ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede ABD haricindeki bir güç için ciddi görüşmeler yapıyoruz

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey
TT

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede ABD haricindeki bir güç için ciddi görüşmeler yapıyoruz

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, dün Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği özel röportajda, Moskova’nın Washington’a “İdlib’e gerçekleştirilecek saldırının, Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim üssünün Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) tarafından hedef alınmasının önlenmesi gibi sınırlı bir çerçevede olacağını ilettiğini” söyledi. Jeffrey, Suriye’nin kuzey batısına yönelik askeri saldırıların artması durumunda ABD yönetiminin baskıyı artıracağını da ifade ederken, Türkiye ile güvenli bölge çalışmalarının sürdüğünü aktardı.
Jeffrey, Washington’un ‘Esed rejimini değiştirmek gibi bir siyaset gütmediğini’ dile getirerek, Şam ve müttefiklerini, ekonomik yaptırımlar ve kuzeydoğu Suriye’deki askeri birlikler yoluyla baskı altına almaya devam edeceklerini söyledi.
Jeffrey, Fırat'ın doğusunda Suriye-Türkiye sınırı boyunca bir güvenli bölge kurulmasıyla ilgili olarak Türkiye ile devam eden müzakerelerde büyük ilerlemeler kaydedildiğini belirtti. ABD’nin ‘İran güçlerinin siyasi sürecin nihayetinde ülkeden çıkmasını istediğine’ dikkat çeken Jeffrey, bu talebin realist bir talep olduğunu ve böylece ülkedeki yabancı askeri varlıkların 2011’den önceki duruma döneceğini belirtti.
ABD Deniz Kuvvetleri’nin konuşlandırmasına ilişkin yapılan açıklamaların ciddiye alınması gerektiğini dile getiren Jeffrey, İran tehditlerine dair ciddi göstergelerin bulunduğuna işaret etti. Ayrıca Washington’ın İran’ın kuzeydoğu Suriye’deki boşluğu doldurmasına izin vermeyeceğini vurguladı.
Jeffrey, Suriye'nin kuzeydoğusundaki askeri birliklerin gelecekteki varlığıyla ilgili soruyu, “Kimin kalmak istediği ve kimin kuvvetlerinin hacmini genişleteceği hakkında konuşmuyoruz. Ancak bölgede ABD haricindeki bir varlık için yüksek düzeyde ciddi görüşmeler yapıyoruz” sözleriyle cevapladı.
İşte James Jeffrey’nin Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın metni:
Washington'un İdlib'deki mevcut tırmanış karşısındaki tutumu nedir?
- Öncelikle diğerleriyle birlikte Ruslarla, Türklerle ve muhalefetle olan temaslarımızı sürdürüyoruz. Bu saldırıyı durdurmak istediğimizi her tarafa açıkça belirttik. Başkan Trump, Eylül ayında yaptığı açıklamada, İdlib'e yönelik gerçekleştirilecek kapsamlı bir saldırının pervasız bir eylem olacağını ve buna şiddetle karşı çıkacağımızı söyledi.
Kimyasal silah kullanımı, saldırının mülteci akınına yol açması, saldırının teröristlerin İdlib'ten diğer bölgelere yayılmasına yol açması gibi tüm durumlar endişelenmemize yol açıyor. Ayrıca stratejik açıdan düşündüğümüzde bu durum, Rusların siyasi bir çözüme değil askeri bir çözüme bağlı oldukları anlamına geliyor. Bu, rejim ve destekçileri nedeniyle uygulanmayan 2254 sayılı kararın öngördüğü siyasi çözümü zorlaştırıyor. Bize göre bu gerçek bir felaket.
Sadece bölgede tırmanan gerilimi ve gerçekleştirilecek saldırıyı durdurmak amacıyla mı temaslarda bunuyorsunuz, yoksa başka durumlarda var mı?
- Her şeyi. Sadece askeri açıdan düşünmüyorum. Suriye'den gelen tehlikelerle ilgili politik, ekonomik ve askeri araçlarımız var.
Bunlar arasında “askeri birliklerimizin ülkenin kuzeydoğusundaki DEAŞ ile olan savaş için kalmaya devam etmesiyle birlikte kuzeydoğudaki boşluğun diğer taraflarca doldurulmasının önlenmesi, İsrail’in İran karşıtı yürüttüğü kampanyanın desteklenmesi, rejimin yeniden yapılandırma fonlarına erişiminin durdurulması, rejim ve Rusya'nın mültecilerin geri dönüşüne ilişkin olumsuz çabalarının durdurulması, Avrupalılarla koordineli bir şekilde rejime yönelik yaptırımlar uygulanması” gibi durumlar yer alıyor.
Peki ya ekonomik ve diplomatik araçlar?
- Bunlar kullandığımız araçlardır. Bu araçlar, bir saldırıyı önlemekte yetersiz kalabilir. Başkan Trump kimyasal silah kullanımı gibi bazı durumlara ilişkin tutumunu çok net bir şekilde ifade etti. Rejimi ve müttefiklerini baskı altına almak için kullandığımız birtakım askeri olmayan araçlar da var. Açıkça söylemek gerekirse askeri bir saldırı gerçekleştirilmesini kabul etmiyoruz.
İdlib saldırısının zamanlaması dikkate alındığında, bunun Washington’un Ankara’yla kuzeydoğu Suriye’de bir “güvenli bölge” kurma konusunda anlaşmaya varmaya yakın olmasıyla ilişkili olduğunu söyleyebilir miyiz?
- Ayrıntılara dalmak istemiyorum. Rusya bize açıkça, ‘İdlib’e gerçekleştireceği saldırının Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim üssünün HTŞ tarafından hedef alınmasının önlenmesi gibi sınırlı bir çerçevede olacağını’ bildirdi. Bundan emin olamayız. Operasyonun sınırlı olduğu söyleniyor fakat 100 kişi öldürüldü ve on binlerce kişi göç etti. Saldırının durdurulması gerekiyor.
Halihazırda karışık resimde Rusya’nın ve rejimin gerçekten ne istediğini tahmin edemiyoruz. Kesin olan bir durum var ki, o da rejimin açıkça Soçi anlaşmasını reddettiğini ve ateşkes istemediğini söylemesidir. Daha önce Rusya’nın sadece bazı bombalama eylemlerine tanık olmuştuk. Şimdiki resim oldukça farklı görünüyor.
Güvenli bölge ile ilgili olarak, Türkiye ile ilkeler konusunda hemfikir olduğunuz ancak bölgenin sınırları hakkında anlaşılmadığı doğru mu?
- Diplomatik ayrıntılara girmek istemiyorum, fakat şunları söyleyebilirim: Bölge, Fırat'ın doğusundaki Türkiye-Suriye sınırı boyunca olacak. Alanın derinliği konusunda henüz bir fikir birliğine varmadık. Bizim ve Türkiye’nin bu konuya ilişkin görüşlerimiz var. Türkiye kendi tutumunu açıkladı.
Hala bölgedeki güvenliği nasıl sağlayacağımızı ve Türk ve Amerikan varlığını konuşuyoruz. Bunlar hakkında müzakerelerde bulunuyoruz. Çok ilerleme kaydettik. Daha fazlasını yapmak istiyoruz. Mümkün olan en kısa sürede nihai bir anlaşmaya varmak istiyoruz.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Şam'la diyaloğa teşvik edilmesine ilişkin açıklamaları, ABD ve Türkiye’nin güvenli bölge müzakere sürecinin bir parçası mıydı?
