İran Devrimi ile Fransız, Rus ve Çin devrimleri arasındaki fark

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
TT

İran Devrimi ile Fransız, Rus ve Çin devrimleri arasındaki fark

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran'ın merkezindeki Azadi (Özgürlük) Meydanı'nda devrimin 40’ıncı yıldönümünü münasebetiyle bir konuşma yaptı (Mehr)

İran geleneğinde ‘40’ sayısı, genellikle ‘ikinci bahar’ veya ‘metafizik’ kavramlarla ilişkilendirilir. Tasavvufta ise ‘inziva’ olarak bilinen 40 gün boyunca dış dünya ile bağlantıların tamamen kesildiği, insanın ruhunu ve zihnini arındırdığı bir dönemdir.
Nuh peygamber kıssasında anlatılan büyük tufan öncesinde yeryüzüne 40 gün 40 gece aralıksız olarak yağmur yağmıştır. Eski İran'da 40 gün süren at biniciliği ve eskrim yarışmaları birçok yarışmacıyı bu topraklara çekmiştir. İranlı şair Sadi Şirazi’ye göre 40 yaşına gelmiş bir adam artık ömrünün zirvesine ulaşmış ve gerçek dünyanın tam olarak farkına varmıştır.
Belki de şu an Tahran'da iktidarı yöneten Şii din adamlarının, devrimin 40’ıncı yıldönümünü özel bir olaya dönüştürmeye çalışmasının nedeni budur. İktidar, devrimin gerçekleşmesinden bu yana yakaladığı başarıları, çok sayıda sergi, festival ve konferans aracılığıyla harika ve etkileyici bir şekilde hatırlatmak için tüm kaynaklarını seferber etti.
Neden olgunluk çağına eriştiğini iddia ettikleri Humeyni Devrimi’nin geldiği nokta ile diğer devrimlerin geldikleri nokta arasında hızlı bir karşılaştırma yapamayız? Bunun nedeni, Humeyni Devrimi’nin küresel çapta bir devrime dönüşme isteği taşıması ve kendini tüm dünyaya ihraç etme arzusudur. Bu yüzden İran Devrimi’ni ancak aynı özlem ve umutlar taşıyan diğer devrimlerle karşılaştırmamız adil olacaktır. Bu yüzden İran Devrimi’ni karşılaştırabileceğimiz 3 devrim bulunuyor. Bunlar; 1789 Fransız Devrimi, 1917 Rus Devrimi ve 1949 Çin Komünist Devrimi’dir.
Fransız Devrimi
Fransız Devrimi 40’ıncı yılına geldiğinde, geleceğe dair umutlarını keşfetmek için geçmişten ders çıkaran Fransız halk tarihinin sonu gelmiş gibiydi. 1789'da başlayan hayat köprüsünün altından çok sular aktı. Fransız Devrimi'nin çok kanlı bir şekilde devirdiği iktidar ailesi Bourbon Lordluğu, tüm ihtişamıyla geri döndü. Kral X. Charles iktidarı demir yumrukla elinde tutmaya çalışıyordu. Bir yıl sonra Orleans’taki rakip ailenin lideri Prens Louis Philippe, mini bir devrimle ülkenin yeni kralı oldu.
Bununla birlikte Fransa, 1830'da devrimci hareketleri tamamen durdurdu ve yükselen iktidarın geleneksel hırslarıyla ulus devlet olarak yoluna devam etti. Avrupa siyasi sahnesinde Fransa’nın büyük bir ulusal güç olarak yeniden ortaya çıkması gerektiğini fark eden yönetim, ülkedeki demokratik kurumların güçlendirilmesi ve birleştirilmesine odaklandı. Parlamentonun temsil yetkileri artırıldıktan sonra dördüncü demokratik güç olarak tanımlanan basının gelişmesi ve büyümesine izin verildi.
Fransa, yine 1830’da modern ve yetenekli bir kapitalist ekonomi kurmanın, yurtdışında nüfuz kazanması açısından önemli olduğunu ve ulusal güç kaynağı olarak değerini anladı. Bu kültürel dalganın özelliklerinden biri de ülkesine hizmet etmek isteyenler için ‘zengin ol!’ şeklinde basit tavsiyelerde bulunan François Guizot gibi liberal ekonomistlerin himayesinde olmasıydı. Bu aşama, aynı zamanda ilk Fransız demiryollarının, modern limanların ve ülke genelinde yeni büyük sanayi tesislerinin inşasını kapsayan, altyapıda modernleşmeye gidilen bir dönemdi. Fransız Devrimi'nden 40 yıl sonra, kötü sonuçlanan Napolyon savaşı ve iç karışıklık yıllarına rağmen Fransa, ulusal ekonomisinin büyüklüğünü iki katına çıkarmayı başardı.
Siyasi düzeyde ise hukuk devleti, güç ayrımı ve ulusal egemenlik gibi katı kavramlar günden güne ivme, derinlik ve saygı kazandı.
Daha önceki yıllarda diplomasi, görgü kuralları, protokol, moda ve refah ile ilgili konularla sınırlı olan ‘Fransız etkisi’, siyaset alanında insan hakları, eşitlik, sosyal dayanışma gibi yeni kavramlarla anılmaya başladı ve bu durum, dünyanın dört bir yanından kitlelerin kalplerine nüfuz etti. Napolyon'un ilkeleri, dünyanın diğer pek çok ülkesi tarafından benimsenirken, Fransız eğitim sistemi, özellikle uygulamalı bilimler alanında birçoklarına örnek oldu.
Başta İngiltere ve Prusya olmak üzere uluslararası rakipleriyle ilişkilerinin normalleşmesinin ardından Fransa, meşhur Avrupa çabasını yakalamayı başardı. Afrika kıtasının kuzeyindeki Cezayir şehrini istila etmesi, Fransa'yı 19’uncu yüzyılın ikinci büyük imparatorluğuna dönüştürmeyi amaçlayan Fransız sömürgeciliğinin başlangıcı oldu.
Devrimden 40 yıl sonra Fransa, dünya sahnesinde güçlü bir edebi ve sanatsal güç olarak yerini aldı. Stendhal ve Honoré de Balzac gibi yazarların, Victor Hugo gibi şairlerin şöhretleri Fransa’nın sınırlarını aştı. Ardından Fransız sanatı gelişerek Eugène Delacroix gibi yazarlar yetiştirdi. Fransız müziği, Jean-Baptiste Lully, Gabriel Fauré, Jean-Philippe Rameau, Giacomo Puccini ve Georges Bizet gibi besteciler sayesinde Almanya ve İtalya için güçlü bir rakip haline geldi. Kont de Mirabeau, Eugène Marin Labiche ve daha birçokları sayesinde Fransız tiyatrosunun temelleri atıldı.
Gerçek Fransız devrimi, devrimin asla bir güç kullanma aracı değil, güç kazanma aracı olduğu gerçeğini anlamaktı. Önemli olan Fransa’nın devrimler tarihine son verilmesi ve devletin ülkedeki ulusal hayatı düzenleyen bir çerçeve olarak yeniden canlanmasıydı.
Rus Devrimi
Ardından Rus Devrimi yaşandı. Devrimci Bolşevikler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) merkezi haline gelen Rusya'nın St. Petersburg kentinde iktidara el koyduktan 40 yıl sonra devrimden devlete bir geçiş gerçekleştirdiler. 1956’da SSCB’nin ilk lideri olan Nikita Kruşçev, Joseph Stalin rejiminin işlediği korkunç suçları ortaya çıkardı. Bunu yapma amacı, modern Rus tarihinde devrimler sayfasını tamamen kapatmaktı. Komünist Parti’nin başı olarak Kruşçev’in yanı sıra Devlet Başkanı olarak Kliment Voroşilov ve Başbakan olarak Nikolay Bulganin ile üçlü bir güç dağılımı ortaya çıktı.
Bu gelişmeler yaşanırken SSCB, yakın ve uzak çeşitli ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeye başladı. Japonya ile resmi bir anlaşma imzalanarak savaşın sona ermesi sağlandı. ABD başkanlarıyla ikili görüşmeler başlatıldı. Daha sonra İran Şahı da dahil olmak üzere diğer liderler, Moskova’ya davet edilerek, Sovyet liderlerinin niyetlerine ilişkin mesajlar verildi.
