​İran rejiminin geleceği Velayet-i Fakih sonrasına bağlı

Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)
Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)
TT

​İran rejiminin geleceği Velayet-i Fakih sonrasına bağlı

Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)
Hizbullah destekçileri, Beyrut'ta İran devriminin yıldönümünü kutlarken (AP)

İran rejimi 1979 devriminden bu yana, içeride vatandaşları için bir sorun olmaya devam ederken dışarıda da komşuları ve dünya için bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor.
Devrim büyük bir kısmı Şah rejiminden şikayet eden halk kesimleri olmak üzere çok sayıda İranlının hayatına mal olmuştu. Halk, devrimin vaatlerini yerine getireceğine ve İran’ı kurtarıp özgürleştireceğine inanıyordu. Ancak birçok ülke için Tahran’la yeni bir sayfa açma fırsatı gibi görülen devrim, çok geçmeden tüm beklentileri tersine çevirdi. Tahran'ın “Devrimin ihracı” projesi, bu ülkelerin iç işlerine müdahaleye dönüştü.
İran bugün yol ayrımına gelmiş durumda. Artık eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde dünya güçleri ile İran arasında 2015 yılında bölgedeki istikrarsızlığın ve iç çatışmaların önüne geçmek için imzalanan ve geçtiğimiz yıl Trump yönetiminin çekilmesiyle çöken nükleer anlaşmanın yerine yapılacak hiçbir anlaşma, Hamaney’in iç çatışmaya kadar değişen tüm olasılıklara kapı açabilecek olan sert açıklamalarının gölgesinde ülkenin ekonomik durumunu koruyamaz. Hamaney’in açıklamaları tıpkı 2009'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi, Velayet-i Fakih sisteminin sona ermesi ihtimalinin de konuşulmasına yol açtı.
Bu safha, İran'ın bölgedeki rolünü ve Trump yönetiminin geri çekilmesinin ardından nükleer anlaşmadan ne kazanabileceğine ışık tutarak İran krizini kendisi, komşuları ve dünyanın gözleri önüne seriyor.
İran'daki iç durum ve siyasi sistemin geleceği, İran hükümeti içinde devletin organlarından biri olan İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne (DMTK) ilişkin ihtilafların olması, hükümetin, ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından gelen zorluklarla başa çıkıp çıkmayacağına dair şüpheleri derinleştiriyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan İranlı gazeteci ve siyasi analist Rıza Alicani, İran’ın iç durumunu değerlendirirken, abartı ya da basitleştirmenin yanı sıra rejimin destekçilerinden uzak durulması gibi birkaç temel faktörün dikkate alınması gerektiğini belirtti.
İran'ın geleceği, üç eksen ışığında anlaşılması gereken bir ekonomi tarafından belirlendiğini ifade eden Alicani, bunlardan en önemlisinin devleti “Velayet-i Fakih” ve “Cumhuriyet”  olarak ikiye bölen Rehber Ali Hamaney'in politikaları olduğunu kaydetti. Taraflar arasındaki nükleer anlaşmayla ilgili algısal anlaşmazlık da dahil olmak üzere, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi yavaş yavaş devirmeye götüren ve merkezinde ekonomik tablonun yer aldığı çeşitli nedenlere dikkati çeken Alicani, “Cumhurbaşkanı Ruhani, müzakerelerin nükleer dosya ile sınırlandırılacağı, yaptırımların azaltılacağı ve Batılıların İran'ın davranışları ve bölgesel rolünü kabul edeceklerine inanıyordu. Batı ise nükleer anlaşma için yapılan müzakerelerin Tahran'ın davranışlarını değiştiren görüşlerin ilk halkası olmasını umuyordu.
İran diplomasisinin selefi Barack Obama'nın mirasını yok etmeye çalışan Donald Trump’ın seçilmesiyle “karmaşık bir aşamaya” girdiğini söyleyen Alicani, Ruhani'nin dış politika vaatlerinden geri dönmesi ve Hamaney’in Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in istifasını kabul etmemesine dikkati çekti. Buna karşılık Trump, İran'a imtiyaz vermeyi reddederek Tahran'ın davranışlarında köklü bir değişiklik yaratmak için İran ekonomisinin zayıflamasıyla müzakerelerin sürdürülebileceğini iddia etti.
