Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı
TT

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Şam rejimi 8 konuda başarısızlığa uğradı

Suriye başkentini ziyaret eden diplomatların değerlendirmelerine göre Şam'da, bu yılın ilk çeyreğinde yaşanan siyasi, askeri ve ekonomik gelişmeler nedeniyle bir hayal kırıklığı yaşanıyor.
Beşşar Esed’in bu gelişmelerle başa çıkmanın yollarını görüşmek üzere geçen hafta Tahran'ı ziyaret etmesi bu değerlendirmeyi destekliyor. Buna karşılık Batılı ülkeler Washington Moskova’yı birtakım tavizler vermeye sevk etmek için “stratejik sabır” üzerine yoğunlaşıyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir Şam'ı ziyaret etti, BAE ve Bahreyn elçiliklerini açtı ve Umman ile karşılıklı ziyaretlerde bulundu.
Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük, Mısır’ın başkenti Kahire'yi ziyaret etti. Ayrıca Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönüşü, Suriye’nin yeniden inşasına yönelik Arap katkısı, İran ve Türkiye’ye karşı Arap rolü meseleleri konuşuldu.
ABD Başkanı Donald Trump 14 Aralık’ta Suriye’nin doğusunda çekilme kararını açıkladı ve Kürt yetkililer Şam'la müzakerelerde bulunma hususunda hızlı davrandılar. Bu faktörler Şam'da iyimserlik düzeyinin yükselmesine katkıda bulundu. Fakat şu anki sahne farklı.
Diplomatlara göre, hayal kırıklığının 8 nedeni var:
1- Arap normalleşmesi

