Suriye’nin doğusunda bulunan Deyr-i Zor kırsalındaki Bağuz kasabasının beş kilometre kuzeyinde bir grup erkek bir arada yerde otururken, büyük nakliye kamyonlarından biri karşıdan göründü. ABD özel kuvvetlerinin geniş güvenlik önlemleri ve bölgeyi koruyan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) zırhlı araçlarının ve savaşçılarının arasında, yakınlarda duran ABD’li bir askerden işaret bekleyen bu kimselerden denetime girmeleri için diğerlerine doğru yürümeleri istendi.
Söz konusu kişilerin bazısının Asyalı, diğerlerinin ise Rus, Batılı ve Arap olduğu görünüyor. Bu kişilerin esmer derileri birbirine benziyor ve kalın sakalları var. Üzerlerinde siyah renkli abalar ve başlarında fötr şapkalar var. 2011'den bu yana Orta Doğu’daki en sıcak bölge olan Suriye’ye binlerce kilometre öteden geldiler ve aşırılıkçı örgüt DEAŞ’ın himayesinde yaşama hayalleri kurdular. Ancak hayalleri gerçekleşmedi ve işin sonuna geldiler. Şimdi ise akıbetlerinin ne olacağı beklentisi içerisindeler.
İlk inceleme işleminin tamamlanmasının, parmak izlerinin ve tüm kişisel bilgilerin alınmasından sonra kadınlar ve çocuklar, kuzeydeki Havl kampına gönderilirken, DEAŞ örgütüne mensup olduklarından şüphelenilen erkekler ve gençler, özel sorgu merkezlerine nakledilmek ve hapishanelere yerleştirilmek üzere bekleyen özel araçlara konuluyor.
Bu kimselerin, son yıllarda zalimane hükümleri ve radikal ilkeleri ile terör ve korku yayan DEAŞ unsuru oldukları herkes tarafından biliniyor. DEAŞ’ın, gücünün doruklarında iken Suriye'de ve Irak'ta kontrolü altında bulunan toprakların alanının, İngiltere yüzölçümüne denk olduğu tahmin ediliyor.
Iraklı bir aile
“Ben Şeyma. 55 yaşındayım ve Musulluyum. Kocam, 2015 yılının ortasında Musul’da meydana gelen savaş sırasında öldürüldü. Kocamın ölümünün ardından Suriye sınırındaki el-Kaim şehrine göç ettik. Savaşın oraya ulaşmasının ardından Suriye'ye gelmeye karar verdik ve Deyr-i Zor kırsalındaki Ebu Hamam köyüne gitmeye niyetlendik. Sonra kuşatma altında kaldığımız Bağuz kasabasına yerleşene dek Hecin, Susa ve diğer bazı yerlere gittik. Örgüt savaşçılarının bölgeden çekilmesi ile birlikte biz de geriye doğru yol alıyorduk. Üç kızım var. En büyükleri biz buradan ayrılmadan üç gün önce öldürüldü. Savaşlardan dolayı onu defnedemedik. Diğer kızlar hala yanımda. İlki 2002'de doğdu, diğer ise ondan 1 yıl sonra. Ayrıca yanımda iki erkek çocuğum daha var. En büyük oğullarım Hecin beldesindeki savaşlarda bir hava saldırısı sırasında öldü. Şimdi yanımda biri 10, diğeri 5 yaşından küçük iki erkek çocuğum var. Hepsi bu çölün ortasında yanımda oturuyorlar. Hayır, ben bir kız değilim. Hala Bağuz’da nöbet bekleyen bir savaşçı ile evli bir kadınım. Sonuna kadar savaşmaya karar verdi. Ebu Bekir Bağdadi’nin emriyle beldeden ayrıldık. Kadınların ve çocukların savunmasız olmalarından dolayı çatışma bölgesinden çıkmalarına izin verdiler. Bugün kuzeydeki Havl kampına götürülmeyi bekliyoruz. Gelen gazeteciler bizlere yemek, ilaç ve ekmek getirdi. Ama kimse bizi umursamıyor. Bu kadar çok yabancı kimsenin bulunduğu bir ortamda kimse mahremiyetimize saygı duymuyor. Fotoğraf çekmeye ve röportaj yapmaya geliyorlar. Bu kabul edilemez.”
Bir diğeri ise şunları anlatıyor:
“Faslı bir savaşçıyla evlendim. O, birkaç ay önce Hecin beldesindeki savaşta öldürüldü. Evlendiğim zaman henüz 14 yaşındaydım. Bugün 16 yaşamdayım. 9 aylık bir kızım var. Büyüdüğü zaman ona ne söyleyeceğimi bilmiyorum, babası kimdi, nasıl öldürüldü, nerede doğdu…”
Tacikistanlı bir dul
“Adım Esma. Tacikistan’da doğdum. Müslümanım ve 27 yaşındayım. Hepsi Suriye'de doğan 4 çocuklu bir dulum. Kocam bir Tacik’ti. Mısır'da çalıştı ve küçük bir ticari şirketi vardı. 2012 yılının başlarında El-Kaide'ye katıldı. Babam ona katılmaya karar verdikten sonra annem ve küçük kardeşlerimle birlikte aynı yıl Suriye’nin batısında bulunan İdlib şehrine gittiler. Babam bir hava saldırısı sırasında öldü. Annem ise hala orada yaşıyor. İki aydır benden haber alamıyor. Fırsat bulursam onu arayacağım. 2013'ün başında Suriye'ye gelmeye karar veren kocam dolayısıyla buradayım. Önce el-Nusra örgütüne katıldı. Savaşlar kızıştığı sırada DEAŞ’a katılmaya karar verdi. 2014 Ocak ayında örgüt kontrol altına alındığının açıklanmasının ardından Rakka’ya gittik. 2016 sonlarında Rakka’da savaş patlak verince Meyadin şehrine ve oradan Ebu Kemal’e geçtik. Burada savaşın kızışmasının ardından Bağuz’a geldik. Aylardır istikrar ve güvenlikten yoksunuz. Yanımda çocuklarımın kıyafetlerinin bulunduğu küçük bir çanta var. Fakat ben 1 aydır üzerimdeki bu siyah elbiseyle duruyorum. Bu çöl noktasında oturmuş Havl’daki mülteci kampına götürülmek üzere sıramı bekliyorum. Örgüt unsurları, saldırgan güçlerin, yabancı kimseler ve kâfirler olduğunu söylüyorlardı. Fakat burada bize karşı güzel muamelede bulundular. Bize yiyecek, ekmek, çocuk bezi veren ve yaralıları tedavi eden ABD’li bir hayır kuruluşu ve ABD askerleri tarafından karşılandık. Yiyeceksiz üç gün geçirmiştim. Buraya geldikten sonra biraz ekmek ve konserve yiyecekler yedim. Küçük çocuğum için süt verdiler. Aylardır süren kuşatmadan bu yana soğuk ve yorgunluk güçsüz düşen bedenlerimizi kemiriyor. Her saniye küçük çocuklarımı kontrol etmek zorundayım. En küçükleri sürekli ağlıyor. En büyükleri 2014’te Rakka’da doğdu, ikincisi Meyadin, üçüncüsü Ebu Kemal ve sonuncusu ile Bağuz’da. Şu an tek umudum annemle buluşmak ve onunla birlikte yaşamak.”
Halep kırsalındaki Azez şehrinden
“Ben Fatma. Halep'in kuzey kırsalındaki Azez kasabasındanım ve 22 yaşındayım. Benden 20 yaş büyük olan eşim örgüt liderlerinden biri. Örgütteki üst düzey bir yetkili olduğundan dolayı ailem evlenmemi kabul etti. Bağuz’daki savaşta ağır yaralandı. Ateşkes ilan edildiğinde dışarı çıkmaya karar verdi ve ABD askerlerince gözaltına alındı. Akıbetinin ne olacağını bilmiyorum. İki çocuğum var. Biri, şehrin kuşatma altında olmasından dolayı ilaç bulamadığımız için geçirdiği bir hastalık dolayısıyla öldü. Diğer çocuğum 7 aylık, fakat soğuktan ve açlıktan dolayı sürekli ağlıyor. Halep’teki savaşlar sırasında kimliğimi ve pasaportumu kaybettim. Kocamın bütün belgeleri yanındaydı. Sürekli kaçıyorduk. İlkinde kaçakçılar bizden 5 bin dolar istediler. İkincisinde ise bizi Irak sınırına ulaştırmaları için 2 bin dolar ödedik. Bağuz kampına vardık ve 6 saat yürüdükten sonra, ikinci bir kampın sınırında bulunduğumuzu fark ettik. Kaçakçının bizi aldattığını anlamıştık. Beldeden ayrılıncaya kadar 12 saat orada bekledik ve dünden beri bu kurak çölde toz ve rüzgâr altında bekliyoruz. Barınaklarda ve çukurlarda yaşıyorduk. Her aile, bombalama sırasında gizleneceği büyük bir çukur açmıştı. En güvenli bölge, şehrin güneyinde Fırat'ın kıyısında bulunan kamptı. Kocam ülkesine geri dönmeyi reddediyor. Eğer izin verilirse Suriye'de kalabiliriz ya da Türkiye’ye geçeriz. Şu an önemli olan bu işlemlerin tamamlanması ve kampa taşınmamız. Kocam serbest bırakıldıktan sonra nerede yaşayacağımıza karar vereceğiz.”
