kez İsrail’de karşılaştı. Sovyetler Birliği’nden gelen diğer göçmen çocuklar gibi, özellikle Yahudi akranları tarafından zorbalık ve ayrımcılığa maruz kaldı.

Bu durum karşısında Goffman, kendisini ve diğer yeni göçmenleri korumak amacıyla boks yapmaya başladı. Kısa sürede başarılı olarak ülke çapında derece elde etti ve kendi sıkletinde ikinci oldu.

Spor alanındaki başarısının ardından 1995 yılında orduya katılan Goffman, kariyerini askerlikte sürdürme kararı aldı. Zırhlı birliklerde muharip asker olarak görev yapan Goffman, subaylık eğitimlerini tamamlayarak zamanla tümgeneral rütbesine yükseldi. Bu süreçte Lübnan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da görev aldı; ayrıca Suriye’de sınır ötesi operasyonları da komuta etti.

gtb
 1 Şubat 2024 tarihinde işgal altındaki Golan Tepeleri’nde Suriye sınırına yakın bir bölgede tatbikat yapan İsrail askerleri (Reuters)

Roman Goffman’ın aynı zamanda iyi bir okuyucu olduğu belirtiliyor. Lisans eğitimini siyaset bilimi alanında tamamlayan Goffman, yüksek lisansında ise siyaset ve güvenlik çalışmaları üzerine yoğunlaştı. 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyinde Hamas ile yaşanan çatışmalarda yaralanmasının ardından, Nisan 2024’te Binyamin Netanyahu’nun ofisinde askerî ataşe olarak görevlendirildi.

Goffman, iki yıl önce Başbakan’ın askerî sekreteri olduğunda, kendisine özellikle derinlemesine çalışması için iki kritik dosya verildi: İran ve Rusya.

Ana dili Rusça olan Goffman, bu kapsamda Netanyahu’nun Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temaslarında özel temsilcisi olarak görev yaptı. Moskova ile Suriye ve İran’a ilişkin çeşitli dengelerin oluşturulmasında rol oynayan Goffman’ın ayrıca, bölgede İran’a bağlı unsurlarla ilgili dosyalar üzerinde de çalıştığı ifade ediliyor.

İran’la çatışma ve Suriye’deki operasyonlar

İsrail medyasında yer alan son haberlere göre, Roman Goffman’ın ‘İran tehdidine’ karşı yalnızca Binyamin Netanyahu’nun ofisindeki görevi kapsamında savaş hedeflerinin belirlenmesine katkı sunmakla kalmadığı; aynı zamanda yıllar öncesine uzanan sahadaki operasyonlarda da aktif rol aldığı belirtildi. Buna göre Goffman’ın, Beşşar Esed döneminde Suriye’ye giren bir İsrail komando birliğini komuta ettiği ve bu kapsamda Suriye ordusuyla birlikte hareket eden İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) unsurlarına karşı operasyonlar yürüttüğü ifade edildi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, Goffman’a, Hizbullah mensuplarının çağrı cihazlarının patlatılması, örgüt lideri Hasan Nasrallah ile üst düzey isimlerden Heysem Ali Tabatabai’nin öldürülmesi gibi olaylarda ‘özel bir rol’ atfetti. Ayrıca İsrail askeri sansürünün yayımlanmasını yasakladığı ve İran topraklarında gerçekleştirilen gizli operasyonlara ilişkin detayların da Goffman’la bağlantılı olduğu öne sürüldü. Bu operasyonların, geçtiğimiz haziran ayında ve şubat ayında başlayan son çatışma turlarında gerçekleştirildiği kaydedildi.

Netanyahu ise Goffman’ı tanıtırken, mevcut askerî sekreterini Mossad’ın yeni direktörü olarak atama kararını, onu ‘cesur ve yaratıcı bir askerî lider’ olarak gördüğü gerekçesiyle aldığını belirtti. Goffman’ın İsrail ordusunda tank birliklerinde komutanlık, 7. Tugay’a bağlı 75. Tabur komutanlığı, 36. Tümen harekât subaylığı, Etzion Tugayı ve 7. Tugay komutanlığı, 210. Tümen komutanlığı, Kara Kuvvetleri Ulusal Eğitim Merkezi komutanlığı ve İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi (COGAT) başkanlığı gibi birçok görevde bulunduğunu hatırlattı.

Netanyahu, Goffman’ın Başbakanlık Askerî Sekreterliği görevinde de ‘güvenlik liderliği konusunda olağanüstü yetenekler sergilediğini’, İsrail’in çatıştığı yedi cephede ‘düşmanı derinlemesine anlama kapasitesi’ ortaya koyduğunu ve ‘yaratıcı fikirler geliştirdiğini’ ifade etti.

