Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu
TT

Fransız yazar Nicolas Mathieu, Şarku’l Avsat’a konuştu: Orta sınıfın küreselleşmenin getirdiği meseleleriyle ilgileniyorum

Mathieu
Mathieu

İkinci çalışması “Onlardan Sonra Çocukları” (Their children after them) adlı eseriyle 2018 yılında, saygın Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan 40 yaşındaki Fransız yazar Nicolas Mathieu, basının ve medyanın ilgi odağı, festivaller ve kültürel etkinliklerin ise aranan yüzü haline geldi.
Mathieu, geçtiğimiz günlerde Kahire’nin el-Munira semtinde bulunan Fransız Merkezi’nde düzenlenen seminere konuşmacı olarak katılmak üzere Mısır’ı ziyaret etti. Fransız yazar, seminerdeki konuşması öncesinde Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Fransa'daki anlatı vizyonu, küreselleşme, modernite ve edebi gerçeklik akımlarından bahsetti. İşte Mathieu’nun kendisine yöneltilen İngilizce sorulara Fransızca cevaplar vermeyi tercih ettiği röportajın tam metni:
Öncelikle Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü’nü kazandığınız için tebrik ederim. Bu saygın ödülü kazanmayı bekliyor muydunuz? Bu gibi ödüllerin bir yazara ne gibi getirileri oluyor?
Aslında, romanın bu kadar ilgi görmesini beklemiyordum. Sadece kendi gençlik dönemim ve 90’lı yıllar hakkında yazmıştım. Özellikle Fransız edebiyat sahnesinde güçlü bir rekabet gücü kazanacağımı tahmin bile edemezdim. Yayıncılık alanında büyük bir sıçrama var. Sadece geçtiğimiz yaz, 60 roman yayımlanırken edebiyat sezonunun başlangıcı olan Eylül ayında 180 roman piyasaya çıktı. Ancak sürekli devam eden bu yayıncılık faaliyetleri karşısında yeterli okuyucu kitlesi bulunmuyor. Yaşadığımız dijital çağda okuma oranları düşmüş durumda. Ancak ödüller sayesinde bu gibi edebi eserler, basın ve internet sitelerindeki eleştiri yazıları sayesinde bir süre gündemde kalıyor. Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra kitabımın satış oranı, bir hafta içinde 50 bin kopyaya ulaştı.
Peki, şuan tüm bu bilgi ve eğlence girdabında edebiyatın değeri nedir?
Edebiyat, özgürlük ve başlama duygusunu harekete geçirir. Bizi diğer hayatlarla tanıştırır. Bunları yaparken yaşamlarımızın karanlık yönlerini de ortaya çıkarabilir. Edebiyat toplumu eleştirmek ve olumsuz yönlerini ortaya koymak için önemli bir araçtır. Toplum eleştirilerinde Gustave Flaubert ve Edmund Burke’ü takip etmeye çalıştım. Bununla birlikte romanlarımı yazarken bırakacakları etki üzerinde düşünmedim. Sadece okunması için yazdım.
“Onlardan Sonra Çocukları” adlı romanınızı yazma fikri nereden geldi? Gördüğümüz üzere eserinizin derin bir boyutu var. Sizce bu kitap, Fransız edebiyatının gerçek eğilimine güçlü bir dönüş vaat ediyor mu?
Aslında amacım tamamen değişen gençlik hakkında bir roman yazmaktı. Romanı çağdaş gerçeklikle ilişkilendirmek istiyordum. Fransa'nın kuzeyine yaptığım bir ziyaret sırasında kapalı bir fabrika gördüm. Buranın hikayesini duyduğumda bir özlem hissettim. İçimde, küreselleşmenin istilasına hazırlık aşamasında gibi yaşadığımız hayatın hatlarını çizme isteği uyandı.
Burada yazılı olarak belirli bir metodu veya akımı benimsediğimi iddia etmiyorum. Ancak umarım bu olur. Çevremde teknoloji, akıllı telefonlar ve ekranlarla uğraşan zavallı gençler görüyorum. Gençlik dönemlerimiz, yani hayallerimiz ve arzularımız tamamen farklı. Kitabımı yazarken 90’lı yılların sadece Fransa’da değil, tüm dünyada siyasi ve sosyal yaşam açısından çok önemli olduğunu gördüm.  Romanın, tüm bu detayları ve Berlin Duvarı’nın yıkılışı, Samuel P. Huntington’ın “medeniyetler çatışması” teorisi ve Francis Fukuyama'nın “tarihin sonu” kuramı gibi dünya tarihine yön veren olayları ele alacağını bilmiyordum. Kitap, Fransız ailelerin yaşamlarında 90’lı yılların getirdiği dönüşümleri ve değişimleri ortaya koyan zorlu bir yolculuğa çıkarıyor. Bununla birlikte elbette, küreselleşmeden ağır bir biçimde etkilenen işçi sınıfının hayatını ve çok sayıda ailenin parçalanmasına yol açan, birçok gencin cehennem hayatı yaşamalarına neden olan fabrikaları ele almam gerekiyordu.