Bir yandan Hamaney diğer yandan ise Trump ve müttefiklerinin politikalarını “İran’ın ekonomisi ve halkını ezen kayalara” benzeten İranlı gazeteci, iki olası senaryoya dikkat çekti. Birincisi; mevcut şartlarla yaşamaya devam etmek. İkincisi ise İran’ın dört bir yanında patlak veren protesto gösterilerinin yaşandığı Aralık 2017'ye geri dönmek. Bu da hükümetin baskıya karşı koymak için petrol kaynaklarını devreye sokmak amacıyla 1 milyon varil petrol satma girişimini açıklıyor.
Aşamalı olarak demokrasiye geçiş fikrine değinen Alicani, İran’da Suriye senaryosunun yaşanabileceği uyarıları sebebiyle reformistlerin bu davranışlarını eleştirdi. “Aşamalı olarak demokrasiye geçiş ve rejimin aşılmasını” talep edenlerle reformistler arasındaki farka dikkati çeken İranlı gazeteci, “ilk grup din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılmasını ve geleneksel sistemin ilan edilmesini beklerken reformcular mevcut rejimin devam etmesini istiyor” dedi.
Öte yandan bağımsız gazeteci Iraj Mesdaghi konuya ilişkin değerlendirmesinde rejimin tarafları arasındaki görüş ayrılıklarının Velayet-i Fakih sisteminin davranışlarını değiştirmede herhangi bir etkisi olmadığını söyledi. Devrimden 40 yıl sonra ihtilaflar ve çatışmalar yaşandığına şahit olunduğunu belirten Mesdaghi, bu durumun Mehdi Bezirgan, Ebu'l-Hasan Beni Sadr, Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri, Haşimi Rafsancani, Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad gibi isimlerin marjinalleşmesine neden olduğunu, fakat rejimin davranışlarında bir değişime yol açmadığını hatta daha da kötüye gittiğini kaydetti. Velayet-i Fakih sistemi gerçeğini rejimin davranışlarının değişmesi ihtimalini engellediğini söyleyen Mesdaghi, rejimin davranışını düzeltmek için atılan ilk adımın sistemin çökmesine yol açacağını da sözlerine ekledi.
Kişisel çatışmalar ve rekabetlere rağmen görüş ayrılıklarının asıl nedenlerini, mafya gibi rejimin taraflarının ortak çıkarları olmasına bağlayan Mesdaghi, sistemdeki çoklu mekanizmaların karar veren temel devlet organlarının yerini alamayıp kendilerini bir soruna dönüştürdüklerinin altını çizdi. Örneğin, söz konusu görüş ayrılıklarını gidermek için DMTK’nın kurulduğunu belirten Mesdaghi, ancak DMTK’nın bugün Hamaney’i parlamento başkanları, yargı ve hükümet arasındaki ihtilafları çözmek için bir komisyon kurmaya zorlayan bir sorun haline geldiğini vurguladı.
Kendisinin de bir reformist olduğunu ve İran’daki durumu en az zararla düzeltecek seçeneği istediğini vurgulayan Mesdaghi, ikiyüzlü olmadığını, kendisini ve insanları aldatmak istemediğini belirterek “Velayet-i Fakih sistemi varken herhangi bir reform hayal etmenin çok zor olduğuna inanıyorum. Çünkü herhangi bir reform, rejimin düşmesine yol açabilir” dedi. Toplumsal dönüşümlerin İran'da depremi andırdığını hatırlatan Mesdaghi, “kesinlikle bir sosyal deprem yaşanacak. Fakat ne zaman olacağını tahmin etmek zor. İnsanları ve siyasi güçleri bir araya getiren bir değişim olmadıkça ülke yıkılsa dahi bu sistem devam edecektir” şeklinde konuştu.
Diğer yandan Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Ammar Maleki, dış baskılar ne kadar büyük olursa, sistemdeki reformist ve muhafazakar akımlar arasındaki ihtilafların da bir o kadar fazla olduğuna dikkati çekti. Bu temelde, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Devrim Muhafızları’na yaklaşımı ve ikinci kez seçilmesinin ardından yaşadığı zorluklara işaret eden Maleki, “İran rejimi içerisinde taraflar arasında bariz anlaşmazlıkların yaşandığını görmemize rağmen, taraflar rejimi baskıdan korumak için birlikte çalışmaları gerektiğinde hemfikirler. Bununla birlikte dış baskıların halkın huzurunu kaçırabileceğine dair korkular, rejimin varlığını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.
Bir İran kamu yoklama merkezinin sorumluluğunu üstlenen Maleki, içerideki ihtilafların, taraflardan biri olan muhafazakarların büyük payı kontrol etme arzusunun bir sonucu olarak ülkedeki güç ve servet kaynaklarına ilişkin görüş ayrılıklarından kaynaklandığına inanıyor. Buna karşılık, hükümeti kontrol eden reformist hareketin de bir yandan konumunu korumaya çalıştığını diğer yandan da rejimin çökmesinden korktuğunu söyleyen Maleki, “Anlaşmazlık hiç bir zaman rejimin kökleriyle ilgili olmadı. Bahsettiğim meselelerle ilgiliydi" dedi.
İki modele değinen Maleki, reformist hareketin uygulamak istediği Çin modeli ile muhafazakarların uygulama eğiliminde olduğu Kuzey Kore modelinden bahsetti. Muhafazakârların, Kuzey Kore modelini uygulayarak, sistemin hayatta kalmasını sağlamak için dünya ve Batı ile ilişkileri kesmenin mümkün olduğuna inandığını vurgulayan Maleki, reformistlerin ise Çin modeliyle Avrupalılarla ilişkilerin normalleştirilebileceğine inandığını ve böylece rejimin hayatta kalmasını garantilemek istediklerini kaydetti.
Reformistlerin son 20 yılda gerçekleştirdikleri ışığında, rejimin yapısının düzeltilememesi de dahil olmak üzere İran’da herhangi bir reform gerçekleşebileceği fikrine sıcak bakmayan Maleki, aynı zamanda değişimin, İran toplumunu memnun edebileceğini ve Velayet-i Fakih gibi yapıların çıkarılarak İran Anayasası’nı demokratik bir anayasa haline getiren radikal bir değişime yol açabileceğini vurguladı. Ardından Maleki, Reformist hareketin, İran’da gerçekçi bir demokrasiye doğru ilerlemesi halinde halktaki yerini kaybedeceğini, çünkü özgür seçimler yapıldığında reformist hareketin İranlılar için dördüncü ya da beşinci seçenek olacağına inandığını söyledi.
Halkın siyasi laikliği talep ettiğini söyleyen Maleki, ancak reformistlerin değişme ihtimalleri ve değişim istekleri olmadığını belirtti.
İran’da kötüleşen yaşam koşulları ve yaptırımların İranlılar üzerinde daha fazla baskı yaratacağına inanan Maleki, İran'ın önümüzdeki dönemde aralıklı veya sürekli olarak protesto gösterilerine tanık olabileceğini söyledi. Yaklaşan parlamento seçimleri sebebiyle bu yılın İran rejiminin kader yılı olacağının altını çizen Maleki, şu anki mevcut durumun Humeyni'nin ölümü ve Hamaney’in İran’da “Rehber” olmasıyla binlerce siyasi mahkumun infaz edildiği 1989 yılındaki şartlara benzediğine dikkati çekti. Maleki’ye göre gelecek Şubat ayında yapılacak parlamento seçimlerinin, 2018'in başlarında İran’ın 80'den fazla şehrinde yapılan protestolar sonrasında rejimin meşruiyetini ölçülmesine yönelik önemli bir dönüm noktası olacak.
Bununla birlikte yaptırımların sıkılaştırılması ve petrol konusunun protesto gösterilerinin yayılmasında etkili olabileceğine inanan Maleki, bunun rejimi baskı uygulamaya veya Suriye’de yaşananları tekrarlamaya itebilecek en büyük sorunlardan biri olduğunu vurguladı. Maleki, bununla birlikte uluslararası toplumda Suriye’de yaşananların İran’da da yaşanabileceğine dair endişeler olduğunu da sözlerine ekledi.
Son olarak Şarku’l Avsat’a konuşan muhalif Farashgard grubunun üyesi Şirvan Faşendi, İran rejiminin devrimin 40’ıncı yılında siyasi ve ekonomik olarak tamamen iflas ettiğini söyledi. Ekonominin ABD'nin Ağustos ayında uyguladığı yaptırımlardan önce başlayan yapısal sorunlardan muzdarip olduğunu vurgulayan Faşendi, istikrarlı bir şekilde artan para arzının, devlet bankaları, özel bankalar ve emeklilik fonlarının iflasına veya iflasın eşiğine gelmesine yol açtığını belirtti. Faşendi, ABD’nin uyguladığı son yaptırımların ise devenin belini kıran yani ekonomiyi çöküşün eşiğine getiren saman çöpü olduğunu kaydetti.
İran’daki siyasi çıkmazın, 1980'lerin sonlarında Hamaney’in halefinin olmayışıyla daha da netleştiğini söyleyen Faşendi, İran ekonomisinin büyük bir kısmının da Devrim Muhafızları’nın kontrolünde olduğuna dikkati çekerek, “Devrim Muhafızları, rejimin askeri kolu olmadan önce İran hükümeti tarafından üstü örtülen gerçek bir mafyaya dönüştü. Bu “mafyanın Hamaney’in ölümünden sonra gücünü ne kadar süre koruyacağı belli değil” dedi.
Cumhurbaşkanlarının genel olarak ikinci dönemlerinin sonlarında karşılaştıkları soğuma döneminin Ruhani için özellikle Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle erkenden başladığını düşünen Faşendi, “İran halkının büyük bir kısmı şuanda Ruhani, Hamaney ve Kasım Süleymani arasında herhangi bir fark görmüyorlar” şeklinde konuştu.



Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.


Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
TT

Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, bugün ülkesini “dünyanın dördüncü büyük gücü” olarak görenlerin bulunduğunu söyledi. Hamaney, İran'ın düzenlediği saldırıların “düşman” güçlerinin Umman Denizi’ni aşmasını engellediğini belirterek “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.

Hamaney'in İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan açıklamasında, İran'ın güneyindeki suların geçmişte ülkesinin rakip güçlerinin hareket alanı olduğunu belirtti. Hamaney, ancak bu güçlerin İranlı savaşçılar ve “Hürmüz Boğazı'nın savunucuları” tarafından düzenlenen “acı verici saldırılar” karşısında geri çekilmek zorunda kaldığını ifade etti.

Bu güçlerin ilerlemeye her cesaret ettiğinde zarar gördüğünü belirten Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” dedi.

Hamaney, İran'ın rakiplerinin artık kendileri, yani onların takipçileri değil, İran saldırıları karşısında korunma arayan ve “savaşın durdurulması için yalvaran” taraf haline geldiğini söyledi.

“Bugün bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var” diyen Hamaney, ancak “ilahi hesaplara” göre İran'ın “dünyanın birinci gücü” olduğunu savundu.

fthy
Tahran'da pazar günü döviz kurlarını gösteren ekran (Reuters)

Hamaney, İran'ın geçmişteki konumuyla bugün geldiği nokta arasındaki değişime de değindi. Rakiplerinin İran'ı yeniden döndürmek istediği dönemin “geri kalmışlık, zillet, bağımlılık ve kötü şöhret” ile karakterize edildiğini söyleyen Hamaney, mevcut dönemin ise “ilerleme, onur ve bağımsızlık” dönemi olduğunu belirtti. Hamaney, “Düşmanımızın geri dönmesini istediği o eski günler geride kaldı ve bir daha asla geri dönmeyecek” ifadelerini kullandı.

30 milyondan fazla İranlıdan “fedakârlık” sözü

Hamaney, devletin Tahran ve İran'ın diğer kentlerindeki başlıca meydanlarda destekçilerini toplamak amacıyla düzenlediği gece toplantılarına da değindi.

İranlıların yedi aydır ülke genelindeki meydan ve caddelerde toplanmayı sürdürdüğünü söyleyen Hamaney, 30 milyondan fazla İranlının “kendilerini feda etmeye” hazır olduklarını ilan ettiğini belirtti.

Hamaney, katılımcıların organize edilmesi amacıyla kendilerinden yeniden hazır olduklarını ilan etmelerinin istendiğini ve gerekli sayının, 500 binden fazla kişinin, ilk 100 dakika içinde tamamlandığını söyledi.

fvgbhju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran'ın farklı bölgelerinde “hazırlığın” çeşitli biçimlerde sürdüğünü belirten Hamaney, özellikle “silahlı hazırlıklara” dikkat çekti. Toplumun farklı kesimlerinin “Hürmüz Boğazı'nı korumak” da dahil olmak üzere çeşitli tutumları benimsediğini ifade etti.

“İran savaşlardan daha güçlü çıktı”

Hamaney, İran yönetiminin İran-Irak Savaşı'ndan savaş öncesine kıyasla daha güçlü çıktığını ve sonraki çatışmalarda da aynı durumun tekrarlandığını savundu.

Özellikle “son iki dayatılmış savaşın” İran yönetimini daha güçlü hale getirdiğini belirten Hamaney, “Önümüzdeki günlerin bu günlerden çok daha görkemli olacağını” öngördü.

Hamaney'in mesajı, İran Merkez Bankası'nın yıllık enflasyonun eylülde yüzde 68,4'e ulaştığını, geçen yılın aynı ayına kıyasla enflasyonun ise yüzde 83,8 olduğunu gösteren verileri yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi.

İran para birimi de pazartesi günü yeniden baskı altında kaldı. Doların serbest piyasadaki kuru günün erken saatlerinde yaklaşık 236 bin tümen seviyesindeyken 243 bin tümeni aştı.

ABD'nin deniz ablukası İran'ın petrol ihracatını kısıtlarken Washington, petrol satışlarına yönelik yaptırımları da sıkılaştırdı. ABD'li yetkililer, Tahran'ın dolara erişim kapasitesinin giderek azaldığını belirtiyor.

Hamaney marttan bu yana kamuoyu önüne çıkmadı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bu tarihten beri kendisine ait doğrulanmış bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

İranlı yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, dini liderin önemli kararlara katılmayı sürdürdüğünü ancak günlük yönetimle ilgili geniş yetkileri üst düzey yetkililere devrettiğini belirtiyor.

Geçen ay Reuters'a konuşan kaynaklara göre Hamaney, savaşın ilk saldırılarında aldığı ağır yaralardan dolayı iyileşme sürecinde. İran makamları ise kamuoyu önünde sınırlı şekilde görünmesini güvenlik gerekçeleri ve hedef alınma endişeleriyle açıklıyor. Hamaney'in sağlık durumunun veya ülke yönetimine günlük katılım düzeyinin bağımsız şekilde doğrulanması mümkün olmadı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos'ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı yaptığını söyledi. Dini Lider'in ofisi de aynı gün yayımladığı açıklamada görüşmede savaşın, ekonomik durumun ve ülkenin geleceğinin ele alındığını bildirdi ancak toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü yayımlanmadı.

Daha sonra resmi İran haber ajansı IRNA, toplantıya ilişkin daha fazla ayrıntı yayımladı. Buna göre görüşmelerde halkın yaşam koşulları, savaş, askeri gelişmeler, kaynak ve enerji yönetimi, dış dünyayla ekonomik ilişkiler, konut ve istihdam konuları ele alındı.

Pezeşkiyan daha önce, Hamaney ile iletişim kurmanın “şu anda çok zor” olduğunu söylemişti. Yetkililer ise yalnızca sınırlı sayıdaki üst düzey yetkilinin Hamaney ile doğrudan görüştüğünü belirtiyordu.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada Mücteba Hamaney'in öldüğüne inanmadığını söyledi ancak onun “çok ağır yaralar” aldığını belirtti.