Roma dönemine ait eşi benzeri olmayan 1906 yıllık heykel Leodikya'da bulundu

Roma dönemine ait eşi benzeri olmayan 1906 yıllık heykel Leodikya'da bulundu
TT

Roma dönemine ait eşi benzeri olmayan 1906 yıllık heykel Leodikya'da bulundu

Roma dönemine ait eşi benzeri olmayan 1906 yıllık heykel Leodikya'da bulundu

Denizli’deki Leodikya Antik Kenti’nde devam eden kazı çalışmalarında M.S. 113 yılında yapılan Roma İmparatoru Traian heykeli gün yüzüne çıkarıldı. Oran, porte gibi özellikleri bakımından dünyada eşi benzeri bulunmayan ve 356 parça halinde gün yüzüne çıkarılıp birleştirilen heykelin yanında bir de elleri arkadan bağlı Dacialı düşman askeri tasviri bulunuyor.
Denizli'nin Pamukkale ilçesinde kazıları devam eden Leodikya Antik Kenti'nde arkeoloji dünyasına yeni bir harika daha eklendi. Prof. Dr. Celal Şimşek başkanlığında yürütülen kazılarda, M.S. 113 yılında yapıldığı belirlenen Roma imparatoru Traian'a ait 356 parçaya bölünmüş heykel bulundu. 3 metre boyunda olan ve üzerinde semboller bulunan heykelin özellikleri bakımından dünyada eşi ve benzerinin bulunmadığı kaydedildi. Yanında elleri arkadan bağlı Dacialı düşman askerinin de tasvir edildiği Traian heykelinin, üzerinde zırh ve ayrıca düşmanlara karşı acımasız ancak dostlara karşı koruyucu, dostluk ve bereketi anlatan, sanatı koruyan ve güçlü bir imparator olduğunu anlatan simgeler bulunuyor.
'İmparator Traian gerçekten bir asker imparator'
Laodikya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, İmparator Traian'a ait heykelin antik kentte 15 yılda yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunan en önemli eserler içinde olduğunu söyledi. Şimşek, "Geçmişin en önemli ve en uzun yazıtı, ‘Su Yasası' bu heykelle birlikte ortaya çıkarıldı. M.S. 113 yılında yapıldığı ortaya çıkarıldı. Çünkü M.S. 117'de imparator ölüyor. Bugüne kadar İmparator Hadrian heykelleri çoktur ama böyle İmparator Traian ait heykeller bu düzeyde nitelikli sanat yönüyle ve bu büyüklükte maalesef heykel bugüne kadar bulunamadı. Tabi burada imparator kalite yönüyle, gerçekten imparatoru gören bir sanatçı tarafından yapılmış olması gerekiyor. Yüzündeki portre özellikleri çok ciddi. Çünkü imparator Traian gerçekten bir asker imparator, Roma sınırlarını en üst seviyeye ve en geniş halini aldıran imparator. Bunun yanında tüm hazineyi dolduran bir imparator" dedi.
'Dünyada böyle bir eser yok'
Şimşek, heykelde bulunan sembolleri ve heykelin yapılma sebebini ise şöyle anlattı:
"Özellikle kısa kiton ve sol kolundan aşağı düşen imparator giysisi yer alıyor. Zırh üzerinde de imgeler çok net algılanıyor. Özellikle zırhın üstten bağlama bölümünden Jüpiter'in yani gök tanrısının şimşeği yer alıyor. Göğsünün tam orta bölümünde Medusa yer alıyor bu da imparatorun korkutucu yönünü göstermesi bakımından önemli. İki tane karşılıklı griffon var, griffon tanrı Apollon'un sembolü. Apollon'u güzel sanatları koruyan tanrı olarak görüyoruz. Burada imparatorun güzel sanatları koruduğu akla geliyor. Ortada da bir krater yani su kabı var. Bu griffonlar ön bacaklarını yani patilerini su kabına doğru uzatmışlar zaten üstte de suyu dalgalı olarak yapmış sanatçı. Su Yasası ile birlikte Leodikya'ya çift hatlı gelen traventerden yapılmış borularla, kemerlerle gelen su yolunu yaptıran imparator olarak görülüyor. 30 bin denaryus vermiş. Ben o günkü hesaba göre yaptım yaklaşık 300 bin TL vermiş imparator. Bunun arkasından da Leodikya çok zengin bir kent olduğu için bunun altında kalmayarak emsal olarak muazzam bir heykel yaptırarak bu çeşmeye koymuşlar. Bekli de dünyanın her yerinden insanlar gelip bu eseri burada görecekler. Olay bu yönüyle de önemli. Gerçekten hem oran bakımından hem de portre bakımından gerçekten bugün bu imparator heykelini bulmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 356 parça çünkü çeşmede depremde altta kalmış. Dünyada böyle bir eser yok. 1906 yıllık M.S. 113 yılında yapılmış." 
Öte yandan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da antik kenti gezerek bulunan İmparator Traian heykeli ile birlikte diğer eserleri inceledi. 