Romanla ilgili bir planınız var mı? Romanınızın kahramanları olan gençlerin yazdıklarınıza tepkileri nasıl oldu?
Roman birbirine düğümlenmiş ipler gibi isyan, nefret, öfke ve sevgi kavramlarını işliyor. Bir çerçeve oluşturmadım. Öyle olsaydı, yazdığım bilimsel bir tez olurdu. Önümde bir başlangıç bir de son vardı. Romanın birçok sinema filminde yansıtıldığı gibi mutlu sonla bitmeyeceğini ve romandaki tüm kahramanların hayatlarının hayal kırıklıklarıyla geçeceğini düşünmüştüm. Hayaller, gerçekliğin sarp kayalarına vurarak yıkılabiliyor. Bazen hayat çarpmalarla dolu bir yol olabiliyor. Roman, 14 yaşındaki kahramanı Anthony’nin bir yaz gecesi Fransa’nın doğusundaki bir vadide arkadaşıyla buluşmasıyla başlıyor. Ardından aynı sosyal sınıftan olmadığı Steve’e olan aşkının hikayesini anlatıyor.
8 yıllık zaman zarfında yaz mevsiminin seçilmesinin sembolik bir anlamı var mı?
Kurgu içinde zaman aralığını seçmenin yer ve karakterler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Kış veya yaz mevsiminin seçimi mutlaka karakterlerin davranışlarına yansıyor. Dikkatle ele alınan olayları ve detayları kontrol ediyor. Ben yalnızca gençlik döneminde çevremizdeki görüntüleri, ara sıra kapıldığımız yabancılaşma duygusunu ve ailelerinin gençlere bakışlarındaki değişimi aktarmaya çalıştım. Roman, bizi zamanın üzerimizdeki etkisini düşünmeye çağırıyor. Zaman, olaylar ve karakterlerdeki değişimin anahtarıdır. Bununla birlikte fikirsel ve fiziksel değişimler de var.
Romanı ne kadar sürede yazdınız?
İşe gitmeden önce güneşin ilk ışıklarıyla yoğun bir şekilde yazmaya koyuluyordum. Günde bin kelime yazarak iki buçuk yılda tamamladım.
Romanda hem anlatıcı hem de diyalog tekniğini kullanmışsınız. Tarzınız sanki bir belgeseli anımsatıyor. Okuyucu kitabı okurken sanki arka planda Whitney Houston, Celine Dion veya Michael Jackson şarkıları çalıyor gibi hissediyor. Romanınızın 1990'lı yıllardan bir miras ya da belki de bir “ağıt” olduğuna mu kast ediyorsunuz?
Hayır. Tam olarak bunu kast etmedim. Birçok görsel ve işitsel referans üzerine inşa edilmiş bir roman olduğu doğru. Fakat, romanın çok ilginç olduğunu söyleyen veya ayrıntılarından bahseden gençlerle karşılaştığımda mutlu olduğumu inkar edemem.
Edebiyat hayata bir bakış açısı sunuyor. Gençlerin duygularını ifade etmenin güçlüklerine rağmen bu duyguları aktarma konusunda ısrarcıydım. Bunun için oturup gençlerle konuştum. Aralarında yaygın olarak kullandıkları kelimeleri seçmeye gayret ettim.
İlk kitabım olan “For Animals War” (Hayvanlar için Savaş), kış mevsiminde geçiyor. Bu yüzden ikinci kitabımda başka bir ruh haline bürünmek ve başka bir zaman dilimi sunmak istedim. Böylece yaz mevsiminde geçen bir romanla gençler arasındaki kader, belirlenircilik, güç ve sosyal ilişkiler sorunlarına ışık tutmayı amaçladım.
Roman, küreselleşmeyi ve modernliği kahramanlarınızın hayatlarını mahvetmekle suçluyor.  “Onlardan Sonra Çocukları” kitabı bize hangi mesajı vermek istiyor?
