Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu
TT

Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu

İkinci çalışması “Onlardan Sonra Çocukları” (Their children after them) adlı eseriyle 2018 yılında, saygın Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan 40 yaşındaki Fransız yazar Nicolas Mathieu, basının ve medyanın ilgi odağı, festivaller ve kültürel etkinliklerin ise aranan yüzü haline geldi.
Mathieu, geçtiğimiz günlerde Kahire’nin el-Munira semtinde bulunan Fransız Merkezi’nde düzenlenen seminere konuşmacı olarak katılmak üzere Mısır’ı ziyaret etti. Fransız yazar, seminerdeki konuşması öncesinde Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Fransa'daki anlatı vizyonu, küreselleşme, modernite ve edebi gerçeklik akımlarından bahsetti. İşte Mathieu’nun kendisine yöneltilen İngilizce sorulara Fransızca cevaplar vermeyi tercih ettiği röportajın tam metni:
Öncelikle Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nü kazandığınız için tebrik ederim. Bu saygın ödülü kazanmayı bekliyor muydunuz? Bu gibi ödüllerin bir yazara ne gibi getirileri oluyor?
Aslında, romanın bu kadar ilgi görmesini beklemiyordum. Sadece kendi gençlik dönemim ve 90’lı yıllar hakkında yazmıştım. Özellikle Fransız edebiyat sahnesinde güçlü bir rekabet gücü kazanacağımı tahmin bile edemezdim. Yayıncılık alanında büyük bir sıçrama var. Sadece geçtiğimiz yaz, 60 roman yayımlanırken edebiyat sezonunun başlangıcı olan Eylül ayında 180 roman piyasaya çıktı. Ancak sürekli devam eden bu yayıncılık faaliyetleri karşısında yeterli okuyucu kitlesi bulunmuyor. Yaşadığımız dijital çağda okuma oranları düşmüş durumda. Ancak ödüller sayesinde bu gibi edebi eserler, basın ve internet sitelerindeki eleştiri yazıları sayesinde bir süre gündemde kalıyor. Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra kitabımın satış oranı, bir hafta içinde 50 bin kopyaya ulaştı.
Peki, şuan tüm bu bilgi ve eğlence girdabında edebiyatın değeri nedir?
Edebiyat, özgürlük ve başlama duygusunu harekete geçirir. Bizi diğer hayatlarla tanıştırır. Bunları yaparken yaşamlarımızın karanlık yönlerini de ortaya çıkarabilir. Edebiyat toplumu eleştirmek ve olumsuz yönlerini ortaya koymak için önemli bir araçtır. Toplum eleştirilerinde Gustave Flaubert ve Edmund Burke’ü takip etmeye çalıştım. Bununla birlikte romanlarımı yazarken bırakacakları etki üzerinde düşünmedim. Sadece okunması için yazdım.
“Onlardan Sonra Çocukları” adlı romanınızı yazma fikri nereden geldi? Gördüğümüz üzere eserinizin derin bir boyutu var. Sizce bu kitap, Fransız edebiyatının gerçek eğilimine güçlü bir dönüş vaat ediyor mu?
Aslında amacım tamamen değişen gençlik hakkında bir roman yazmaktı. Romanı çağdaş gerçeklikle ilişkilendirmek istiyordum. Fransa'nın kuzeyine yaptığım bir ziyaret sırasında kapalı bir fabrika gördüm. Buranın hikayesini duyduğumda bir özlem hissettim. İçimde, küreselleşmenin istilasına hazırlık aşamasında gibi yaşadığımız hayatın hatlarını çizme isteği uyandı.
Burada yazılı olarak belirli bir metodu veya akımı benimsediğimi iddia etmiyorum. Ancak umarım bu olur. Çevremde teknoloji, akıllı telefonlar ve ekranlarla uğraşan zavallı gençler görüyorum. Gençlik dönemlerimiz, yani hayallerimiz ve arzularımız tamamen farklı. Kitabımı yazarken 90’lı yılların sadece Fransa’da değil, tüm dünyada siyasi ve sosyal yaşam açısından çok önemli olduğunu gördüm.  Romanın, tüm bu detayları ve Berlin Duvarı’nın yıkılışı, Samuel P. Huntington’ın “medeniyetler çatışması” teorisi ve Francis Fukuyama'nın “tarihin sonu” kuramı gibi dünya tarihine yön veren olayları ele alacağını bilmiyordum. Kitap, Fransız ailelerin yaşamlarında 90’lı yılların getirdiği dönüşümleri ve değişimleri ortaya koyan zorlu bir yolculuğa çıkarıyor. Bununla birlikte elbette, küreselleşmeden ağır bir biçimde etkilenen işçi sınıfının hayatını ve çok sayıda ailenin parçalanmasına yol açan, birçok gencin cehennem hayatı yaşamalarına neden olan fabrikaları ele almam gerekiyordu.
