Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu
TT

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

İsrail’in 1967 Savaşı’nda Mısır hedeflerini neredeyse nükleer silahla bombalayacağına dair sır perdesinin düştüğü bir zamanda biri İsrailli diğeri Amerikalı iki araştırmacı dün bazı belgeler yayınladı. Söz konusu belgeler sunduğu detaylarla İsrail’in nükleer programının başlamasının ardından ABD’nin eski Başkanı John Kennedy ve yönetimi ile 60’lı yıllarda birbiri sıra İsrail’de başbakanlık yapan David Ben Gurion ve Levi Eşkol arasında yaşanan sert siyasi çatışmanın boyutuna ve şiddetine ilk kez ışık tutuyor.
Araştırmacılardan biri, nükleer silahsızlanma konusunda uzman olan İsrailli Prof. Avner Cohen, diğeri de George Washington Üniversitesi’nde Ulusal Güvenlik Arşivi Nükleer Dokümantasyon Projesi Müdürü ABD’li araştırmacı William Burr. İkilinin geçtiğimiz günlerde yayınladığı 50 gizli belge, iki ülke liderleri arasındaki karşılıklı mektupları, 1964 yılında ABD’li müfettişlerin İsrail’in Dimona Nükleer Reaktörü’ne yönelik ziyaretini belgeleyen protokolleri, Washington yönetimindeki yetkililerin İsrail hükümetinin başkanı konusunda nasıl bir tutum sergileneceğine dair hazırlanan notları; Amerikan istihbaratının reaktörde tam olarak neler yapıldığı ve nükleer silah yapımına uygunluğu, özellikle de bir plütonyum izolasyon tesisi içerip içermediğine dair değerlendirmeleri içeriyor.
Belgelerden birine göre sağcı hükümetlerden birinde bakanlık yapan ve yukarıda belirtilen gizli mektuplaşmalardan haberdar olan İsrailli Surik Nükleer Merkezi Bilimsel Direktörü Prof. Yuval Ne’eman, iki araştırmacı, Cohen ve Barr’a 25 yıl önce İsraillilerin söz konusu dönemki duruma bir ‘kriz’ olarak baktıklarını ortaya koydu. Eşkol ve etrafındakilerin Kennedy’nin ‘İsrail’e gerçek uyarı gönderen biri’ olduğunu düşündüklerini iletmiş olduğunu gözler önüne seriyor. Ne’eman ayrıca aralarında General Dan Tolkowsky’nin de bulunduğu bir kısım İsrailli yetkilinin, Kennedy’nin paraşütçü güçlere Dimona’ya inme emri vermesinden “gerçekten korktuklarına” işaret etmiş.
Bilindiği üzere İsrail, Fransa’nın desteğiyle 1958 yılında nükleer bir reaktör kurdu. ABD bunu ortaya çıkararak özellikle iki araştırmacının ‘Ortadoğu’da nükleer silahsızlanma konusunda en duyarlı olan ve İsrail’in nükleer bir silah yapmasını engelleme konusunda elinden gelen çabayı gösteren ABD Başkanı’ diye tarif ettiği Kennedy’nin yönetimdeyken bundan duyduğu şiddetli öfkeyi dile getirdi. Ancak Ben Gurion ve ardından Eşkol, Dimona nükleer projesinin tamamlanması konusunda ısrarcı oldu. Onlara göre İsrail’in nükleer gücü, ‘İsrail’in yüzleştiği varoluş tehditlerine karşı bir sigorta poliçesi’ niteliğindeydi. Kennedy ile Ben Gurion ve Eşkol arasında 1963 yılında kaleme alınan mektuplar, iki tarafın kararlılığını yansıtıyor. Ayrıca İsrail’in ısrarının ve istediğini elde edene kadar uyguladığı diplomatik hilenin boyutunu da gözler önüne seriyor.
Belgeler, ABD’nin Dimona’daki reaktörü 1960 yılının sonunda, Başkan Dwight Eisenhower döneminde keşfettiğine işaret ediyor. O dönemde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), ‘Dimona’daki reaktörün inşa amaçlarından en az birinin silah yapmak için plütonyum üretmek olduğunu belirtiyor. Arap dünyası, İsrail’in nükleer güçle silahlandığını doğrularsa bu mesele ‘şaşkınlık’ ile karşılanacak. Yapılan değerlendirme söz konusu projeyi destekliyor gibi göründükleri için ABD ve Fransa’ya doğrudan suçlama yöneltileceği’ yönünde.
Kennedy seçildiğinde, Ocak 1961’de, Eisenhower kendisine İsrail ve Hindistan’ın nükleer silah geliştirmek istediğini iletti. Eisenhower’ın Dışişleri Bakanı Christian Herter ise yakın zamanda, iki sene içerisinde 90 kilogram plütonyum üretebilecek olan Dimona reaktörünün, nükleer bir bomba üretmek için de yeterli seviyede olduğunun ortaya çıkarıldığını söyledi. Kennedy, Dimona’ya iki müfettiş gönderdi. Göreve geldiği ilk zamandan itibaren Kennedy, iki ülke arasındaki atmosferin düzeltilmesi ve bir zirve buluşmasının şartı olarak Ben Gurion’dan ABD’li iki müfettişin Dimona’ya girişine izin verilmesini talep etti. Ancak Ben Gurion, Tel Aviv’de ‘Lavon Skandalı’ veya ‘Utanç Verici İş’ olarak bilinen ve Mısır’da bir Yahudi casusluk ağının keşfedilmesine ilişkin meseleyi bahane göstererek konudan kaçtı. Daha sonra da İsrail hükümeti feshedildi.
Ben Gurion, 1961’in nisan ayında bir sonraki hükümetini kurduktan sonra İsrail, ABD yönetimine iki müfettişin Dimona ziyaretini onayladığını bildirdi.