Tunus'tan Bağuz’a
“Ben Saida. Tunusluyum ve 26 yaşındayım. Ülkemde Arap dili okuyordum. Ailem 2015 yazında Suriye'ye seyahat etmeye karar verdikten sonra onlarla geldim. Annem ve küçük kız kardeşim burada oturuyor. Şurada ise teyzem, üç kız çocuğu ve 8 yaşındaki oğlu var. Babam Deyr-i Zor’daki savaş sırasında öldürüldü. Teyzemin kocası ise Bağuz’da yaralandı ve dün teslim oldu. Akıbetinin ne olduğunu bilmiyoruz. Teyzemin en büyük oğlu örgüt saflarında savaşıyor. Savaşmaya devam etmeye karar verdi ve bizimle birlikte çıkmayı şiddetle reddetti. Bağuz’daki hayata gelince, çoğu zaman otlarla besleniyor ve Fırat suyundan içiyorduk. Gıdalar ve temel ihtiyaçlardan mahrumduk. İlaç ve doktor bulunmuyordu. Hayat çok zordu. Üç gün önceki ağır bombardıman sırasında gökyüzü bir ateş bloğuna dönüşmüştü. Dünyanın tamamen yandığını hissettim. Kimsenin geceyi çıkaramayacağını söylüyordum. İkinci gün dumanlar çekilmiş ve her yerden ceset kokuları geliyordu. Ölümden kurtulduğumuza inanamadık.”
Endonezya’dan bir aile
“Benim adım Nur Hayrat. 22 yaşındayım. Burada annem ve küçük kız kardeşlerim ile birlikte oturuyorum. Babam teslim oldu. Başlangıçta bir savaşçıydı fakat daha sonra örgütün enstitülerinde Arapça dersleri verdi. 2015 yazında, memleketim olan başkent Cakarta’dan İstanbul’a doğru uçakla yola çıktık. Yolculuğumuzu otobüsle tamamladık ve Türkiye ile Suriye sınırındaki Kilis şehrine ulaştık. Halep’in doğu kırsalında bulunan Menbiç şehrine geldik. Sonra Rakka şehrine gittik. DEAŞ’ın himayesinde yaşamayı arzu ediyorduk. Örgüt savaşçılarını internet ve sosyal medya aracılığıyla tanıdım. Onlar ve kontrol alanları hakkında çok şey okudum. Buraların yaşamak için en iyi yerler olacağını düşünüyorduk. Kısıtlama olmaksızın şeriatın öngördüğü kıyafeti giyebilecek ve bir Müslüman kız olarak görünüşümü özgürce ifade edebilecektim. Maalesef durum sandığımın aksine çıktı. Yalan söylediklerini anladık ve zalimane koşullar altında yaşadık. İnsanları nasıl cezalandırdıklarını gördük. Bize tedavilerin masrafının örgüt tarafından karşılanacağı ve hatta ilaçların ücretsiz verileceğini söylemişlerdi. Hepsi yalan çıktı. Örgüt unsurlarından pek çok kişi benimle evlenmek istedi. Fakat ben ve ailem reddettik. Çünkü evlilik için uygun kimseler değiller. Bir ya da iki ay boyunca evli kalır ve sonra ya savaşta öldürülür ya da eşlerini boşar ve bir başkasıyla evlenirlerdi. Suriye ile Irak arasında sürekli hareket halindeydik. Bulunduğumuz şehir ya da kasabada saldırılar baş gösterince başka bir yere gidiyorduk. Sonunda örgütün kaybedeceğini biliyorduk. Buradaki işlemlerin sona ermesini ve Havl kampına nakledilmeyi bekliyoruz. Ülkeye geri dönmeyi ve hükümetin bize karşı merhametli olmasını umuyoruz.”
Cehennemi yaşayan kadınlar anlatıyor… Her yerden cesetlerin çıktığı ‘Bağuz'
Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar (AP)
Cehennemi yaşayan kadınlar anlatıyor… Her yerden cesetlerin çıktığı ‘Bağuz'
Suriye'nin doğusundaki son DEAŞ cebinden kaçan kadınlar (AP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة



