Priyanka Gandhi siyaset arenasına giriyor

Priyanka Gandhi siyaset arenasına giriyor
TT

Priyanka Gandhi siyaset arenasına giriyor

Priyanka Gandhi siyaset arenasına giriyor

Hindistan parlamento seçimlerine sadece 2 ay kala ülke siyaset arenasının en ünlü ailelerden Nehru-Gandhi’nin 5'inci nesil temsilcisi Priyanka Gandhi, dünyanın en büyük demokrasilerinden birinde iktidarın kalbine giden yoldaki ilk adımını attı.
Priyanka, 20 yıldan uzun bir süredir devam eden spekülasyonların, tahminlerin ve beklentilerin ardından muhalefetteki Hindistan Ulusal Kongresi Partisi Genel Sekreteri ve Hindistan’ın büyük seçim sahnesinin en önemli ve kalabalık eyaleti olan Uttar Pradeş’te partinin seçim kampanyasının birinci sorumlusu oldu. Uttar Pradeş, tek başına parlamentoya 80 milletvekili gönderdiği için bütün partiler için çok önemli bir eyalet konumunda. Bu nedenle halihazırda muhalefet saflarında yer alan Hindistan Ulusal Kongresi, şimdiki aşırı sağcı Başbakan Narendra Modi’yi iktidardan düşürmek için bu eyalete güveniyor.
Suikasta kurban giden eski Başbakan Rajiv Gandhi’nin dul eşi ve Priyanka’nın İtalyan asıllı annesinin biyografisinin yazarı olan siyaset yorumcusu Rasheed Kidwai ise Priyanka’nın siyasi mücadeleye resmen katılımını “seçim oyununun kurullarını değiştiren büyük bir adım” olarak niteledi.
Priyanka Gandhi’nin babası Rajiv Gandhi, büyükannesi İndira Gandhi ve İndira’nın babası (Rajiv’in dedesi) Cevahirlal Nehru bir zamanlar Hindistan’da başbakanlık görevini yürütmüşlerdi. Böylesine köklü bir siyasi ailenin temsilcisi olan 47 yaşındaki Priyanka Gandhi siyasi hayatının bu aşamasında ülkenin bağımsızlığa kavuşmasından sonra uzun yıllar iktidarda kalan ancak halihazırda milliyetçi ve aşırı sağcı iktidara karşı muhalefetin başında bulunan Hindistan Ulusal Kongresi’nin lideri, erkek kardeşi Rahul Gandhi’nin emri altında çalışacak.
Priyanka’nın bu noktada 2014 yılında yapılan son genel seçimlerde bizzat aday olmadığına ama parti içindeki çalışmalarını ve etkinliğin artırdığına işaret etmeliyiz. Priyanka, annesi Sonia Gandhi’nin 2017 yılından itibaren siyasi sahneden çekilmesinin ardından parti başkanlığını üstlenen büyük erkek kardeşi Rahul’a destek vermek için arka odalarda partinin stratejilerini belirleyen isimlerden biri haline geldi.
Ailesi ve partisinin tutumu
Priyanka Gandhi’nin siyasi arenaya girme kararı aslında kardeşi Rahul tarafından alındı. Annesi ve partinin eski başkanı Sonia Gandhi ise her ne kadar başlangıçta buna karşı çıksa da sonunda kabul etti. Bunun ardından erkek kardeşi, 48 yaşındaki Rahul “çok yetenekli ve çalışkan” kızkardeşinin kendisi ile birlikte siyasi sahnede yer almasından duyduğu “büyük sevinci” dile getirdi.
Parti üyeleri ve destekçilerine gelince... Onlara göre Priyanka doğuştan siyasetçi ve çekici cazibesi ile insanları etkileme yeteneğine sahip. Daha da önemlisi onun, büyükannesi eski Başabakan İndira Gandhi’nin modern bir kopyası olduğunu düşünüyorlar. Zira başta giyimi olmak üzere davranış ve karakter olarak aralarında büyük benzerlikler var.
Gerçekten de Priyanka sadece ailesi için değil, bağlı olduğu partinin çıkarları için de birçok kez kararlı bir tutum benimsedi. Yıllar boyunca yılmadan annesinin seçim kampanyasını organize ederek kendisine seçim mücadelelerinde ve siyasi konuşmalarını hazırlamada yardım etti. Priyanka aynı zamanda büyük erkek kardeşinin seçim kampanyalarını organize eden müşfik bir kız kardeş de oldu.
Priyanka’nın Uttar Pradeş’e bağlı iki seçim bölgesi; Amethi (Rahul’un temsil ettiği) ve Raebareli’de (Sonia Gandhi’nin temsil ettiği) 1999 yılında annesi ve kardeşi adına organize ettiği seçim kampanyalarında gösterdiği başarıdan etkilenen Hindistan Ulusal Kongresi Partisi liderleri, annesinden Priyanka’nın milletvekili seçimlerine katılmasına izin vermesini talep etti. Ancak ailesi, söz konusu dönemde bu talebi reddetti. 2004 yılında parti liderleri bir kez daha aynı talepte bulundu. Ancak yine reddedildiler. Buna rağmen parti liderleri vazgeçmeyerek dönem dönem bu taleplerini tekrarladı. Aldıkları yanıt ise hep aynı oldu. Priyanka ise kendini bütün bu tartışmalardan uzak tuttu ve kendisini ailesi için seçim kampanyaları organize etmeye adamayı tercih etti.
Her halükarda Priyanka Gandhi bugün, sahip olduğu harika kişilik ve karizma ile en başarılı seçim kampanyası organizatörü olarak gösteriliyor. Kitlelerin nabzını ölçmekte doğal ve keskin bir yeteneğe sahip olan Priyanka bu konuda kardeşi Rahul’dan çok daha başarılı. Zaten siyasi partiler açısından en önemli olan şey de kitleler ile iyi bir iletişim kurabilmek ve onların beklentilerini ve hayallerini içten ve samimi bir şekilde dile getirebilmektir.
Özel hayatı
Priyanka Gandhi, kendisini yakından tanıyanlara göre çevik, hızlı bir sezgi gücü ve keskin bir zekanın yanı sıra “karizmatik” bir kişiliğe de sahip. Bunun yanında benzersiz bir akıcılıkla  konuşabildiği Hintçe de zaten harika bir konuşmacı olan Priyanka’nın kişiliğine ayrı bir büyü katıyor. Siyaset uzmanı Prof. Ram Bahadur Verma bu konuda şunları söylüyor:
“Priyanka her zaman bizlere büyükannesi İndira’yı hatırlatıyor. Aynı karaktere, kişiliğe, atılganlığa ve girişkenliğe sahip olan Priyanka kardeşi Rahul gibi savunmacı bir kişiliğe sahip değil. Hint dilini de fevkelade bir akışkanlıkla konuşuyor.”
Priyanka, yaptığı bir açıklamada Hindistan’ın ilk kadın başbakanı olan büyükannesi ile arasındaki, insanları ikisini karşılaştırmaya iten ilginç fiziksel benzerlikle ilgili olarak şakayla karışık şunu söylemişti:
“Bu sadece bana özgü bir özellik değil... Doğrusu biz birbirimize çok benziyoruz. O insanları nasıl yönetmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Benim hedefim ise çocuklara bakmak.”
Priyanka ayrıca mükemmel bir fotoğrafçı olarak da sayılıyor. 12 yaşında fotoğrafçılık aşkına kapılan Priyanka bu sevgisini fotoğrafla ilgilenen büyükdedesinden almış. Bir fotoğraf sergisi de düzenleyen Priyanka, Hindistan’daki Ulusal Kaplan Parkı’nda bizzat kendisinin çektiği birçok fotoğrafın da yer aldığı “Ranthambore Ulusal Parkı: Kaplanlar Dünyası” adlı kitabın hazırlanmasına katkıda bulunmuş.
Priyanka kitapta şu ifadeleri kullanıyor:
“Ormanları çok seviyorum. Çünkü insanın hiçbir şeyi öngöremediği bu yerlerde her adımda bir süpriz ile karşı karşıya kalınabilir. Bence bu harika bir şey. İnsan yaşaması gereken gerçek hayat ile ne zaman ve nerede karşılacağını hiçbir şekilde tahmin edemez. Oysa ormanlar, vahşi bir yaşam ile dopdolu. Burada her varlık varoluşsal tanımına bağlı ve hayvanlar her zaman saf, duru doğaları ve karakterlerine göre davranıyor.”
Ancak Priyanka Gandhi özel hayatından çok az bahsediyor. Ama bu durum halkın ilgisini çekmesini engellemiyor. Lüks yaşam stili nedeniyle hakkında medyada haberlerin çıktığ ve imzaladığı büyük toprak anlaşmaları nedeniyle yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıa kalan Hint iş adamı Robert Vadra ile 22 yaşında evlenmesi ya da giyim tarzı nedeniyle eleştirilmiyor. Tüm bunlara rağmen Priyanka, her zaman eşinin yanında yer aldı ve birçok kez kendisini hayatında karşılaştığı en temiz insanlardan biri olarak niteleyerek hakkındaki suçlamaları yalanladı.
Kişisel özellikleri
Priyanka’nın en önemli kişisel özellikleri açıksözlü olması ve hemen öfkelenmesi. Ayrıca  ruhun kurtuluşunu ve saflığı arayan Priyanka, korkunç travmaların ve ailesinin başına gelen trajedilerin etkilerinden kaçma çabasıyla Budizm’e yönelmiş. 11 yıldan fazla bir süredir derin meditasyon yapan Priyanka bunun yanı sıra 2010 yılında Budizm çalışmalarında master derecesine ulaşarak yüksek lisans eğitimini tamamladı. Eğitimini Katolik okullardan birinde tamamlayan Priyanka daha sonra Delhi Üniversite’sinin psikoloji bölümünden mezun oldu.
Priyanka’nın en öne çıkan bir diğer karakteristik özelliği de giyim tarzı. Priyanka bazen geleneksel Hint kıyafeti “sari”yi tercih ederken bazen de başkent Delhi’nin Locins bölgesinde katıldığı gece davetlerinde şık Batı tarzı kıyafetleri giyiyor. Büyükannesi İndira Gandhi’nin sarilerinin kendisine miras kaldığı Priyanka, bunların yanı sıra yine büyükannesinden kendisine kalan ama aslında Cevahirlal Nehru’nun olan kol saatini de sık sık kullanıyor.
Priyanka, kardeşi Rahul’un 2008 yılının temmuz ayında parlamentoda yaptığı konuşmayı dinlerken giydiği Batı tarzı beyaz bluz, koyu siyah pantolon, geniş siyah kuşak ve basit inci küpeleri oluşan kıyafeti ile moda ve tasarım takipçilerini kendisine hayran bırakmıştı.  
