Lübnanlı bir aile, Fransa’nın Chartres şehrindeki Suriyeli ve Iraklı mültecilerle ilgileniyor

Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
TT

Lübnanlı bir aile, Fransa’nın Chartres şehrindeki Suriyeli ve Iraklı mültecilerle ilgileniyor

Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce

Jacqueline Bahut, 80’li yılların sonunda Beyrut’un doğusundaki Eşrefiye bölgesindeki savaştan kaçarak çocukları için daha iyi bir gelecek sağlamak için Fransa’ya göç etmek istediğinde eşi Nelson da bu fikri desteklemişti. Çift, ailenin yerleşimi konusunda herhangi bir zorlukla karşılaşmadan Paris yakınlarındaki Chartres şehrinde oturma izni ve Fransız vatandaşlığı elde etmişti. Suriyelilerin ve Iraklılarının ülkelerinden kaçarak kendilerine başka bir yurt arama trajedisi başladığında ise sığınma süreci hiç de kolay olmadı. İşte bunun için Nelson ve Jacqueline Bahut çifti, yedi sene önce meydana gelen bir tesadüfle Chartres’teki Arap sığınmacılara destek yolculuklarına başlamış.
Nelson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları aktardı:
“Fransızcası iyi olmayan bir Iraklı ile karşılaştım. Kendisinin Fransa’ya sığınmasının kabulüne ilişkin dosyayı üstlenen hayır kuruluşları ve resmi kurumlarla anlaşmak için benden yardım talep etti. Daha sonra olaylar gelişti. Şehirdeki Fransa Mülteci ve Gurbetçileri Koruma Ofisi (Ofpra), tercüme işleri ile uyum ve yerleşim konusunda sığınmacılara destek için bize başvurdu. Mültecilerin ilk sorunu dildi. Dil bilmemeleri onları başarısızlığa uğratıyor. Öncelikle aldıkları resmi evrakları tercüme etmek için onlara yardımcı oluyor, aile yardım fonlarına gitmeleri ve çocuklarını okullara kayıt ettirmeleri için onlara eşlik ediyoruz. Sonra da şehirde iş bulmaları için destek oluyoruz.”
“M. Moi travail” ve dil düğümü
Nelson sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Naci adında bir Iraklı var. Fransızcası iyi değil ve bu onun iş bulmasına engel oluyordu. Kendisini uyum süreci için destek olan bir kuruma kaydettirdim ve onun adına şirketlere iş başvurusunda bulundum. Her gün gidip geliyor ve ezberlediği şu iki kelimeyi tekrarlıyordu: ‘moi – travail’. Yani ‘ben iş’. O kadar ki ona artık M. moi travail adını vermişlerdi. Sonunda temizlik işçisi olarak işe başladı. Sığınmacılar Fransa’ya geldiklerinde sanıyorlar ki devlet onların hayatını kolaylaştırmak için onları bekliyor. Ancak uygulamalar ve her ay gerekli bilgileri yenilemek için aldıkları evraklar karşısında zayıf kalıyorlar ya da aldıkları yardımlar kesiliyor. Sığınmacıların çoğunluğu, yardımlara bağımlı ve dil bilmemeleri bu yardımların kesilmesine yönelik tehdit oluşturuyor. Iraklıların çoğu Ninova Ovası ve Musul’dan göç ediyor. Önce Kürdistan’daki Duhok’a kaçıyorlar ve orada sığınma fırsatı elde ediyorlar. Suriyelilerin ise bazıları rejimden kaçarken bazıları da Suriye rejimini destekleyerek vatandaşlık elde etmek istiyor. Parası olup yardımlar kesilmesin diye o parayı bankaya yatırmayanlar var. Maalesef ki maddi açıdan rahat olanlar gerçekten ihtiyaç sahibi olanların payından alıyor. Çoğunluğu kendilerini aç bırakmayacak kadar bir varlığa sahip. Okullarda çocukları var”.
