Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Malta Cumhurbaşkanı Marie-Louise Coleiro Preca, baş başa ve heyetler arası gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ortak basın toplantısı düzenledi. 
Mevkidaşı Preca'yı Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ilk Malta Devlet Başkanı sıfatıyla ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Preca ve heyetine "Hoş geldiniz." dedi.
"Bu tarihi ziyaret vesilesiyle inşallah siyasi ilişkilerimizde yeni bir dönemin başladığına inanıyorum." ifadesini kullanan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda her alanda hızlı bir gelişme kaydettiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım'ın Başbakanlığı döneminde yaptığı ziyaretle üst düzeyde bu gelişmelerin başladığını, bakanlar arası ziyaretlerle de bu durumun devam ettiğini anımsattı. 
Siyasi ilişkilerle orantılı olarak iş çevreleri arasındaki temasların da gün geçtikçe arttığına işaret eden Erdoğan, dün İstanbul'da düzenlenen iş konseyi ile iş adamlarının tekrar bir araya geldiğini ve ticari iş birliği imkanlarını değerlendirdiklerini aktardı.
Her iki ülkenin de kendine özgü ekonomik avantajlarıyla müteşebbisler için farklı avantajlar sunduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke iş adamlarının bu imkanları değerlendirmelerini, daha fazla yatırıma, ticarete ve güçlü iş birliklerine bunu dönüştürmelerinde büyük fayda olduğuna inandığını vurguladı.
Erdoğan, "Özellikle karşılıklı iş birliği yatırımlar, bunun yanında üçüncü ülkelere müşterek yatırımlar olarak bunu ifade edebilirim. İkili ticaret hacmimizi önce eski düzey olan, hedeflerimiz olan 2 milyar dolara çıkarma noktasında bu irade mevcut. Heyetler arası ve ikili görüşmede de bunu aramızda konuştuk ve bu mutabakatımız aramızda var. Bunu 1 milyar dolara ilk etapta çıkarmanın kararlılığı içerisindeyiz." diye konuştu. 
Son yıllarda Türk şirketlerinin Malta'da inşaat, altyapı, turizm ve mali hizmetler gibi alanlarda önemli yatırımlara imza attığını anımsatan Erdoğan, "Firmalarımız, pek çok projeyi başarıyla hayata geçirdiler. Fırsat verilmesi halinde Türk şirketleri tüm dünyanın takdir ettiği birikim ve hizmetleriyle Malta'ya da önemli katkılarda bulunabileceklerdir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı'nın firmalarımıza gereken desteği vermesini özellikle temenni ediyorum" dedi. 
Erdoğan, Türk Hava Yollarının (THY) her gün iki kez düzenlediği İstanbul-Malta uçuşlarının da iki ülkeyi birbirine daha yakınlaştırdığını ve bunların daha da artması noktasındaki talepleri de gündeme getirmek istediğini belirtti. 
Mevkidaşı ile iki ülke ilişkilerini tüm yönleriyle ele alma imkanı bulduklarını ifade eden Erdoğan, "İlişkilerimizi kültür, turizm, eğitim, sağlık ve denizcilik gibi birçok alanda özellikle de enerji konusu başta olmak üzere daha ileriye götürme konusunda mutabık kaldık" diye konuştu.
Görüşmelerinde bölgesel ve uluslararası konuları da ele aldıklarına vurgu yapan Erdoğan, "Akdeniz coğrafyasında farklı kültür ve medeniyetlerin kesişim noktasında yer alan ülkelerimizin bölgemize yönelik birçok risk, tehdit ve sınamada benzer yaklaşımlara sahip olduğunu görmüş olduk. Önümüzdeki dönemde bölgedeki siyasi, ekonomik ve insanı sorunların menfi etkileri karşısında gerek ikili düzeyde gerekse ortak platformlarda birlikte hareket etme yönündeki arzumuzu da ifade ettik." değerlendirmesinde bulundu. 
Malta'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin güçlü savunucularından biri olduğunu söyleyen ve bundan dolayı teşekkürlerini ifade eden Erdoğan, "Bu vesileyle özellikle bundan sonraki süreçte de Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde bu desteklerinin devam edeceğine inanıyorum. Burada Avrupa Birliği ile vize serbestisi ve gümrük birliği güncellenmesi, Malta ile ilişkilerimize daha fazla hizmet, yatırım ve turizm olarak yansıyacaktır" dedi.
"Bu süreçlerin hızlandırılmasında Malta'nın desteğini özellikle kendilerinden rica ediyorum." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye göç sorunu noktasında vermiş olduğu söz tabii yerine gelmiyor. Daha önce bizlere 3 artı 3, 6 milyar avro olarak verilmiş olan sözün ne yazık ki şu anda adeta bir çeyreği verilmiş durumda, o da 1,750 milyar avro gibi bir destek. Bu bizim bütçemize zaten gelmiyor, bu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla gelen bir destektir. Bizim ise yaptığımız harcama 35 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu konuda Avrupa Birliği'nde bunun gündeme getirilmesi ve bununla birlikte de bu desteğin verilmesi suretiyle bizim gerek Suriye'den, gerek Irak'tan ülkemize göç edenler konusunda bizler onların daha insani şartlarda yaşaması konusunda çabalarımızı artıralım istiyoruz. 
