Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı
TT

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Suriye başkentini ziyaret eden diplomatların değerlendirmelerine göre Şam'da, bu yılın ilk çeyreğinde yaşanan siyasi, askeri ve ekonomik gelişmeler nedeniyle bir hayal kırıklığı yaşanıyor.
Beşşar Esed’in bu gelişmelerle başa çıkmanın yollarını görüşmek üzere geçen hafta Tahran'ı ziyaret etmesi bu değerlendirmeyi destekliyor. Buna karşılık Batılı ülkeler Washington Moskova’yı birtakım tavizler vermeye sevk etmek için “stratejik sabır” üzerine yoğunlaşıyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir Şam'ı ziyaret etti, BAE ve Bahreyn elçiliklerini açtı ve Umman ile karşılıklı ziyaretlerde bulundu.
Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük, Mısır’ın başkenti Kahire'yi ziyaret etti. Ayrıca Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönüşü, Suriye’nin yeniden inşasına yönelik Arap katkısı, İran ve Türkiye’ye karşı Arap rolü meseleleri konuşuldu.
ABD Başkanı Donald Trump 14 Aralık’ta Suriye’nin doğusunda çekilme kararını açıkladı ve Kürt yetkililer Şam'la müzakerelerde bulunma hususunda hızlı davrandılar. Bu faktörler Şam'da iyimserlik düzeyinin yükselmesine katkıda bulundu. Fakat şu anki sahne farklı.
Diplomatlara göre, hayal kırıklığının 8 nedeni var:
1- Arap normalleşmesi

Şam’ın Arap Birliği’ne dönüşünün bu ay sonunda Tunus’ta yapılacak olan Arap zirvesinde yer almayacağı açık. Aynı zamanda Arap devletleri ile Şam arasındaki normalleşme süreci de donmuş durumda. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Körfez ziyareti, büyük Arap ülkelerinin 2254 sayılı karar uyarınca diplomatik ilişkileri siyasi çözümle ilişkilendirdiğini gösterdi.
Batılı diplomatlara göre ilişkilerin normalleşmesi hususunda yaşanan bu gecikme, birtakım sebeplerden kaynaklanıyor. Bu sebeplerdeki ilki, Şam'daki bazı yetkililerin Arapların Suriye'ye dönmesi gerektiğine dair aşırı bir güvenle konuşmaları ve Şam’ın Arap Birliği'ne dönmek için başvuruda bulunmayacağını söylemeleri.
İkinci sebep, Suriye hükümetiyle ilişkiye geçenlerin cezalandırılacağına dair bir yasa tasarısının Kongre’den geçmesi ile birlikte ABD yönetiminin rejim ile normalleşmeyi durdurmaları için Arap ülkelerine baskı yapması.
Üçüncü sebep ise Beşşar Esed’in Tahran ziyareti ve İran dini lideri Ali Hamaney ile görüşmesi. Söz konusu ziyaret, normalleşmenin askıya alınmasına karşı bir cevap olarak gelmişti.
Batılı bir yetkili, “Böyle bir durumda Şam yönetiminin Arap Birliği'ne geri dönüşü İran'ın Arap Birliği'ne girmesi anlamına geliyor, Arapların Suriye'ye girişi değil” değerlendirmesinde bulundu.
2- ABD'nin geri çekilmesi
Başkan Trump’ın Aralık ayının sonunda yayınladığı bir twett, müttefiklerini ve dostlarını şok etti.  Ancak Trump’ın halihazırdaki kararı, Suriye'nin doğusunda 400 asker bulundurmak ve el-Tanf üssündeki varlığını sürdürmek yönünde. Washington, Suriye’nin doğusuna Barışı Koruma Güçleri göndermeleri için Avrupa başkentlerine baskı yapıyor.
Elde edilen bilgilere göre ABD’li bir yetkili birkaç gün önce, Washington’un Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) müzakerelerde bulunmasına izin vermeyeceğini, bilakis müzakerelerin müttefiklerin kontrolü altında bulunan bölgenin özel bir statüye ulaşmasına yönelik bir güç mesabesinde olacağını söylemişti.
Ayrıca Washington, Fırat'ın doğusunda Türkiye ile Suriye sınırları boyunca bir güvenli bölge oluşturulması için Ankara ile müzakerelerde bulunuyor ve hava ambargosunu devam ettirmekle birlikte Barışı Koruma Güçleri’ni bölgede konuşlandırmayı düşünüyor.
ABD ve Rusya Genelkurmay Başkanları, birkaç gün önce “çatışmanın önlenmesine dair olan sözleşme çalışmalarının yenilenmesi ve temas hattının muhafaza edilmesi yönündeki bağlılığın sürdürülmesi” üzerine Avusturya’nın başkenti Viyana'da bir araya geldiler.
Temas hattı olan Fırat nehrinin doğusunda el-Tanf üssü ve Washington'un müttefikleri bulurken, hattın batısında ise Moskova’nın müttefikleri bulunuyor.
3- İdlib Savaşı
Şam, Moskova'yı İdlib'e yönelik bir saldırı gerçekleştirmeye sevk etmek için defalarca baskı yaptı. Ancak Moskova ve Ankara, İdlib’de tırmanışın azaltılmasına yönelik olan Soçi anlaşmasının süresinin uzatılması hususunda başarılı oldu. Bunun yanı sıra Türkiye, Kuzey Üçgeni’ndeki tampon bölgede ortak devriyelerden ziyade paralel devriyelerin bulunması hususunu kabul ettirmekte başarılı oldu.
Bu, İdlib’deki radikallere karşı sınırlı bir operasyon olabileceği ve Hama ve Halep ile Halep ve Lazkiye arasındaki iki ana yolun açılması üzerine çalışılacağı anlamına gelmiyor. Ancak Rusya, Türkiye ile olan ilişkilerindeki stratejik çerçeveye öncelik veriyor. Ankara'nın “paralel devriyelerin çalışmaya başlaması ile birlikte Ekim ayında Rus S-400 sisteminin devreye gireceğini ilan etmesi” tesadüf değildi.
4- Adana Mutabakatı
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Washington’la Ankara arasında müzakere edilen güvenli bölge meselesine alternatif olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan müzakere masasına 1998 Adana Mutabakatı’nı koydu. Ancak Ankara’nın anlaşmadaki iki maddeye ilişkin kaygıları var: “Şam ile siyasi muamelelerde bulunmamak ve Adana Mutabakatı’nda belirtildiği şekliyle 5 kilometre değil, 30 kilometre derinliğinde bir saldırı alanına sahip olmak.”
Ankara ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik bir adım atılacak gibiydi, fakat mevcut durumda bu mesele rafa kaldırılmış gibi görünüyor. Bu ayın sonunda yapılacak olan ve halihazırda Türk yetkililerini meşgul eden yerel seçimlerden sonra bu hususa tekrar dönülebilir.
5- Anayasa Komisyonu
Üç garantör ülke olan Rusya, Türkiye ve İran, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura’nın son günlerinde, sivil toplum temsilcilerinden oluşan üçüncü listedeki isimleri kabul ettirmek için yoğun bir baskı yapıyorlardı. Ancak BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 18 Aralık'ta listeyi onaylamayı reddetti.  Bu, Lavrov'u yeni BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen'nin talepleriyle esnek bir şekilde ilgilenmeye iten nedenler arasındaydı.
Moskova, Suriye tarafına, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Soçi-Cenevre sürecine ilişkin eleştirilerinden rahatsız olduğunu illetti. Bu, Arap siyasi söylemindeki “siyasi geçiş” konusuna dönüşle aynı zamana denk geldi. Nitekim geçen ay Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde gerçekleştirilen Arap-Avrupa zirvesinin son tebliğinde Suriyeli bir muhalif, “Arap ülkeleri siyasi geçişin İran'ı Suriye'den çıkarmanın yolu olduğuna inanıyor” ifadesini kullandı.
6- Yaptırımlar ve yeniden yapılanma
Avrupa Birliği’nin (AB) “Şam’a yakın olan ve 21 Aralık'taki yeniden yapılanmaya dahil olan kişi ve kurumlara yönelik yaptırımlarını ve yeniden yapılanmayı siyasi çözüme bağlayan bir yasa tasarısının Kongre tarafından kabul edilmesini” içeren Avrupa ve ABD yaptırım dalgası geri döndü.
Elde edilen bilgilere göre, bu ayın 12 ila 14’ü arasında bağışçı ülkenin katılacağı Belçika’nın başkenti Brüksel'deki konferans, yeniden yapılanmaya yönelik desteği güvenilir bir siyasi çözüm ile ilişkilendirerek aynı tutumu teyit edecek.
Batılı bir diplomat, “Batı ülkeleri, yaptırım, meşruiyet ve yeniden yapılanma dosyalarının, Rusya ile Suriye hakkında yapılan müzakerelerde Amerika ve Avrupa ülkelerinin elinde bulundurduğu kartlar olduğunu düşünüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan üst düzey bir Rus yetkilisinin, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Guterres’e gönderdiği mektubunda arabuluculuk yapmamalarını talep ettiği Brüksel konferansına katılacak olması dikkat çekici.
7- Ekonomik kriz
Hükümetin kontrolü altına bulunan ve Suriye topraklarının yüzde 60'ını oluşturan alanlardaki ana konuşma, ekonomik kriz, elektrik ve doğal gaz kesintileri ile tüketim malzemeleri ve birtakım hizmetler etrafında dönüyor.
Batılı diplomatlar bu krizin, “bir yandan Batının İran üzerindeki yaptırımlarından, diğer yandan ise Tahran’ın bu ilişkinin önceliğini göstermesi için Şam’a baskı yapmasından ve Şam'a uygulanan yaptırımlardan” kaynaklandığını düşünüyor.
Diplomatlardan biri, “Guta ve güneydeki hükümet kontrolünün yeniden sağlanması, muhaliflerin kontrolü altında bulunan bölgelere gelen fonların askıya alınmasından dolayı söz konusu krize katkıda bulundu” değerlendirmesine bulundu.
8- İsrail baskınları
Suriye'deki İsrail saldırıları son yıllarda da devam etti. Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun geçen haftaki ziyareti, Suriye hava kuvvetlerinin Eylül ayında bir Rus uçağını düşürmesinin ardından Moskova ile Tel Aviv arasında yaşanan gerginlik sayfasının kapatılması hususunda başarılı oldu. İsrail'in talepleri arasında, yeni S-300 sistemlerinin idaresinin Suriye ordusuna teslim edilmemesi hususu bulunurken, Esed’in Tahran'da Hamaney ile görüştüğü konular arasında “İsrail baskınlarına karşılık verilmesi meselesi”  yer alıyordu.
Söz konusu 8 mesele, Şam'daki yetkililer arasında hayal kırıklığına ve destekçiler arasında yorgunluğa sebep oldu. Bu durum, Batılı yetkililerin taviz vermemek için acele etmemeye dayanan “stratejik sabır” yönündeki düşüncelerini güçlendirdi.
Öte yandan, çeşitli düzeylerde çalışmalarını sürdüren Rusya, Arap ülkelerini normalleşme sürecini devam ettirmeye sevk ediyor, Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinde mülteci kartını kullanıyor ve Türkiye, İsrail ve ABD ile askeri anlaşmalar yapıyor.



Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, Deyr Hafir’deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ittifak halinde olan “Kürdistan İşçi Partisi (ÜKK) milisleri ve eski rejimin kalıntıları” olarak tanımladığı güçlere karşı harekete geçtiğini duyurdu.

Operasyon Komutanlığı, Suriye Haber Ajansı’nda (SANA) bugün yer alan açıklamasında, bu saldırının SDG güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği topçu bombardımanına yanıt olarak yapıldığını belirtti.

Suriye ordusu bugün erken saatlerde, arabulucuların gerilimi sona erdirmek için müdahale etmesine rağmen Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Halep şehri ve doğu kırsalına yönelik tehdidinin devam ettiğini açıkladı.

Suriye ordusunun harekat komutanlığı El-Ihbariye TV'ye, “terörist” Bahoz Erdal'ın Kandil Dağları'ndan Tabka bölgesine “SDG ve PKK milislerinin Suriyeliler ve ordusuna karşı yürüttüğü askeri harekatları yönetmek” için geldiğini izlediğini ifade etti.

Açıklamada, SDG ve Kürdistan milislerinin, Halep şehri ve doğu kırsalındaki sakinlere yönelik yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla Meskene ve Deyr Hafir bölgelerine çok sayıda İran insansız hava aracı (İHA) getirdiğini de belirtti.

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı şöyle devam etti: “Tabka bölgesine yeni milis gruplarının ve eski rejimin kalıntılarının geldiğini izledik. Bu gruplar, Deyr Hafir, Meskene ve çevresinde bulunan bölgelerdeki konuşlanma noktalarına nakledilecek.” Komutanlık, bu grupların Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre açıklamada, ordunun “halkı savunacağını ve Suriye'nin egemenliğini koruyacağını, eski rejimin kalıntılarının ve Kandil'den sınırı geçen teröristlerin Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına ve Suriye toplumunu hedef almasına izin vermeyeceğini” kaydetti.