Şam’ın Arap Birliği’ne dönüşünün bu ay sonunda Tunus’ta yapılacak olan Arap zirvesinde yer almayacağı açık. Aynı zamanda Arap devletleri ile Şam arasındaki normalleşme süreci de donmuş durumda. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Körfez ziyareti, büyük Arap ülkelerinin 2254 sayılı karar uyarınca diplomatik ilişkileri siyasi çözümle ilişkilendirdiğini gösterdi.
Batılı diplomatlara göre ilişkilerin normalleşmesi hususunda yaşanan bu gecikme, birtakım sebeplerden kaynaklanıyor. Bu sebeplerdeki ilki, Şam'daki bazı yetkililerin Arapların Suriye'ye dönmesi gerektiğine dair aşırı bir güvenle konuşmaları ve Şam’ın Arap Birliği'ne dönmek için başvuruda bulunmayacağını söylemeleri.
İkinci sebep, Suriye hükümetiyle ilişkiye geçenlerin cezalandırılacağına dair bir yasa tasarısının Kongre’den geçmesi ile birlikte ABD yönetiminin rejim ile normalleşmeyi durdurmaları için Arap ülkelerine baskı yapması.
Üçüncü sebep ise Beşşar Esed’in Tahran ziyareti ve İran dini lideri Ali Hamaney ile görüşmesi. Söz konusu ziyaret, normalleşmenin askıya alınmasına karşı bir cevap olarak gelmişti.
Batılı bir yetkili, “Böyle bir durumda Şam yönetiminin Arap Birliği'ne geri dönüşü İran'ın Arap Birliği'ne girmesi anlamına geliyor, Arapların Suriye'ye girişi değil” değerlendirmesinde bulundu.
2- ABD'nin geri çekilmesi
Başkan Trump’ın Aralık ayının sonunda yayınladığı bir twett, müttefiklerini ve dostlarını şok etti.  Ancak Trump’ın halihazırdaki kararı, Suriye'nin doğusunda 400 asker bulundurmak ve el-Tanf üssündeki varlığını sürdürmek yönünde. Washington, Suriye’nin doğusuna Barışı Koruma Güçleri göndermeleri için Avrupa başkentlerine baskı yapıyor.
Elde edilen bilgilere göre ABD’li bir yetkili birkaç gün önce, Washington’un Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) müzakerelerde bulunmasına izin vermeyeceğini, bilakis müzakerelerin müttefiklerin kontrolü altında bulunan bölgenin özel bir statüye ulaşmasına yönelik bir güç mesabesinde olacağını söylemişti.
Ayrıca Washington, Fırat'ın doğusunda Türkiye ile Suriye sınırları boyunca bir güvenli bölge oluşturulması için Ankara ile müzakerelerde bulunuyor ve hava ambargosunu devam ettirmekle birlikte Barışı Koruma Güçleri’ni bölgede konuşlandırmayı düşünüyor.
ABD ve Rusya Genelkurmay Başkanları, birkaç gün önce “çatışmanın önlenmesine dair olan sözleşme çalışmalarının yenilenmesi ve temas hattının muhafaza edilmesi yönündeki bağlılığın sürdürülmesi” üzerine Avusturya’nın başkenti Viyana'da bir araya geldiler.
Temas hattı olan Fırat nehrinin doğusunda el-Tanf üssü ve Washington'un müttefikleri bulurken, hattın batısında ise Moskova’nın müttefikleri bulunuyor.
3- İdlib Savaşı
Şam, Moskova'yı İdlib'e yönelik bir saldırı gerçekleştirmeye sevk etmek için defalarca baskı yaptı. Ancak Moskova ve Ankara, İdlib’de tırmanışın azaltılmasına yönelik olan Soçi anlaşmasının süresinin uzatılması hususunda başarılı oldu. Bunun yanı sıra Türkiye, Kuzey Üçgeni’ndeki tampon bölgede ortak devriyelerden ziyade paralel devriyelerin bulunması hususunu kabul ettirmekte başarılı oldu.
Bu, İdlib’deki radikallere karşı sınırlı bir operasyon olabileceği ve Hama ve Halep ile Halep ve Lazkiye arasındaki iki ana yolun açılması üzerine çalışılacağı anlamına gelmiyor. Ancak Rusya, Türkiye ile olan ilişkilerindeki stratejik çerçeveye öncelik veriyor. Ankara'nın “paralel devriyelerin çalışmaya başlaması ile birlikte Ekim ayında Rus S-400 sisteminin devreye gireceğini ilan etmesi” tesadüf değildi.
4- Adana Mutabakatı
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Washington’la Ankara arasında müzakere edilen güvenli bölge meselesine alternatif olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan müzakere masasına 1998 Adana Mutabakatı’nı koydu. Ancak Ankara’nın anlaşmadaki iki maddeye ilişkin kaygıları var: “Şam ile siyasi muamelelerde bulunmamak ve Adana Mutabakatı’nda belirtildiği şekliyle 5 kilometre değil, 30 kilometre derinliğinde bir saldırı alanına sahip olmak.”
