Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Malta Cumhurbaşkanı Marie-Louise Coleiro Preca, baş başa ve heyetler arası gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ortak basın toplantısı düzenledi. 
Mevkidaşı Preca'yı Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ilk Malta Devlet Başkanı sıfatıyla ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Preca ve heyetine "Hoş geldiniz." dedi.
"Bu tarihi ziyaret vesilesiyle inşallah siyasi ilişkilerimizde yeni bir dönemin başladığına inanıyorum." ifadesini kullanan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda her alanda hızlı bir gelişme kaydettiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım'ın Başbakanlığı döneminde yaptığı ziyaretle üst düzeyde bu gelişmelerin başladığını, bakanlar arası ziyaretlerle de bu durumun devam ettiğini anımsattı. 
Siyasi ilişkilerle orantılı olarak iş çevreleri arasındaki temasların da gün geçtikçe arttığına işaret eden Erdoğan, dün İstanbul'da düzenlenen iş konseyi ile iş adamlarının tekrar bir araya geldiğini ve ticari iş birliği imkanlarını değerlendirdiklerini aktardı.
Her iki ülkenin de kendine özgü ekonomik avantajlarıyla müteşebbisler için farklı avantajlar sunduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke iş adamlarının bu imkanları değerlendirmelerini, daha fazla yatırıma, ticarete ve güçlü iş birliklerine bunu dönüştürmelerinde büyük fayda olduğuna inandığını vurguladı.
Erdoğan, "Özellikle karşılıklı iş birliği yatırımlar, bunun yanında üçüncü ülkelere müşterek yatırımlar olarak bunu ifade edebilirim. İkili ticaret hacmimizi önce eski düzey olan, hedeflerimiz olan 2 milyar dolara çıkarma noktasında bu irade mevcut. Heyetler arası ve ikili görüşmede de bunu aramızda konuştuk ve bu mutabakatımız aramızda var. Bunu 1 milyar dolara ilk etapta çıkarmanın kararlılığı içerisindeyiz." diye konuştu. 
Son yıllarda Türk şirketlerinin Malta'da inşaat, altyapı, turizm ve mali hizmetler gibi alanlarda önemli yatırımlara imza attığını anımsatan Erdoğan, "Firmalarımız, pek çok projeyi başarıyla hayata geçirdiler. Fırsat verilmesi halinde Türk şirketleri tüm dünyanın takdir ettiği birikim ve hizmetleriyle Malta'ya da önemli katkılarda bulunabileceklerdir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı'nın firmalarımıza gereken desteği vermesini özellikle temenni ediyorum" dedi. 
Erdoğan, Türk Hava Yollarının (THY) her gün iki kez düzenlediği İstanbul-Malta uçuşlarının da iki ülkeyi birbirine daha yakınlaştırdığını ve bunların daha da artması noktasındaki talepleri de gündeme getirmek istediğini belirtti. 
Mevkidaşı ile iki ülke ilişkilerini tüm yönleriyle ele alma imkanı bulduklarını ifade eden Erdoğan, "İlişkilerimizi kültür, turizm, eğitim, sağlık ve denizcilik gibi birçok alanda özellikle de enerji konusu başta olmak üzere daha ileriye götürme konusunda mutabık kaldık" diye konuştu.
Görüşmelerinde bölgesel ve uluslararası konuları da ele aldıklarına vurgu yapan Erdoğan, "Akdeniz coğrafyasında farklı kültür ve medeniyetlerin kesişim noktasında yer alan ülkelerimizin bölgemize yönelik birçok risk, tehdit ve sınamada benzer yaklaşımlara sahip olduğunu görmüş olduk. Önümüzdeki dönemde bölgedeki siyasi, ekonomik ve insanı sorunların menfi etkileri karşısında gerek ikili düzeyde gerekse ortak platformlarda birlikte hareket etme yönündeki arzumuzu da ifade ettik." değerlendirmesinde bulundu. 
Malta'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin güçlü savunucularından biri olduğunu söyleyen ve bundan dolayı teşekkürlerini ifade eden Erdoğan, "Bu vesileyle özellikle bundan sonraki süreçte de Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde bu desteklerinin devam edeceğine inanıyorum. Burada Avrupa Birliği ile vize serbestisi ve gümrük birliği güncellenmesi, Malta ile ilişkilerimize daha fazla hizmet, yatırım ve turizm olarak yansıyacaktır" dedi.
"Bu süreçlerin hızlandırılmasında Malta'nın desteğini özellikle kendilerinden rica ediyorum." ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye göç sorunu noktasında vermiş olduğu söz tabii yerine gelmiyor. Daha önce bizlere 3 artı 3, 6 milyar avro olarak verilmiş olan sözün ne yazık ki şu anda adeta bir çeyreği verilmiş durumda, o da 1,750 milyar avro gibi bir destek. Bu bizim bütçemize zaten gelmiyor, bu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla gelen bir destektir. Bizim ise yaptığımız harcama 35 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu konuda Avrupa Birliği'nde bunun gündeme getirilmesi ve bununla birlikte de bu desteğin verilmesi suretiyle bizim gerek Suriye'den, gerek Irak'tan ülkemize göç edenler konusunda bizler onların daha insani şartlarda yaşaması konusunda çabalarımızı artıralım istiyoruz. 
Bu konudaki hassasiyetimiz şu anda mevcut bütçemizde tabii ki devam ediyor. Gelse de gelmese de biz bunu devam ettireceğiz, bunu kesemeyiz. Çünkü o insanların oradaki yaşam koşullarını, eğitimden sağlığa ve bütün oradaki konteyner kentlerde olsun, çadır kentlerde olsun yaşayan insanların daha ideal şartlarda yaşaması için de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Onları kendi haline terk etmek bizim haddimize değil." 
Konuşmaların ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Malta'dan gelen bir gazetecinin, iki ülke arasında ileriye dönük hangi yeni alanlarda yatırım ve ticari faaliyetlerin olabileceğine ilişkin sorusu üzerine, bu konuda bazı sektörlerin iki ülkenin ortak alanları olduğunu ifade etti.
Bunlardan birinin altyapı, üst yapı alanındaki yatırımlar olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'deki müteahhitlik sektörünün çok güçlü olduğunu ve dünyada 2. sırada yer aldığını vurguladı. Erdoğan, Türkiye'nin bu alanda her türlü adımı atabilecek güce ve kabiliyete sahip olduğunu söyledi.
Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması mümkündür"
Bir diğer önemli adımın turizm olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Turizm noktasında da Türkiye'nin bu konuda ispat edilmiş başarısı var. Malta da turizme çok açık bir ülke olması hasebiyle Türkiye ile Malta arasında paket turizmin yapılması, o da mümkündür. Buna belki üçüncü ülke de dahil edilmek suretiyle bu tür adımlar atılabilir" diye konuştu. 
Bu konuda ilgili bakanların müşterek çalışmalarını çok önemsediğini dile getiren Erdoğan, "Bu yıl bildiğiniz gibi bizim turist sayısı 40 milyonu yakaladı ve sektör olarak da altyapısıyla turizmde çok çok iyi bir konumdayız." ifadesini kullandı. 
Dil eğitiminde Malta'nın başarısının önemli olduğunu aktaran Erdoğan, Türkiye'den gençlerin Malta'ya gittiğini, bu konuda iş birliği içinde olmanın faydalı olacağını ifade etti. 
"Sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayinde de Türkiye'nin çok çeşitli alanlarda kendini ispat ettiğini belirterek, şöyle devam etti: 
"Savuna sanayine yönelik de iş birliğine gidebiliriz. Bu konuda çok şeyleri ispatlayan bir Türkiye var ama çok daha farklı bir şey bu ilaç sektöründe yine Malta ile iş birliğine girmemizi çok anlamlı buluyorum. Gerek jenerik, lisans vesaire bu konularda atabileceğimiz adımlar var. Bizim fiziki altyapımız özelikle sağlık sektöründe çok çok iyi. Şimdi bu fiziki yapımızı daha da güçlendiriyoruz. Özellikle şehir hastaneleri zincirimiz varki bu dünyada örnek bir yapılanma olarak gelişiyor. Bunun için de sağlık turizminde güçlü bir Türkiye inşa ediyoruz, bu da devam ediyor."
Bir diğer önemli adımın da enerji noktasında, Türkiye ile Malta arasındaki iş birliğini "yenilenebilir enerji" başta olmak üzere yapabileceklerine işaret eden Erdoğan, "Bunu Sayın Başkanla da ikili olarak görüştük. Bu rüzgar enerjisinde, güneş enerjisinde olabilir, bütün bunlarda altyapısı olan bir ülke konumundayız ve bizler bu dayanışmaya her zaman hazırız. İnanıyorum ki bu dayanışmayı yapacağımız ilk Malta ziyaretinde de sektörel bazda görüşmelerle de kayıt altına alacağız" değerlendirmesinde bulundu. 
Erdoğan bir Türk gazetecinin, Venezuela'da yaşanan gelişmelere ilişkin ABD Başkanı Trump'ın açıklamaları, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefon görüşmesini ve Venezuela'da yaşananlara ilişkin görüşlerini sorması üzerine Maduro ile tanışmalarını şöyle anlattı:
"Bizim malum 15 Temmuz darbe girişimi bize yapılmıştı, hatırlayın. Bu darbe girişimde Sayın Maduro bizi hiç gecikmeden aramış, ardından da çıkıp gelmişti. Halbuki biz o ana kadar da Maduro ile hiç tanışmıyorduk. O darbe girişimiyle biz Maduro ile tanışmış olduk, o güzel de bir başlangıç oldu."
Böylece bazı sektörlerde de müşterek adımlar atma yoluna gittiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: 
"Ben demokrasiyi bu güne kadar şöyle tanıdım; 40 yıllık bir siyasi geçmişim var. 40 yıllık siyasi geçmişimde sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana eğer saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi değildir. Bu totaliter bir zihniyettir, totaliter bir yapıdır, anlayıştır. Dolayısıyla Maduro, sandıktan çıkmıştır ama onu hazmedemeyen başta tabi Lima ülkeleri olmak üzere, son anda tabi Sayın Trump'ın bu tür bir açıklaması demokrasiye inanmış bir insan açısından beni de şoke etmiştir ve ben de doğrusu Rusya'dan dönerken Maduro'yu aradım ve kendisine, bu noktada çok açık, net; demokrasi noktasında antidemokratik girişimlere asla prim verme, dik dur dedim. 
Eğer, demokrat isek biz de demokratların yanında yerimizi almamız gerekir. Bu konuda çekinmeye de gerek yok. Demokrasinin mücadelesini verenler, dünyada demokrasi mücadelesi verenlerin ve sandıkta çıkanların yanında yer alması gerekir diye düşünüyorum ve bu konuda milli iradeye aykırı yollarla bazı yöntemlerin denenmesini doğru bulmuyorum ve şu anda yapılan da budur. Bunu doğru bulmamız mümkün değil."
"Kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz"
Erdoğan, Maduro'nun kendisine inananlarla beraber bu yolda yürürken, bu sıkıntılı anı da aşacağına olan inancını da dile getirerek, "Bize 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığı zaman inanır mısınız, Avrupa Birliği bizi aramadı. Bakın müzakere masasında olan Türkiye'yi Avrupa Birliği aramamıştır. Aradan günler, haftalar geçmiştir. Sadece İngiltere bizi aradı, bunun dışında bizi arayan olmadı. Bunu da biz biliyoruz tabi. Bunlar da bizim kayıtlara giriyor. Yani kim demokrat, kim demokrat değil bunları biliyoruz. Bir ziyaretçi olarak biz de bunları kayıtlarımıza gireceğiz fakat Maduro inandığı yolda dik durur, devam ederse ben Venezuela halkının desteklediği ve sandıktan çıkardığı liderinin arkasında duracağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz"
Malta Cumhurbaşkanı Preca, Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, devlet başkanları nezdinde ilk kez bir araya gelmiş olmaktan onur duyduğunu söyledi. 
Türkiye'nin AB'ye üyeliğine ilişkin Preca, "Türkiye ve Avrupa Birliği arasında devam eden diyalog konusunda da destekçiyiz. Malta olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımını desteklemeye devam edeceğiz. Malta'nın hem vizyonu hem misyonu gereğince AB'nin genişleme sürecini destekliyoruz. Malta olarak inanıyoruz ki barışçıl, kapsayıcı müreffeh bir Avrupa ve bölge için bu gerekli" ifadelerini kullandı.
"Türkiye bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor"
Türkiye'nin bölgede diyalog tesisine yönelik gayretlerini memnuniyet ve takdirle karşıladıklarını belirten Preca, "Türkiye güvenlik ve bölgedeki barış için bir katalizör görevi üstlenmeye çalışıyor. Hükümetiniz ve sizin gayretlerinizle ülkeniz milyonlarca sığınmacı, göçmen ve mültecinin sığındığı bir yer oldu" diye konuştu. 
Preca, mülteci krizine Türkiye'nin verdiği cevabın siyasi kazanım gözetmeyen bir tarzda olduğunun altını çizerek, Malta olarak bu göç krizini onurlu bir şekilde yürütmeye çalıştıklarını kaydetti.
"İlişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlıyız"
Preca, son yıllarda geliştirilen ilişkilerin karşılıklı fayda getiren ortaklıklar doğurduğuna dikkati çekerek, "Bu ortaklıkları zaman içinde iki halkın faydasına olacak şekilde daha da güçlendirdik." ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki mevcut mükemmel iş birliğinin özellikle ekonomik anlamda daha da güçlendirilebileceğine işaret eden Preca, "Malta olarak biz zaten mükemmel olan ikili ilişkilerimizi daha da geliştirme konusunda kararlılık sergiliyoruz." dedi. Preca, dün İstanbul'da gerçekleştirilen İş Forumu'nun bu minvalde önem arz ettiğini vurguladı. 
Preca, Türkiye-Malta Ekonomi ve Ticaret Ortaklık Komitesinin (JETCO) bir sonraki toplantısının Türkiye'de yapılacağını ve bu kapsamda daha fazla iş birliği alanları keşfetmeyi hedeflediklerini söyledi.  
"Türk yatırımı ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı"
Preca, görüşmelerde finansal hizmetler, blok zincir teknolojisi, eğitim, sağlık, bakım hizmetleri, ilaç sektörü, doğa bilimleri, ulaştırma, lojistik, turizm, inşaat, altyapı hizmetleri, alternatif enerji, havacılık hizmetleri ve İngilizcenin yabancı dil olarak öğretilmesi gibi konu başlıklarında muhtemel iş birliklerini ele aldıklarını söyledi.
"Türkiye ve Malta olarak çok çeşitli seviyelerde rakip değil ortak olabileceğimizi gördük. Mükemmel birer iş ortağı olabileceğimizi gördük. Türk yatırımı şu anda ülkemizin ikinci en büyük yabancı yatırımı." ifadelerini kullanan Preca, Türkiye ve Malta'nın önemli stratejik konuma sahip olduğunu belirtti. 
Malta Cumhurbaşkanı Preca ayrıca hükümeti ve Malta halkı adına Kerç Boğazı'nda yaşanan deniz kazasında hayatını kaybeden Türk vatandaşları için baş sağlığı diledi.



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.