Dimona Nükleer Reaktörü Müdürü Emmanuel Pratt, iki Amerikalı müfettişe projenin hedefinde barış dönemlerinde elektrik üretmek için nükleer reaktörleri yapımı ve işletiminde gerçek bir tecrübe biriktirmek olduğunu iddia etti. ABD’ye ait olan belgeler, iki müfettişin ‘işin kendilerinden gizlenmediği ve reaktörlerin boyutu ve içeriğinin daha önce tarif edildiği gibi olmasından dolayı memnun kaldıklarına’ işaret ediyor. Bundan sonra 1961 yılı mayıs ayının sonunda Kennedy ile Ben Gurion arasında New York’ta görüşme hazırlıkları yapıldı.
İki araştırmacı sundukları raporda, Ben Gurion’un görüşmede Kennedy’ye yaptığı açıklamanın Dimona müdürlüğünün Amerikalı iki müfettişe karşı dile getirdiği iddialara benzer olduğunu, yani Ben Gurion’un hedeflerinin barışçıl ve enerji üretimi ile sınırlı olduğunu iddia ederek bu reaktörün iç yüzünü sakladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte Ben Gurion, Kennedy’ye aynı zamanda “Şu ana kadar reaktörün tek amacı barışçıldı. Ama bakalım, Ortadoğu’da neler olacak? Bu bizimle ilgili değil” dedi. Söz konusu görüşme, Washington’ın İsrail’in nükleer niyetlerine dair şüphelerini gidermedi. Bu nedenle ‘birkaç ay boyunca tekrarlanan taleplerden’ sonra Eylül 1962’de iki Amerikalı müfettişin reaktöre bir ziyaret daha gerçekleştirmesi talep edildi. İkinci ziyaret sadece 45 dakika sürdü. Yakın zamanda ortaya çıkarılan belgeler, bu iki müfettişin ziyaretin kısa sürmesinden şikâyetçi olduklarına işaret ediyor. Belgeler aynı zamanda ziyaretin ardından Ölü Deniz’e kadar iki müfettişe eşlik edildiğini ve dönüş yolunda ‘ev sahipleri tarafından kendilerine Dimona Nükleer Reaktörü’nün yakınlarından geçtiklerinin, bir ziyaret ayarlanarak müdürle görüşebileceklerinin söylendiğini’ belirtiyor. İki müfettiş, Dimona müdürünün reaktörde olmaması nedeniyle baş mühendis ile görüştü. Bu ziyaret 40 dakika sürdü. İki müfettiş, dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Phillips Talbot’a gönderilen raporda reaktöre iki misafir sıfatıyla mı ev sahibi olan bilim adamlarının meslektaşları olarak mı yoksa iki müfettiş namıyla mı gittiklerinden emin olamadıklarını yazıyor. Müfettişler, ‘tesisin tamamını görmek için yeterli zaman sağlanmamış ve hiç girmedikleri birçok bina kalmış olsa da tesisin araştırma yapısını tespit edebildiklerini’ de belirtiyor.
Söz konusu ziyaretin ardından Washington’da şüphe devam etti. Amerikan istihbaratının üst düzey bir yetkilisi, “birinci ve ikinci araştırma raporları arasında uygunsuzluk olduğunu’ dile getirdi. Bu şüphelere rağmen ABD Dışişleri Bakanlığı, müfettişlerin olumlu çıkarımlarını birçok ülkeye gönderdi. Amerikalı görevliler, Dimona reaktörüne yönelik ikinci ziyareti, ‘aşağılayıcı’ olarak nitelendirerek ABD’nin reaktörü yeniden gözden geçirmesini ve altı ayda bir müfettişlerin ziyaret etmesini talep etti.
CIA yetkilisi Sherman Kent, yazdığı belgelerden birinde, “İsrail’in komşularına yönelik politikası daha da şiddetlenecek. Arapları korkutmak için nükleer gücünün oluşturduğu psikolojik faydaları kullanmaya çalışacak” ifadelerine yer verdi. İsrail’in nükleer bir silah edinmesinin tehlikeli sonuçları konusunda uyardı. Belgelerden biri, Beyaz Saray tarafından dışişleri, savunma ve istihbarat bakanlıklarına ‘Ortadoğu’daki nükleer güçleri’ araştırmaları yönünde talimat verildiğine işaret ediyor. Konuya ilişkin bir belge, Kennedy’nin İsrail’in nükleer programına dair istihbarat raporlarının eksik olduğuna dair bir kanaat beslediğini ortaya koyuyor. Nitekim Kennedy, ‘İsrail’in nükleer programı ve aynı şekilde İsrail veya Araplara ait diğer gelişmiş silah programları konusundaki istihbarat raporlarının iyileştirilmesi için olası bir adım atılmasını’ talep etti.
ABD, söz konusu dönemde, nisan ayı başında, İsrail’den iki Amerikalı müfettişin her altı ayda bir Dimona’ya ziyaret gerçekleştirmesine dair talebini iletti. Ben Gurion, bu talebe cevap vermekten kaçındı. Daha sonra Mısır, Suriye ve Irak’ın Filistin’i kurtarmak için askeri bir iş birliği yaptığına ilişkin duyuruyu amaçları doğrultusunda kullandı. Ben Gurion, ABD’nin talebine verdiği yanıtında Arapların bu duyurusunun İsrail’in nükleer bir silah edinme çabasını haklı çıkardığına dikkat çekti. Ayrıca Kennedy ile gizli bir görüşme talebinde bulundu. Ancak İsrail Dışişleri yetkilileri bunu makul olmayan bir talep olarak değerlendirdi.
Ben Gurion, Arap iş birliğinin ilanının ardından Kennedy’ye yazdığı mektubunda şu ifadeleri kullandı:
