Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu
TT

Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu

İkinci çalışması “Onlardan Sonra Çocukları” (Their children after them) adlı eseriyle 2018 yılında, saygın Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan 40 yaşındaki Fransız yazar Nicolas Mathieu, basının ve medyanın ilgi odağı, festivaller ve kültürel etkinliklerin ise aranan yüzü haline geldi.
Mathieu, geçtiğimiz günlerde Kahire’nin el-Munira semtinde bulunan Fransız Merkezi’nde düzenlenen seminere konuşmacı olarak katılmak üzere Mısır’ı ziyaret etti. Fransız yazar, seminerdeki konuşması öncesinde Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Fransa'daki anlatı vizyonu, küreselleşme, modernite ve edebi gerçeklik akımlarından bahsetti. İşte Mathieu’nun kendisine yöneltilen İngilizce sorulara Fransızca cevaplar vermeyi tercih ettiği röportajın tam metni:
Öncelikle Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nü kazandığınız için tebrik ederim. Bu saygın ödülü kazanmayı bekliyor muydunuz? Bu gibi ödüllerin bir yazara ne gibi getirileri oluyor?
Aslında, romanın bu kadar ilgi görmesini beklemiyordum. Sadece kendi gençlik dönemim ve 90’lı yıllar hakkında yazmıştım. Özellikle Fransız edebiyat sahnesinde güçlü bir rekabet gücü kazanacağımı tahmin bile edemezdim. Yayıncılık alanında büyük bir sıçrama var. Sadece geçtiğimiz yaz, 60 roman yayımlanırken edebiyat sezonunun başlangıcı olan Eylül ayında 180 roman piyasaya çıktı. Ancak sürekli devam eden bu yayıncılık faaliyetleri karşısında yeterli okuyucu kitlesi bulunmuyor. Yaşadığımız dijital çağda okuma oranları düşmüş durumda. Ancak ödüller sayesinde bu gibi edebi eserler, basın ve internet sitelerindeki eleştiri yazıları sayesinde bir süre gündemde kalıyor. Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra kitabımın satış oranı, bir hafta içinde 50 bin kopyaya ulaştı.
Peki, şuan tüm bu bilgi ve eğlence girdabında edebiyatın değeri nedir?
Edebiyat, özgürlük ve başlama duygusunu harekete geçirir. Bizi diğer hayatlarla tanıştırır. Bunları yaparken yaşamlarımızın karanlık yönlerini de ortaya çıkarabilir. Edebiyat toplumu eleştirmek ve olumsuz yönlerini ortaya koymak için önemli bir araçtır. Toplum eleştirilerinde Gustave Flaubert ve Edmund Burke’ü takip etmeye çalıştım. Bununla birlikte romanlarımı yazarken bırakacakları etki üzerinde düşünmedim. Sadece okunması için yazdım.
“Onlardan Sonra Çocukları” adlı romanınızı yazma fikri nereden geldi? Gördüğümüz üzere eserinizin derin bir boyutu var. Sizce bu kitap, Fransız edebiyatının gerçek eğilimine güçlü bir dönüş vaat ediyor mu?
Aslında amacım tamamen değişen gençlik hakkında bir roman yazmaktı. Romanı çağdaş gerçeklikle ilişkilendirmek istiyordum. Fransa'nın kuzeyine yaptığım bir ziyaret sırasında kapalı bir fabrika gördüm. Buranın hikayesini duyduğumda bir özlem hissettim. İçimde, küreselleşmenin istilasına hazırlık aşamasında gibi yaşadığımız hayatın hatlarını çizme isteği uyandı.
Burada yazılı olarak belirli bir metodu veya akımı benimsediğimi iddia etmiyorum. Ancak umarım bu olur. Çevremde teknoloji, akıllı telefonlar ve ekranlarla uğraşan zavallı gençler görüyorum. Gençlik dönemlerimiz, yani hayallerimiz ve arzularımız tamamen farklı. Kitabımı yazarken 90’lı yılların sadece Fransa’da değil, tüm dünyada siyasi ve sosyal yaşam açısından çok önemli olduğunu gördüm.  Romanın, tüm bu detayları ve Berlin Duvarı’nın yıkılışı, Samuel P. Huntington’ın “medeniyetler çatışması” teorisi ve Francis Fukuyama'nın “tarihin sonu” kuramı gibi dünya tarihine yön veren olayları ele alacağını bilmiyordum. Kitap, Fransız ailelerin yaşamlarında 90’lı yılların getirdiği dönüşümleri ve değişimleri ortaya koyan zorlu bir yolculuğa çıkarıyor. Bununla birlikte elbette, küreselleşmeden ağır bir biçimde etkilenen işçi sınıfının hayatını ve çok sayıda ailenin parçalanmasına yol açan, birçok gencin cehennem hayatı yaşamalarına neden olan fabrikaları ele almam gerekiyordu.
Romanla ilgili bir planınız var mı? Romanınızın kahramanları olan gençlerin yazdıklarınıza tepkileri nasıl oldu?
Roman birbirine düğümlenmiş ipler gibi isyan, nefret, öfke ve sevgi kavramlarını işliyor. Bir çerçeve oluşturmadım. Öyle olsaydı, yazdığım bilimsel bir tez olurdu. Önümde bir başlangıç bir de son vardı. Romanın birçok sinema filminde yansıtıldığı gibi mutlu sonla bitmeyeceğini ve romandaki tüm kahramanların hayatlarının hayal kırıklıklarıyla geçeceğini düşünmüştüm. Hayaller, gerçekliğin sarp kayalarına vurarak yıkılabiliyor. Bazen hayat çarpmalarla dolu bir yol olabiliyor. Roman, 14 yaşındaki kahramanı Anthony’nin bir yaz gecesi Fransa’nın doğusundaki bir vadide arkadaşıyla buluşmasıyla başlıyor. Ardından aynı sosyal sınıftan olmadığı Steve’e olan aşkının hikayesini anlatıyor.
8 yıllık zaman zarfında yaz mevsiminin seçilmesinin sembolik bir anlamı var mı?
Kurgu içinde zaman aralığını seçmenin yer ve karakterler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Kış veya yaz mevsiminin seçimi mutlaka karakterlerin davranışlarına yansıyor. Dikkatle ele alınan olayları ve detayları kontrol ediyor. Ben yalnızca gençlik döneminde çevremizdeki görüntüleri, ara sıra kapıldığımız yabancılaşma duygusunu ve ailelerinin gençlere bakışlarındaki değişimi aktarmaya çalıştım. Roman, bizi zamanın üzerimizdeki etkisini düşünmeye çağırıyor. Zaman, olaylar ve karakterlerdeki değişimin anahtarıdır. Bununla birlikte fikirsel ve fiziksel değişimler de var.
Romanı ne kadar sürede yazdınız?
İşe gitmeden önce güneşin ilk ışıklarıyla yoğun bir şekilde yazmaya koyuluyordum. Günde bin kelime yazarak iki buçuk yılda tamamladım.
Romanda hem anlatıcı hem de diyalog tekniğini kullanmışsınız. Tarzınız sanki bir belgeseli anımsatıyor. Okuyucu kitabı okurken sanki arka planda Whitney Houston, Celine Dion veya Michael Jackson şarkıları çalıyor gibi hissediyor. Romanınızın 1990'lı yıllardan bir miras ya da belki de bir “ağıt” olduğuna mu kast ediyorsunuz?
Hayır. Tam olarak bunu kast etmedim. Birçok görsel ve işitsel referans üzerine inşa edilmiş bir roman olduğu doğru. Fakat, romanın çok ilginç olduğunu söyleyen veya ayrıntılarından bahseden gençlerle karşılaştığımda mutlu olduğumu inkar edemem.
Edebiyat hayata bir bakış açısı sunuyor. Gençlerin duygularını ifade etmenin güçlüklerine rağmen bu duyguları aktarma konusunda ısrarcıydım. Bunun için oturup gençlerle konuştum. Aralarında yaygın olarak kullandıkları kelimeleri seçmeye gayret ettim.
İlk kitabım olan “For Animals War” (Hayvanlar için Savaş), kış mevsiminde geçiyor. Bu yüzden ikinci kitabımda başka bir ruh haline bürünmek ve başka bir zaman dilimi sunmak istedim. Böylece yaz mevsiminde geçen bir romanla gençler arasındaki kader, belirlenircilik, güç ve sosyal ilişkiler sorunlarına ışık tutmayı amaçladım.
Roman, küreselleşmeyi ve modernliği kahramanlarınızın hayatlarını mahvetmekle suçluyor.  “Onlardan Sonra Çocukları” kitabı bize hangi mesajı vermek istiyor?
