Amr Musa ile 'Kendinden nefret eden Araplar' üzerine

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
TT

Amr Musa ile 'Kendinden nefret eden Araplar' üzerine

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa, İsrail ve ABD’nin Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesi yönünde bir karar alma çabalarının kolayca geçiştirilemeyecek bir mesele olduğu konusunda kamuoyunu uyardı.
Amr Musa, Suriye, Golan ve hatta bir bütün olarak Filistin meselesi de dahil olmak üzere herhangi bir Arap ülkesi ile ilgili çok önemli kararlar verilirken,  Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin ardından Arap dünyasının yaşadığı zayıflık durumundan yararlanılmasının yanlış olduğunu söyledi.
Araplara yönelik bu tür hareketlerin Arapların sabrını taşma derecesine getirdiğini dile getiren Amr Musa, bardak dolduğu zaman büyük bir patlamaya tanık olunacağını belirtti.
Independent Arabia'ya özel bir röportaj veren tecrübeli siyasetçi, “Bazı Araplar kendilerinden ve Araplıklarından nefret ediyorlar. Tıpkı Yahudi dünyasında kullanılan 'self-hating Jew' (kendinden nefret eden Yahudi) kavramı gibi, Araplar arasında da 'self-hating Arabs' (kendinden nefret eden Araplar) kavramı kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yüzyılın Anlaşması ile ilgili söylenenlere ve Filistin devletinin kurulması için Mısır’a Kuzey Sina topraklarının bir kısmını vermesi olasılığına ilişkin konuşulanlara değinen Amr Musa, “Sina'daki topraklarımız için savaşa girdik. Sonrasında ise Camp David’de şiddetli bir diplomatik ve politik mücadele verdik. Normal savaştan bir farkı yoktu. Sonra biri gelerek bana şöyle diyor: "Bana da bir pay versene!"
Musa, kendisi ile gerçekleştirilen 3 saatlik diyalogda, Irak işgalinden sonra Kuveyt'i kurtarmaya yönelik birinci ve ikinci Körfez Savaşı'nın patlak vermesinden bu yana Arap bölgesinde neler olup bittiği konusunda kulislerde konuşulan sırları açıklıyor. Ayrıca, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal'la olan ilişkisinin ayrıntılarından, Körfez bölgesi meselelerinden, Katar rolünden, Türk-İran tehditlerinden ve kendisi tarafından ilk kez açıklanan sırlardan bahsediyor.
-Kısa süre önce Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, Araplara “Aralık 2018'de ABD Senatosuna sunulan taslak karar ile Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesini önlemeye çalışmaları” hususunda çağrıda bulundunuz. 2019 yılının başlarında yürürlüğe girmesi beklenen bu karar, İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğinin tanınmasını sağlıyor. Konuya ilişkin dile getirilen Arap tepkisi sizde bir hayal kırıklığı yaratıyor mu?
Durum tam bir hayal kırıklığı. Ancak, ister basın yoluyla isterse de doğrudan olsun, dile getirilen Arap tepkileri olumluydu. Bu makaleyi yazmadan önce bazı Avrupalı ve Amerikalıların yanı sıra başta Ruslar olmak üzere pek çok Arap ve uluslararası siyasi ve diplomatik çevreler ile görüşmelerde bulundum. Bu temaslar sırasında, Suriye, Golan meselesi ve hatta bir bütün olarak Filistin meselesi de dahil olmak üzere herhangi bir Arap ülkesi ile ilgili çok önemli kararların alınmasında kolaycılığa kaçılmaması hususunda uyarılarda bulundum.
Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin ardından Arap dünyasının yaşadığı zayıflık durumundan yararlanılmasının yanlış olduğunu söyledim. Ayrıca Araplara yönelik bu tür hareketlerin Arapların sabrını taşma derecesine getirdiğini ve bardak dolduğu zaman büyük bir patlamaya tanık olunacağını belirttim.
İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun.
"İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun."
-Bu, Arap halkından bir isyan beklediğiniz anlamına mı geliyor?
Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesi buna yol açacaktır (bu kolayca geçiştirilebilecek bir durum değil). İşgal altındaki Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak kabul edilmesi kararına şiddetli bir tepki verildiğine dair kanıtlar var. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley, alaycı bir tavırla, “Bize Başkan Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ardından kıyametin kopacağını söylediler. Ancak hiçbir şey olmadı. Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar. Gökyüzü hala olduğu yerde duruyor, yere inmedi” ifadelerini kullandı. Ancak burada belirtilmesi gereken gerçek şu ki, gökyüzü ancak kıyamet günü yerle bir olacak. Arap halklarının, özellikle gençlerin mücadelesinin hor görülmesi ve küçümsenerek karşılanması öfke ve umutsuzluğa sebep oluyor. Bu, şu an tahammül sınırını aşmış durumda.