Ankara ile Şam arasındaki normalleşmeye yönelik bir adım atılacak gibiydi, fakat mevcut durumda bu mesele rafa kaldırılmış gibi görünüyor. Bu ayın sonunda yapılacak olan ve halihazırda Türk yetkililerini meşgul eden yerel seçimlerden sonra bu hususa tekrar dönülebilir.
5- Anayasa Komisyonu
Üç garantör ülke olan Rusya, Türkiye ve İran, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura’nın son günlerinde, sivil toplum temsilcilerinden oluşan üçüncü listedeki isimleri kabul ettirmek için yoğun bir baskı yapıyorlardı. Ancak BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 18 Aralık'ta listeyi onaylamayı reddetti.  Bu, Lavrov'u yeni BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen'nin talepleriyle esnek bir şekilde ilgilenmeye iten nedenler arasındaydı.
Moskova, Suriye tarafına, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Soçi-Cenevre sürecine ilişkin eleştirilerinden rahatsız olduğunu illetti. Bu, Arap siyasi söylemindeki “siyasi geçiş” konusuna dönüşle aynı zamana denk geldi. Nitekim geçen ay Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde gerçekleştirilen Arap-Avrupa zirvesinin son tebliğinde Suriyeli bir muhalif, “Arap ülkeleri siyasi geçişin İran'ı Suriye'den çıkarmanın yolu olduğuna inanıyor” ifadesini kullandı.
6- Yaptırımlar ve yeniden yapılanma
Avrupa Birliği’nin (AB) “Şam’a yakın olan ve 21 Aralık'taki yeniden yapılanmaya dahil olan kişi ve kurumlara yönelik yaptırımlarını ve yeniden yapılanmayı siyasi çözüme bağlayan bir yasa tasarısının Kongre tarafından kabul edilmesini” içeren Avrupa ve ABD yaptırım dalgası geri döndü.
Elde edilen bilgilere göre, bu ayın 12 ila 14’ü arasında bağışçı ülkenin katılacağı Belçika’nın başkenti Brüksel'deki konferans, yeniden yapılanmaya yönelik desteği güvenilir bir siyasi çözüm ile ilişkilendirerek aynı tutumu teyit edecek.
Batılı bir diplomat, “Batı ülkeleri, yaptırım, meşruiyet ve yeniden yapılanma dosyalarının, Rusya ile Suriye hakkında yapılan müzakerelerde Amerika ve Avrupa ülkelerinin elinde bulundurduğu kartlar olduğunu düşünüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan üst düzey bir Rus yetkilisinin, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Guterres’e gönderdiği mektubunda arabuluculuk yapmamalarını talep ettiği Brüksel konferansına katılacak olması dikkat çekici.
7- Ekonomik kriz
Hükümetin kontrolü altına bulunan ve Suriye topraklarının yüzde 60'ını oluşturan alanlardaki ana konuşma, ekonomik kriz, elektrik ve doğal gaz kesintileri ile tüketim malzemeleri ve birtakım hizmetler etrafında dönüyor.
Batılı diplomatlar bu krizin, “bir yandan Batının İran üzerindeki yaptırımlarından, diğer yandan ise Tahran’ın bu ilişkinin önceliğini göstermesi için Şam’a baskı yapmasından ve Şam'a uygulanan yaptırımlardan” kaynaklandığını düşünüyor.
Diplomatlardan biri, “Guta ve güneydeki hükümet kontrolünün yeniden sağlanması, muhaliflerin kontrolü altında bulunan bölgelere gelen fonların askıya alınmasından dolayı söz konusu krize katkıda bulundu” değerlendirmesine bulundu.
8- İsrail baskınları
Suriye'deki İsrail saldırıları son yıllarda da devam etti. Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun geçen haftaki ziyareti, Suriye hava kuvvetlerinin Eylül ayında bir Rus uçağını düşürmesinin ardından Moskova ile Tel Aviv arasında yaşanan gerginlik sayfasının kapatılması hususunda başarılı oldu. İsrail'in talepleri arasında, yeni S-300 sistemlerinin idaresinin Suriye ordusuna teslim edilmemesi hususu bulunurken, Esed’in Tahran'da Hamaney ile görüştüğü konular arasında “İsrail baskınlarına karşılık verilmesi meselesi”  yer alıyordu.
Söz konusu 8 mesele, Şam'daki yetkililer arasında hayal kırıklığına ve destekçiler arasında yorgunluğa sebep oldu. Bu durum, Batılı yetkililerin taviz vermemek için acele etmemeye dayanan “stratejik sabır” yönündeki düşüncelerini güçlendirdi.
Öte yandan, çeşitli düzeylerde çalışmalarını sürdüren Rusya, Arap ülkelerini normalleşme sürecini devam ettirmeye sevk ediyor, Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinde mülteci kartını kullanıyor ve Türkiye, İsrail ve ABD ile askeri anlaşmalar yapıyor.



Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.


İsrail, Hizbullah'ın çevresine baskı uygulamak için suikastları yeni bir düzeye taşıyor

Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
TT

İsrail, Hizbullah'ın çevresine baskı uygulamak için suikastları yeni bir düzeye taşıyor

Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki ez-Zehrani bölgesinde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir arabanın enkazını inceleyen sivil savunma gönüllüsü (AFP)

Geçen hafta İsrail’in, Hizbullah saflarına yönelik suikastlarda yeni bir aşamaya geçtiği dikkat çekti. İsrail, son aylarda bu tür saldırıları büyük ölçüde örgüt içinde lider konumunda bulunan ya da sahada askerî açıdan etkin isimlerle sınırlarken, son dönemde hedef yelpazesini genişleterek sıradan kişilerin yanı sıra örgüte yakın medya mensupları, akademisyenler ve mühendisleri de hedef almaya başladı.

Bu çerçevede, kısa süre önce Şeyh Ali Nureddin’in hedef alınması öne çıktı. Nureddin’in daha önce el-Menar televizyon kanalında dini programlar sunduğu, İsrail tarafından ise Güney Lübnan’daki el-Hariş köyünde Hizbullah’a bağlı topçu birliğinin sorumlusu olmakla suçlandığı belirtildi. İsrail makamları, Nureddin’in ‘savaş sırasında İsrail devleti ve ordu güçlerine karşı çok sayıda terör planı hazırladığını’ ve son dönemde ‘Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki topçu kapasitesinin yeniden inşası için çalıştığını’ iddia etti.

sxdfrgt
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü Güney Lübnan'daki Kanarit kasabasında İsrail hava saldırısıyla yıkılan bir binanın enkazında arama yapan Lübnanlılar (EPA)

Hizbullah, ‘şehit gazeteci’ olarak nitelediği kişinin hedef alınmasını kınarken, düşmanın saldırılarını sürdürerek medya camiasını da kapsayacak şekilde genişletmesinin taşıdığı tehlikeye dikkat çekti. Lübnan Enformasyon Bakanı ile Lübnan Basın Editörleri Sendikası da Nureddin’in öldürülmesini kınadı.

Bu operasyondan önce ise matematik öğretmeni olan Muhammed el-Hüseyni’nin öldürülmesi yaşanmıştı. İsrail ordusu, Hüseyni’nin Hizbullah’a bağlı topçu biriminde askeri bir sorumluluk üstlendiğini ileri sürdü. Lübnan Öğretmenler Sendikası, Hüseyni için taziye yayımlayarak saldırının ‘işgalin sivilleri hedef alma siciline eklenen yeni bir suç’ olduğunu vurguladı.

Güvenlik kaynakları, son dönemdeki suikastların münferit güvenlik eylemleri olarak değerlendirilemeyeceğini, aksine İsrail’in hedef bankasında planlı bir dönüşümün parçası olduğunu belirtiyor. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, mevcut değişimin ‘Hizbullah çevresi içinde kimsenin dokunulmazlığı olmadığı’ mesajını vermeyi amaçladığını; bunun da korku yaymayı, toplumsal çevreyi parçalamayı ve söz konusu çevreyi zorunlu olarak örgütten uzaklaşıp ona yönelik desteği ve medya örtüsünü geri çekmeye itmeyi hedeflediğini ifade etti.

Hedeflerin coğrafyası, doğasından daha önemlidir

Operasyonların genişletilmesi Nureddin ve Hüseyni ile sınırlı kalmazken, mühendisler ve bazı toplumsal figürlerin de hedef alındığı belirtiliyor. İsrail, bu kişilerin günlük ve kamuoyuna açık mesleklerinin yanı sıra askeri görevler üstlendiklerini öne sürerek söz konusu saldırıları gerekçelendiriyor. Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni ise İsrail’in saldırıların sertlik düzeyini her alanda yükselttiği görüşünü dile getirdi. Cuni’ye göre bu artış, hedef alınan bölgeler ve kullanılan silahların yanı sıra, suikastların niteliğinde de kendini gösteriyor. Son dönemde saldırıların yalnızca savaşçılara değil, çatışmalara fiilen katılmayan ancak Hizbullah etkinliklerinde öne çıkan, bu etkinliklere katılan ya da destekleyici konumda bulunan kişilere de yöneldiğine dikkat çekti. Cuni, bu politikanın amacının ‘hedefin önemine bakılmaksızın, günlük bir öldürme takvimi doğrultusunda saldırıların sürekliliğini sağlamak’ olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Görünen o ki hedeflemenin coğrafyası, niteliğinden daha önemli hale geldi. İsrail planına göre, güvenlik ortamını bozmak ve toplumu korkutmak amacıyla farklı bölgelerde düzenli suikastlar gerçekleştirilmesi öngörülüyor.”

Hizbullah’ın çevresine uygulanan baskı

Cuni, hedef alınan kişilerin artık İsrail açısından önem taşımadığını, asıl amacın suikastların sürdürülmesi olduğunu savundu. Cuni’ye göre hedef bankası, Hizbullah’a destek veren herhangi bir kişinin yeterli görülmesiyle on binlerce kişiyi kapsayacak şekilde genişliyor. Bu durumun ‘zararın dozunu artırma’ çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Cuni, köyleri hedef alan saldırılarda yüksek etkili silahların kullanıldığına ve bunun geniş çaplı ve ağır yan hasara yol açtığına dikkat çekti.