Suriye ordusu, Halep'in Deyr Hafir bölgesindeki üç konumun haritasını yayınlayarak, SDG müttefiklerinin bu konumları operasyonları için fırlatma rampası ve İHA fırlatmak için üs olarak kullandığını belirtti ve sivillere bu konumlardan uzak durmaları çağrısında bulundu.

 SDG lideri güçlerinin Fırat'ın doğusuna çekileceğini duyurdu

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi bugün yaptığı açıklamada, güçlerinin yarın (yerel saatle sabah 7'de Halep'in doğusundan çekileceğini ve Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelere yeniden konuşlandırılacağını söyledi.

X platformunda yaptığı paylaşımda, bu adımın “dost ülkeler ve arabulucuların çağrıları ve entegrasyon sürecini tamamlama ve 10 Mart anlaşmasının şartlarını uygulama konusundaki iyi niyetimizin bir ifadesi olarak” atıldığını belirtti.


Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, imzaladığı kararnameyle Kürtlere ilişkin bir dizi önemli düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, Kürtlerin haklarını ve güvenliğini yasal güvence altına aldığını belirttiği bir kararnameye imza attı. Şarku'l Avsat'ın  Resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre  yayımlanan kararname, Suriye’nin yeni ulusal kimliğini “çok kültürlü ve birleşik” olarak tanımladı. Kararnamede, Kürtlerin Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Şara, kararnameyi imzalamadan önce yaptığı konuşmayı sosyal medya platformu X hesabından paylaştı.

“Bir Arabın bir Kürde üstünlüğü yoktur”

Konuşmasında eşitlik ve birlik mesajı veren Ahmed Şara, aidiyet üzerinden üstünlük kurulamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Allah, iyiliği ve takvayı aidiyetten üstün kılmıştır. Hayır, vallahi; bir Arabın bir Kürde, bir Türk’e veya başkasına hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah korkusu ve hangi milletten olursa olsun kişinin dürüstlüğüyle ölçülür.”

Kürt halkına hitap eden eş-Şara, “Ey Kürt halkımız, Selahaddin’in torunları!” sözleriyle başladığı konuşmasında, Kürtlere zarar verileceğine dair iddialara inanılmaması gerektiğini belirterek, “Vallahi, size kim kötülükle dokunursa kıyamet gününe kadar hasmımızdır. Bizim hayatımız sizin hayatınızdır” dedi.

Zorla göç ettirilenlere geri dönüş çağrısı

Ülkenin selameti, halkın refahı ve birliğinin öncelikleri olduğunu vurgulayan eş-Şara, kimsenin bu süreçten dışlanmayacağını ifade etti. Bu kapsamda Kürt halkının haklarını ve bazı özel durumlarını yasayla güvence altına alan özel bir kararname yayımladıklarını açıklayan eş-Şara, topraklarından zorla göç ettirilenlere de çağrıda bulundu.

Eş-Şara, silahlarını bırakmaları şartıyla, hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın herkesin evlerine güvenle dönebileceğini belirterek, Kürt halkını ülkenin yeniden inşasına aktif şekilde katılmaya davet etti.

Konuşmasının sonunda birlik vurgusunu yineleyen Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, “Sizi bu vatanın inşasına etkin bir şekilde katılmaya, selameti ve birliğini korumaya ve bunun dışındaki her şeyi reddetmeye çağırıyorum. Başarı Allah’tandır” ifadelerini kullandı.

8 madde halinde yayımlanan kararname

Kürtlerin statüsü ve kültürel kimliği güvence altına alındı

Kararnamede, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının temel ve ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi. Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin, çok kimlikli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olduğu belirtildi.

Devletin kültürel ve dilsel çeşitliliği korumayı taahhüt ettiği vurgulandı. Bu kapsamda Kürt vatandaşların, ulusal egemenlik çerçevesinde kendi kültürel miraslarını ve sanatlarını canlandırma, ana dillerini geliştirme hakkının devlet güvencesi altında olduğu kaydedildi.

Kürtçe ulusal dil olarak tanındı, eğitim hakkı düzenlendi

Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edildiği belirtildi. Kürtlerin nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde, kamu ve özel okullarda Kürtçe öğretimine izin verileceği ifade edildi. Kürtçenin, seçmeli ders kapsamında ya da kültürel ve eğitsel bir faaliyet olarak okutulabileceği bildirildi.