Romanda, 90'lı yıllarda gençlerin hayatlarının sosyal yönünü ele almaya, estetik bir yaklaşım benimsemeye çalıştım. Gerçeklik ile kurgu arasında ince bir çizgi olduğuna inanıyorum. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında gerçekliğin, insanı bazen dar bir çevrede yaşamak ve büyüklerinin kaderlerini miras olarak almak zorunda bıraktığına işaret ettim. Romanı yazmadaki amacım, bazen dünyanın değişebileceği konusunda hayal kırıklığına uğrayan gençlere bir mesaj vermekti. Burada toplumun dayattığı güç problemleri ortaya çıkıyor. Ancak, dünyanın doğasının tam olarak farkına varılmasıyla, engellerden kurtulmak, ilerlemek ve hayatta aktif bir rol oynamanın mümkün olabileceğini düşünüyorum.
İlk romanınızda suç dünyasını ele almıştınız. İkinci kitabınızı özellikleri ve sosyal gerçekliğe yönelimi sebebiyle edebi bir projenin başlangıcı olarak görebilir miyiz?
İlk romanım bir kara polisiyeydi. Olayların dönüşümüyle polisliğin başka bir yüzü ortaya çıkıyordu. Bu tür hikayeler artık okuyucuların ilgisini çekmiyor. Artık halk tarihi ve bilim kurguya yöneliyor. Fransa’da Amerikan edebiyatına özel bir ilgi var. Ancak ilk romanım iyi bir tepki aldı ve bir televizyon dizisine dönüştürüldü. İlk romanımın gördüğü bu ilgi otomatik olarak ikinci romanımın yazım havasını değiştirdi.
Şimdi konuyu biraz değiştirelim. Üçüncü nesil Arap göçmeni yazarların Fransız edebiyatında etkili olduğu söylenebilir mi?
Elbette. Çok fazla okunuyorlar. Özellikle Yasmina Khadra ve Kamel Daoud en çok satanlar listesinde yer alıyor. Bununla birlikte Arapçadan çevrilen eserlere de büyük bir ilgi var. Fakat roman satışlarında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 17'lik bir düşüş yaşandı.
ABD'li romancı James Patterson’ın Facebook Messenger üzerinden sunduğu “interaktif okuma deneyimi” gibi bir çalışma yapmayı düşünür müsünüz?
Bunu hiç düşünmedim. Fakat okuyucuları yeniden romanlara çekmek için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Belki de okuyucu kitlesini eski haline getirmek için teknoloji ile yazıyı birleştirmeliyiz. Ben de “Facebook” kurbanlarından biriyim. Zamanımı çok fazla alıyor.  Dizi ve sinema izlenmelerinin yanı sıra okuma oranlarını da düşürdü. Okuyucuyu yeniden kitaplara çekmemiz gerektiğine inanıyorum. Bence edebiyat ışığını hiçbir zaman kaybetmedi.
Sosyal hareketlere yönelik ilginizden dolayı soruyorum. Sarı Yelekliler hareketi size ilham veriyor mu?
Evet.  Fakat doğrudan veya genel olarak bu hareket hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. Ben daha çok hareketin büyük bölümünü oluşturan orta sınıfın sorunlarıyla ilgileniyorum. Bu insanlar benim ilgi odağımda. Çünkü ben de onlardan biriyim. “Orta sınıf” küreselleşme tarafından yok edildi. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında, bu sınıfın çocuklarının öfke ve umutsuzluğunu kaleme aldım. Onların hayatlarının ve günlük yaşamlarının bir portresini çizmeye çalıştım.
Yazma isteğinizi ne zaman keşfettiniz?
7 yaşlarımdayken okumayı çok seviyordum. Fakat yazma isteğimi, öğretmenim sayesinde fark ettim. Benden yazmamı istediğinde yeteneğimi göstermek için bir metin yazdım. Bu benim hayatımın dönüm noktasıydı.
Fransız veya yabancı en sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?
Gustave Flaubert, Emile Zola, Louis-Ferdinand Celine, Jean-Patrick Manchette ve Annie St-Arnault en sevdiğim Fransız yazalar. Ernest Hemingway gibi sıradan insanların hayatlarını kaleme alan Amerikalı yazarları da beğeniyorum. Bununla birlikte şiiri de seviyorum. Çünkü şiir, insan ruhuna nüfuz ediyor.
Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı?
Kadın ve erkek ilişkileri üzerine yazmak istediğim romantik bir çalışmanın taslağını geliştirdim.
Günlük hayatınız da ne iş yapıyorsunuz? Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra işten ayrılıp kendinizi kitap yazmaya adamayı düşünür müsünüz?
Hayır, hiç sanmıyorum. Şu anda her gün yeni insanlarla tanışmamı sağlayan, en son gelişmeler ve yeni hikayeler hakkında bilgi edindiğim hava kalitesini koruma alanında çalışıyorum.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct