İsrail’de seçim kampanyalarının beklenmedik yıldızı: Marihuana

İsrail merkezli Seedo şirketinin portatif laboratuvarında kenevir bitkisi (Bel Trew-The Independent)
İsrail merkezli Seedo şirketinin portatif laboratuvarında kenevir bitkisi (Bel Trew-The Independent)
TT

İsrail’de seçim kampanyalarının beklenmedik yıldızı: Marihuana

İsrail merkezli Seedo şirketinin portatif laboratuvarında kenevir bitkisi (Bel Trew-The Independent)
İsrail merkezli Seedo şirketinin portatif laboratuvarında kenevir bitkisi (Bel Trew-The Independent)

Gazze’yle yeni bir savaş tehdidi ve Golan Tepeleri’nin işgali gibi Ortadoğu’nun en zorlu meselelerinin ön planda olduğu bir seçim kampanyası döneminde İsrail’de marihuana gündemin en önemli maddesi haline geldi.
İsrail’de 20 yıldan uzun bir süre önce tıbbi kullanımı yasallaştırılan kenevirin tıbbi ihracatına da bu yıl başlarında onay verildi. Kenevirin eğlence amaçlı kullanımının yasal hale getirilmesi ülkede gelecek hafta yapılacak genel seçimlere de malzeme oldu.
The Independent'tan Bel Trew'in haberine göre, küresel kenevir endüstrisinde etkili İsrail’deki birçok girişimci şirketten biri Seedo’dan Uri Zeevi, eğlence amaçlı kullanımı yasallaştırma konusunun gündeme taşınmasının, kenevirin suç olmaktan çıkarılmasına yönelik olumlu bir işaret olabileceğini belirtiyor.
İsrail’in kuzeyindeki Yokneam Illit şehrinde geliştirilen Seedo’nun ürünleri, kullanıcıların marihuanayı küçük ev laboratuvarlarında yetiştirmesine imkan sağlıyor. Ayrıca bir aplikasyon yardımıyla kenevir bitkisinin büyümesinin canlı yayınla takip edilmesine ve ihtiyaçlarının yapay zekayla giderilmesine olanak sunuyor.
Şirketin bazı yapraklı yeşillikler ve sebzelerin yanı sıra hassas bir bitki olarak bilinen kenevirin yüzlerce türü için de spesifik büyüme planları var.   
Sıcaklığı, nemi, besini ve ışığı kontrol eden buzdolabı benzeri konteynerler her bir büyüme döngüsünden bir şeyler öğreniyor. Aplikasyon da kenevirin her bir türü için planı mükemmelleştirmek amacıyla tüm kullanıcılardan gelen bilgileri bir havuzda topluyor.