-Beklentilerinize göre bu öfke, Arap yöneticilerin iradesinin dışında mı olacak?
Arap halklarının genel öfkesinin şu anki manzarasının bir analizinden bahsediyorum. Fakat hükümetlerin buna karşı nasıl bir tutum takınacaklarını söyleyemem. Herhangi bir Arap hükümetinin Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edeceğine dair şüphe yok. İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor. İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun.
İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor.
"İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor."
-Makalenizin sonunda Golan sorununa müdahale etmesi için özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e çağrıda bulundunuz. Bu, Araplar tarafından gösterilecek tepkinin noksan olacağına mı işaret ediyor?
 Arap kamuoyunu etkilemek için yazmıyorum, hedefim bu değil. İsrail’in Golan’a ilhakına ilişkin yapılan herhangi bir girişimin, Arap yorumu olmaksızın doğru olamayacağını dile getirmeye çalışıyorum. Karar verme yetkisine sahip değilim ya da devlete karar vermesini söyleyebileceğim resmi bir pozisyonda da bulunmuyorum. BM’ye gidiyorum, fakat bir Arap vatandaşı olarak düşünüyor, konuşuyor, kabul ediyor veya reddediyorum.
Çeşitli çevrelerden makaleye veya makalenin içeriğine dair gelen geniş tepkilerden anladığım kadarıyla, bir kişinin yazmış olduğu bir makale ile meseleye son noktayı koyması bekliniyorlar. Oysa bu sadece bir makaleden ibaret. Fakat bu makalenin öncesinde birçok ülkede devlet ve hükümet başkanları ile bakanlar ve yetkililerle konuştuğuma atıfta bulunmak gerekiyor.
-Bu başkanların ve bakanların bazılarının isimlerini açıklayabilir misiniz?
Bundan hoşlanmıyorum. Konuyu birden fazla ortak toplantıda sunmuş ve uzun uzun tartışmıştım. Amerika muhtemelen uzun süre Ortadoğu’da bulunmayacak ve muhtemelen sürekli olarak kendisine dayanılan bir ülke olmayacak.
-Pek çok kimse tarafından yorumlanan “self-hating Arabs” (kendinden nefret eden Araplar) ifadenizle ne demek istediniz?
Arap sorunlarına karşı olan ve onları unutmak isteyenleri kastettim. Kendilerinde, kendilerine ve içlerindeki Araplığa karşı bir duygunun bulunduğu kimseleri kastettim. Bazı Araplar kendilerinden ve Araplıklarından nefret ediyorlar. Tıpkı Yahudi dünyasında kullanılan self-hating Jew (kendinden nefret eden Yahudi) kavramı gibi, Araplar arasında da self-hating Arabs (kendinden nefret eden Araplar) kavramı kullanılıyor.
-ABD'nin Suriye’den çekilme ilanı, Golan Tepelerinin İsrail’e ilhak edilmesi meselesiyle ilişkili olabilir mi?
Sanmıyorum, ama belki de bu durum İsrail’in Golan’ı ilhak etmeye çalışmasının stratejik sebeplerinin bir parçası olabilir. Amerika muhtemelen uzun süre Ortadoğu’da bulunmayacak ve muhtemelen sürekli olarak kendisine dayanılan bir ülke olmayacak. Bu nedenle İsrail, güvenlik ve refahını sağlayacağı bölgelere yerleşmeye çalışıyor. Buna karşılık, Arap dünyası ve genel olarak Ortadoğu hala kaynıyor.  
Stratejik pozisyonlar, sağlam politikalar, reformlar ve iyi yönetim dışında hiçbir şey durumu kurtarmayacaktır. Bağımlılığın devam etmesi ve insanların umutlarına ve ihtiyaçlarına cevap verilememesi bir hatadır. Arap dünyasının birçok yerinde tanık olduğumuz hukuksuzluk ve kötü yönetimler şu anda içinde bulunduğumuz duruma bizi sürüklemiştir.
-Arap dünyasındaki kötü yönetim derken ne kastediyorsunuz?
Hükümetin, polisin, yargının değil, genel olarak eğitim, sağlık ve hizmetler gibi insanların ihtiyaçlarının yönetimini kastediyorum.  Arap dünyasında zarar gören toplum ve toplum yönetiminin neticesinde, kaosla sonuçlanan Arap Baharı ortaya çıktı. Evet, refah içinde yaşayan bazı Arap ülkelerinin kaosa maruz kalmadığı söylenebilir. Ancak, diğer taraftan önemli bir siyasi hareketliliğin yaşandığı belirtilmelidir. Özellikle Körfez toplumlarında İsrail ve Filistin meselesiyle ilgili yeni politikalardan hoşlanmayan pek çok kişi var. Filistinlilerin haklarını savunan ve Arapların çıkarlarını destekleyen bir tutumu benimsiyorlar. Arap dünyasının daha fazla politik, ekonomik ve sosyal reformlara ihtiyacı var. Tüm bunları üstlenecek tek bir reform söz konusu değil. Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur.
"Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur."
SİNA'DAN BİR METRE BİLE TAVİZ VERİLMEYECEK
-Bazı siyasi analistler, Yüzyılın Anlaşması ile ilgili olarak Arap Barış Girişimi (2002’de Kral Abdullah’ın başlattığı bir girişim) olduğu değerlendirmesinde bulunuyorlar. Buna katılıyor musunuz?
Şimdiye kadar, Yüzyılın Anlaşması olarak adlandırılan anlaşmaya dair tam veya kesin bir formül yoktu. Nisan ayında açıklanacağına dair söylentiler vardı. İsrail’in nisan ayında erken parlamento seçimlerini gerçekleştireceği nedeniyle bu tarih, İsrail’in ihtiyaçlarını karşılamak için belirlenmiş gibi görünüyor. İsrailliler, -özellikle İsrail başbakanının seçim pozisyonunu etkileyebilecek şekilde fikrini ifade etmesi gerektiğinden dolayı- herhangi bir çatışmaya girmemek konusunda dikkatli davranıyorlar. Bunun yanı sıra, Ortadoğu'daki atmosferin sorun ve şüphelerle dolu olduğu apaçık ortada. Buradaki temel soru şudur: “Amerikan politikası gerçekten İsraillilerle Filistinliler arasında güvenilir bir arabulucu olarak görülebilir mi?”
-Filistin devletinin kurulması için Mısır’ın Kuzey Sina topraklarının bir kısmını vermesi olasılığına ilişkin konuşulanlar hakkında neler söyleyebilirsiniz? Kapsamlı diplomatik ilişkilerinizi göz önüne aldığımızda, bu hususta bir anlaşmaya yapıldığına dair herhangi bir bilginiz var mı?
Bu anlaşmayla ilgili herhangi bir bilgim yok, fakat çeşitli görüşmelerden edindiğim birtakım bilgiler var ve mantıklı düşünüyorum. Kuzey Sina'daki Mısır topraklarına gelirsek, böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir.  Filistinlilerin İsrail'in işgal ettiği bir toprağı var. Size bunu mu ifşa etmemi istiyorsunuz? Bunu kim söyledi? Mısır'ın böyle bir şeyi kabul etmesinin mümkün olduğunu kim söyledi? Böyle bir fikir mantıklı bir kapıdan çıkmış olmaz, olsa olsa safsata ile malul bir zihnin ürünüdür. Başka bir sorunu çözmek için Mısır topraklarından bir metre bile almak mümkün değildir. Sina'daki topraklarımız için savaşa girdik. Sonrasında ise Camp David’de şiddetli bir diplomatik ve politik mücadele verdik. Normal savaştan bir farkı yoktu. Sonra biri bana gelerek bana şöyle diyor: "Bana da bir pay versene!"
Hangi Arap hükümeti Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edebilir?
"Hangi Arap hükümeti Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edebilir?"
ARAFAT OLAĞANÜSTÜ BİR LİDER
-Kişisel hatıralarınızda merhum Filistinli lider Yaser Arafat’ı uzun uzun anlattınız. Onun hakkında ve Filistin davasına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur. Yaptığı doğrular da oldu yanlışlarda. Cesur ve liderlik kabiliyeti olan biriydi. Fakat çözümü zor bir mesele ile karşı karşıyaydı ve karmakarışık bir atmosferde yelken açmıştı. Dava gerçekten tek bir ülke tarafından benimsendi: Mısır.  
Mısır, Yaser Arafat ve Filistin davasını çok destekledi. Aslında, Mısır'ın Filistin davasına yardım ettiği gibi, Filistin davası da Mısır’ı desteklemiştir. Filistin sorunu, Mısır diplomasisine canlılık, hareket özgürlüğü ve bölgesel liderlik ve prestijli uluslararası merkez için fırsat vermiştir. Evet, Mısır olmasaydı Filistin davası olmazdı. Bu büyük ilgi, Kral Faruk'un Filistin savaşa girmesinden bu yana devam ediyor. Mısır'ın Filistin davasına olan bağlılığı, 1940'lardan bu yana netleşmeye başladı.
Röportajın ikinci bölümünde yer alacak olan meseleler:
- Suud el-Faysal ve Musa arasında Tiran ve Sanafir davasıyla ilgili olarak neler yaşandı?
Türkiye ve İran’ın Körfez bölgesindeki rolü nedir?
- Bazı Arap ülkeleri, Arap Baharı’nın patlak vermesinin öncesinde Arap Birliği tarafından önerilen girişimi neden reddetti?
- Eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in Türkiye'nin Müslüman Kardeşler liderlerinin serbest bırakılması talebine verdiği tepki neydi?
- Savaştan birkaç gün önce BM ve Saddam Hüseyin arasındaki müzakerelerin başarılı bir şekilde sonuçlanmasına rağmen, neden Irak’ın vurulması yönünde karar alındı? Ahmed Ben Helli, Saddam Hüseyin’le görüştükten sonra Musa’ya ne dedi?
- Musa iki defa suikast girişimine maruz kaldı mı?
RÖPORTAJIN İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ
RÖPORTAJIN SON BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

Amr Musa: Finansör olduğu sürece terör bitmez



Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Sudan ordusu, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Batı Libya’da iş birliğini güçlendirmek amacıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda iki ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin artırılması yolları ele alındı.

UBH Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş’ın, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir ve beraberindeki heyeti kabul ettiğini bildirdi. Açıklamada, yüksek seviyeli toplantının ‘iki kardeş ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüşmek için’ düzenlendiği belirtildi.

Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Bu görüşme, Batı Libya ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya arasında yaşanan siyasi ve askeri bölünmenin arka planında gerçekleşiyor. Hafter, Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ‘iş birliği’ yaptığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya.

UBH hükümetine yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu toplantıyı, ‘Sudan ordusunun Libya’daki askeri ve güvenlik bölünmesinden yararlanan HDK karşısında attığı önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 26 Şubat 2024’te başkent Trablus’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelmişti. İki lider, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler gerçekleştirmişti.

 Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)

El-Menfi ile Burhan, o dönemde iki ülke arasında heyet değişimini ve imzalanan anlaşmaların uygulanmasını kararlaştırdı. İki ülke heyetlerinin katıldığı görüşmelerde ortak ilgi alanındaki konular ele alındı ve ‘Sudan ile bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması’ hedeflendi.

Trablus’taki Genelkurmay Başkanlığı’nda dün yapılan buluşmada, Libyalı yetkili en-Nemruş, Libya ve Sudan halklarını birleştiren ‘tarihî bağlar ve köklü ilişkilerin derinliğine’ vurgu yaptı. En-Nemruş, ‘ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ortak koordinasyonun geliştirilmesinin ve bölgedeki güvenlik ile istikrara katkı sağlamasının önemini’ vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı, toplantıda ‘bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu alanında iş birliğinin uygulanma yöntemlerinin’ ele alındığını açıkladı. Taraflar ayrıca, ‘askeri eğitim programlarının ve deneyim paylaşımının genişletilmesi; personelin yeterliliğinin artırılması ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi’ konusunda mutabık kaldı. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve yapıcı iş birliği hedeflerini yansıtıyor.

Öte yandan LUO, Sudan’daki HDK’ye destek sağlamakla ilgili suçlamaları daha önce görmezden gelmişti. Reuters, güneydoğu Libya’daki Kufra Havalimanı’nın, Darfur’daki el-Faşir kenti üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi için lojistik üs olarak kullanıldığını bildirmişti. LUO, bu iddialara yanıt vermemişti.

Reuters geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı bir haberde, ‘Kufra üzerinden geçen ikmal hattının, HDK’nin el-Faşir şehri üzerindeki kontrolünü güçlendirmede merkezi bir rol oynadığını ve bu sayede Darfur’daki varlığını sağlamlaştırmasını sağladığını’ belirtmişti.

Nisan 2023’te Sudan iç savaşı başladığından bu yana LUO’ya HDK’ye yardım sağladığı yönünde tekrar eden suçlamalar yapıldı. Ancak LUO, o dönemde bu iddiaları yalanlayarak, Sudan tarafları arasında çatışmaların durdurulması için ‘arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu’ açıklamıştı.


İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.