Şarku’l Avsat’a konuşan Jacqueline de yaşananları şu ifadelerle dile getiriyor:
 “Kimse Suriye’ye veya Irak’a dönmeyi düşünmüyor. Sığınmacılar, çocuklarının Fransa’daki geleceğini biliyor. En büyük sığınma oranı 2015 ila 2017 arasında yaşandı. 2018’de durdu ve bugün bireysel durumlarla karşılaşıyoruz. Artık daha önce olduğu gibi onları şehre götürecek otobüsler beklemiyoruz. Aynı şekilde Fransız yetkililer de mülteci kabulünde işleri sıkılaştırmaya başladı”.
Nelson daha sonra röportaj yapmayı reddeden ve Chartres’e birkaç ay önce gelen bir adam adına da açıklamalarda bulundu. Tutuklanan ve serbest kalması için ailesinin on bin dolar ödediği bu adam, halen şiddetin izlerini taşıyor. Fransa’ya sığınma talebi kabul edildikten sonra doktora götürülmüş. Doktor, maruz kaldığı işkence izlerini gördüğünde şoka uğrayarak “Bir insanın böyle bir barbarlık yapması mümkün olabilir mi?” diye haykırmış.
Askerlik görevinden kaçarak sığınma
Jacqueline ve Nelson’un yardım isteyen herkese açık evinde Şam’daki ailesini korumak için ısrarla ismini belirtmeyen, askerlik görevinden kaçan bir genç şunları söyledi:
“Üniversite eğitimimi tamamlayıp 2012 yılında askere gittim. Görev yerim tam olarak Rakka Askeri Havaalanı’ydı. Yani önce Özgür Suriye Ordusu, daha sonra da Nusra Cephesi tarafından kuşatılan yer. Arkadaşlarımla birlikte üç sene havalimanında esir gibi kaldım. Uçak gelip bize yiyecek atmazsa açtık. Beni serbest bırakmayı kabul etmediler. Bir aylık izin elde etme imkânım olduğunda birkaç ay gözlerden uzak kaldım. Sonra kaçmak için bana üç bin dolara mal olan bir yol buldum. Kaçakçı Şam’dan ayrılıp rejimden kurtarılmış bölgelere, oradan da Türkiye’ye gitmemde bana yardımcı olan sahte evrakları sağladı. Yolculuk tam bir gün sürdü. Türkiye’de yaklaşık üç yıl kaldım. Hayatımın en garip zamanlarını yaşadım. Fırsatını bulduğumda ayakkabı fabrikalarında ve lokantalarda çalıştım. Üniversite diplomamı unutmuştum. İstanbul’daki Fransız Konsolosluğu’na sığınma talebimi sundum. Görüşmeden iki ay sonra talebim kabul edildi. Zira kardeşim Fransa’da doktordu ve bana kefil olmuştu. Ne gerekli evrakım vardı ne de pasaportum. Türkiye’den sadece ehliyetim ve üniversite diplomamla çıktım.”
İsmini gizleyen genç Fransızcayı biraz biliyor ve belgelerle başa çıkma konusunda zorlanıyor. Bundan dolayı kendisine yardımcı olmaları için Jacqueline ve Nelson Bahut çiftine başvurmuş. Bilişim veya sosyal rehberlik alanında uzmanlaşmak için üniversiteye geri dönmek istiyor. Suriye rejiminin zalim, muhalefetin ise kargaşa yanlısı olduğunu düşünen genç, “DEAŞ, havaalanına varmadan önce, uygun bir zamanda kaçtım. Orada kalan arkadaşlarımın hepsi öldürüldü” diyor.
Boğularak ölümle yüzleşme
Şarku’l Avsat’la yaptığı görüşmede adının ve fotoğrafının yayınlanmasından yana herhangi bir çekincesi bulunmayan Halepli Abdulkadir Hoce’nin sürdürdüğü sıradan yaşam için geri sayım 2012 yılındaki Halep kuşatması ile başlamış. Birçok zulme tanık olmuş. Rejim güçleri, rejim karşıtı olmayan ailelerin bulunduğu bölgeye girer girmez onları ortadan kaldırmış. Köyler tamamen boşaltılmış. Anlattığına göre rejimin gözüne girmeye çalışanlar gençleri aylık 500 dolar karşılığında Özgür Suriye Ordusu ile halk komisyonlarına karşı casusluk yapmak ve kadrolara suikast düzenlemek için seferber etmiş.
Hoce, kendisinin zorlu hayat koşullarında yaşadığını, bununla birlikte Suriye’den göç etmeyi düşünmediğini söylüyor. Bunun için 2012 ile 2014 yılları arasında ailesi birlikte bir bölgeden diğerine sığınmak ile yetinmiş. Ancak DEAŞ kendisinin Halep’in kuzeyindeki bir köyde oturduğu bölgeye yaklaşmaya başlamış. DEAŞ savaşçıları köyü basmış ve kardeşini öldürerek babasını alıkoymuş. İşte o an Türkiye’ye göç etmeye karar vermiş. Kardeşini de uygun bir biçimde defnedememiş. Ya kaçacak ya da ölecekmiş. DEAŞ savaşçıları, düzgün Arapça konuşuyor ve öldürmek için adam kovalıyormuş.
Hoce açıklamasının devamında şunları aktardı:
“Türkiye’de ailemle birlikte iki sene kaldım. Sürekli Suriye’ye dönme planları yapıyordum. 2016 yılında bir süpermarket açmak üzere Azez’e döndüm. Çalışmalara başlamıştım ama DEAŞ, bölgeye geldi ve Kürtlerle çatışmaya girdi. Aynı senaryonun tekrarlanmasından korktum ve ailemi de alarak Türkiye’ye geri döndüm. Mali zorluklar yaşadım. Önümde göç etmekten başka seçenek yoktu. Eşim ve üç evladım ile kaçmak benim için kolay olmadı. Kaçakçıya yaklaşık beş bin dolar ödemem gerekiyordu ve ben rızkımı ucu ucuna kazanıyordum. Bulabildiğim kadar borç aldım ve kaçakçıya yolculuk boyunca plastik botu sürmeyi teklif ettim. Botu süren ödeme yapmıyordu. Sekiz metre uzunluğunda ve durumu pek parlak olmayan botta 65 kişiydik. Gece yarısından sonra yola çıktık. Kıyıdan fazla uzaklaşmamıştık ki bot arıza yaptı. Delindi ve içeriye su dolmaya başladı. Kadınlar bunun üzerine çığlık atmaya başladı. Sahil güvenliğin bize yardım emesi için Yunan kara sularına gitmemiz gerekiyordu. Ölümü gözlerimizle görmüş ama sahil güvenliği görememiştik. Ne kadar süre boğulma tehlikesi ile mücadele ettik bilmiyorum. Sonunda karaya ulaştık. Orada yetkililer bizim işimizi üstlendi ve bizi yılan ve akreplerle dolu uzak bir ormanın ortasında terk edilmiş bir kışladaki kampa nakletti. Yeniden yerleşim işlemlerine başladık. Altı ay sonra beni Atina’daki Fransız Konsolosluğu’na çağırdılar. Göç sorumlusu ile görüştüm. Sonra ailemle birlikte sığınma talebim kabul edildi.”
Chartres’e gelmesinin üzerinden iki yıl geçen Abdulkadir Hoce inşaat işinde çalışıyor. Çocukları Fransızcayı akıcı bir şekilde konuşuyor ve bu dili ana dilleri zannediyor. Babalarının nasıl olup da konuşulanları anlamadığını anlayamıyorlar. Hoce, Beşşar Esed iktidardan ayrılmadıkça Suriye’ye dönmeyeceğini söylüyor.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.