Şirket her 12 ayda bir 400 grama kadar sorunsuz kenevir yetiştirebilen 2 bin 400 dolarlık (13 bin 420 TL) teçhizat için şu anda dünya genelinde 3 binden fazla sipariş almış durumda.  
The Independent’a konuşan Seedo Pazarlama Şefi Uri Zeevi “Ev laboratuvarlarıyla yatırımınızı bir yıl içerisinde geri kazanacaksınız” dedi.
Zeevi “Hava geçirmeyecek şekilde sızdırmazlığı sağlamlaştırılmış durumda, dolayısıyla siz Nepal dağ ikliminde de olsanız Sahra Çölü’nde de olsanız spesifik bitkiniz çok iyi büyüyecek” ifadesini kullandı.
Seedo ayrıca şirketlerin çatılarda bile yüksek kalitede tıbbı kenevir üretebilmesini sağlayacak endüstriyel büyüklükte istiflenebilir konteynerler üretme aşamasında.
İsrail’de tıbbi kenevir kullanımı yasal ancak eğlence amaçlı kenevir tüketimi ise hala yasak. Ülke içinde bunun değişmesini isteyen giderek büyüyen bir hareketin parçası Zeevi şunları söyledi:
“Bir kere yasal olduktan sonra, kenevir endüstrisi çok sayıda istihdam yaratabilir ve vergilerle çok büyük gelirler elde edilebilir. Yasallaştırılmış olsun veya olmasın kenevir var. Buradaki soru şu; gelirlerden kim yararlanacak, hükümet mi yoksa karaborsa mı?”
İsrail’de kenevire ve yasallaştırılmasına ilişkin tartışmalar yıllardır sol siyasi platformların yan kollarına bırakılmıştı.
Bu noktada İsrail parlamentosunda (Knesset) kurulduğu 1999’dan beri bir sandalye dahi kazanamamış Yeşil Yaprak gibi küçük partilerin genellikle dikkate alınmayan çağrıları oldu.
Fakat bu yıl o tanıdık ama kötülenen çok yapraklı bitki, İsrail seçimlerinin beklenmedik yıldızı haline geldi ve parti ayrımlarını aşarak sağ partiler için alışılmadık bir şekilde kampanya malzemesi oldu.
Geniş bir muhafazakar Yahudi ve Müslüman toplumuna sahip İsrail’de son zamanlara kadar kenevire karşı çıkılıyordu.
Esrar içmek geçmişte İsraillilerin askerlikten atılmasına neden olabiliyordu.
İsrail polisi geçen ay, marihuanayı evlerinin kapısına kadar getirme hizmeti sunan şifreli mesajlaşma uygulaması Telegrass kullandığından şüphelenilen onlarca kişiyi tutukladı.
Öte yandan insanların ortalık yerde esrar içmesi de nadir bir şey değil. Teknik olarak yasak olmasına rağmen kolluk kuvvetleri giderek bu konuda hoşgörülü davranıyor.
Tıbbi amaçlı marihuana kullanımına 1990’lardan beri müsaade edilmiş durumda ve bu kullanım ilginin artmasıyla toplumun her kesiminde giderek popüler hale geldi.
Gazze’yle savaş endişesi ve mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’ya açılabilecek olası bir soruşturma gelecek hafta yapılacak seçimleri zaman zaman gölgede bıraktı.
Ancak uluslararası meseleler ve basmakalıp konular haricinde seçim döneminde kenevir etrafında dönen hararetli tartışmalar ön plana çıkıyor.
İsrail hükümeti en sonunda 2019’un başlarında İsrail’de yetiştirilen tıbbi amaçlı kenevirin ihraç edilmesini onaylayarak canlı iç piyasasının dünyaya açılmasını sağladı.
Ülke bu hafta da marihuananın kişisel kullanımını suç olmaktan çıkararak kenevirin eğlence amaçlı kullanımının yasalaştırılmasına bir adım daha yaklaştı.
Kişilerin evlerinde az miktarda marihuana kullanması artık suç değil. Ancak kamusal alanda tüketilmesi olası 3 yıl hapis cezası yerine 200 sterlin (bin 460 TL) para cezasıyla sonuçlanacak. 