SSCB, ilk atom ve hidrojen bombası testlerini gerçekleştirerek nükleer enerji cephaneliğini tanıtmış ve Moskova'nın ulusal devrim yerine kapitalist rakiplerle ulus devlet olarak rekabet etme arzusunu ortaya koymuştu. ‘Sputnik 1’ ve ‘Layka’ adlı köpeği taşıyan ‘Sputnik 2’ uydularını uzaya göndermesi ise SSCB’nin, dünya standartlarında beklentileri olan dev bir sanayi gücü haline gelme konusundaki ciddiyetine işaret ediyordu.
Bununla birlikte çağdaş Rus tarihindeki devrim sayfasının kapatılması, milyonlarca vatandaşı kapsayan genel bir af çıkmasını sağladı. Kuzey Kafkasya'daki Çeçen ve Kırım Tatarları gibi Sibirya ve Kazakistan'a zorla sürgüne gönderilenlerin geri dönmelerine izin verildi.
Komünist hareketleri desteklemek için devlet kaynaklarını kullanan SSCB, Rus Devrimi’nin farklı versiyonlarını dünyanın başka yerlerine ‘ihraç etme’ konusunda bir takım başarılara imza attı.
1949'da, komünist hareketlerin Kore Yarımadası ve Hindiçin’de popüler olduğu bir dönemde Çinli komünistler Çin'i işgal etmeyi başardılar. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri kısa süre içinde komünizmin çekici ideolojisi nedeniyle değil, elinde bulundurduğu ölümcül silahlar nedeniyle SSCB’nin eksenine girmişti. Batı Avrupa ve Latin Amerika'da ise genel olarak Moskova tarafından finanse edilen Komünist partiler, büyük kalabalıklar toplamış ve bazıları seçimler yoluyla güç kazanmaya başlamıştı.
Rus Devrimi'nden 40 yıl sonra SSCB, birçok ideolojik kısıtlamanın varlığına rağmen, edebi ve sanatsal yaratıcılığın kapısını da aralamıştı. Doktor Jivago adıyla da bilinen Rus yazar ve şair Boris Pasternak’ın ‘Eriyen Buz’ eseri buna olanak sağlamıştı. Böylece Mihail Bulgakov, Anna Ahmatova, Osip Mandelstam gibi şairler de eserlerini yayınlama fırsatı yakaladılar. Yevgeni Yevtuşenko ve Varlam Shalamov liderliğinde şair ve yazarlar, komünist ideolojinin demir yumruğunu kırmayı başardı. 1957’ye gelindiğinde Rus Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardından popülaritesini yitiren Rus sineması, balesi ve müziği büyük bir sıçrama yaşadı.
Devrimden 40 yıl sonra Rusya, tıpkı Fransa’nın devrimden 40 yıl sonra Avrupa'nın ikinci gücü olması gibi dünyanın ikinci süper gücü haline geldi. Devrimden 40 yıl sonra Rusya'nın, bir ulus devlet olarak yeniden canlanması, SSCB’nin dağılması ve çöküşünün muazzam şokunu atlatana kadar ayakta kalabilmesini sağlayan en önemli faktörlerden biriydi.
Çin Devrimi
Benzer bir karşılaştırma 1949'daki Çin Devrimi ile de yapılabilir. 1989’a gelindiğinde, Çin tarihinin devrim sayfasını tamamen kapatmış ve ulus devlet olarak yeni bir sayfa açmıştı. Bu durum, Çin Devrimi’nin Fransız ve Rus Devrimlerinin yeni bir versiyonu olduğu anlamına geliyordu.
Fransa, Rusya ve Çin atılımlar yaparak kendilerini eski devrim tantanasından uzaklaştırabildiler ve devrimin 40’ıncı yıldönümünü kutlayan İran İslam Cumhuriyeti'nin gerçekleştiremediği ulus devleti yeniden hayata geçirdiler.
İran’daki geleceğe yönelik belirsizlik, mevcut ekonomik çöküş, uluslararası diplomatik izolasyon, sosyal ve kültürel yanlış bilgilendirme ve daha pek çok olumsuzluk, ülke yöneticilerinin ve liderlerinin devrimin kısa ömürlü bir dönem olması ve ulus devlete geçiş yapılması gerektiğini anlama konusundaki başarısızlıklarının bir sonucudur.
Kim bilir belki de artık İranlı mollaların Fransa, Rusya veya Çin'den bir şeyler öğrenme zamanı gelmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.