Her ne kadar birçok kişi Priyanka’nın doğal ve sosyal açıdan atılgan bir kişiliğe sahip olduğunu düşünse de kendisi aslında özel hayatın gizliliğine büyük önem veriyor. Şık pamuklu elbiseler almak için gittiği ve büyük bir sessizlikle dolaştığı Yeni Delhi’deki Santushti ya da Khan Market alışveriş merkezlerinde kendisine rastlamak mümkün. Priynka daha çok Ranthambore ya da Corbett gibi yaban hayatın korunduğu ulusal parklarda çocukları ile doğa gezileri yapmayı ya da çok az bir koruma ile dolaşabileceği ve alışveriş yapabileceği Singapur gibi yabancı ülkelere seyahat etmeyi tercih ediyor.
Zorluklarla yüzleşmek
Yaşamın zorlukları ile yüzleşmek ve mücadele etmek Priyanka Gandhi için yeni bir durum değil. Büyükannesi ve eski Başbakan İndira Gandhi, 31 Ekim 1984 tarihinde Yeni Delhi’de korumaları tarafından öldürüldüğünde Priyanka henüz 12 yaşındaydı. İndira Gandhi’nin öldürülmesi aile içinde büyük bir çatlağa yol açtı. Bu olayın ardından torunları –Rahul ve Priyanka- güvenlik nedeniyle eğitimlerini evde tamamlamaları için okuldan alındılar. Bu dönemde Priyanka, haftada sadece bir kez arkadaşlarını ziyaret edebiliyordu.
Ardından aile bir başka felaket ile karşı karşıya kaldı. 21 Mayıs 1991 tarihinde annesi İndira Gandhi’nin ardından başbakan olan babası Rajiv Gandhi, “Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları” terör örgütünün Hindistan’ın güneyinde düzenlediği intihar saldırısında öldü. Bu ölüm aileyi derinden etkiledi.
Bu, Priyanka’nın hayatında yaşadığı en zor dönemlerden biriydi. Kardeşi Rahul eğitimini sürdürdüğü ABD’de olduğu için yaralı ve acılı annesi Sonia Gandhi ile ilgilenen Priyanka’nın güçlü olması gerekiyordu. Bu nedenle Priyanka eşine az rastlanır bir güç ve kararlılıkla bütün sorumluluğu üstlendi. Annesi ile birlikte Chennai (eski adı Madras) şehrine giderek babasının cenazesini Delhi’ye getirdi. Kendisini halen hayatın ona hazırladığı saldırılara karşı hazırlayan bir çocuk için babasının ölü bedeni ile karşılaşmak çok zordu. Ama Priyanka bütün bu zorluklara kararlılıkla göğüs germeyi başardı.
Priyanka, bir söyleşi sırasında bu deneyimi hakkında kendisine yöneltilen bir soruya şu yanıtı vermişti:
“Babam benim en yi arkadaşımdı. Hayatımdaki istikrarın, kararlılığın kaynağıydı.”
Küçük bir kızken babası her evden ayrıldığında bir daha dönmeyecekmiş gibi bir hisse kapıldığını söyleyen Priyanka “Hayatımızda olmamasına ve kaybının yarattığı acıya psikolojik olarak alışmaya çalıştık”ifadelerini kullanmıştı.
Priyanka 2008 yılına gelindiğinde babasını öldüren suikastın planlayıcılarından Nalini Sriharan ile görüşmek için Hindistan’ın güneyindeki Tamil Nadu Eyaleti’ndeki (babasının öldürüldüğü yer) Fleury Merkez Cezaevi'ni ziyaret etti. Her ne kadar Sriharan hakkında başlangıçta idam cezası verilmiş olsa da daha sonra Sonia Gandhi’nin hükümete sunduğu dilekçe ile karar hafifletilerek ömür boyu hapse çevildi.
Priyanka bu ziyaretinin nedenini şu şekilde açıklamıştı:
“Bu kadına yaptığım ziyaret, benim hayatımda yaşadığım kayıp ve şiddet ile barışmam için bulduğum özel bir yoldu. Bana karşı işlemiş olduğu suçu affettim. Çünkü hayatımı öfke, şiddet ve nefret duyguları ile sürdürmek, bu tür aşağılık şeylerin hayatıma egemen olmasını ve mahvetmesini istemedim.”
Kurtarıcı olabilir mi?
Bugün Hindistan medyasının bir kısmı Priyanka Gandhi’yi Hindistan Ulusal Kongresi Partisi’nin “Brahmastra”sı olarak niteliyor. Bu kelime Hinduizm felsefesinde “aklı özgür kılmak” anlamına geliyor. Brahmastra, aynı felsefeye göre hiç kimsenin kendisine saldırmaya ve yenmeye gücünün yetmediği bir silah da demek.
Birçok kişi Priyanka’nın bu köklü partide büyük bir değişiklik gerçekleştireceği tahmininde bulunuyor. Ancak yine de Priyanka’nın kurtarıcı bir rol oynayacağını söylemek için henüz çok erken. Yine de muhalifleri Priyanka'nın böylesine hassas ve kritik bir dönemde, Uttar Pradeş gibi zorlu bir seçim ve siyaset savaşının yaşandığı bir bölgede partinin adayı olarak seçilmiş olmasının onun güçlü iradesinin, kararlılığının ve cesaretinin bir kanıtı olduğu konusunda hemfikir.



Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.


Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
TT

Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, bugün ülkesini “dünyanın dördüncü büyük gücü” olarak görenlerin bulunduğunu söyledi. Hamaney, İran'ın düzenlediği saldırıların “düşman” güçlerinin Umman Denizi’ni aşmasını engellediğini belirterek “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.

Hamaney'in İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan açıklamasında, İran'ın güneyindeki suların geçmişte ülkesinin rakip güçlerinin hareket alanı olduğunu belirtti. Hamaney, ancak bu güçlerin İranlı savaşçılar ve “Hürmüz Boğazı'nın savunucuları” tarafından düzenlenen “acı verici saldırılar” karşısında geri çekilmek zorunda kaldığını ifade etti.

Bu güçlerin ilerlemeye her cesaret ettiğinde zarar gördüğünü belirten Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” dedi.

Hamaney, İran'ın rakiplerinin artık kendileri, yani onların takipçileri değil, İran saldırıları karşısında korunma arayan ve “savaşın durdurulması için yalvaran” taraf haline geldiğini söyledi.

“Bugün bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var” diyen Hamaney, ancak “ilahi hesaplara” göre İran'ın “dünyanın birinci gücü” olduğunu savundu.

fthy
Tahran'da pazar günü döviz kurlarını gösteren ekran (Reuters)

Hamaney, İran'ın geçmişteki konumuyla bugün geldiği nokta arasındaki değişime de değindi. Rakiplerinin İran'ı yeniden döndürmek istediği dönemin “geri kalmışlık, zillet, bağımlılık ve kötü şöhret” ile karakterize edildiğini söyleyen Hamaney, mevcut dönemin ise “ilerleme, onur ve bağımsızlık” dönemi olduğunu belirtti. Hamaney, “Düşmanımızın geri dönmesini istediği o eski günler geride kaldı ve bir daha asla geri dönmeyecek” ifadelerini kullandı.

30 milyondan fazla İranlıdan “fedakârlık” sözü

Hamaney, devletin Tahran ve İran'ın diğer kentlerindeki başlıca meydanlarda destekçilerini toplamak amacıyla düzenlediği gece toplantılarına da değindi.

İranlıların yedi aydır ülke genelindeki meydan ve caddelerde toplanmayı sürdürdüğünü söyleyen Hamaney, 30 milyondan fazla İranlının “kendilerini feda etmeye” hazır olduklarını ilan ettiğini belirtti.

Hamaney, katılımcıların organize edilmesi amacıyla kendilerinden yeniden hazır olduklarını ilan etmelerinin istendiğini ve gerekli sayının, 500 binden fazla kişinin, ilk 100 dakika içinde tamamlandığını söyledi.

fvgbhju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran'ın farklı bölgelerinde “hazırlığın” çeşitli biçimlerde sürdüğünü belirten Hamaney, özellikle “silahlı hazırlıklara” dikkat çekti. Toplumun farklı kesimlerinin “Hürmüz Boğazı'nı korumak” da dahil olmak üzere çeşitli tutumları benimsediğini ifade etti.

“İran savaşlardan daha güçlü çıktı”

Hamaney, İran yönetiminin İran-Irak Savaşı'ndan savaş öncesine kıyasla daha güçlü çıktığını ve sonraki çatışmalarda da aynı durumun tekrarlandığını savundu.

Özellikle “son iki dayatılmış savaşın” İran yönetimini daha güçlü hale getirdiğini belirten Hamaney, “Önümüzdeki günlerin bu günlerden çok daha görkemli olacağını” öngördü.

Hamaney'in mesajı, İran Merkez Bankası'nın yıllık enflasyonun eylülde yüzde 68,4'e ulaştığını, geçen yılın aynı ayına kıyasla enflasyonun ise yüzde 83,8 olduğunu gösteren verileri yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi.

İran para birimi de pazartesi günü yeniden baskı altında kaldı. Doların serbest piyasadaki kuru günün erken saatlerinde yaklaşık 236 bin tümen seviyesindeyken 243 bin tümeni aştı.

ABD'nin deniz ablukası İran'ın petrol ihracatını kısıtlarken Washington, petrol satışlarına yönelik yaptırımları da sıkılaştırdı. ABD'li yetkililer, Tahran'ın dolara erişim kapasitesinin giderek azaldığını belirtiyor.

Hamaney marttan bu yana kamuoyu önüne çıkmadı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bu tarihten beri kendisine ait doğrulanmış bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

İranlı yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, dini liderin önemli kararlara katılmayı sürdürdüğünü ancak günlük yönetimle ilgili geniş yetkileri üst düzey yetkililere devrettiğini belirtiyor.

Geçen ay Reuters'a konuşan kaynaklara göre Hamaney, savaşın ilk saldırılarında aldığı ağır yaralardan dolayı iyileşme sürecinde. İran makamları ise kamuoyu önünde sınırlı şekilde görünmesini güvenlik gerekçeleri ve hedef alınma endişeleriyle açıklıyor. Hamaney'in sağlık durumunun veya ülke yönetimine günlük katılım düzeyinin bağımsız şekilde doğrulanması mümkün olmadı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos'ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı yaptığını söyledi. Dini Lider'in ofisi de aynı gün yayımladığı açıklamada görüşmede savaşın, ekonomik durumun ve ülkenin geleceğinin ele alındığını bildirdi ancak toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü yayımlanmadı.

Daha sonra resmi İran haber ajansı IRNA, toplantıya ilişkin daha fazla ayrıntı yayımladı. Buna göre görüşmelerde halkın yaşam koşulları, savaş, askeri gelişmeler, kaynak ve enerji yönetimi, dış dünyayla ekonomik ilişkiler, konut ve istihdam konuları ele alındı.

Pezeşkiyan daha önce, Hamaney ile iletişim kurmanın “şu anda çok zor” olduğunu söylemişti. Yetkililer ise yalnızca sınırlı sayıdaki üst düzey yetkilinin Hamaney ile doğrudan görüştüğünü belirtiyordu.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada Mücteba Hamaney'in öldüğüne inanmadığını söyledi ancak onun “çok ağır yaralar” aldığını belirtti.