Önceki seçimlerde marihuanayı büyük ölçüde görmezden gelen Netanyahu gibi politikacılar şimdi de genç seçmenleri kazanabilmek için esrara göz kırpıyor.
Sağ kanat Likud Partisi’nin Başkanı Netanyahu birkaç hafta önce, eğer tekrar seçilirse marihuananın yasal hale getirilmesini dikkate alacağını söyledi ve tıbbi amaçlı kenevir kullanımını dünyadaki en üst seviyelere çıkaracağı sözünü verdi.
Onun bu sözü vermesi, yeni kurulan aşırı sağcı Zehut Partisi’nin marihuanayı suç olmaktan çıkarma sözüyle popülaritesini artırması sonrasında geldi.
İlk başlardaki anketler bu özgürlükçü grubun parlamentoda tek bir sandalye elde etmesi için gerekli barajı geçemeyeceğini gösteriyordu ancak Channel 12’nin bu hafta yaptığı bir anket Zehut’un mecliste 5 sandalye elde edeceğine işaret ediyor.
İngilizce’de “kimlik” anlamına gelen Zehut Partisi’ne, bir zamanlar parlamentoda Likud üyesi olarak yer alan kışkırtıcı Ortodoks yerleşimci Moşe Feiglin liderlik ediyor. Filistin halkının varlığını reddettiği için kötü bir şöhrete sahip Feiglin, 1990’larda Oslo Barış Anlaşması’nı protesto etmek için devlete karşı isyandan tutuklanmıştı.
Parti üyeleri Feiglin’in hasta akrabalarının tıbbi amaçlı marihuana kullanımına bel bağlamalarının ardından kenevirin beklenmedik bir şampiyonu olduğunu belirtiyor.
Zehut’un milletvekili listesinde 5’inci sırada yer alan ve muhtemelen parlamentoya girebilecek Libby Molad “Moşe geçen yıl parlamentoda kenevirin tamamen yasallaştırılmasını sağlamak istiyordu. Tamamen yasallaştırma olmadan tıbbı amaçlı marihuana kullanan insanların buna erişemeyeceklerini biliyordu” dedi.
The Independent’a konuşan Molad “İsrail’de muhtemelen bir milyondan fazla eğlence amaçlı marihuana kullanıcısı var. Bunların hepsi suçlu sayılıyor. Bu yaklaşık 8 milyonluk bir ülkede çılgınlık. Bu bir kadeh şarabı sevmekten farksız” ifadelerini kullandı.
İsrail’in kolaylıkla kenevir üretimi ve araştırmalarına bayraktarlık edebileceğini söyleyen Molad “Yaratacağı işleri ve gelirleri bir düşünün” diye konuştu.
Dolayısıyla bu meseleyi siyasi kampanyanın ön sıralarına koymak iyi bir iş anlayışı.
Arcview Market Research’ün son raporuna göre dünya genelinde yasal kenevir için harcanan rakam bu yıl 16,9 milyar dolara (94,8 milyar TL) ulaşabilir ve bu rakam 2022’de 31,3 milyar dolara (175,4 milyar TL) yükselebilir.
Kenevir üretimi için şu andaki en büyük pazar Kanada. Bu da büyük ölçüde ABD’nin federal düzeyde yasak olan kenevir bitkisini ithal veya ihraç edememesinden kaynaklanıyor.
Ancak Kanada’da hava şartları kenevir üretimi için uygun değil. Burada İsrail geniş çaplı bir pazar bulabilir.
Haaretz gazetesine bilgi veren yetkililer, ilgili ticari anlaşmaların bir yılda 1 milyar şekel (1,5 milyar TL) vergi geliri getirebileceğini tahmin ettiklerini söyledi.
Birçok politikacı ise şimdiden kazanç sağlıyor.
İsrail’in eski başbakanlarından ve ülkenin İşçi Partisi eski lideri Ehud Barak, kenevir üreticisi Canndoc’a sahip bir şirkete başkan olduktan sonra ülke medyasında İsrail’in “marihuana milyoneri” olarak anılıyor.
Ehud Barak bu hafta Tel Aviv’de kenevir teknolojisi konferansında İsrail’in “süt, bal ve kenevir ülkesi” olduğunu söyledi.