Vatandaşlık sorunu çözüldü, 1962 uygulamaları kaldırıldı

1962 yılında Haseke vilayetinde yapılan genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve uygulamaların yürürlükten kaldırıldığı açıklandı. Bu çerçevede, Suriye topraklarında yaşayan tüm Kürt kökenli kişilere, doğum kaydı bulunmayanlar dahil olmak üzere, hak ve yükümlülüklerde tam eşitlik esasına dayalı Suriye vatandaşlığı verileceği hükme bağlandı.

Nevruz resmî ve ücretli tatil ilan edildi

21 Mart Nevruz’un, baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti genelinde resmî ve ücretli tatil günü ilan edildiği duyuruldu.

Ayrımcılık yasaklandı, kapsayıcı ulusal söylem vurgusu

Devlet medyası ve eğitim kurumlarının kapsayıcı ve bütüncül bir ulusal söylem benimsemekle yükümlü olduğu belirtildi. Etnik köken veya dil temelinde her türlü ayrımcılık ve dışlamanın yasa ile yasaklandığı vurgulandı. Ulusal fitne ve ayrışmayı teşvik edenlerin yürürlükteki yasalar çerçevesinde cezalandırılacağı kaydedildi.

Uygulama ve yürürlük hükümleri

Kararnamenin uygulanması için ilgili bakanlıklar ve yetkili kurumların, kendi görev alanları dahilinde gerekli yürütme talimatlarını çıkaracağı ifade edildi.

Kararnamenin Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe gireceği bildirildi.

Aşağıda kararnamenin tam metni yer almaktadır:

Cumhurbaşkanı Anayasal Bildiri hükümlerine dayanarak, Yüksek ulusal çıkarların gerekleri doğrultusunda, Devletin ulusal birliği güçlendirme ve tüm Suriyeli vatandaşların kültürel ve medeni haklarını güvence altına alma konusundaki rolü ve sorumluluğu çerçevesinde,

Aşağıdaki hususların kararlaştırılmasına hükmedilmiştir:

Madde (1): Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilir. Kültürel ve dilsel kimlikleri, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde (2): Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliğin korunmasını taahhüt eder; Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına alır.

Madde (3): Kürtçe, ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir.

Madde (4): Haseke ilinde 1962 genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Suriye topraklarında ikamet eden Kürt kökenli tüm vatandaşlara, kaydı kapalı olanlar dâhil olmak üzere, Suriye vatandaşlığı verilir; hak ve yükümlülükler bakımından tam eşitlik sağlanır.

Madde (5): “Nevruz Bayramı” (21 Mart), baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm bölgelerinde ücretli resmî tatil ilan edilir.

Madde (6): Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylemi benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dilsel temelde her türlü ayrımcılık ve dışlama kanunen yasaktır. Ulusal ayrışmayı körükleyenler yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.

Madde (7): İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, bu kararnamenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekli yürütme talimatlarını, kendi yetki alanları dâhilinde çıkarır.

Madde (8): Bu kararname Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Ahmed El-Şara
Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı


Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
TT

Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bugün yayımlanan resmi programına göre salı günü Berlin’i ziyaret edecek.

Alman hükümeti adına konuşan bir sözcü, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in salı günü Berlin’de Şera ile yapacağı görüşmede, Suriyeli vatandaşların ülkelerine dönüşü başta olmak üzere çeşitli konuları ele alacağını söyledi.

Sözcü, “İlişkileri güçlendirme ve tabiri caizse Suriye hükümetiyle yeni bir sayfa açma isteğimiz var. Ele almamız gereken birçok önemli konu bulunuyor. Bunlar arasında Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de yer alıyor” ifadelerini kullandı.

sdfrg
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz (EPA)

Ziyaret, Almanya’nın 23 Aralık’ta silahlı soygun, saldırı, darp ve şantaj suçlarından hüküm giymiş bir Suriyeli vatandaşı ülkesine sınır dışı etmesinden bir aydan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu adım, 2011’de Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana ilk sınır dışı işlemi olarak kayda geçmişti.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında göreve başlayan Merz, aşırı sağın yükselişiyle birlikte göç politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmişti.

Merz, kasım ayında yaptığı açıklamada, ‘Suriye’de iç savaşın sona erdiği’ gerekçesiyle Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi çağrısında bulunmuştu.

Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından Almanya’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, yabancıların karıştığı çeşitli saldırıların ardından aşırı sağ partilerin seçimlerde güçlü kazanımlar elde etmesi bağlamında, iltica başvurularına ilişkin işlemleri askıya aldıklarını duyurmuştu.