Bilim insanları uzaylıları bulmanın yeni bir yolunu keşfetti

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Bilim insanları uzaylıları bulmanın yeni bir yolunu keşfetti

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Bilim insanları, diğer gezegenlerde yaşamı tespit etmenin yeni bir yolunu bulmuş olabilir.

Bilim insanları yıllardır Dünya'dan yaptıkları taramalarla diğer dünyalarda yaşam belirtisi olabilecek belirli molekülleri arıyor. Ancak yeni araştırma, onları daha kolay ortaya çıkaracak bir yöntem olabileceğini öne sürüyor: Moleküllerin kendisini değil, bilim insanlarının onları birbirine bağladığını düşündüğü gizli düzeni aramak.

Bu araştırma, bilim insanlarının özel cihazlara ihtiyaç duymadan diğer gezegenlerde istatistiksel bir yaklaşımla araştırma yapmasına imkan sağlayabilir. Hatta halihazırda uzaya gönderilmiş aletlerden elde edilen verilerde bu düzeni bulmak mümkün olabilir.

Araştırmacılar çalışmada, ekolojinin biyoçeşitliliği mevcut tür sayısına (zenginlik) ve bu türlerin ne kadar düzgün dağıldığına (eşitlik) göre ölçen yaklaşımdan yararlandı. Daha sonra bunu Dünya dışı kimyaya uygulayarak uygulayarak asteroit ve fosiller gibi yerlerden alınan amino asitleri ve yağ asitlerini incelediler. 

Biyolojik örneklerin cansız kimyasal yapılardan belirgin biçimde farklı olduğunu ve biyolojik örneklerin açık düzen örüntüleri sergilediğini saptadılar. Bu sayede iki farklı örnek türünü tutarlı ve güvenilir biçimde ayırabildiler, ayrıca yaşam izlerinin nasıl korunduğunu da inceleyebildiler.

Fosilleşmiş dinozor yumurtası kabukları gibi ileri derecede bozulmuş örneklerde bile uzaylı yaşamın tespit edilebilir istatistiksel izleri görüldü.

Araştırmacılar, yeni yöntem de dahil hiçbir yöntemin muhtemelen tek başına uzaylı yaşamın varlığını kanıtlayamayacağını belirtiyor. Ancak bu yöntemin, uzaylı yaşam arayışına önemli bir katkı sağlayabileceğini umuyorlar.

Yeni çalışmanın ortak yazarı Fabian Klenner, "Yaklaşımımız, bir yerde geçmişte yaşam bulunup bulunmadığını değerlendirmenin yollarından biri" diyor. 

Ve farklı tekniklerin hepsi aynı yöne işaret ediyorsa, bu çok güçlü bir kanıt haline gelir.