Netanyahu’nun sadık destekçisi

Ancak Netanyahu’nun aktardığı askerî kariyer özeti, atama gerekçelerinde ikincil bir unsur olarak değerlendiriliyor. Asıl belirleyici özellik olarak Goffman’ın Netanyahu’ya kişisel düzeyde bağlılığı, ona sadakatle bağlı olduğu ve Başbakan’ın sırlarını koruyabilecek bir isim olarak görülmesi öne çıkarılıyor. Ayrıca Goffman’ın içine kapanık bir karaktere sahip olduğu, çevresiyle sınırlı temas kurduğu ve nadiren güldüğü ya da şaka yaptığı iddia ediliyor.

Goffman’ın siyasi eğiliminin sağa yakın olduğu ve Batı Şeria’daki Aley yerleşiminde bulunan dini yerleşimci okul çevresiyle güçlü bağları olduğu belirtiliyor. Bu okulun, İsrail’de aşırı sağcı siyasi ve askerî kadroların yetiştiği merkezlerden biri olarak bilindiği ifade ediliyor.

Goffman’ın, Netanyahu’nun “Askerî liderlik hükümet politikasını uygular, tersini değil” görüşünü benimsediği aktarılıyor. Ayrıca Başbakan’la birlikte ABD ziyaretlerine, özellikle Donald Trump döneminde yapılan temaslara eşlik ettiği; iki liderin görüşmelerinin büyük bölümünde hazır bulunduğu ve ‘derin devlet’ olarak tanımlanan yapıya karşı ortak tutumlarını desteklediği kaydediliyor.

dcvcd v
Roman Goffman, 22 Ekim’de Kudüs’e yaptığı ziyaret sırasında ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’u dinliyor. (AFP)

Yedioth Ahronoth’un İsrail ordusundan üst düzey bir komutana dayandırdığı habere göre, Roman Goffman ‘güçlü bir asker’ olarak tanımlanıyor. Söz konusu komutan, Goffman’ın düşmana karşı sert ve kararlı bir tutum sergilediğini, ancak aynı zamanda aceleci davrandığını ve hata yapma riskini fazla önemsemediğini ifade etti. Aynı değerlendirmede Goffman’ın daha içe dönük bir yaşam sürdüğü, bireysel sporlara yöneldiği ve boş zamanlarında yalnız kalarak kitap okuduğu belirtilirken, ‘bu kadar kritik bir görev için uygun olmadığı’ görüşü de dile getirildi.

Eski güvenlik yetkilileri ise bu atamanın, Binyamin Netanyahu’nun Mossad üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırma çabası olarak yorumladı. Bu değerlendirmeler, daha önce David Zini’nin Şin-Bet başkanlığına getirilmesine benzetilerek ele alındı. Ayrıca güvenlik kurumlarındaki hassas atamalara yönelik siyasi müdahalenin artmasının, eski yetkililer arasında endişe yarattığı ve son adımların istihbarat kurumları üzerinde doğrudan siyasi nüfuz kurma girişimi olarak görüldüğü aktarıldı.

İstihbarat alanında başarısızlık

Roman Goffman hakkında övgü ve üstünlük anlatısının yoğunlaşmasına karşılık, onun konumunu zayıflatabilecek ve Mossad Direktörlüğü’ne atanmasını engelleyebilecek bazı iddialar da gündeme geldi. Bu iddialar arasında özellikle Batı Şeria’da Filistinli ajanları devşirerek bilgi toplamak; propaganda ve kışkırtma içerikleri yaymak için yetkisi olmadan ve talimatlara aykırı şekilde kullanmak yönünde suçlamalar yer aldı.

İsrail güvenlik birimlerinin Goffman’ı bu konuda uyardığı belirtilse de, Goffman’ın söz konusu faaliyetleri sürdürdüğü ve Uri el-Makis adlı 17 yaşındaki bir İsrailli genci de söz konusu operasyonlara dahil ettiği öne sürüldü. Gencin, sosyal medya dünyasına ve Arapçaya hâkim olduğu gerekçesiyle güvenlik operasyonlarında kullanıldığı ifade edildi.

İddialara göre Goffman, bu gencin yeteneklerinden yararlanmak amacıyla onu devşirdi ve kendisine bazı bilgi ve gizli belgeler aktardı. Bu belgelerin daha sonra internet ortamında yayılarak siyasi isimler ve Arap hükümetleri aleyhine kışkırtma ve itibar zedeleme amacıyla kullanılması istendi.

İsrail istihbaratının bu materyalleri 2024 başlarında tespit ettiği, bunun üzerine gencin ‘gizli güvenlik belgelerini çalmak’ suçlamasıyla gözaltına alındığı ve İsrail güvenlik makamlarınca sorgulandığı, ayrıca açtığı davada ‘işkence altında sorgulandığını’ ileri sürdüğü belirtildi.

sdv
Kudüs’teki İsrail Yüksek Mahkemesi’nin duruşmalarından biri (Reuters)

Uri el-Makis’in, söz konusu materyalleri üst düzey bir ordu subayından aldığını söylemesi üzerine ifadesine güvenilmediği, hatta Goffman’ın adını vermesine rağmen Goffman’ın herhangi bir bağlantıyı reddettiği aktarıldı. Genç şüphelinin 44 gün boyunca gözaltında tutulduğu, ardından hakkında ‘casusluk’ suçlamasıyla iddianame düzenlendiği ve daha sonra bir buçuk yıl ev hapsine alındığı belirtildi. Ancak savunma avukatlarının girişimleri sonucunda suçlamaların düşürüldüğü ve iddianamenin iptal edildiği ifade edildi.

