​Analiz: Trump’ın Golan Tepeleri açıklamasının “gerçeklerine” ışık tutan 10 madde

ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili açıklamasına karşı düzenlenen gösterilere katılan Suriyeli bir çocuk (Reutes)
ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili açıklamasına karşı düzenlenen gösterilere katılan Suriyeli bir çocuk (Reutes)
TT

​Analiz: Trump’ın Golan Tepeleri açıklamasının “gerçeklerine” ışık tutan 10 madde

ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili açıklamasına karşı düzenlenen gösterilere katılan Suriyeli bir çocuk (Reutes)
ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili açıklamasına karşı düzenlenen gösterilere katılan Suriyeli bir çocuk (Reutes)

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri’nde “İsrail’in tam egemenliğinin” tanınmasına ilişkin Twitter mesajı, içerisinde Amerikan politikasından uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler’in (BM) rolüne ilişkin birçok alandaki arka plana işaret eden maddeler barındırıyor.
Açıklamaya Suriye, Arap ülkeleri ve uluslararası camiadan verilen tüm tepkilere rağmen bazıları, bunun Başkan Trump’ın siyasi bir açıklaması mı yoksa Kongre tarafından onaylanacak bir yasa mı olduğunu anlamak için Washington’un nihai kararını beklemeyi seçerek çekimser davrandı. Ancak bu açıklamanın çeşitli siyasi ve yasal çıkarımlarına ilişkin işaretleri 10 maddede sıralayabiliriz:
1 - Uluslararası hukuk: Uluslararası hukuka göre ABD Başkanı Trump’ın attığı tweet, BM Tüzüğü’ndeki “başkalarının topraklarının zorla alınması kabul edilemez” ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kabul edilen “ilgili devletler arasında bir anlaşma yapılmaksızın hiçbir uluslararası sınır değiştirilemez” ilkelerine aykırıdır.
2 - Barış süreci kararı: BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 242 sayılı kararı, 1967 savaşından sonra çeşitli aşamalarda Arap-İsrail barış müzakerelerine önemli bir referans oldu. Kararın ilk maddesi, BMGK’nın “bölgedeki toprakların savaşla ele geçirilemezliğini” onayladığını belirtiyor. Karar, bölgedeki her devletin, Haziran 1967’deki “geri çekilme” kararıyla silahlı kuvvetlerin çatışma sırasında işgal edilen topraklardan çekilmesini sağlayacak kalıcı ve adil bir barış için çalışması gerektiğini öngörüyor.
3 - Ek karar: İsrail’in Golan Tepeleri üzerinde yasal ve idari egemenliğini empoze eden “Golan Yasası”, 14 Aralık 1981'de İsrail Parlamentosu’ndan (Knesset) geçti. Buna karşın BMGK, 17 Aralık 1981’de yasayı reddetti. Bununla birlikte BMGK, her yıl İsrail’in Suriye’deki Golan Tepeleri’ni işgalinin yasadışı olduğunu, İsrail'in 242 ve 338 sayılı kararlar uyarınca 4 Haziran 1967 sınırlarına çekilmesi gerektiğini teyit eden kararlar onaylıyor.
4 - ABD sponsorluğu: ABD, İsrail ve Suriye arasındaki barış sürecini başlatmak için Ekim 1991’de İspanya’nın ev sahipliğinde yapılan Madrid Konferansı’ndan 2011 yılı başlarına kadar Suriye-İsrail barış müzakerelerine sponsor oldu. Ancak Washington’un İsrail lehine aldığı son karar, ABD’nin “arabulucu” veya “sponsor” rolü üstlenmesini ve ayrıca Filistin-İsrail müzakerelerine sponsor olma olasılığını da zorlaştırıyor. Rusya lideri Vladimir Putin'in Ortadoğu Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, ABD’nin Golan Tepeleri'ni İsrail toprağı olarak tanıma kararının Arap dünyası ile İsrail arasındaki barış sürecine zarar verebileceğini ve uzlaşı umutlarını zayıflattığını söyledi.
5 - Müzakerelerden geriye: Onlarca yıl süren Suriye-İsrail müzakereleri sırasında Şam, İsrail’e Golan Tepeleri’nden “tamamen geri çekilmeye” hazır oldukları şeklinde bir açıklama yaptırmayı başardı. Böylece birliklerin, 1967 savaşı öncesi güvenlik önlemlerinin alındığı ve sınır düzenlemelerinin yapıldığı “4 Haziran” sınırına çekilmesi konusunda uzlaşıya varıldı.