Bu konudaki hassasiyetimiz şu anda mevcut bütçemizde tabii ki devam ediyor. Gelse de gelmese de biz bunu devam ettireceğiz, bunu kesemeyiz. Çünkü o insanların oradaki yaşam koşullarını, eğitimden sağlığa ve bütün oradaki konteyner kentlerde olsun, çadır kentlerde olsun yaşayan insanların daha ideal şartlarda yaşaması için de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Onları kendi haline terk etmek bizim haddimize değil." 
Konuşmaların ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Malta'dan gelen bir gazetecinin, iki ülke arasında ileriye dönük hangi yeni alanlarda yatırım ve ticari faaliyetlerin olabileceğine ilişkin sorusu üzerine, bu konuda bazı sektörlerin iki ülkenin ortak alanları olduğunu ifade etti.
Bunlardan birinin altyapı, üst yapı alanındaki yatırımlar olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'deki müteahhitlik sektörünün çok güçlü olduğunu ve dünyada 2. sırada yer aldığını vurguladı. Erdoğan, Türkiye'nin bu alanda her türlü adımı atabilecek güce ve kabiliyete sahip olduğunu söyledi.
Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması mümkündür"
Bir diğer önemli adımın turizm olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Turizm noktasında da Türkiye'nin bu konuda ispat edilmiş başarısı var. Malta da turizme çok açık bir ülke olması hasebiyle Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması, o da mümkündür. Buna belki üçüncü ülke de dahil edilmek suretiyle bu tür adımlar atılabilir" diye konuştu. 
Bu konuda ilgili bakanların müşterek çalışmalarını çok önemsediğini dile getiren Erdoğan, "Bu yıl bildiğiniz gibi bizim turist sayısı 40 milyonu yakaladı ve sektör olarak da altyapısıyla turizmde çok çok iyi bir konumdayız." ifadesini kullandı. 
Dil eğitiminde Malta'nın başarısının önemli olduğunu aktaran Erdoğan, Türkiye'den gençlerin Malta'ya gittiğini, bu konuda iş birliği içinde olmanın faydalı olacağını ifade etti. 
"Sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayinde de Türkiye'nin çok çeşitli alanlarda kendini ispat ettiğini belirterek, şöyle devam etti: 
"Savuna sanayine yönelik de iş birliğine gidebiliriz. Bu konuda çok şeyleri ispatlayan bir Türkiye var ama çok daha farklı bir şey bu ilaç sektöründe yine Malta ile iş birliğine girmemizi çok anlamlı buluyorum. Gerek jenerik, lisans vesaire bu konularda atabileceğimiz adımlar var. Bizim fiziki altyapımız özelikle sağlık sektöründe çok çok iyi. Şimdi bu fiziki yapımızı daha da güçlendiriyoruz. Özellikle şehir hastaneleri zincirimiz varki bu dünyada örnek bir yapılanma olarak gelişiyor. Bunun için de sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz, bu da devam ediyor."
Bir diğer önemli adımın da enerji noktasında, Türkiye ile Malta arasındaki iş birliğini "yenilenebilir enerji" başta olmak üzere yapabileceklerine işaret eden Erdoğan, "Bunu Sayın Başkanla da ikili olarak görüştük. Bu rüzgar enerjisinde, güneş enerjisinde olabilir, bütün bunlarda altyapısı olan bir ülke konumundayız ve bizler bu dayanışmaya her zaman hazırız. İnanıyorum ki bu dayanışmayı yapacağımız ilk Malta ziyaretinde de sektörel bazda görüşmelerle de kayıt altına alacağız" değerlendirmesinde bulundu. 
Erdoğan bir Türk gazetecinin, Venezuela'da yaşanan gelişmelere ilişkin ABD Başkanı Trump'ın açıklamaları, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefon görüşmesini ve Venezuela'da yaşananlara ilişkin görüşlerini sorması üzerine Maduro ile tanışmalarını şöyle anlattı:
"Bizim malum 15 Temmuz darbe girişimi bize yapılmıştı, hatırlayın. Bu darbe girişimde Sayın Maduro bizi hiç gecikmeden aramış, ardından da çıkıp gelmişti. Halbuki biz o ana kadar da Maduro ile hiç tanışmıyorduk. O darbe girişimiyle biz Maduro ile tanışmış olduk, o güzel de bir başlangıç oldu."
Böylece bazı sektörlerde de müşterek adımlar atma yoluna gittiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: 
"Ben demokrasiyi bu güne kadar şöyle tanıdım; 40 yıllık bir siyasi geçmişim var. 40 yıllık siyasi geçmişimde sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir. Bu totaliter bir zihniyettir, totaliter bir yapıdır, anlayıştır. Dolayısıyla Maduro, sandıktan çıkmıştır ama onu hazmedemeyen başta tabi Lima ülkeleri olmak üzere, son anda tabi Sayın Trump'ın bu tür bir açıklaması demokrasiye inanmış bir insan açısından beni de şoke etmiştir ve ben de doğrusu Rusya'dan dönerken Maduro'yu aradım ve kendisine, bu noktada çok açık, net; demokrasi noktasında antidemokratik girişimlere asla prim verme, dik dur dedim. 