Davanın kapanmasının ardından el-Makis’in, uğradığı zararlar nedeniyle devlete ve Goffman’a karşı tazminat ve cezai yaptırım talebiyle mahkemeye başvurduğu bildirildi. Goffman’ın atama kararının açıklanmasının ardından ise gencin kamuoyuna seslenerek Goffman’a karşı geniş çaplı bir kampanya çağrısı yaptığı kaydedildi.

Bazı yorumlara göre, bu süreçte yaşanan başarısız istihbarat devşirme girişimleri, Mossad içinde Goffman’ın atanmasına yönelik ‘ciddi endişelerin’ oluşmasına yol açtı. Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 13 televizyonundan aktardığına göre, eleştirilerin önemli bir kısmı Goffman’ın istihbarat alanındaki deneyim eksikliğine dayanıyor.


İtalyan politikacılar ve din adamları, Trump'ın eleştirilerine rağmen Papa'ya destek veriyor

Papa XIV. Leo, 13 Nisan 2026'da Cezayir'deki Afrika Meryem Ana Bazilikası'nda Cezayirlilerle yaptığı görüşme sırasında (EPA)
Papa XIV. Leo, 13 Nisan 2026'da Cezayir'deki Afrika Meryem Ana Bazilikası'nda Cezayirlilerle yaptığı görüşme sırasında (EPA)
TT

İtalyan politikacılar ve din adamları, Trump'ın eleştirilerine rağmen Papa'ya destek veriyor

Papa XIV. Leo, 13 Nisan 2026'da Cezayir'deki Afrika Meryem Ana Bazilikası'nda Cezayirlilerle yaptığı görüşme sırasında (EPA)
Papa XIV. Leo, 13 Nisan 2026'da Cezayir'deki Afrika Meryem Ana Bazilikası'nda Cezayirlilerle yaptığı görüşme sırasında (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Papa Leo XIV'ü eleştirmesinin ardından İtalyan politikacılar ve dini liderler dün Papa Leo XIV'e destek vermek için bir araya geldi. Bu durum, İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni'yi İtalya'nın Vatikan ile olan yakın bağları ve Trump ile olan ittifakı arasında bir denge kurmaya zorladı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığı habere göre Trump'ın Papa Leo'yu "korkunç" olarak nitelendirmesi büyük bir öfkeye yol açtı ve Papa'dan nadir ve doğrudan bir yanıt geldi. Papa, ABD yönetiminden "korkmadığını" ve ABD liderliğindeki İran savaşını kınamaya ve göçmenleri savunmaya devam edeceğini ifade etti.

Son birkaç yıldır Trump ile yakın ilişkiler kuran Meloni, Papa Leo XIV'ün dört ülkelik Afrika turuna çıkması vesilesiyle bir açıklama yayınlayarak Papa'yı destekledi, ancak ABD başkanının eleştirilerine doğrudan değinmedi.

"Rabbimizden, Kutsal Baba'nın hizmetinin, uluslar içinde ve arasında çatışmaların çözülmesine ve barışın yeniden sağlanmasına yardımcı olmasını diliyoruz" diyerek, Trump'ı açıkça eleştirmeden Papa'ya desteğini ifade etti.

Siyasi rakipler bu ihlali fırsat bilerek, Meloni'nin Trump'a yakınlığının, nüfusun %66'sının ABD başkanına agresif dış politikası nedeniyle olumsuz baktığı bir ülkede seçim engeli haline geldiğini değerlendirdiler.

Sol kanat Yeşiller Partisi'nin önde gelen isimlerinden Angelo Bonelli, "Katolik olarak, Hristiyan değerlerini savunan ancak Trump'ın Papa'ya ve Katolik dünyasına yönelik kabul edilemez hakaretlerini kınayacak güç ve cesarete sahip olmayan bir başbakana öfkeliyim" dedi. Bonelli, Trump'ın daha sonra paylaştığı ve kendisini İsa Mesih olarak gösteren yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir görseli işaret etti.

Ancak, geçmişte Trump ile iyi ilişkileri olan Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, ABD başkanına yönelik eleştirilerinde daha açık sözlü davrandı ve Avrupa'daki aşırı sağın, ABD'deki Trump yanlısı "Amerika'yı Yeniden Büyük Yap" hareketinden uzaklaşma girişimlerini vurguladı.

Merkez sol görüşlü eski Başbakan Matteo Renzi, "Yüzyıllardır Papa'ya karşı bu kadar açık bir düşmanlık görmedik" diyerek, Katolikler ve diğer herkes için Papa Leo'yu savunmanın şart olduğunu ifade etti.