Romanda, 90'lı yıllarda gençlerin hayatlarının sosyal yönünü ele almaya, estetik bir yaklaşım benimsemeye çalıştım. Gerçeklik ile kurgu arasında ince bir çizgi olduğuna inanıyorum. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında gerçekliğin, insanı bazen dar bir çevrede yaşamak ve büyüklerinin kaderlerini miras olarak almak zorunda bıraktığına işaret ettim. Romanı yazmadaki amacım, bazen dünyanın değişebileceği konusunda hayal kırıklığına uğrayan gençlere bir mesaj vermekti. Burada toplumun dayattığı güç problemleri ortaya çıkıyor. Ancak, dünyanın doğasının tam olarak farkına varılmasıyla, engellerden kurtulmak, ilerlemek ve hayatta aktif bir rol oynamanın mümkün olabileceğini düşünüyorum.
İlk romanınızda suç dünyasını ele almıştınız. İkinci kitabınızı özellikleri ve sosyal gerçekliğe yönelimi sebebiyle edebi bir projenin başlangıcı olarak görebilir miyiz?
İlk romanım bir kara polisiyeydi. Olayların dönüşümüyle polisliğin başka bir yüzü ortaya çıkıyordu. Bu tür hikayeler artık okuyucuların ilgisini çekmiyor. Artık halk tarihi ve bilim kurguya yöneliyor. Fransa’da Amerikan edebiyatına özel bir ilgi var. Ancak ilk romanım iyi bir tepki aldı ve bir televizyon dizisine dönüştürüldü. İlk romanımın gördüğü bu ilgi otomatik olarak ikinci romanımın yazım havasını değiştirdi.
Şimdi konuyu biraz değiştirelim. Üçüncü nesil Arap göçmeni yazarların Fransız edebiyatında etkili olduğu söylenebilir mi?
Elbette. Çok fazla okunuyorlar. Özellikle Yasmina Khadra ve Kamel Daoud en çok satanlar listesinde yer alıyor. Bununla birlikte Arapçadan çevrilen eserlere de büyük bir ilgi var. Fakat roman satışlarında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 17'lik bir düşüş yaşandı.
ABD'li romancı James Patterson’ın Facebook Messenger üzerinden sunduğu “interaktif okuma deneyimi” gibi bir çalışma yapmayı düşünür müsünüz?
Bunu hiç düşünmedim. Fakat okuyucuları yeniden romanlara çekmek için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Belki de okuyucu kitlesini eski haline getirmek için teknoloji ile yazıyı birleştirmeliyiz. Ben de “Facebook” kurbanlarından biriyim. Zamanımı çok fazla alıyor.  Dizi ve sinema izlenmelerinin yanı sıra okuma oranlarını da düşürdü. Okuyucuyu yeniden kitaplara çekmemiz gerektiğine inanıyorum. Bence edebiyat ışığını hiçbir zaman kaybetmedi.
Sosyal hareketlere yönelik ilginizden dolayı soruyorum. Sarı Yelekliler hareketi size ilham veriyor mu?
Evet.  Fakat doğrudan veya genel olarak bu hareket hakkında bir şeyler yazmak istemiyorum. Ben daha çok hareketin büyük bölümünü oluşturan orta sınıfın sorunlarıyla ilgileniyorum. Bu insanlar benim ilgi odağımda. Çünkü ben de onlardan biriyim. “Orta sınıf” küreselleşme tarafından yok edildi. “Onlardan Sonra Çocukları” kitabında, bu sınıfın çocuklarının öfke ve umutsuzluğunu kaleme aldım. Onların hayatlarının ve günlük yaşamlarının bir portresini çizmeye çalıştım.
Yazma isteğinizi ne zaman keşfettiniz?
7 yaşlarımdayken okumayı çok seviyordum. Fakat yazma isteğimi, öğretmenim sayesinde fark ettim. Benden yazmamı istediğinde yeteneğimi göstermek için bir metin yazdım. Bu benim hayatımın dönüm noktasıydı.
Fransız veya yabancı en sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?
Gustave Flaubert, Emile Zola, Louis-Ferdinand Celine, Jean-Patrick Manchette ve Annie St-Arnault en sevdiğim Fransız yazalar. Ernest Hemingway gibi sıradan insanların hayatlarını kaleme alan Amerikalı yazarları da beğeniyorum. Bununla birlikte şiiri de seviyorum. Çünkü şiir, insan ruhuna nüfuz ediyor.
Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı?
Kadın ve erkek ilişkileri üzerine yazmak istediğim romantik bir çalışmanın taslağını geliştirdim.
Günlük hayatınız da ne iş yapıyorsunuz? Goncourt Ödülü’nü kazandıktan sonra işten ayrılıp kendinizi kitap yazmaya adamayı düşünür müsünüz?
Hayır, hiç sanmıyorum. Şu anda her gün yeni insanlarla tanışmamı sağlayan, en son gelişmeler ve yeni hikayeler hakkında bilgi edindiğim hava kalitesini koruma alanında çalışıyorum.



Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

Meryl Streep yeni Narnia filminde Aslan'ı seslendirecek

C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)
C.S. Lewis'in Narnia Günlükleri (The Chronicles of Narnia) serisinde yer alan Aslan, fantastik edebiyat tarihinin en güçlü, bilge ve ikonik figürlerinden biri (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Greta Gerwig, C.S. Lewis'in fantastik serisinden uyarlayacağı yeni Narnia filminde Meryl Streep'le yeniden bir araya geliyor. İkili daha önce Küçük Kadınlar'da (Little Women) birlikte çalışmıştı.

Streep, Narnia'nın gizemli dünyasını yaratan kudretli aslan Aslan'ı seslendirecek.

Empire'a film hakkında bir kapak röportajı veren Gerwig, Streep'i neden seçtiğini şu sözlerle anlattı:

Derinlikli ama gösterişten uzak, ağırlığı olan ama kasvetli bir ciddiyete hapsolmayan birini istiyordum. Derinliği ve hüznü yansıtabildiği kadar neşe ve coşkuyu da hissettirebilecek birini arıyordum. 70 yaşın üzerinde, hayat tecrübesinin kazandırdığı bilgeliğe sahip ama aynı zamanda bir çocuğun katıksız merakını taşıyabilen biri olmalıydı. Tabii bir de gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri olması gerekiyordu. Bütün bu nitelikleri taşıyanların sayısı pek fazla değil.

Aslan'ın görünümünde David Bowie etkisi

Gerwig'e göre David Bowie, yeni filmde farklı renklerde gözlere ve yüzünde kırmızı bir çizgiye sahip olacak Aslan'ın görünümüne ilham verdi. Bowie'nin etkisi filmin genel ruhuna da yansıdı.

Filmin görkemli ve sürükleyici olmasını, izleyiciye adeta bir rock operasındaymış hissi vermesini istediğini söyleyen yönetmen, müzikle kurduğu bağı şu sözlerle anlattı:

David Bowie hayatımı kurtardı. Paul McCartney hayatımı kurtardı. David Gilmour, Pete Townshend, Jimmy Page, Robert Plant... Hepsi hayatımı kurtardı. Onların müziğini dinlediğimde içimde, her şeyin yoluna gireceğine dair güçlü bir his belirirdi.

Gerwig, rock müzikle Narnia arasında kurduğu bağı da şöyle anlattı:

Narnia kelimenin tam anlamıyla müzikten yaratılmış bir dünya. Aslan'ın şarkısıyla hayat bulan bu evreni düşündüğümde, rock 'n' roll bana tam da müzikten doğmuş bir dünyayı çağrıştırıyor.

Gerwig'den Barbie sonrası görkemli dönüş

Narnia: Büyücünün Yeğeni (Narnia: The Magician's Nephew), Gerwig'in gişe rekorları kıran ve Oscar kazanan Barbie'nin ardından çekeceği yeni büyük bütçeli yapım olacak.