Çalışma, Nature Astronomy'de yayımlanan "Molecular diversity as a biosignature" (Biyolojik imza olarak moleküler çeşitlilik) başlıklı makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe


Hayden Panettiere, 18 yaşındayken ünlü bir aktörün yatağına zorla sokulduğunu anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hayden Panettiere, 18 yaşındayken ünlü bir aktörün yatağına zorla sokulduğunu anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yıllar önce yaşadığı rahatsız edici bir olay hakkında içini döken Hayden Panettiere, "güven beslediği" biri tarafından çıplak bir aktörle yatağa girmeye zorlandığını iddia etti.

O zamanlar 18 yaşında olan Nashville oyuncusu, yaşadıklarını yakın zamanda Jay Shetty'nin On Purpose podcast'inde anlattı. Panettiere'nin, iddialarını daha detaylı anlattığı This is Me: A Reckoning adlı anı kitabı yakında çıkıyor.

Artık 36 yaşında olan Panettiere, olay hakkında şunları söyledi:

[O yaşta] sağlıklı ve güvenli kararlar alabileceğimi düşünsem de etrafımda olup bitenlerin tamamen farkında değildim. Kendimi zor durumlarda bulana kadar bakış açımın tamamen değiştiğini ve tehlikede olduğumu fark etmedim. Tehlikede olduğumu fark ettiğimdeyse kelimenin tam anlamıyla denizin ortasındaydım.

Teknede "harika vakit geçiren" Panettiere şöyle devam etti:

Böyle bir şeyin olacağına dair hiçbir ipucu yoktu, bu yüzden şoke oldum. Beni hazırlıksız yakaladı. Güven beslediğim, koruyucum olarak gördüğüm ve arkamda duran biri tarafından yönlendiriliyordum... Merdivenlerden aşağı indik. Küçük bir odaydı. Beni, çok ünlü olan ve yatakta çıplak yatan bu adamın yanına fiziksel olarak yatırdı. Bu, adam için değişik bir şey değildi ve bu tür şeyler her zaman oluyordu.

Arkadaşı gittikten sonra, Gençlik Ateşi (Bring It On) yıldızı içindeki aslanın ortaya çıkmasına izin verdiğini söyledi. Panettiere, "Tüylerim diken diken oldu ve vahşileştim. Kendi kendime 'Bu yaşanmayacak' dedim" diye devam etti.

Ama saklanacak hiçbir yerim yoktu. Kaçtım. Teknede saklanabileceğim her yere saklandım. Atlayıp yüzerek uzaklaşma şansım yoktu. Ve durumumu anlayacak kimsenin olmadığını, bunun onlar için yeni bir şey olmadığını fark ettim.

Kariyerine çocuk oyuncu olarak başlayan Panettiere'nin yer aldığı ilk yapımlar arasında One Life to Live ve Guiding Light gibi pembe diziler, Disney'in 1998 yapımı animasyon filmi Bir Böceğin Yaşamı (A Bug's Life) ve 2000 yapımı futbol filmi Unutulmaz Titanlar (Remember The Titans) yer alıyor. Ancak, 2006-201'0'da yayımlanan 4 sezonluk bilim kurgu dizisi Heroes'daki çıkış rolüyle dünya çapında tanınırlık kazandı. Daha yakın zamanlardaysa Çığlık 6 (Scream VI, 2023), Amber Alert (2024) ve A Breed Apart (2005) gibi birkaç korku filminde rol aldı.

Bugünlerdeyse aslında 12 Mayıs'ta çıkması beklenen ancak 19 Mayıs'ta piyasaya sürülecek anı kitabı This Is Me: A Reckoning'i tanıtmak için basın turunda.

İfşa niteliğindeki kitap, Panettiere'nin hayatı ve kariyerinin yanı sıra doğum sonrası depresyon, bağımlılık ve iyileşme, travma, aile içi şiddet ve kayıplarla ilgili mücadelelerini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

Independent Türkçe


Kahvenin dokunma algısını değiştirebildiği ortaya çıktı

Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
TT

Kahvenin dokunma algısını değiştirebildiği ortaya çıktı

Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)
Bir fincan sütlü kahve (Hans Lucas/AFP)

Küçük çaplı yeni bir araştırmaya göre kahve, beynin dokunmaya ve kişinin kendi vücut hareketlerine verdiği tepkiyi yavaş yavaş değiştiriyor olabilir.

Dünya çapında milyonlarca insan, uyanıklığı artırmak, yorgunluğu hafifletmek ve konsantrasyonla odağını geliştirmek için sabahları bir fincan kahve içiyor.

Günlük yaklaşık bir veya iki fincan kahve gibi normal dozlarda, 50 ila 400 mg aktif bileşen kafein yer alıyor.

Daha yüksek dozlarda kahvenin beynin dokunma algısını tam olarak nasıl etkilediği ise henüz yeterince araştırılmayan bir konu.

Yeni bir çalışma ise normal ve yüksek dozlarda kafeinin, beynin spesifik bir sürecini nasıl etkilediğini inceledi.

Bu beyin süreci, bileğe hafif bir elektrik şoku verildikten kısa süre sonra beyne manyetik bir darbe gönderilmesini içeren ve kısa gecikmeli afferent inhibisyon (SAI) adı verilen bir yöntem kullanılarak değerlendiriliyor.

Bilekteki duyusal sinyal kol boyunca yukarı doğru ilerleyerek beynin somatosensoriyel bölgesine giriyor ve birkaç milisaniye sonra manyetik darbe yakındaki motor korteksi vurarak başparmağın seğirmesini tetikliyor.

Kas seğirmesini bastırmak için beyin, genellikle beyindeki belirli kimyasal haberciler arasında koordineli bir çabaya ihtiyaç duyuyor.

Hareketleri yumuşak ve kontrol altında tutmak için genellikle filtreleme sistemi görevi gören bu beyin süreci, beynin her dokunuşa aşırı tepki vermesini önlüyor.

Araştırmacılar son çalışmada 20 sağlıklı yetişkine 200 mg kafein ya da plasebo vererek bu filtreleme sürecini inceledi.

Bilim insanları, invaziv olmayan bir yöntem kullanarak manyetik darbelerle deneklerin motor korteksini uyarıp beyinlerinin nasıl tepki verdiğini ölçtü.

Kafeinin, dokunma sonrasında beynin kas tepkisini sınırlama yeteneğini artırdığını tespit ettiler ve bu da kahvenin "SAI'ı güçlendirebileceğine" işaret ediyor.

Bilim insanları, kafeinin beyindeki adenozin reseptör proteinlerini engelleyerek etki ettiğini düşünüyor.

Reseptörlerin engellenmesi, duyularımızla kas hareketlerimizin birlikte çalışmasını kontrol etmeye katkı sağlayan kimyasal haberci asetilkolinin artmasına yol açıyor olabilir.

Araştırmacılar şöyle yazıyor:

Bu bulgu, donepezil gibi kolinerjik güçlendirici ilaçların da SAI'ı güçlendirdiği bulgularıyla uyumlu.

Bilim insanları, "Kafeinin etkisi, kolinerjik sistemi düzenlemesinden kaynaklanıyor olabilir" diye yazarak bu bulguların, ilacın fizyolojik etkisine ve bunun Alzheimer ve Parkinson gibi rahatsızlıklarla nasıl bağlantılı olabileceğine dair fikir sunduğunu ekliyor.

Bilim insanları 400 mg'dan fazla kafein kullanarak daha fazla katılımcıyla başka çalışmalar yürütmeyi umuyor.

Araştırmacılar "Şimdiye kadar tartışılan sonuçlar ışığında, bireyler SAI muayenelerinden önce kafeinden uzak durmaya devam etmeli" sonucuna varıyor.

Independent Türkçe