Eğer, demokrat isek biz de demokratların yanında yerimizi almamız gerekir. Bu konuda çekinmeye de gerek yok. Demokrasinin mücadelesini verenler, dünyada demokrasi mücadelesi verenlerin ve sandıkta çıkanların yanında yer alması gerekir diye düşünüyorum ve bu konuda milli iradeye aykırı yollarla bazı yöntemlerin denenmesini doğru bulmuyorum ve şu anda yapılan da budur. Bunu doğru bulmamız mümkün değil."
"Kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz"
Erdoğan, Maduro'nun kendisine inananlarla beraber bu yolda yürürken, bu sıkıntılı anı da aşacağına olan inancını da dile getirerek, "Bize 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığı zaman inanır mısınız, Avrupa Birliği bizi aramadı. Bakın müzakere masasında olan Türkiye'yi Avrupa Birliği aramamıştır. Aradan günler, haftalar geçmiştir. Sadece İngiltere bizi aradı, bunun dışında bizi arayan olmadı. Bunu da biz biliyoruz tabi. Bunlar da bizim kayıtlara giriyor. Yani kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz. Bir ziyaretçi olarak biz de bunları kayıtlarımıza gireceğiz fakat Maduro inandığı yolda dik durur, devam ederse ben Venezuela halkının desteklediği ve sandıktan çıkardığı liderinin arkasında duracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz"
Malta Cumhurbaşkanı Preca, Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, devlet başkanları nezdinde ilk kez bir araya gelmiş olmaktan onur duyduğunu söyledi. 
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine ilişkin Preca, "Türkiye ve Avrupa Birliği arasında devam eden diyalog konusunda da destekçiyiz. Malta olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz. Malta'nın hem vizyonu hem misyonu gereğince AB'nin genişleme sürecini destekliyoruz. Malta olarak inanıyoruz ki barışçıl, kapsayıcı müreffeh bir Avrupa ve bölge için bu gerekli" ifadelerini kullandı.
"Türkiye bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor"
Türkiye'nin bölgede diyalog tesisine yönelik gayretlerini memnuniyet ve takdirle karşıladıklarını belirten Preca, "Türkiye güvenlik ve bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor. Hükümetiniz ve sizin gayretlerinizle ülkeniz milyonlarca sığınmacı, göçmen ve mültecinin sığındığı bir yer oldu" diye konuştu. 
Preca, mülteci krizine Türkiye'nin verdiği cevabın siyasi kazanım gözetmeyen bir tarzda olduğunun altını çizerek, Malta olarak bu göç krizini onurlu bir şekilde yürütmeye çalıştıklarını kaydetti.
"İlişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlıyız"
Preca, son yıllarda geliştirilen ilişkilerin karşılıklı fayda getiren ortaklıklar doğurduğuna dikkati çekerek, "Bu ortaklıkları zaman içinde iki halkın faydasına olacak şekilde daha da güçlendirdik." ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki mevcut mükemmel iş birliğinin özellikle ekonomik anlamda daha da güçlendirilebileceğine işaret eden Preca, "Malta olarak biz zaten mükemmel olan ikili ilişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlılık sergiliyoruz." dedi. Preca, dün İstanbul'da gerçekleştirilen İş Forumu'nun bu minvalde önem arz ettiğini vurguladı. 
Preca, Türkiye-Malta Ekonomi ve Ticaret Ortaklık Komitesinin (JETCO) bir sonraki toplantısının Türkiye'de yapılacağını ve bu kapsamda daha fazla iş birliği alanları keşfetmeyi hedeflediklerini söyledi.  
"Türk yatırımı ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı"
Preca, görüşmelerde finansal hizmetler, blok zincir teknolojisi, eğitim, sağlık, bakım hizmetleri, ilaç sektörü, doğa bilimleri, ulaştırma, lojistik, turizm, inşaat, altyapı hizmetleri, alternatif enerji, havacılık hizmetleri ve İngilizcenin yabancı dil olarak öğretilmesi gibi konu başlıklarında muhtemel iş birliklerini ele aldıklarını söyledi.
"Türkiye ve Malta olarak çok çeşitli seviyelerde rakip değil ortak olabileceğimizi gördük. Mükemmel birer iş ortağı olabileceğimizi gördük. Türk yatırımı şu anda ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı." ifadelerini kullanan Preca, Türkiye ve Malta'nın önemli stratejik konuma sahip olduğunu belirtti. 
Malta Cumhurbaşkanı Preca ayrıca hükümeti ve Malta halkı adına Kerç Boğazı'nda yaşanan deniz kazasında hayatını kaybeden Türk vatandaşları için baş sağlığı diledi.



Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.


Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
TT

Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'daki uranyum stoklarını ülkeden çıkarmak için kara harekatı planı hazırladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a (WP) konuşan yetkililer, yaklaşık 450 kilogramlık uranyumun taşınması için hazırlanan planın geçen hafta Trump'a sunulduğunu belirtiyor.

Wall Street Journal, Beyaz Saray'ın kara harekatını değerlendirdiğini yazmıştı ancak Trump'ın doğrudan operasyon planı hazırlattığı bilinmiyordu.

Plan radyoaktif maddelerin kazılarak çıkarılması ve toplanmasını sağlamak için binlerce askerin ve ağır ekipmanın hava yoluyla İran'a gönderilmesini gerektiriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) göre İran'da yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum stoku var. Bunun yarısının İsfahan'daki tesislerde yerin yaklaşık 90 metre altında depolandığı düşünülüyor. Geri kalan uranyumunsa Natanz ve diğer nükleer tesislerde saklandığı tahmin ediliyor.

Kaynaklar, plan kapsamında özel harekatçıların bölgeye gönderilebileceğini, Isfahan'daki tünellerden çıkarılan uranyum konteynerlerinin hava yoluyla taşınabileceğini söylüyor.

Ancak bazı uzmanlar bunun çok tehlikeli bir operasyon olacağına dikkat çekiyor. Emekli CIA görevlisi ve Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy şunları söylüyor:

Bu, tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri olacaktır. Silahlı kuvvetler için büyük bir risk teşkil ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Özel Harekat Komutanlığı'nın başında bulunmuş emekli General Joseph Votel, uranyumu almanın en iyi yolunun ateşkes sağlandıktan sonra UAEK personeliyle koordineli çalışmak olduğunu belirtiyor.

Diğer yandan "Oraya girmek için savaşmak zorunda kalırsanız, bu şekilde de yapılabilir" diyor ve ekliyor:

Pek çok risk var. Son derece karmaşık bir planlama gerektiriyor. Muhtemelen kayıplar yaşanacaktır. Ancak bu, ABD Özel Harekat Kuvvetleri'nin üstlenmesi gereken bir görev. Bizim işimiz bu. Bu tür ortamlara girmek üzere özel olarak eğitilmiş personelimiz var.

Askeri yetkililer, ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen harekata ya da 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürüldüğü operasyona kıyasla bunun çok daha karmaşık ve ölümcül olacağını vurguluyor.