Film, C.S. Lewis'in ünlü fantastik serisinin başlangıç öyküsünü ve Narnia'nın nasıl yaratıldığını anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda David McKenna, Beatrice Campbell, Daniel Craig, Emma Mackey, Carey Mulligan ve Ciarán Hinds de yer alıyor.

Başlangıçta 2026'daki Şükran Günü döneminde gösterime girmesi planlanan Narnia: Büyücünün Yeğeni, 12 Şubat 2027'de sinemalarda izleyiciyle buluşacak, 2 Nisan'da ise Netflix'te yayımlanacak.

Independent Türkçe, Variety, Empire


Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
TT

Netflix bir dizinin daha fişini çekti

Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)
Sweet Magnolias, Amerika'nın güneyindeki Serenity adlı küçük bir kasabada yaşayan, liseden beri yakın arkadaş üç kadının hayatını, dostluklarını, aşklarını ve kariyer mücadelelerini anlatıyordu (Netflix)

Netflix, sevilen drama dizisi Sweet Magnolias'ı 5. sezonunun ardından iptal etti. Ancak dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncularından biri, platform için geliştirilen yeni bir projede yeniden bir araya geliyor.

Sherryl Woods'un romanlarından uyarlanan Sweet Magnolias'ın iptal edildiği, 5. sezonun prömiyerinden üç ay sonra açıklandı.

İzlenme oranları hem dünya genelinde hem de ABD'de gerileyen dizinin 5. sezonu, Netflix'in kendi verilerine göre İngilizce dizilerin küresel ilk 10 listesinde üç hafta, reyting ölçüm şirketi Nielsen'ın ABD sıralamalarında ise 4 hafta kalabildi.

JoAnna Garcia Swisher, Brooke Elliott ve Heather Headley dizide, hayatın bütün iniş çıkışlarını birlikte göğüsleyen üç eski dostu canlandırıyordu.

Sweet Magnolias ekibinden yeni dizi

Sweet Magnolias'ın dizi sorumlusu Sheryl J. Anderson'la oyuncu JoAnna Garcia Swisher, Lauren Edmondson'ın romanından uyarlanacak Ladies of the House'un yapımcıları arasında yer alacak. Swisher'ın dizinin oyuncu kadrosunda da bulunması bekleniyor.

Resmi özete göre dizi, bir şarap imalathanesinin sahibi olan aileye odaklanıyor. İşletme sahibinin beklenmedik ölümünün ardından eşi ve iki yetişkin kızı, aile işletmesiyle, akrabalarıyla ve hayatlarındaki erkeklerle ilgili sorunların üstesinden gelebilmek için önce kendi aralarındaki meseleleri çözmek zorunda kalıyor.

Anderson dizinin sorumluluğunu ve yönetici yapımcılığını üstlenecek; Swisher ve Kate Gordon ise yapımcı olarak görev yapacak.

Yeni proje hakkında konuşan Anderson, "JoAnna ve Netflix'le bu yeni yolculuğa çıkmaktan büyük heyecan duyuyorum" diyerek ekledi:

Jo romanı benimle paylaştığında, aile, dostluk ve aşkın karmaşasıyla mücadele eden üç kadının hikayesinden nasıl bir dizi çıkabileceğini hemen gördüm. Richardson ailesinin kadınlarını ve onların dünyasını, dünyanın dört bir yanındaki Netflix izleyicileriyle buluşturmak için sabırsızlanıyorum.

Garcia Swisher ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:

Olağanüstü Sheryl Anderson'la birlikte kadınları merkeze alan anlamlı hikayeler anlatmayı sürdürmekten büyük heyecan duyuyorum. Bu projeyi yapım şirketimiz Rolling Clover ve Black Label'daki harika ortaklarımızla hayata geçirecek olmak da mutluluğumu artırıyor. Netflix 7 yıldır yaratıcı anlamda kendimi evimde hissettiğim yer. Bu hikayeyi anlatmak için daha iyi bir platform veya ekip hayal edemezdim.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TheWrap, Variety


100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
TT

100 bin kişilik araştırma: Uykunun kalitesi mi yoksa süresi mi önemli?

Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)
Bir uyku araştırmasında yer alan bir katılımcı (York Üniversitesi Uyku Laboratuvarı/Eurekalert)

Yaklaşık 100 bin kişiyi kapsayan geniş çaplı bir araştırma, yalnızca ne kadar uyuduğumuzun değil, nasıl uyuduğumuzun da ilerleyen yaşlarda düzinelerce hastalığa yakalanma riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Daha önceki araştırmalar, günde 6 ila 8 saat uyumanın diyabet ve kalp hastalığı dahil çeşitli sağlık sorunlarına yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor.

Ancak belirli uyku evrelerinin ve gerçek hayattaki uyku düzenlerinin sağlık çıktılarıyla nasıl bir ilişkisi olduğu büyük ölçüde belirsizliğini koruyordu. Bunun başlıca nedeni, çoğu çalışmada katılımcıların beyanına dayalı uyku ölçümlerini kullanması. Bu ölçümler genellikle nesnel değerlendirmelerle düşük düzeyde örtüştüğünden, günlük yaşamdaki uyku düzenlerini doğru biçimde yansıtmak zorlaşıyor.

Çin'in Pekin Üniversitesi'nden araştırmacılar, bu sorunu aşmak için UK Biobank veri tabanındaki 95 bin 559 kişinin sağlık verilerini analiz etti. Birleşik Krallık'ta oluşturulan bu veri tabanı, yaklaşık 500 bin gönüllünün biyolojik, genetik ve yaşam tarzına ilişkin bilgilerini içeriyor. Çalışmaya dahil edilen kişiler, üst üste 7 gün ve gece boyunca bileklerine ivmeölçer taktı.

Araştırmacılar, REM, derin uyku ve hafif uyku gibi her bir uyku evresinin süresinin yanı sıra toplam uyku süresini, ilk uykuya dalmadan sonra uyanık geçirilen vakti ve geceden geceye değişen uyku düzensizliklerini analiz etti.

Bilim insanları, her bir katılımcıyı ortalama 9 yıl boyunca takip ederek sağlık kayıtlarında binden fazla hastalık çıktısıyla bağlantılar olup olmadığına baktı.

Araştırmacılar, REM uykusunun daha uzun sürmesinin, kalp yetmezliği, demans ve Parkinson da dahil 83 hastalığa yakalanma riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğini saptadı.

Derin uykunun daha uzun sürmesi, tip 2 diyabet ve klinik depresyonun da aralarında bulunduğu 7 rahatsızlığın riskinin düşmesiyle bağlantılıydı.

Diğer taraftan uyku düzensizliğinin ve ilk uykuya daldıktan sonra uyanık geçirilen sürenin artması, anksiyete ve madde kullanım bozuklukları gibi rahatsızlıkların riskinin artmasıyla ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, düzenli olarak 6 ila 8 saat uyuyan katılımcıların çeşitli hastalıklarda en düşük riski taşıdığını belirtiyor. 5 saatten az uyuyan katılımcılar, klinik açıdan en hassas grubu oluşturuyor ve 37 sağlık sorununda daha güçlü bir ilişki gösteriyordu ancak 8 saatten fazla uyuyanlar da risk altındaydı.

dfrgthy
Uyku apnesi için kullanılan CPAP cihazı (Missouri Üniversitesi/Eurekalert)

Araştırmacılar, "Bu rahatsızlıkların çoğunda riskin en düşük görüldüğü uyku süresi, tam olarak 6-8 saat aralığında yoğunlaşıyordu" diye yazıyor.

Ancak araştırmacılar, bulguların sadece gözleme dayandığı ve uyku düzeninin hastalık riskine doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığı uyarısında bulunuyor.

Çalışmada, "Bulgular, 6-8 saatlik uyku süresinin orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde sağlık güvencesi rolü üstlendiğini destekleyen ek kanıtlar sunuyor; bu durum muhtemelen, uyku evrelerinin daha elverişli dağılımlarından kaynaklanıyor" ifadeleri yer alıyor.

6-8 saatlik bir uyku süresini korumak, çeşitli hastalıkların riskini etkin bir şekilde azaltabiliyor ve bu da sağlıklı yaşamı teşvik etme ve önleyici tıp çalışmalarına yeni öngörüler kazandırıyor.

Independent Türkçe