Romanla ilgili bir planınız var mı? Romanınızın kahramanları olan gençlerin yazdıklarınıza tepkileri nasıl oldu?
Roman birbirine düğümlenmiş ipler gibi isyan, nefret, öfke ve sevgi kavramlarını işliyor. Bir çerçeve oluşturmadım. Öyle olsaydı, yazdığım bilimsel bir tez olurdu. Önümde bir başlangıç bir de son vardı. Romanın birçok sinema filminde yansıtıldığı gibi mutlu sonla bitmeyeceğini ve romandaki tüm kahramanların hayatlarının hayal kırıklıklarıyla geçeceğini düşünmüştüm. Hayaller, gerçekliğin sarp kayalarına vurarak yıkılabiliyor. Bazen hayat çarpmalarla dolu bir yol olabiliyor. Roman, 14 yaşındaki kahramanı Anthony’nin bir yaz gecesi Fransa’nın doğusundaki bir vadide arkadaşıyla buluşmasıyla başlıyor. Ardından aynı sosyal sınıftan olmadığı Steve’e olan aşkının hikayesini anlatıyor.
8 yıllık zaman zarfında yaz mevsiminin seçilmesinin sembolik bir anlamı var mı?
Kurgu içinde zaman aralığını seçmenin yer ve karakterler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Kış veya yaz mevsiminin seçimi mutlaka karakterlerin davranışlarına yansıyor. Dikkatle ele alınan olayları ve detayları kontrol ediyor. Ben yalnızca gençlik döneminde çevremizdeki görüntüleri, ara sıra kapıldığımız yabancılaşma duygusunu ve ailelerinin gençlere bakışlarındaki değişimi aktarmaya çalıştım. Roman, bizi zamanın üzerimizdeki etkisini düşünmeye çağırıyor. Zaman, olaylar ve karakterlerdeki değişimin anahtarıdır. Bununla birlikte fikirsel ve fiziksel değişimler de var.
Romanı ne kadar sürede yazdınız?
İşe gitmeden önce güneşin ilk ışıklarıyla yoğun bir şekilde yazmaya koyuluyordum. Günde bin kelime yazarak iki buçuk yılda tamamladım.
Romanda hem anlatıcı hem de diyalog tekniğini kullanmışsınız. Tarzınız sanki bir belgeseli anımsatıyor. Okuyucu kitabı okurken sanki arka planda Whitney Houston, Celine Dion veya Michael Jackson şarkıları çalıyor gibi hissediyor. Romanınızın 1990'lı yıllardan bir miras ya da belki de bir “ağıt” olduğuna mu kast ediyorsunuz?
Hayır. Tam olarak bunu kast etmedim. Birçok görsel ve işitsel referans üzerine inşa edilmiş bir roman olduğu doğru. Fakat, romanın çok ilginç olduğunu söyleyen veya ayrıntılarından bahseden gençlerle karşılaştığımda mutlu olduğumu inkar edemem.
Edebiyat hayata bir bakış açısı sunuyor. Gençlerin duygularını ifade etmenin güçlüklerine rağmen bu duyguları aktarma konusunda ısrarcıydım. Bunun için oturup gençlerle konuştum. Aralarında yaygın olarak kullandıkları kelimeleri seçmeye gayret ettim.
İlk kitabım olan “For Animals War” (Hayvanlar için Savaş), kış mevsiminde geçiyor. Bu yüzden ikinci kitabımda başka bir ruh haline bürünmek ve başka bir zaman dilimi sunmak istedim. Böylece yaz mevsiminde geçen bir romanla gençler arasındaki kader, belirlenircilik, güç ve sosyal ilişkiler sorunlarına ışık tutmayı amaçladım.
Roman, küreselleşmeyi ve modernliği kahramanlarınızın hayatlarını mahvetmekle suçluyor.  “Onlardan Sonra Çocukları” kitabı bize hangi mesajı vermek istiyor?
Romanda, 90'lı yıllarda gençlerin hayatlarının sosyal yönünü ele almaya, estetik bir yaklaşım benimsemeye çalıştım. Gerçeklik ile kurgu arasında ince bir çizgi olduğuna inanıyorum. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında gerçekliğin, insanı bazen dar bir çevrede yaşamak ve büyüklerinin kaderlerini miras olarak almak zorunda bıraktığına işaret ettim. Romanı yazmadaki amacım, bazen dünyanın değişebileceği konusunda hayal kırıklığına uğrayan gençlere bir mesaj vermekti. Burada toplumun dayattığı güç problemleri ortaya çıkıyor. Ancak, dünyanın doğasının tam olarak farkına varılmasıyla, engellerden kurtulmak, ilerlemek ve hayatta aktif bir rol oynamanın mümkün olabileceğini düşünüyorum.
İlk romanınızda suç dünyasını ele almıştınız. İkinci kitabınızı özellikleri ve sosyal gerçekliğe yönelimi sebebiyle edebi bir projenin başlangıcı olarak görebilir miyiz?
İlk romanım bir kara polisiyeydi. Olayların dönüşümüyle polisliğin başka bir yüzü ortaya çıkıyordu. Bu tür hikayeler artık okuyucuların ilgisini çekmiyor. Artık halk tarihi ve bilim kurguya yöneliyor. Fransa’da Amerikan edebiyatına özel bir ilgi var. Ancak ilk romanım iyi bir tepki aldı ve bir televizyon dizisine dönüştürüldü. İlk romanımın gördüğü bu ilgi otomatik olarak ikinci romanımın yazım havasını değiştirdi.
Şimdi konuyu biraz değiştirelim. Üçüncü nesil Arap göçmeni yazarların Fransız edebiyatında etkili olduğu söylenebilir mi?
Elbette. Çok fazla okunuyorlar. Özellikle Yasmina Khadra ve Kamel Daoud en çok satanlar listesinde yer alıyor. Bununla birlikte Arapçadan çevrilen eserlere de büyük bir ilgi var. Fakat roman satışlarında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 17'lik bir düşüş yaşandı.
ABD'li romancı James Patterson’ın Facebook Messenger üzerinden sunduğu “interaktif okuma deneyimi” gibi bir çalışma yapmayı düşünür müsünüz?
Bunu hiç düşünmedim. Fakat okuyucuları yeniden romanlara çekmek için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Belki de okuyucu kitlesini eski haline getirmek için teknoloji ile yazıyı birleştirmeliyiz. Ben de “Facebook” kurbanlarından biriyim. Zamanımı çok fazla alıyor.  Dizi ve sinema izlenmelerinin yanı sıra okuma oranlarını da düşürdü. Okuyucuyu yeniden kitaplara çekmemiz gerektiğine inanıyorum. Bence edebiyat ışığını hiçbir zaman kaybetmedi.
Sosyal hareketlere yönelik ilginizden dolayı soruyorum. Sarı Yelekliler hareketi size ilham veriyor mu?
Evet.  Fakat doğrudan veya genel olarak bu hareket hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. Ben daha çok hareketin büyük bölümünü oluşturan orta sınıfın sorunlarıyla ilgileniyorum. Bu insanlar benim ilgi odağımda. Çünkü ben de onlardan biriyim. “Orta sınıf” küreselleşme tarafından yok edildi. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında, bu sınıfın çocuklarının öfke ve umutsuzluğunu kaleme aldım. Onların hayatlarının ve günlük yaşamlarının bir portresini çizmeye çalıştım.
Yazma isteğinizi ne zaman keşfettiniz?
7 yaşlarımdayken okumayı çok seviyordum. Fakat yazma isteğimi, öğretmenim sayesinde fark ettim. Benden yazmamı istediğinde yeteneğimi göstermek için bir metin yazdım. Bu benim hayatımın dönüm noktasıydı.
Fransız veya yabancı en sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?
Gustave Flaubert, Emile Zola, Louis-Ferdinand Celine, Jean-Patrick Manchette ve Annie St-Arnault en sevdiğim Fransız yazalar. Ernest Hemingway gibi sıradan insanların hayatlarını kaleme alan Amerikalı yazarları da beğeniyorum. Bununla birlikte şiiri de seviyorum. Çünkü şiir, insan ruhuna nüfuz ediyor.
Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı?
Kadın ve erkek ilişkileri üzerine yazmak istediğim romantik bir çalışmanın taslağını geliştirdim.
Günlük hayatınız da ne iş yapıyorsunuz? Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra işten ayrılıp kendinizi kitap yazmaya adamayı düşünür müsünüz?
Hayır, hiç sanmıyorum. Şu anda her gün yeni insanlarla tanışmamı sağlayan, en son gelişmeler ve yeni hikayeler hakkında bilgi edindiğim hava kalitesini koruma alanında çalışıyorum.



Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
TT

Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)

İnsanların çok büyük bir bölümünün neden sağlak olduğu nihayet tespit edildi. Bilim insanları bu eğilimin ellerden ziyade bacaklarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Dünyanın her yerinde insanların yaklaşık yüzde 90'ı sağ elini, geri kalan yüzde 10'u ise sol elini kullanıyor.

Evrimsel biyologlar ve nörobilimciler onlarca yıldır bu eğilimi açıklamaya çalışsa da kesin bir sonuca ulaşamıyordu. Beyin yapısı, genetik veya kültürler arası farklar bu durumu açıklayamadığı gibi, diğer primatlarda da bir elin diğerine kıyasla bu kadar yoğun tercih edildiği bir örnek yok.

Oxford Üniversitesi'nden araştırmacılar bu soru işaretini gidermek adına 41 ayrı maymun ve insansı maymun türüne ait 2 bin 25 bireyin el tercihi verilerini inceleyerek bunları insanlarınkiyle karşılaştırdı.

İstatistiksel bir model kullanan ekip, bir elin daha baskın bir şekilde tercih edilmesiyle ilgili önde gelen teorilere odaklanarak işe başladı. Bunlar arasında beslenme, yaşam alanı, vücut kütlesi, sosyal yapılar, alet kullanımı ve hareket biçimi gibi faktörler yer alıyordu.

Bu teorilerin her birine dair istatistiklerde insanlar, diğer primatlara kıyasla epey uçta yer aldı. Yani diğer primatlarda popülasyon geneli bir el tercihi görülmezken, insanlarda yüksek oranda sağ el eğilimi vardı.

Bilim insanları bu farklılığın nedenini açıklaması amacıyla modellerine iki faktörü daha ekledi: beyin büyüklüğü ve kol-bacak oranı. İnsanların bacaklarının, kollarına göre daha uzun olması iki ayak üzerinde yürümesinden kaynaklandığı için bu etken çalışmaya dahil edildi.

Araştırmacılar bu iki özelliği hesaba kattıktan sonra insanlar el tercihinde istisna olmaktan çıktı. 

Bulguları hakemli dergi PLOS Biology'de yayımlanan çalışmaya göre sağ ele yönelik baskın eğilim, büyük beyinler ve uzun bacaklardan kaynaklanıyor. 