- Bu sorunun, Türkiye'nin ve Öcalan'ın tutumunu benden daha iyi bilenlere sorulması gerekiyor. Öcalan’la ya da ona yakın insanlarla koordinasyon olmadığını söyleyebilirim.
Türkiye'yi, İsrail'i ve Cenevre'yi kapsayan bir tur gerçekleştirdiniz. Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in Astana Grubu’nun ve Küçük Grubun bir araya gelmesi gibi bir önerisi var. Washington'un bu konudaki tutumu nedir?
- Bu konuda Sayın Pedersen'dan özel bir teklif işitmedim. Pedersen’in söylediği şey, faaliyetler ve istişareler arasında daha iyi bir yol bulmaya ihtiyaç duyulduğuydu. Bazı fikirleri var, fakat henüz başlangıç aşamasında. Fikirleri, uluslararası elçiye sunmak için bir platform olarak değerlendirilen “Suriye'yi Destekleyen Uluslararası Grubu” içeren 2254 sayılı karardan kaynaklanıyor. Bu kötü bir fikir değil. Ama detayları görmek ve bunun ardından nihai kararı vermek istiyoruz.
İran’a yönelik uyarılar içeren ABD açıklamaları okuduk ve Abraham Lincoln uçak gemisinin bölgede konuşlandırıldığını gördük. Bu ciddi bir askeri tırmanış mı?
- Beyaz Saray, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun İran'la ilgili durum ve ABD deniz kuvvetlerinin konuşlandırılması hakkında yaptıkları açıklamalar oldukça açık. İran tehditlerinin bulunduğuna dair ciddi göstergeler var. Bundan dolayı ABD’nin bu konudaki pozisyonunun ciddiye alınması gerekiyor.
Söz konusu konuşlandırmanın, ‘DEAŞ, İran ve diğer birtakım askeri görevler’ gibi farklı görevleri ve hedefleri var. İran’ın bölgede aktif olduğunu görüyoruz. Suriye, Irak, Lübnan, Hizbullah ve Yemen’de İran’a yanıt olacak bir politikamız var. Bu bir sır değil. Bütün bu alanlara tek bir İran operasyonlarının gerçekleştirildiği tek bir sahne olarak bakıyoruz. Örneğin, kuzeydoğu Suriye’de asıl amacımız ‘DEAŞ örgütünün mağlubiyetinden emin olmak, ondan kalan boşluğun diğer taraflarca doldurulmamasını sağlamak ve Türkiye'nin barışa ilişkin endişelerini giderecek bir güvenli bölge kurmaktır. Büyük resme bakıldığı takdirde, bu genel olarak İran’ın bölgedeki faaliyetleriyle ilgilidir. Ekonomik ve askeri yaptırım araçlarımız var.
Suriye'nin kuzeydoğusunu ele alırsak, askeri birliklerin gelecekteki varlığıyla ilgili olarak Avrupalı müttefiklerinizle aynı fikirde misiniz?
- DEAŞ örgütünün mağlubiyetinden emin olmak için kuzeydoğu Suriye'de istikrarın sağlanmasına ilişkin yerel ortaklarımızla yürüttüğümüz bir planımız var. Başkan Trump, adım adım geri çekileceğini açıkladı. Bu bizim politikamız. Hâlihazırda bazı birliklerin belirli bir süreliğine kalmasını istiyor. Güçlerin büyüklüğü ve kararın bir kısmı ise koalisyondaki müttefiklerimizin bölgede askeri bakımdan kalma arzusuyla ilgilidir. Kimin kalmak istediği ve kimin kuvvetlerinin hacmini genişleteceği hakkında konuşmuyoruz. Ancak bölgede ABD haricindeki bir varlık için yüksek düzeyde ciddi görüşmeler yapıyoruz.
Deyr-i Zor kırsalında SDG’ye karşı gösteriler yapıldı. ABD veya koalisyon, göstericilerin taleplerini karşılamak için neler yapıyor?
- Koalisyonun, kuzeydoğu Suriye halkının DEAŞ örgütüyle savaşması talebi üzerine burada bulunduğunu hatırlamak gerekiyor. Bölgeyi yargılamıyoruz, bilakis yardımlarda bulunuyoruz. Elbette, DEAŞ örgütüyle olan savaştaki bazı müttefiklerin iyi iş çıkarmadığına dair bazı endişelerimiz var. Görüşmelerde bulunuyoruz ve bütün tarafları birlikte çalışmaya teşvik ediyoruz. Ancak bu bizim sorumluluğumuz değil. Biz sadece kendi birliklerimiz için talimatlar veriyoruz.
İsrail’in Suriye’deki saldırıları hakkında ABD’nin tutumu nedir? ABD İran’ın Suriye’den bütünüyle çıkmasını istiyor mu? Bu gerçekçi mi?
- İstediğimiz şey, 2254 sayılı karar uyarınca ülkedeki yabancı güçlerin varlığının 2011’den önceki duruma dönmesidir. İran kuvvetleri, elbette ülkeden çıkması gereken güçler arasında alıyor. Ayrıca İran kuvvetleri, İsrail gibi komşu ülkeleri tehdit ediyor ve Suriye'deki istikrarsızlığı körüklüyor. İran’ın bütün birliklerinin ülkeden çekilmesini istiyoruz. Bu gerçekçi olmayan bir istek değil. Yabancı birliklerin diğer ülkelerden çekilmesine yol açan birçok diplomatik anlaşmada söz edebilirim. Mesela İsrail, imzaladığı bir barış anlaşmasıyla Sina'dan çekilmişti.
ABD’nin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed hakkındaki tutumu nedir?
- Esed rejimini değiştirmek gibi bir politikamız yok. Elimizde olan şey, uluslararası bir karar ve Rusya’nın onayı ile gelen 2254 sayılı karardır. Kararda, anayasa ve yönetimde birtakım değişikliklerin yapılması ile birlikte seçimlerin BM gözetiminde gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Yönetim kelimesini birkaç kez kullandım. Çünkü hâlihazırdaki vahşi ve suçlu yönetim kabul edilemez. Bu hususta bir değişim istiyoruz ve kararlıyız. Suriye rejimin, gerek halkına gerekse de komşularına karşı farklı şekilde davranana kadar baskı politikamız değişmeyecek.
Anayasa komitesinin yakın zamanda kurulacağını düşünüyor musunuz? Bu komitenin rolü hakkında ne söyleyebilirsiniz?
- Bu hususta güçlü bir inancımız var. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i bütünüyle destekliyoruz. Sayın Pedersen, saygın, cesur ve yetenekli biridir. BM Genel Sekreteri Guterres’in desteğiyle 2254 sayılı kararın uygulanmasını sağlayabilir. Guterres,  Astana süreci başlamadan önce Pedersen ya da Staffan de Mistura’nın yönetiminde bunu gerçekleştiremedi. Çünkü rejim, gerek uluslararası toplumla gerekse de güvenlik konseyi ve diğerleriyle kalıcı işbirliği yapmayı reddediyordu. Bu kesinlikle kabul edilemez. Bu nedenle, rejimi ve müttefiklerini işbirliği yapmaya karar verene kadar baskı altına almak için çeşitli yollar aramaya devam edeceğiz.
Çözüm siyasi olmak zorunda, askeri değil. Siyasi çözüm, rejimin kendi halkına ve komşularına karşı davranışını değiştirmesini gerektiriyor. Bunu yapana kadar baskı yapmaya devam edeceğiz.
Peki ya yeniden yapılanma?
- Bu konudaki tutumumuz, rejim davranışlarını değiştirmediği müddetçe yeniden yapılanma için fon sağlamamak yönünde. Avrupalılar, Arap ülkeleri ve BM bu hususta bizimle aynı fikirdeler. Suriye'de yeniden yapılanma için çok para tahsis edildiğini gördünüz mü?
Politik normalleşme hakkında ne düşünüyorsunuz?
- İdlib’de askeri saldırı devam ederse baskıyı artıracağız. Bunu nasıl mı yapacağız? Bu, Başkan Trump ve siyasi liderliğin vereceği bir karar.



ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
TT

ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)

Üç diplomat Reuters'e, bazı kişilere bu akşama kadar Katar'daki ABD ordusunun el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri tavsiye edildiğini söylerken, Doha'daki ABD Büyükelçiliği konuyla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Reuters'in doğrulama veya yorum talebine yanıt vermedi.

El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin askere ev sahipliği yapan Ortadoğu'daki en büyük ABD üssüdür.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir diplomat verdiği demeçte, "Bu bir tahliye değil, duruş değişikliği" dedi ve değişikliğin belirli bir nedeninden haberdar olmadığını ifade etti.

İranlı üst düzey bir yetkili daha önce Reuters'a, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a müdahale etme tehdidinin ardından Tahran'ın, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde, bölgedeki ülkeleri ABD askeri üslerini hedef alacağı konusunda uyardığını söylemişti.

Haziran ayında, ABD'nin İran'a hava saldırıları başlatmasından bir haftadan fazla bir süre önce, bazı personel ve aileleri Ortadoğu'daki ABD üslerinden tahliye edildi. Haziran ayında ABD'nin saldırılarının ardından İran, Katar'daki ABD üssüne füze saldırısı ile yanıt verdi.


Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
TT

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli Ali Şaas, Gazze Yönetim Komitesi’nin başkanlığı için öne çıkan aday olarak dikkat çekiyor. Komitenin üyelerindeki değişiklikler ve geniş çaplı siyasi hareketlilik, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin yönetimini devretmesinin yaklaştığını işaret ediyor.

Gazze, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde yürütülen ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmek üzere. Söz konusu aşama, bölgedeki süreci yönetecek teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor ve bu komitenin Hamas yönetiminin yerine geçmesi planlanıyor.

Komitenin görevleri ve yöneticileri, hem Filistinli gruplar arasında (özellikle Hamas ve El Fetih arasında) hem de arabulucular, Amerikalılar ve İsrail arasında yoğun tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı.

Daha önce komiteyi yöneteceği öngörülen bazı tanınmış isimler konuşulurken, Gazze sakinleri ve gözlemciler, yeni adayların öne çıkmasıyla şaşırdı. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı bilgilere göre Ali Şaas komitenin başkanlığı için en güçlü aday olarak öne çıkıyor.

Ali Şaas kimdir?

Ali Şaas, 1958 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde doğdu. Köklü bir Filistin ailesine ve bölgede etkili bir aşirete mensup olan Şaas’ın ailesi, ulusal ve siyasi çalışmalarda önemli rol oynamış olup, çoğunluğu El Fetih Hareketi’ne bağlı.

Ali Şaas, 1982 yılında Kahire’deki Ayn Şems Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği lisans derecesi aldı. 1986’da aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı ve 1989 yılında Birleşik Krallık’taki Queen’s Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği alanında doktora unvanını aldı. Uzmanlık alanı, altyapı planlaması ve kentsel kalkınma.

Şaas, Filistin Yönetimi’nde çeşitli üst düzey görevlerde bulundu ve yıllardır teknik uzman olarak tanınıyor.

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Ali Şaas, derin bir şekilde siyasi partilerle iç içe olmadı. Üstlendiği görevler arasında, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kuruluş döneminde eski Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nabil Şaas ile birlikte çalışarak Filistin devleti için stratejik kalkınma planlarının hazırlanmasına katkıda bulunması yer alıyor.

Ayrıca Ali Şaas, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’nda müsteşarlık görevini yürüttü ve altyapı ile yol ağlarıyla ilgili kritik projeleri denetledi. Filistin Endüstri Kentleri Genel Müdürlüğü’nde CEO olarak bölgelerin yönetimi ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı; Filistin Konut Konseyi ve Filistin Liman Otoritesi başkanlıklarını üstlendi. Bunun yanında Filistin Kalkınma ve İmar Kurumu’na danışmanlık yaptı ve emekli olmasına rağmen Filistin Ulusal Otoritesi’nde Konut ve Kamu İşleri Bakanı’na danışmanlık görevini sürdürdü.

Siyasi alanda üstlendiği görevler arasında 2005 yılında nihai statü müzakereleri komitelerinde üyelik yer alıyor. Uzmanlığı, sınır ve deniz kapıları gibi teknik konulara odaklanıyor; ekonomik kalkınma ve yeniden imar alanındaki deneyimi, onu teknokrat komitenin başkanlığı için uygun bir aday hâline getiriyor.

Ali Şaas’ın ailesinden kaynaklar, onun yıllardır Batı Şeria’da yaşadığını ve Gazze’ye yönelik savaş öncesinde orada ikamet ettiğini belirtti. Kaynaklar, Şaas’ın kariyeri boyunca siyasi veya partisel çalışmalara yönelmediğini, görevlerini tamamen teknik uzman olarak yürüttüğünü vurguladı.


DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.