“Hitler’in 40 yıl önceki duyurusunu hatırlıyorum. Onun hedeflerinden biri, Yahudi halkını hepten ortadan kaldırmaktı. Avrupa ve ABD’deki aydın dünya, bunu dikkate almayarak bu ilanı küçümsedi. Sonucu ise insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir kıyım oldu.”
Kennedy, Ben Gurion’a kısa bir mektupla karşılık verdi. Mektubunda Ben Gurion’un İsrail’e yönelik varoluşsal bir tehdidin varlığı konusundaki abartısına işaret eden Kennedy “Biz Arap dünyasındaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz” dedi. Araştırmacılara göre Kennedy, İsrail’in nükleer bir silah geliştirmesinden endişeliydi. Üstelik “İlan edilmeyen bir görüşme gerçekleştirmemiz mümkün değil” ifadelerini kullanarak Ben Gurion’un gizli bir ziyarette bulunma talebini de reddetmişti.
Ben Gurion’un İsrail’in nükleer programının detaylarına dair Amerikalılara bilgi vermeme konusundaki ısrarı karşısında araştırmacılara göre Washington’ın ‘boğazına bir diken’ saplandı. Taraflar arasındaki çatışma şiddetlendi ve Kennedy, 5 Haziran’da Ben Gurion’a bir mektup gönderdi. Araştırmacıların tabiriyle bu mektup, “bir uyarı” mahiyetindeydi. Nitekim mektupta, “Amerikan yönetimi, Dimona projesinin durumu hakkında sağlam bilgilere erişemezse Washington’ın İsrail’e destek sözü büyük oranda tehlikeye girebilir” ifadelerine yer verildi.
Ama bu mektup muhatabına ulaşmadı. Zira mektubun gönderildiği sabah Ben Gurion, hükümet başkanlığı görevinden istifa etti. Ben Gurion bunun sürpriz istifasının sebebi hakkında ‘kişisel sebeplerden’ kaynaklandığı dışında açıklama yapmadı. Ancak 10 gün sonra Kennedy’nin mektubu Ben Gurion’un İsrail hükümet başkanlığındaki halefi Levi Eşkol’a ulaştı. Eşkol, ABD yönetimi ile olan ilişkileri ‘gerçek bir krize girdi’ olarak tarif etmişti. Ardından Eşkol, İsrail gazetelerinin editörleri ile bir araya gelerek onlardan Dimona hakkında yayın yapmamalarını istedi. Sözü edilen iki araştırmacı, Eşkol’ün Kennedy’nin yaptığı uyarı karşısında şaşırdığını, istişare için daha fazla zaman istediğini ve ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi’ne Kennedy’nin mektubunun sürpriz boyutunu ilettiğini söylüyor. Eşkol, iki devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesini umduğunu ve ‘İsrail’in ulusal güvenliğinin gereklerini yerine getirerek egemenlik haklarını koruyacağını’ kaydetti.
Yeni ortaya çıkarılan belgeler, Eşkol’ün ABD Büyükelçisi’ne şu soruyu sorduğunu gözler önüne seriyor:
“Uzak gelecekte Ortadoğu’daki gelişmeler bizi nükleer bir silah geliştirmeye mecbur ederse Washington, İsrail’in ABD ile ‘ön görüşme’ teklifine nasıl yanıt verecek?”
ABD Büyükelçisi buna, ülkesinin Ortadoğu’ya nükleer bir silah sokmanın ‘oldukça tehlikeli’ olacağı yönünde bir tavır benimsediği karşılığını verdi.
Altı hafta süren görüşmelerden sonra Eşkol, Kennedy’ye yazdığı cevap mektubunu ABD Büyükelçisi’ne teslim ederek Ben Gurion’un Dinamo Nükleer Reaktörü’nün barışçıl olduğu şeklindeki iddiasını yineledi. Ayrıca iki taraf arasındaki iyi ilişkileri göz önünde bulundurarak iki Amerikalı yetkilinin reaktörü düzenli olarak ziyaret etmesine izin vermeye karar verdiğini ekledi.
İlk ziyaretin tarihi olarak 1963 yılının sonu belirlendi ve o zamana kadar ‘Fransız grubunun reaktörü kendilerine ulaştıracağı ve aktifleştirilmeden önce kapsamlı fiziksel ölçümlere tabi tutulacağı’ bildirildi. Bununla birlikte Eşkol, ABD’li iki yetkilinin ilk ziyaretinin reaktörün işletilmeye başlamasından önce gerçekleşeceğini vurguladı.
Ziyaretlerin sıklığı meselesi ise aydınlatılmadı. Kennedy, buna bir mektupla karşılık vererek iki Amerikalı müfettişin ziyaretlerinin ‘düzenli’ olacağının altını çizdi. Müfettişlerin Dinamo Nükleer Reaktörü’ne yönelik ziyareti 1964 yılının başında gerçekleşti. İsrailliler müfettişlere reaktörün birkaç hafta önce çalışmaya başladığını iletti. Ancak bu yalan bir bildirimdi. Nitekim araştırmacılar, ilerleyen zamanlarda reaktörün, Kennedy yönetiminin de tahmin ettiği gibi 1963 yılının ortasında faaliyete geçtiğinin anlaşıldığını söylüyor. Taraflar, ABD müfettişlerinin ziyaretini gizli tuttu ve bir seneyi aşkın bir süre boyunca gazetelere sızdırılması engellendi.
İki araştırmacı, Kennedy’nin İsrail’in nükleer programını bölgesel değil de uluslararası ölçütlerle ele aldığına işaret ediyor. Ancak ABD’nin Dinamo Nükleer Reaktörü’nü denetlemesine rağmen bu, İsrail’i nükleer silahlar üretmekten ve bu silahları Ortadoğu’ya sokmaktan alıkoymadı.



ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.


Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
TT

Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı dün, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin Rus petrolünün akışına yeniden başlanmaması halinde Ukrayna'ya elektrik tedarikini kesme tehdidinde bulunmalarını "uyarı ve şantaj" olarak nitelendirerek kınadı.

Rus petrol sevkiyatları, Kiev'in 27 Ocak'ta Batı Ukrayna'da boru hattındaki ekipmanı bombalayan bir Rus insansız hava aracının (İHA) saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasından bu yana Macaristan ve Slovakya'ya durdurulmuş durumda. Slovakya ve Macaristan, uzun süredir devam eden tedarik kesintilerinden Ukrayna'nın sorumlu olduğunu savunuyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün yaptığı açıklamada, Kiev'in Rus petrolünün Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya'ya transit geçişine yeniden başlamaması halinde, iki gün içinde Ukrayna'ya acil durum elektrik tedarikini keseceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Macaristan Başbakanı da birkaç gün önce benzer bir tehditte bulunmuştu.

Bu konu, Ukrayna ile komşuları Macaristan ve Slovakya arasında bugüne kadarki en ciddi anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Bu ülkelerin liderleri, Moskova ile bağlarını güçlendirerek büyük ölçüde Ukrayna yanlısı Avrupa konsensüsünden ayrıldılar.

Macaristan ve Slovakya, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir ve bloktaki diğer iki ülke olarak Ukrayna üzerinden Druzhba boru hattıyla taşınan Rus petrolüne hâlâ büyük ölçüde bağımlıdırlar.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Ukrayna, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin iki ülke arasındaki enerji tedarikine ilişkin uyarılarını ve şantajlarını reddediyor ve kınıyor. Bu uyarılar kesinlikle Kiev'e değil, Kremlin'e yöneltilmelidir” ifadelerini kullandı.