6 - Güvenlik dosyası: Golan siyasi bir dosya olmaktan bir güvenlik dosyası olmaya evrildiğinde Golan Tepeleri, BM Güvenlik Konseyi'nin 1974 tarihli 350 sayılı kararu uyarınca BM Barış Gücü (UNDOF) askerleri kontrolü altındaydı. ABD Başkanı Trump’ın 2018 Temmuz ayı ortalarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de gerçekleştirdiği zirvede, UNDOF askerlerinin Rusya himayesinde yeniden Golan Tepeleri’nde konuşlandırılması konusu ele alındı. Bu durum Moskova ile Washington arasında Golan ve Kırım ile ilgili anlayışlarla ilgili soru işaretlerine neden oldu.
7 - Kırım’ın kontrolü: ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, birkaç gün önce Rusya'nın Kırım'ı ilhak edişinin yıldönümünde yaptığı açıklamada, yine Kırım'ın “Rus işgali altındaki Ukrayna bölgesi” olduğunu söyledi. Pompeo açıklamasında, ABD’nin Kırım’ın Ukrayna'nın hakimiyetine geri dönmesi gerektiği yönündeki tutumunu yineleyerek, ülkesinin Moskova'nın Kırım üzerindeki egemenlik iddiasını kabul etmediğini belirtti. Ancak Washington’un “İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini” tanıma kararı, ABD'nin Kırım'a yönelik talepleri ve yaptırımlarının sorgulanmasına ve durumun daha da karmaşık hale gelmesine neden olacak.
8 - İki ülke arasındaki çekişme emsal olabilir: Uluslararası hukuk uzmanları, ABD ve Rusya’nın Kırım ve Golan Tepeleri’yle ilgili BM’nin “başkalarının topraklarını zorla ele geçirmenin kabul edilmezliği” ilkesini ihlal ederek attıkları adımların, Çin'in Güney Çin Denizi'nde benzer bir adım atmasını sağlayacak emsaller oluşturabileceğini düşünüyorlar. Bir uluslararası hukuk profesörü, bunun uluslararası ilişkilerde yeni kurallara kapı açabileceğini ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bildiklerimizden farklı bir yeni dünya düzenine yol açabileceğini söyledi.
9 - Türkiye’nin beklentileri: Rusya ile Türkiye arasında yapılan Soçi Anlaşması uyarınca geçtiğimiz Eylül ayında “gerginliği azaltma bölgeleri” uygulanmaya başlandı. Aynı şekilde Moskova ve Ankara arasında yapılan uzlaşıyla Türkiye Suriye’nin kuzeyinde “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” adlı askeri operasyonlar gerçekleştirdi. ABD ve Rusya’nın attığı söz konusu adımlar resmiyet kazanırsa bu durum Ankara’nın, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonlarını gerçekleştirdiği bölgeler ile gerginliği azaltma bölgelerindeki 12 kontrol noktasındaki askeri varlığını kalıcı hale getirmeye teşvik edebilir. Örneğin, Türkiye’nin Suriye sınırında bulunan Hatay şehri, Fransa ile 1939’da yapılan bir anlaşma sonucu Türkiye sınırlarına katılmıştı.
10 - Kürtlerin talepleri: Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili tweeti, Suriye'nin doğusunda DEAŞ’ın tamamen yenilgiye uğratıldığının duyurulmasıyla aynı zamana denk geldi. ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’un hava desteğiyle örgütün son kontrol noktalarının ortadan kaldırılmasının ardından Suriye topraklarının üçte birini (185 bin kilometrekare) kontrol eden “Kürt Öz Yönetimi”, Suriye hükümetinden öz yönetimin “tanınması” ve özerk yönetim için diyalog başlatılması talebinde bulundu.
Tüm bunlara rağmen ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Trump'ın Golan Tepeleri ile ilgili açıklamalarının Amerikan yönetiminin tutumunu yansıttığını ve Ortadoğu’da istikrarın sağlanması şansını artırdığını söyledi. Pompeo Sky News Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Başkanın Golan Tepeleri hakkındaki tweeti, bölgesel gerçekliği ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.



Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.


Financial Times: İsrail, ABD ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamak istiyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Financial Times: İsrail, ABD ile yeni bir güvenlik anlaşması imzalamak istiyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

Financial Times bugün yayımladığı haberde, İsrail’in ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle yeni bir 10 yıllık güvenlik anlaşması görüşmelerine hazırlanmakta olduğunu bildirdi. Amaç, İsrail’in milyarlarca dolarlık nakit yardımlar olmadan da Amerikan askeri desteğini sürdürmesini sağlamak olarak aktarılıyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’nda mali danışman olarak görev yaparken istifa eden Gil Pinhas Financial Times’a verdiği demeçte, önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen görüşmelerde İsrail’in nakit yardımlar yerine ortak savunma projelerini önceliklendirmeyi planladığını belirtti. Pinhas, “Bu bağlamda ortaklık, sadece finansman meselesinden daha önemli… Parayla ölçülemeyecek birçok husus var. Konuya daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşılmalı” dedi.

Pinhas, İsrail’in Amerikan silahlarını satın almak için kullanabileceği yıllık yaklaşık 3,3 milyar dolarlık doğrudan mali desteğin ‘müzakere edilebilecek ve kademeli olarak azaltılabilecek bir unsur’ olduğunu ifade etti. ABD ve İsrail hükümetleri, 2016 yılında imzalanan 10 yıllık bir mutabakat zaptıyla 38 milyar dolarlık askeri yardım taahhüdünde bulunmuştu; bunun 33 milyar doları askeri teçhizat alımı için hibe, 5 milyar doları ise füze savunma sistemleri için ayrılmıştı. Bu anlaşmanın süresi Eylül 2028’de sona eriyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, iki hafta önce Reuters’a yaptığı açıklamada, önümüzdeki on yıl içinde İsrail’in Amerikan askeri yardımlarına olan bağımlılığını ‘kademeli olarak azaltmayı’ umduğunu söylemişti. Netanyahu, ülkesinin yabancı askeri yardımlara bağımlı olmaması gerektiğini vurgularken, tam bağımsızlık için net bir takvim açıklamadı.

Economist dergisine verdiği bir röportajda ise Netanyahu, “Önümüzdeki on yıl içinde askeri yardımları kademeli olarak azaltmak istiyorum” dedi ve söz konusu azaltımın sıfıra inip inmeyeceği sorusuna “Evet” yanıtını verdi.

gtyh
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Netanyahu, ABD’ye yaptığı son ziyarette Başkan Donald Trump’a İsrail’in “Washington’un yıllar boyunca sağladığı askeri yardımları büyük ölçüde takdir ettiğini, ancak artık güçlü bir ülke haline geldiğini ve olağanüstü yetenekler geliştirdiğini” söylediğini açıkladı.

Geçtiğimiz aralık ayında Netanyahu, İsrail’in diğer ülkelere bağımlılığı azaltmak amacıyla bağımsız bir silah endüstrisi geliştirmek için 350 milyar şekel (110 milyar dolar) harcayacağını duyurmuştu.