Amerikan komandolarının, mühendislerinin ve iş makinelerinin sürekli düşman ateşi altında çalışmak zorunda kalacağı ve büyük kayıplar verilebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre süreç sorunsuz ilerlese bile operasyonun tamamlanması haftalar alabilir.

Trump, İran savaşının temel hedeflerinden birinin Tahran yönetiminin nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu öne sürüyor.

Cumhuriyetçi lider, savaşın başlarında İran'ın ABD anakarasını vurabilecek nükleer bombaları çok kısa sürede üretebileceğini iddia etmiş ancak istihbarat yetkilileri bu yönde raporlar olmadığını söylemişti.

Öte yandan Trump, çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda İran'daki uranyum stokuna dair şunları söyledi:

Bunlar yerin çok altında, dolayısıyla umurumda değil. Oradaki durumu uydularla her zaman takip edebiliriz.

ABD Başkanı, çarşamba gecesi Beyaz Saray'da yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında İran'ın uranyum stokunu kullanmak için hamle yaptığını gördükleri an "füzelerle çok sert saldırılar düzenleyeceklerini" söylemişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
TT

Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)

ABD, İran'la anlaşma yapmadan savaşı sonlandırırsa Tahran enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini artırarak daha da güçlenebilir.

Reuters'ın analizinde, savaş sonrası durumla ilgili net garantiler oluşturulamaması halinde ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerinin tehlikeli bir pozisyonda kalacağı belirtiliyor.

Dubai merkezli düşünce kuruluşu B'huth Araştırma Merkezi'nden Muhammed Baharun, ABD güçleri Körfez ülkelerindeki üslerde varlığını sürdürdükçe bu devletlerin İran'ın saldırısına açık olacağını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirdi.

Analize göre boğazdaki geçişlerin aksamasıyla başlayan ekonomik kriz, savaş net bir anlaşmayla sona ermezse Körfez ülkelerini uzun süre olumsuz etkileyebilir.

BAE'li analist Baharun, Körfez ülkelerinin bu savaşı engellemek için 28 Şubat öncesinde yoğun diplomatik çaba sarf ettiğini de hatırlatıyor. İran'ın enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti nedeniyle Körfez devletlerinin savaşa girmekten çekindiğini savunuyor.

ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Alex Vatanka, bu hamlelerin Tahran'ı zayıflatmak yerine daha da radikalleştirdiğini söylüyor:

Hamaney bir Ayetullah'tı, böyle bir şey yapılmaz. Hele ki bir Ayetullah'ı öldürmek, yabancı bir gücün yapacağı bir şey değildir. Ama Trump kendini tutamayan bir adam. Şii dini otoriteler açısından her türlü kuralı ve protokolü çiğnedi.

Analist Magnus Ranstorp da İran'ın "henüz asıl gücünü göstermediğini" savunuyor. Tahran yönetiminin desteklediği örgütleri küresel ölçekte kullanarak ABD ve İsrail'e çok daha kuvvetli bir darbe indirme kapasitesine sahip olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husilerin de 28 Mart'ta İsrail'e füze fırlatarak savaşa girmesi bölgedeki çatışmaların daha da yayılması riskini doğurdu.

Husi yönetiminin Enformasyon Bakan Yardımcısı Muhammed Mansur, dünkü açıklamasında Körfez ülkelerinin savaşa katılması halinde Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidi savurdu.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın kapanması, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı küresel ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

 Henüz hiçbir Körfez ülkesi savaşa doğrudan katılmamış olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Hürmüz'ün açılması için ABD ve İsrail'e askeri destek sağlamayı değerlendirdiği aktarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 1 Nisan'daki haberinde,  BAE'nin Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ABD tarafından işgal edilmesini istediği de öne sürülmüştü.

Suudi Arabistan devletine ait Arab News'de yayımlanan analizde, savaşın Arap devletleri arasındaki birlik eksikliğini gösterdiği vurgulandı:

Arap dünyası için bu savaşın etkileri çok daha derin. Bu çatışma, bölgesel güvenliğin sadece dış güçlere devredilemeyeceğini ve parçalanmış ulusal stratejilerle yönetilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Birleşik bir Arap güvenlik çerçevesinin yokluğu, hem bölgesel hem de uluslararası dış aktörlerin defalarca istismar ettiği stratejik boşluklar yarattı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Arab News