Sektördeki CEO’lar da aynı fikirde. Startup’ları, tarımsal teknolojisi, araştırma ve elverişli havasıyla bilinen İsrail gelişen bu endüstri için çok uygun görünüyor.
İsrail ayrıca kenevirle ilgili araştırmaların da merkezi durumunda. Kenevirin temel psikoaktif bileşeni olan Tetrahidrokanabinol (THC), 1964’te ilk defa İsrailli bilim insanları Raphael Mechoulam ve Yechiel Gaoni tarafından keşfedildi.
On yıllardır kenevir yetiştiren ve Gazze sınırına yakın seraları bulunan Uluslararası Tıbbi Kenevir’den (IMC) Oren Shuster, İsrail’de kenevir üretmenin Kanada gibi yerlerde üretmekten 3 kat daha ucuz olduğunu söyledi.  
The Independent’a konuşan Shuster “İsrail’in iklim şartları kenevir büyütmek için mükemmel. Maliyetimiz çok düşük çünkü seralarda yetiştiriyoruz. Ekstra bir sıcaklığa veya yapay ışığa ihtiyacımız yok. En mükemmel doğal kaynağa sahibiz; elverişli hava ve güneş” açıklamasında bulundu. 
IMC iç piyasaya yönelik yıllık 3 ton tıbbi amaçlı kenevir üretiyor. Ancak gelecekteki uluslararası talebi karşılamak için de bu rakamı yıllık 150 tona çıkarmaya hazırlanıyor.
Bir zamanların kenevir eleştirmeni olan Shuster şimdilerde kenevirin yasal hale gelmesini istiyor. Kenevirin, ciltten zihin sağlığına kadar birçok yararları bulunduğunu savunuyor. Fakat birçok araştırma da marihuana kullanımının zihinsel sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Shuster’in kenevir tarlalarının hasat sonrası işlemin tamamen otomatikleştirilmesiyle dünyada benzeri bulunmuyor. Shuster, İsrail’de özel olarak tasarlanan robotların kullanılmasıyla yüzde 90’a varan tasarruf sağladığını iddia ediyor.
Shuster “Birkaç yıl içerisinde İsrail’in kenevir inovasyonunda ve araştırmalarında bir imparatorluk olacağına inanıyorum. Daha şimdiden bunu kuşatan enerjik bir startup topluluğu bulunuyor” diye konuştu.



Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.


Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
TT

Hamaney: Bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var

İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, bugün ülkesini “dünyanın dördüncü büyük gücü” olarak görenlerin bulunduğunu söyledi. Hamaney, İran'ın düzenlediği saldırıların “düşman” güçlerinin Umman Denizi’ni aşmasını engellediğini belirterek “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” tehdidinde bulundu.

Hamaney'in İran-Irak Savaşı'nın başlamasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan açıklamasında, İran'ın güneyindeki suların geçmişte ülkesinin rakip güçlerinin hareket alanı olduğunu belirtti. Hamaney, ancak bu güçlerin İranlı savaşçılar ve “Hürmüz Boğazı'nın savunucuları” tarafından düzenlenen “acı verici saldırılar” karşısında geri çekilmek zorunda kaldığını ifade etti.

Bu güçlerin ilerlemeye her cesaret ettiğinde zarar gördüğünü belirten Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” dedi.

Hamaney, İran'ın rakiplerinin artık kendileri, yani onların takipçileri değil, İran saldırıları karşısında korunma arayan ve “savaşın durdurulması için yalvaran” taraf haline geldiğini söyledi.

“Bugün bizi dünyanın dördüncü büyük gücü sayanlar var” diyen Hamaney, ancak “ilahi hesaplara” göre İran'ın “dünyanın birinci gücü” olduğunu savundu.

fthy
Tahran'da pazar günü döviz kurlarını gösteren ekran (Reuters)

Hamaney, İran'ın geçmişteki konumuyla bugün geldiği nokta arasındaki değişime de değindi. Rakiplerinin İran'ı yeniden döndürmek istediği dönemin “geri kalmışlık, zillet, bağımlılık ve kötü şöhret” ile karakterize edildiğini söyleyen Hamaney, mevcut dönemin ise “ilerleme, onur ve bağımsızlık” dönemi olduğunu belirtti. Hamaney, “Düşmanımızın geri dönmesini istediği o eski günler geride kaldı ve bir daha asla geri dönmeyecek” ifadelerini kullandı.

30 milyondan fazla İranlıdan “fedakârlık” sözü

Hamaney, devletin Tahran ve İran'ın diğer kentlerindeki başlıca meydanlarda destekçilerini toplamak amacıyla düzenlediği gece toplantılarına da değindi.

İranlıların yedi aydır ülke genelindeki meydan ve caddelerde toplanmayı sürdürdüğünü söyleyen Hamaney, 30 milyondan fazla İranlının “kendilerini feda etmeye” hazır olduklarını ilan ettiğini belirtti.

Hamaney, katılımcıların organize edilmesi amacıyla kendilerinden yeniden hazır olduklarını ilan etmelerinin istendiğini ve gerekli sayının, 500 binden fazla kişinin, ilk 100 dakika içinde tamamlandığını söyledi.

fvgbhju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'daki Baharistan Meydanı'nda sergilenen askeri İHA'ların önünden motosikletleriyle geçiyor (AFP)

İran'ın farklı bölgelerinde “hazırlığın” çeşitli biçimlerde sürdüğünü belirten Hamaney, özellikle “silahlı hazırlıklara” dikkat çekti. Toplumun farklı kesimlerinin “Hürmüz Boğazı'nı korumak” da dahil olmak üzere çeşitli tutumları benimsediğini ifade etti.

“İran savaşlardan daha güçlü çıktı”

Hamaney, İran yönetiminin İran-Irak Savaşı'ndan savaş öncesine kıyasla daha güçlü çıktığını ve sonraki çatışmalarda da aynı durumun tekrarlandığını savundu.

Özellikle “son iki dayatılmış savaşın” İran yönetimini daha güçlü hale getirdiğini belirten Hamaney, “Önümüzdeki günlerin bu günlerden çok daha görkemli olacağını” öngördü.

Hamaney'in mesajı, İran Merkez Bankası'nın yıllık enflasyonun eylülde yüzde 68,4'e ulaştığını, geçen yılın aynı ayına kıyasla enflasyonun ise yüzde 83,8 olduğunu gösteren verileri yayımlamasıyla aynı döneme denk geldi.

İran para birimi de pazartesi günü yeniden baskı altında kaldı. Doların serbest piyasadaki kuru günün erken saatlerinde yaklaşık 236 bin tümen seviyesindeyken 243 bin tümeni aştı.

ABD'nin deniz ablukası İran'ın petrol ihracatını kısıtlarken Washington, petrol satışlarına yönelik yaptırımları da sıkılaştırdı. ABD'li yetkililer, Tahran'ın dolara erişim kapasitesinin giderek azaldığını belirtiyor.

Hamaney marttan bu yana kamuoyu önüne çıkmadı

Mücteba Hamaney, babası Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart'ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Bu tarihten beri kendisine ait doğrulanmış bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

İranlı yetkililer ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, dini liderin önemli kararlara katılmayı sürdürdüğünü ancak günlük yönetimle ilgili geniş yetkileri üst düzey yetkililere devrettiğini belirtiyor.

Geçen ay Reuters'a konuşan kaynaklara göre Hamaney, savaşın ilk saldırılarında aldığı ağır yaralardan dolayı iyileşme sürecinde. İran makamları ise kamuoyu önünde sınırlı şekilde görünmesini güvenlik gerekçeleri ve hedef alınma endişeleriyle açıklıyor. Hamaney'in sağlık durumunun veya ülke yönetimine günlük katılım düzeyinin bağımsız şekilde doğrulanması mümkün olmadı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos'ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı yaptığını söyledi. Dini Lider'in ofisi de aynı gün yayımladığı açıklamada görüşmede savaşın, ekonomik durumun ve ülkenin geleceğinin ele alındığını bildirdi ancak toplantıya ilişkin fotoğraf veya görüntü yayımlanmadı.

Daha sonra resmi İran haber ajansı IRNA, toplantıya ilişkin daha fazla ayrıntı yayımladı. Buna göre görüşmelerde halkın yaşam koşulları, savaş, askeri gelişmeler, kaynak ve enerji yönetimi, dış dünyayla ekonomik ilişkiler, konut ve istihdam konuları ele alındı.

Pezeşkiyan daha önce, Hamaney ile iletişim kurmanın “şu anda çok zor” olduğunu söylemişti. Yetkililer ise yalnızca sınırlı sayıdaki üst düzey yetkilinin Hamaney ile doğrudan görüştüğünü belirtiyordu.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada Mücteba Hamaney'in öldüğüne inanmadığını söyledi ancak onun “çok ağır yaralar” aldığını belirtti.