Ahmed Ebu Gayt: Zirve, Avrupa ile kalıcı bir Arap diyaloğu sağladı

Ahmed Ebu Gayt: Zirve, Avrupa ile kalıcı bir Arap diyaloğu sağladı
TT

Ahmed Ebu Gayt: Zirve, Avrupa ile kalıcı bir Arap diyaloğu sağladı

Ahmed Ebu Gayt: Zirve, Avrupa ile kalıcı bir Arap diyaloğu sağladı

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Arap- Avrupa zirvesinin barış ve istikrarı destekleme amacı taşıdığını belirtti. Mısır'ın Şarm el-Şeyh kentinde Şarku’l Avsat’a özel röportaj veren Gayt, zirvenin, Arap ve Avrupa Birliği arasında yeni köprüler kurmayı hedeflediğini ve iki tarafın bir çok konuda ortak çalışma isteğini yansıttığını vurguladı.
Ebu Gayt, zirve sonunda yayınlanması kararlaştırılan Şarm el-Şeyh belgesinin kısa ancak, Araplar ve Avrupalılar arasında siyasi ve uluslararası meseleler konusunda fikir birliğine vurgu yapacağını söyledi. Arap Birliği Genel Sekreteri, zirvenin bazı Arap siyasi sorunlarını çözeceğine iyimser yaklaşmazken, Fransa ve İtalya arasında da Libya hususunda uzlaşı sağlamanın zor olduğunu belirtti. Ebu Gayt, iki ülkenin de Libya’ya dair farklı çıkarları olduğuna dikkati çekti.
Zirvenin, Arap ve Avrupalı liderler arasındaki ikili diyaloglar için uygun atmosferi sağladığını ifade eden Ahmed Ebu Gayt, her ne kadar mevcut bazı sorunlara siyasi çözümler bulmak zor olsa da bu çözümlere ilişkin çalışmaları destekleyeceklerini vurguladı. Zirve bitse de bu zirveye ilişkin çalışmalara her zaman devam edeceklerini belirten Genel Sekreter, zirveden sonra sürekli koordinasyon sağlayacaklarının da altını çizdi.
İşte Şarku’l Avsat’ın Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;
-Arap ve Avrupalı tarafların zirveye katılım düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zirvenin tanık olduğu üst düzey katılım, Arap- Avrupa fikirlerinin iki taraftan destek ve kabul gördüğü anlamına gelebilir. Zirve, Avrupa Birliği (AB) ile Arap ülkeler arasında işbirliği ve karşılıklı anlayış köprüleri oluşturma konusunda Arap ve Avrupa coğrafyası arasındaki ilgiyi ve arzuyu yansıtmaktadır. Mısır’da düzenleniyor olan zirve, bu noktadan uzak değildir. Zira Mısır’ın Avrupa’da, Afrika Birliği liderleri de dahil diğer siyasi çevre ve alanlarda bir ağırlığı ve değeri bulunuyor. Mısır, Arap ve Avrupa açısından önemli bir alan. Bu nedenle neredeyse 24 başkan ve Avrupalı başbakanın bir defada bir araya gelmesi çok büyük bir olay.
Öte yandan Arapların krallar ve başkanlar düzeyinde bu tür bir katılım göstermiş olması hususunda, bu fikrin köprüler kurmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Aynı şekilde 2022 yılında, yani 3 yıl sonra Brüksel’de bir toplantının düzenlenmesi için sağlanan uzlaşıya istinaden bu zirve yarın sonlanmayacak ve Arap- Avrupa dünyası arasında değişen diğer toplantılar yapılacak.
-Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in zirveye katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kesinlikle önemli bir katılım... Kendisi halen Arap Zirvesi mevcut dönem başkanlığını yürütüyor. Mısır da AB ile ortak zirveye başkanlık ediyor. Aralarındaki faaliyet ve işbirliği, Arap ve bölgesel güvenliği ve barışı geliştirmek için hakiki bir güç sayılıyor. Aynı şekilde bu işbirliği, ortak eylem zemininin desteklenmesine katkı sağlıyor.
-Mısır’dan (Arap Birliği’nin merkezi) başka bir Arap ülkesi zirveye ev sahipliği yapabilir mi?
Herhangi bir Arap ülkesi zirveye ev sahipliği için başvuru yapabilir, ancak bu durum 2025’te gerçekleşecek.
-Zirve başlığının “İstikrara yatırım” olması sizin açınızdan ne anlama geliyor?
Zirvenin “İstikrara yatırım” sloganı, dahili, harici ve uluslararası düzeyde büyük bir mesaj içeriyor. Bu, Avrupa’dan Arap ülkelerinde istikrar yaşanması gerektiğine dair bir işarettir. 2011 yılında yaşanan ve birçok Arap ülkesini sarsan olaylar ve meydana gelen kaosun Avrupa ve Arap ülkeleri çıkarına olmadığını ortaya koyuyor. Bu sebeple zirve başlığı, zirve hedeflerinin ve ‘siyasi konular, düzensiz göç, terörle mücadele, kara para aklama ve benzeri konularda’ işbirliği yapma ve birlikte hareket etme fırsatının açık bir mesajını yansıtıyor.
-Arap- Avrupa hareketliliğinin bölgesel ve uluslararası konularda öncelikleri nelerdir?
Uluslararası ve bölgesel aşamadaki tüm meseleler, barış ve istikrarı destekleyen bir pozisyon oluşturmak ve ortak çıkarları korumak üzere Avrupa tarafı ile istişare, diyalog ve koordinasyon çerçevesinde ele alınacak. Yani siyasi meseleler, terörizm ve uzantılarına dair zorlukların nasıl üstesinden gelineceği, bölgede masum insanların kanını döken milisleri temizleme, fon, barınma ve işbirliği kaynaklarını kurutma amacıyla daha iyi sonuçlara nasıl ulaşılacağı masaya yatırılacak.
Örneğin Fransa, iklim ve göç meselesine önem veriyor. Bu sayede belirli bir gündem veya yazılı açıklama olmadan her şeyi tartışmak için açık bir diyalog oturumu oluştu. Ardından Arap ve Avrupalı tarafların ortaya koyduğu diğer 3 oturum düzenlendi.
-Mesela bu zirvede Yemen’e destek payı nedir?
Herkes, İsveç Anlaşması’nın uygulanması, siyasi bir çözüme destek verilmesi, insani yardımın sağlanması ve Arap zirvesinin Yemen konusunda yayınladığı tüm kararlarda temsil edilen meşru hükümeti destekleme çağrısında bulunuyor.
-Uzlaşı sağlanmış bir yol haritası ortaya koyma hususunda anlaşmaya varılacak mı?
Bu sözleşmelerin nasıl uygulanabileceğine dair ayrıntılı bir harita geliştirilemez. Çünkü görüş ayrılıkları mevcut. Örneğin Fransa ve İtalya aynı fikirde değil ve aynı şey Suriye için de geçerli.
-Fransa ve İtalya arasında Libya hususunda uzlaşıya varmak mümkün mü?
Bundan şüpheliyim. Çünkü Fransa’nın istediği çıkarlar İtalya’nınkinden çok farklı. Bu nedenle Arap bölgesindeki sorunlarına siyasi çözümler beklemeyin. Ancak Arap ve Avrupalı gruplar arasında birbirleriyle açık ve ciddi bir diyalog var. Hepsi aynı meydanda. Demek istediğim şey, bir grup arasında da farklı görüşler var. Örneğin göç ve aşırıcılık konusunda Avrupa anlaşmazlığı var. Bazıları Arap pozisyonları ile aynı fikirde.
Dolayısıyla asıl gerçek şu ki zirve, hemen bir çözüm üretmeyen her türlü görüş ve diyaloğa açık Arap-Avrupa alanı sayılıyor. Fakat ulaştığımız şey, liderler ve ülkeler arasında birbirleriyle ciddi yakınlaşma ve verimli işbirliği sağlanması. Zirve, Arap- Arap, Arap- Avrupa düzeyinde ikili görüşmeler yapmak için çok uygun fırsatlar sağlıyor. Birlikte oturmadan önce Financial Times’tan İngiltere Başbakanı'nın Brexit mevzusunu görüşmek üzere Avrupa grubuyla bir araya geldiğini okudum. Yani herkes arasında bir çalışma durumu var.
-Zirve sonunda yayınlanacak belge hakkında ne söylersiniz?
Belge, çok kısa olacak, AB, Arap Birliği ve Mısır arasındaki istişarelere ışık tutacak.
-Zirve, Arap Birliği’ne ne kazandırdı?
2011’den sonra meydana gelen siyasi problemler ışığında nispeten sarsılmış olan Arap Birliği’ne yeniden vurgu yapıldı.
-Zirve sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arap- Avrupa işbirliği kendi yolunda ilerliyor. Arap Birliği ve Avrupa Birliği arasında birçok anlaşma var. Örneğin Arap Birliği personellerine barışı koruma konularında ve bölgesel düzeydeki rolleri hususunda eğitim ve çalışma desteği veriliyor. Aynı şekilde Arap ülkeler ve AB arasında imzalanan anlaşmalar da mevcut. 2008 Malta toplantısından bu yana Arap Birliği’nin Mısır’daki merkezi ve AB’nin Brüksel’deki merkezi arasında çok sayıda kalıcı işbirliği sağlandı. Bana göre zirveye ulaştık. Her üç yılda oturum düzenleme ve her iki yılda bakanlar düzeyinde bir araya gelme konusunda mutabık kalındı. Bu bana göre, işbirliği ve köprü oluşturma fikri için büyük bir başarı.
-Medeniyetler ve kültürlerin diyalogu konusu çözüme kavuştu mu?
Medeniyetler diyalogu ve kültürel işbirliği düzeyinde Araplar ve Avrupalılar arasında uzun bir yol ve birçok anlaşma var.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.