​İşçi Partisi ve Brexit sorunu İngiltere’de artçı sarsıntılara neden oluyor

Chuka Umunna dün Londra’da basın toplantısı yaptı (AP)
Chuka Umunna dün Londra’da basın toplantısı yaptı (AP)
TT

​İşçi Partisi ve Brexit sorunu İngiltere’de artçı sarsıntılara neden oluyor

Chuka Umunna dün Londra’da basın toplantısı yaptı (AP)
Chuka Umunna dün Londra’da basın toplantısı yaptı (AP)

İşçi Partisi’nin 7 üyesi dün, İngiltere’deki en büyük muhalefet partisindeki bölünmenin parti lideri Jeremy Corbyn’in Brexit yönetimi ve antisemitizm karşısında harekete geçmemesi nedeniyle olduğunu açıklarken, ülkede Brexit konusundaki belirsizlik sürüyor.
İşçi Partisi’nden istifa eden milletvekillerinden biri olan Chuka Umunna, İngiltere’nin 29 Mart’ta Avrupa Birliği’nden çıkışını engellemek amacıyla 2. referandum yapılması için kampanya başlatmıştı. AFP’nin haberine göre, milletvekilleri, Corbyn yönetimindeki partinin sol yönelimli olduğundan şikâyet ederken, Umunna, İngiliz siyasetinde ılımlı alternatif yol bulma çağrısında bulundu.
Hedeflerinde Corbyn yönetimi var
Umunna, istifa eden milletvekillerinden oluşan bağımsızlar grubunun Londra’da düzenlediği basın toplantısında, siyasi bir çatlak olduğunu ve bunu değiştireceklerini söyledi. 7 milletvekili, bağımsız milletvekili grubunu oluşturarak, bununla büyük oranda görüş ayrılıklarına neden olan Brexit krizi ışığında partisini yönetmeye çalışan Corbyn yönetimini devirmeyi hedefliyor. Özellikle Kuzey İrlandalılar başta olmak üzere İşçi Partisi’ndeki çok sayıda milletvekili, 2016 yılında yapılan referandumda AB'den ayrılmayı seçerken, büyük bir bölümünde AB’de üyeliği sürdürme yönünde oyunu kullandı.
Parti, Brexit karşıtları ve Brexit destekçileri olarak ikiye bölündü. Bu iç karışıklığın İngiltere Başbakanı Theresa May’in Brexit Anlaşması için yapacağı 2. oylamanın sonuçlarını etkilemesi beklenmiyor fakat AB destekçisi güçlerin bu hareketi memnuniyetle karşıladığı görülüyor.
Liberal Demokrat Parti'nin lideri Vince Cable, AB’de kalma seçeneği ile birlikte Brexit konusundaki son sözün halka verilmesini öngören gruplar ve kişilerle çalışmaya açık olduğunu söyledi.
Corbyn: Hayal kırıklığına uğradım
Milletvekillerinin kararı nedeniyle hayal kırıklığına uğradığını ifade eden Corbyn, “Daha iyi bir gelecek inşa etmek için insanları bir araya getirmenin zamanı geldi. Buna her zamankinden daha fazla ihtiyacımınız var” diyerek, partisinin 2017 yılında yapılan son seçimlerde elde ettiği sonuçlara vurgu yaptı.
Corbyn, AB destekçileri tarafından 2. referanduma yönelik başarısızlığı nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. Buna karşılık Corbyn, May’den Brexit’ten sonra ticari ilişkileri kolaylaştırmak için AB ile gümrük birliği anlaşmasına varılmasını talep etti. Corbyn, parti içindeki antisemitizm suçlamalara karşı muamelesi konusunda aylarca eleştirildi. Partideki bölünme hakkında konuşan milletvekili Luciana Berger, alınan bu kararın zor, acı verici fakat zorunlu olduğunu belirterek, partinin kurumsal olarak Yahudi düşmanı bir partiye dönüştüğünü ve bunun utanç verici olduğunu söyledi.
İstifa eden milletvekillerinden olan Mike Gapes ve Chris Leslie, partisinin Brexit’e verdiği destek nedeniyle ayrıldıklarını ve yeni bir referandum yapılmasını talep ettiklerini ifade etti. May’in partisindeki birkaç üyenin oy kullanmamasından sonra İngiliz parlamenterler, İngiltere’nin AB’den çıkış anlaşmasında değişiklik yapılmasına ilişkin desteğini geri çekti.
May’den önemli açıklama
Oylamanın hayal kırıklığı olduğunu söyleyen May, İrlanda sınırı konusundaki çabalarını sürdüreceğini vurguladı. AFP’nin haberine göre May yaptığı açıklamada, “Bu konu hakkındaki görüşlerine bağlı olan meslektaşlarımızın inceliğini ve dürüstlüğünü hafife almıyorum fakat kendilerini temsil etmeleri için onları seçen insanları hayal kırıklığına uğrattılar. Partimiz geçmişte birçok kez yaptığı şeyi yine yapabilir. Bölünmek yerine fikir birliğine varabilir” dedi.
Öte yandan Sky News, Brexit’ten sonra İngiltere'nin Japonya ile ticari ilişkilerini düzenlemek için anlaşmalar imzalayamayacağını bildirdi. Bloomberg, İngiltere’nin AB ile Japonya arasındaki yaklaşık 40 ticaret anlaşmasından faydalandığını belirterek, İngiltere’nin AB’den ayrıldıktan sonra iki taraf arasındaki ilişkileri sürdürmek için yeniden anlaşma imzalaması gerektiğini işaret etti.
Sky News’ın İngiliz Uluslararası Ticaret Bakanlığı'ndan elde ettiği belgeye göre, bu anlaşmalardan yalnızca 6’sı İngiltere'nin ayrılmasından sonra yürürlükte kalacak. İsmini vermek istemeyen bir hükümet yetkilisi Sky News’e yaptığı açıklamada, “Bu belge eski ve Japonya ile İngiltere arasındaki ticari ilişkiler için tam bir resim sunmuyor” dedi.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.