Cuni, yaşananların Hizbullah’a, onun toplumsal çevresine ve devlete yönelik baskıyı kademeli olarak artırmayı amaçlayan bir stratejiyle uyumlu olduğunu ifade etti. Bu stratejinin, çevre ile Hizbullah arasındaki ayrışmayı derinleştirmeyi hedeflediğini belirten Cuni, İsrail’in bazı kopuşları, hoşnutsuzlukları ve Hizbullah kararlarına yönelik itirazları, özellikle Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki gerilimleri izlediğini öne sürdü. Cuni’ye göre bu yaklaşım, toplumsal çevreyi zorlayarak onu ‘direniş’ kavramından uzaklaştırmayı amaçlayan bilinçli bir baskı politikasını yansıtıyor.

dfrgt
İsrail'in Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırıları sonrasında yükselen duman (AFP)

Cuni ayrıca İsrail’in sert tepkilerini, Hizbullah Genel Sekreteri’nin silaha bağlılık vurgusunu artıran ve İsrail’e boyun eğmeyi reddeden konuşmalarına bir karşılık olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, söz konusu konuşmaların ardından genellikle daha sert askeri ve güvenlik adımlarının geldiğini belirtiyor.

Öte yandan üniversite öğretim üyesi Ali Murad, daha önce yerel kamuoyunda tanınmış ve aktif sayılmayan kişilerin hedef alınmasının, İsrail’in Hizbullah üzerindeki baskıyı artırma konusundaki ısrarını ortaya koyduğunu dile getirdi. Murad’a göre bu operasyonlar, istihbarat savaşı boyutunu da yansıtıyor; zira örgütün gizli çalışma yapısını yeniden gözden geçirdiği ya da alternatif yapılanmalar oluşturmaya çalıştığı bir dönemden geçtiği izlenimi doğuyor. Murad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kesin olarak söylenebilecek noktanın ‘İsrail’in Lübnan’daki istihbarat kapasitesinin hâlâ çok yüksek olduğu’ olduğunu vurguladı. Murad, İsrail’in Hizbullah’ı halen görece açık bir örgüt olarak gördüğünü, bunun da örgüt unsurlarını farklı güvenlik düzeylerinde sürekli bir açıkta kalma durumuyla karşı karşıya bıraktığını ifade etti. Murad, bu tablonun, Hizbullah’ın bu tür sızmalarla başa çıkma kapasitesi ve özellikle üst düzey yöneticilerin daha önce ağır darbeler almasının ardından, alt kademelerde güvenlik baskısının sürmesine ne ölçüde dayanabileceği konusunda ciddi soru işaretleri yarattığını belirtti.


ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
TT

ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)

ABD'den gelen bir mektup, Nuri el-Maliki'nin Irak başbakanı olma girişimini bozdu. Bu, yeni hükümetin kurulması için yapılan müzakerelerden Tahran'ı dışlamak amacıyla atılan adımların bir parçasıydı.

Pazartesi günü yapılan toplantıda sunulan mektupta, “İran'ın onayladığı” bir hükümete doğru ilerlemenin Irak'ı izolasyona ve yaptırımlara maruz bırakacağı uyarısında ve bu hükümetle ilişki kurulmayacağı tehdidinde bulunuldu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre mektupta, Maliki'nin adaylığının, onun başkanlık ettiği önceki hükümetlerin olumsuz uygulamalarına geri dönüşün habercisi olduğu belirtilerek, Irak toplumunun tüm bileşenlerini içeren bir hükümetin kurulması gerektiği vurgulandı.

Amerikan tarafının gerilimi artıran girişimi, Bağdat ve Erbil'deki siyasi liderlerle temasları da içeriyordu. Bunlar arasında ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack'ın Demokrat Parti lideri Mesud Barzani'yi araması da vardı. Bu gelişmeler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesine ve Maliki'nin atanmasının önünü açan anlaşmanın bozulmasına katkıda bulundu.

“Hukuk Devleti” koalisyonunun liderlerinden biri, el-Maliki'nin adaylık kozunun “artık işe yaramayabileceğini, ancak sonuna kadar manevra yapıp fırsatını korumaya çalışacağını” söyledi.