Makalenin ortak yazarı Thomas Püsche, "Bu, insanlardaki el tercihine ilişkin başlıca hipotezlerin birçoğunu tek bir çerçevede test eden ilk çalışma. Sonuçlarımız, bunun muhtemelen bizi insan yapan temel özelliklerden bazılarıyla, özellikle iki ayak üstünde yürüme ve daha büyük beyinlerin evrimiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor:

Birçok primat türüne bakarak, el tercihinin hangi yönlerinin eski ve ortak olduğunu ve hangilerinin yalnızca insana özgü olduğunu anlamaya başlayabiliriz.

Araştırmacılar sağ el tercihinin iki aşamada gerçekleştiğini tahmin ediyor. İlk olarak iki ayak üzerinde yürümeye başlayınca ellerini hareket etmek için kullanma ihtiyacı ortadan kalktı. 

Bu durum muhtemelen ellerin, eşya taşıma ve alet kullanımı gibi yeni işlevler edinerek evrimleşmesini sağladı.

Bununla birlikte insan beyninin gelişip büyümesi sonucu sağ ele yönelik tercihin iyice güçlendiği düşünülüyor.

Bilim insanları ayrıca Ardipithecus ve Australopithecus gibi daha eski hominin türlerinde sağ el tercihinin çok daha zayıf olduğunu ancak Homo cinsinin ortaya çıkmasıyla bunun arttığını tespit etti. Bu eğilim Homo erectus ve Neandertallerde giderek artarken modern insanlarda (Homo sapiens) doruk noktasına ulaştı.

Öte yandan "hobbit" diye bilinen Homo floresiensis'in burada bir istisna olduğu göze çarpıyor. Daha küçük beyinli bu insan türünde el tercihi diğerlerine göre pek baskın değildi. Araştırmacılar bu duruma, türün tamamen iki ayak üstünde yürümek yerine tırmanarak da hareket etmesinin yol açtığını düşünüyor.

Bulgular, insanlardaki sağ ele yönelik baskın eğilimin, evrimlerinin kritik dönüm noktalarıyla ve çevreyle etkileşime girme biçimleriyle yakın bir ilişkisi olduğuna işaret ediyor.

Bilim insanları daha sonraki çalışmalarda sağlaklığın bu kadar kalıcılaşmasında kültürlerin etkisi olup olmadığını ve solaklığın neden hâlâ varlığını sürdürdüğünü araştırmayı planlıyor. 

Independent Türkçe, Popular Science, Interesting Engineering, PLOS Biology


James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
TT

James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)

James Cameron, Avatar serisinin 4. ve 5. filmlerini çok daha verimli bir üretim süreciyle hayata geçirmeyi planlıyor. 

Empire Film Podcast'e konuşan ünlü yönetmen, serinin prodüksiyon sürecinin son derece maliyetli olduğunu hatırlattı. "Yeni teknolojiler kullanarak bu filmlerin üretim sürecini daha verimli hale getirmenin yollarını arıyoruz" diyen Cameron ekledi: 

Çünkü mevcut süreç hem çok maliyetli hem de çok uzun sürüyor.

Kanadalı yönetmenin hedefi net: 

Süreyi yarıya düşürmek, maliyeti de üçte iki oranında azaltmak.

Cameron, bu hedefe ulaşmak için yaklaşık bir yıl sürecek bir hazırlık dönemi planlıyor.

Hayranlarda yapay zeka tedirginliği

Cameron'ın "yeni teknolojiler" vurgusu, bazı hayranlar arasında projenin üretiminde üretken yapay zeka kullanılabileceğine dair endişelere yol açtı. 

Sosyal medyada birçok kullanıcı, 71 yaşındaki yönetmenin bu adımının yapay zeka teknolojilerine kapı aralayabileceğinden kaygı duyduğunu dile getirdi.

Yeni yol haritası

Serinin üçüncü filmi Avatar: Ateş ve Kül (Avatar: Fire and Ash), gişede 1,48 milyar dolar hasılat elde ederek başarılı bir performans sergilese de Disney'in daha yüksek beklentileri olduğu biliniyordu. 

400 milyon dolarlık devasa yapım bütçesi ve eklenen yüz milyonlarca dolarlık küresel pazarlama gideri göz önüne alındığında, stüdyonun serinin "maliyet-performans" dengesini iyileştirmek istediği aşikar.

Cameron daha önce, serinin geleceğiyle ilgili şeffaf davranacağını belirtmiş ve Ateş ve Kül'ün ardından Disney'in devam etmeme kararı alması durumunda, planladığı hikaye detaylarını bir basın toplantısıyla hayranlara bizzat kendisinin anlatacağını söylemişti. Ancak başarılı gişe sonuçlarının ardından, 4. filmin çekilmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Filmin oyuncularından Sigourney Weaver da "İnsanlık adına söyleyecek çok önemli iki hikayemiz daha var, umarım bunları hayata geçirebiliriz" diyerek devam filmlerine olan inancını dile getirdi.

Rekor hasılatlar

Avatar, dünya genelinde her filmiyle 1 milyar dolar barajını aşmayı başaran tek sinema serisi olma unvanını koruyor. 

Serinin 2009 yapımı ilk filmi 2,7 milyar dolar, Avatar: Suyun Yolu (Avatar: The Way of Water) ise 2,4 milyar dolar hasılat elde etmişti.

Avatar 4'ün 21 Aralık 2029'da, Avatar 5'in ise 19 Aralık 2031'de vizyona girmesi planlanıyor.

Şu ana kadar 4. filmin sadece üçte birlik kısmı çekilebildi ve serinin finali için kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Cameron'ın bu "maliyet düşürme" stratejisinin, 2029'a kadar sinema teknolojilerinde nasıl bir devrim yaratacağı merakla bekleniyor.

Independent Türkçe, GamesRadar, Variety, Empire, Entertainment Weekly 


HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
TT

HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)

HBO'nun merakla beklenen yeni Harry Potter dizisinde önemli bir değişiklik yaşanıyor. Dizinin ilk sezonunda Ginny Weasley karakterini canlandıran genç oyuncu Gracie Cochrane, ailesinin yaptığı resmi açıklamaya göre ikinci sezon için projeye geri dönmeyecek.

"Zorlu bir karar"

İlk sezon çekimleri yeni tamamlanmışken gelen bu haber, dizinin hayranlarını şaşırttı. Cochrane ve ailesi, ayrılıkla ilgili yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Beklenmedik durumlar nedeniyle Gracie, ilk sezonun ardından Ginny Weasley rolünden zor bir kararla ayrıldı. Harry Potter dünyasında geçirdiği zaman gerçekten harikaydı; unutulmaz bir deneyim yaşamasına vesile olan Lucy Bevan'a ve tüm yapım ekibine içten şükranlarını sunar. Gracie, gelecekte onu bekleyen yeni fırsatlar için çok heyecanlı.

HBO da oyuncunun kararını desteklediğini açıklayarak, "Gracie Cochrane ve ailesinin ikinci sezon için dönmeme kararını destekliyor, ilk sezondaki emeği için kendisine teşekkür ediyoruz. Gracie ve ailesine en iyi dileklerimizi sunuyoruz" ifadelerini kullandı.

"Felsefe Taşı" Noel'de ekranlarda

J.K. Rowling'in ünlü kitap serisinden uyarlanan dizinin ikinci sezon onayı bu ayın başında verilmişti. Yeni bölümlerin çekimlerine sonbaharda başlanması planlanıyor.

Francesca Gardiner'ın dizi sorumlusu ve yürütücü yapımcı görevini üstlendiği projenin ilk sezonu olan Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone), Noel döneminde HBO Max'te izleyiciyle buluşacak. 

İlk sezonun çekimleri Londra yakınlarındaki Leavesden Stüdyoları'nda tamamlanırken, ikinci sezon için ön hazırlık çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor.

Çocuk oyuncular sözkonusu olduğunda yeniden oyuncu seçimi son derece hassas bir sürece dönüşüyor. Harry Potter dünyasının büyüklüğü ve Ginny Weasley karakterinin hikayenin ilerleyen bölümlerindeki kilit rolü nedeniyle bu değişiklik hayranlar tarafından yakından takip ediliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety