Sosyal medyada, geçtiğimiz hafta yer alan bir videoda, Bekaa Vadisi’nin kuzeyindeki Arsal kasabasında, maskeli bir takım kişilerin Suriyeli mültecileri döverek, barındıkları evleri yıktığı görüldü.
Arsal'da yer alan 126 kampta bulunan 60 binden fazla Suriyeli, Lübnan askerlerinin kaçırılması ve idam edilmesinden sorumlu olan DEAŞ’ın varlığına bağlı olarak yaşanan kanlı olaylara maruz kalırken, aynı zamanda kar ve fırtına gibi zorlu yaşam koşulları altında yaşıyor.
“Sonumuz ne olacak hiç bilmiyoruz”
Şarku’l Avsat’a konuşan bu mültecilerden biri, “Kamplarımızı yok eden fırtınalar, bizi rahatsız eden güvenlik ve istihbarat baskınlarından daha merhametli. Hala Suriye rejiminin insafı altında olduğumuzu hissediyoruz. Artık kimse kendisini güvende hissetmiyor. Bazen bizi terörizmle, Lübnanlılarla kavga etmekle ve onların geçim kaynaklarını çalmakla suçluyorlar. Kendimiz ve çocuklarımızın sonu ne olacak hiç bilmiyoruz. Arsal'daki Suriye kampları, Hizbullah ve onun tarafından kontrol edilen ordu tarafından sürekli saldırılara maruz kalıyor. Onlarca gencimiz gözaltına alındı. Yıllar önce bazıları işkence altında öldürüldü. Kimse bize yardım etmek için harekete geçmedi" ifadelerini kullanarak yaşadıkları sıkıntıları anlattı.
Arsal’da yaşayan Al Huceyri ailesinden bir Lübnanlı ise Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Arsal’ın ‘bilinen-bilinmeyen’ istihbarat projelerine açık hale getirildiğini dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü;
“Sanki lanet kasabamızın üzerine çöktü. Suriye'deki savaşın vergisini öder gibiyiz. Radikaller, rejim ajanları ve Hizbullah’ı aramıza yerleştirdiler. Artık sıradan mülteciler ve kasabamıza zarar verecek planları uygulamak için çalışanlar arasında ayrım yapamıyoruz. Suriye-Lübnan tarafları, kasabanın pazarını kontrol altına aldı, haraç alıyor ve kendine tabi olmayanı eziyor. Kasaba halkı, hem diğer kasabalar, hem de Suriyeli mülteciler arasında bir gerginlik yaşanmasını istemiyor. Suriyelilerin bir gün döneceğini umuyoruz. Onlara merhamet ediyoruz ancak zarar görmek de istemiyoruz.”
Hizbullah zorla geri dönüşü destekliyor
Şarku’l Avsat’a konuyla ilgili yorumda bulunan avukat ve aktivist Nebil el-Halabi, “Arsal’da yaşananlar, Arsal toplumu tarafından kınandı. Bazıları, maskeli gençleri, bölge halkı ve Suriyeli mültecilerin arasını bozmaya zorladı. Amaç, onları Arsal'dan ayrılarak, zorla geri dönmeye mecbur bırakmak ve Suriye rejiminin koynuna atmak” dedi.
El-Halabi, Suriye rejimi ve Hizbullah’ın Arsal’da yürüttüğü planlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu;
“Hizbullah, pratik olarak bölgeyi işgal etti ve bunu sürdürmek istiyor. Suriye’nin kuzeyinde Suriyelilerle birlikte yaşayan Türk varlığını örnek gösteriyor.
Hizbullah, işgal ettiği ve Doğu Lübnan sınırlarını çevreleyen alanlardaki insanlara bir arada yaşama modeli dayatmak istiyor. Günlük yaşamlarında kendisiyle normalleşmekten kaçanlara bunu dayatmak istiyor.”
Suriyeli mülteciler ile Arsal halkı arasındaki ilişkinin iyi olduğunu aktaran el-Halabi, “Genel olarak Bekaa halkı ve bu mültecilerin arası iyidir. Suriye mülteci kampları fırtınada sular altında kaldığında, Lübnanlılar onlara yardım etmek, kurtarmak ve evlerinde ağırlamak için zamanla yarıştı” dedi.
Güvenlik güçlerinin, kimlikleri ve amaçlarını gizlemeye çalışan maskeli şahısların bazılarını gözaltına aldığını belirten el-Halabi, mezhepsel ayrışma ve nefreti yaymak için sosyal medya üzerinden kışkırtıcı ve provoke edici paylaşımlarda bulunanların kimliklerine yönelik araştırmanın devam ettiğini söyledi.
Lübnan’ın Suriyelileri mülteci olarak tanımadığını öne süren el-Halabi, Lübnan’ın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (UNHCR) diğer ülkelere güvenli ve gönüllü şekilde gitme noktasında haber bekleyen mülteciler için bir koridor olduğunu söyledi.
Lübnanlılarla rekabet
Suriyeli mülteciler ve ev sahibi Lübnanlılar arasındaki gerilim, sadece Arsal sakinleri ile sınırlı değil.
Rayak bölgesinde çiftçilik yapan Suriyeli Ali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "15 yıldır Lübnan’da çalışıyorum. Ancak şimdiki koşullar, 2011'den önceki durumdan farklı. Suriye'ye dönmemi isteyenler oluyor, ancak işimi kaybetme korkusuyla tüm bunlara sağır kalıyorum. Suriyelilerle bir evde kalıyor ve makul bir kira ödüyordum. Ev kiraları çılgınca artarken, iş fırsatları ile maaşlarımız azaldı. Şu anda rekabet sadece Lübnanlı-Suriyeli arasındaki değil, artık Suriyeliler arasında da var. Şimdi günlüğü 10 dolara çalışmayı kabul eden varken, kim bize 20 dolar öder? İki odalı ev kiram 150 dolar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin yardımları durdu. Dernekler, çocuklarımızı okula götürmek için aldığımız ulaşım yardımını artık ödemiyor. İkametim yasa dışı çünkü almanın maliyeti yaklaşık 800 dolar ve bu çok yüksek. Bana kefil olmayı kabul edenlere de 200 dolar ödemem gerekli ancak benim param yok” şeklinde konuşarak, içinde bulundukları zor şartları anlattı.
Aynı şekilde Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan, Bekaa Vadisi’nde yaşayan aktivist Fuad Mekhel, Suriyeli mültecilerin çoğunun Bekaa’da yaşadığını söyleyerek şöyle konuştu;
“Birçoğu kötü koşullar altında kamplarda kalıyor. Bazı insani yardım kuruluşları ve Birleşmiş Milletler (BM) mültecilere yardım sağlamasına rağmen, onlar için yetersiz kalıyor. Tüm bu şartlar, onları Lübnanlı işçilerle rekabete itiyor ve düşük ücretlerle çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar. Bazıları da Lübnanlılarla rekabet ederek mağaza açtı bu da yerel halk için sorun oldu” dedi.
Lübnanlı işçilerin çoğunun, işsizlik ve hiçbir dernekten hizmet alamamaktan muzdarip olduğunu dile getiren Mekhel, “Arsal bölgesinde yaşanan olaylar gösteriyor ki, Suriyelilerin çok fazla çocuk yapması Lübnanlıları oldukça rahatsız eden bir durum yarattı” diye konuştu.
Lübnan’da bir binada bekçi olarak çalışan Suriyeli Mustafa, apartman sakinlerinin çocuklarından rahatsız olduğu söyledi. Suriyelilerin çok çocuk yapmasının gündeme getirilmesi nedeniyle öfkelendiğini söyleyen Mustafa, her ne kadar bunu gerçekleştiremese de bina yönetimini işten ayrılmakla tehdit ettiğini söyledi.
Mustafa, “Lübnanlılar ırkçıdır. Üç çocuğumun olmasını kınayarak, bize hakaret ediyorlar” diyerek, eğer Suriye’ye dönerlerse eşi ve çocuklarının öleceğini söyledi.
Ortak bir politikanın yokluğu
Kamu politikaları ve mülteciler konusunda uzman olan Dr. Ziad el-Saig, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 8. yılına giren Suriyeli mülteci krizinin tüm Lübnan’a yayıldığını söyledi.
Lübnan’ın yaşanan siyasi çatışma nedeniyle kriz yönetimi için ortak bir politika benimsemede başarılı olamadığına işaret eden el-Saig, mültecilerle ilgilenen ülkelerin yanı sıra uluslararası ve yerel sivil toplum kuruluşlarının artık yorulduğunun altını çizdi.
Amaç ve çıkarları doğrultusunda hareket eden bazı siyasi kuvvetlerin gündemlerinde ‘gerginliğin’ yer aldığını söyleyen el-Saig, “Lübnan-Filistin tecrübesinden ders almış görünmüyorlar” dedi.
El-Saig, “Suriyeli mülteci ve geri dönüş dosyasını yönetmek için genel politika gidişatının oluşturulamamasından endişeliyim. Belediyeler ve ona bağlı kurumlar, Suriyeli mültecilerin coğrafi sınırları içindeki varlığını kontrol etmede kilit bir rol oynamalı. Sonra da ev sahibi toplulukları desteklemek için bağışçılara çağrıda bulunulmalı” şeklinde konuştu.
Dr. Ziad el-Saig, “Yakın vadeli bir çözüm olabilir ancak temel çözüm Suriye'deki trajik savaşın durdurulması. Bununla birlikte, uluslararası ve Arap ülkelerinin garantörlüğüyle, mültecilerin gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde ülkelerine geri dönüşlerinin sağlanması gerekir. Ancak en önemlisi, yaralı Lübnan ve acı çeken Suriye hafızasını anlamalı ve bu anıları onarmak için çalışmalar yapmalıyız, aksi halde önümüzde etkilerini bulacağız” yorumunda bulundu.
Lübnanlılar ve Suriyeli göçmenler arasındaki gerginlik artıyor
Lübnan’daki Suriyeli mülteci kamplarından biri (AP)
Lübnanlılar ve Suriyeli göçmenler arasındaki gerginlik artıyor
Lübnan’daki Suriyeli mülteci kamplarından biri (AP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة

