Moritanya’da cumhurbaşkanlığı seçim yarışları başladı

Moritanya’da cumhurbaşkanlığı seçim yarışları başladı
TT

Moritanya’da cumhurbaşkanlığı seçim yarışları başladı

Moritanya’da cumhurbaşkanlığı seçim yarışları başladı

Önümüzdeki ay Moritanya’da gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık kapısı bugün resmen kapandı. Anayasa Meclisi, şu 6 adayın dosyasını teslim aldı: Kan Hamido Baba (Bağımsız Birleşik Afrika Devleti'ni hedefleyen tek aday), Muhammed el-Emin el-Murteci el-Vafi (siyaset çevrelerinde tanınmayan teknokrat), Muhammed Veled el-Gazvani (iktidardaki çoğunluk güçleri tarafından desteklenen eski Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı), Sidi Muhammed Veled Bubekr (Cumhurbaşkanı Muaviye Veled et-Tai döneminin Başbakanı, İslamcı Tevasul Partisi tarafından destekleniyor), Biram el-Dah Abeyd (insan hakları aktivisti) ve Muhammed Veled Mevlüd (70’li yıllardan bu yana peş peşe gelen rejimlere karşı uzun bir muhalefet tecrübesine sahip solcu).
Değişim iradesi ile devamlılık iradesi
Söz konusu iki yaklaşımdan birinin sahipleri, yaklaşan sonuçların belirleyici olacağı ve iktidar için barışçıl ve sivil bir devire yol açması gerektiği görüşünde. Diğer yaklaşım sahiplerine göre ise iktidar adayının başarısı, ülkenin jeopolitik konumuna bakarak hassas ekonomi ve güvenlik dosyalarının ihtiyatlı yönetilmesinde istikrar ve devamlılık için tek garantördür.
Independent Arabia'dan Abdullah Memin’e konuşan gazeteci-yazar Muhammed Fal Veled Sidi’ye göre, “Çekişme adaylık kapısının resmen kapanmasından bu yana şiddetleniyor. Zira görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Abdulaziz rejiminin, arkadaşı General Muhammed Veled Gazvani üzerinden devam etmesi yönündeki irade ile rejimi köklerinden söküp atmayı hedefleyen değişim iradesi arasında güçlü bir zıtlaşma söz konusu”. Rejimin devam etmesine yönelik irade, eski Genelkurmay Başkanı General Gazvani’nin tercih edilmesinde kendini belli ederken köklü değişim iradesi, muhaliflerin ortaya çıkmasıyla somutlaştı. Söz konusu muhaliflerin başında meclisteki en büyük muhalif bloğu yöneten İslamcı Tevasul Partisi’nin desteğini elde eden eski bir diplomat ve başbakan olan Sidi Muhammed Veled Bubekr geliyor. Muhalefet oylarının çoğunluğunu temsil eden insan hakları eylemcisi Biram Veled el-Dah Abeyd de meclis çatısı altında rejim için zorluk oluşturan bir diğer muhalif. Abeyd, Senegal Nehri kıyısına yerleşen siyahi kabileler ve ülkenin güneyindeki Şamama ovasındaki (eskiden köle olan) bazı Haratin toplulukları tarafından destekleniyor.
Tartışmanın dönüşü
Moritanya’da hükümet ve muhalefet arasındaki ilişkiler, İçişleri Bakanlığı’nın tanınmış İslamcı lider ve muhalif gazeteci Ahmed el-Vedia’nın Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu’na katılması konusunda çekimser davranmasından ötürü son günlerde gerildi. Muhalif partilerinin ortaya çıkardığı bu durumun hatalı olduğunu açıklayan Bakanlık, yeni üyeler listesine bir kadın üye eklenmesini şart koştuğunu belirtti. Muhalefetteki Moritanya Birlik ve Değişim Partisi Başkanı Salih Veled Hanenna, Moritanya Hükümeti’nin, muhalefetin söz konusu komisyonda kendisini temsil etmek üzere önerdiği isimleri reddetmesini eleştirdi. 
Bağımsız Sahara Medya haber ajansına açıklama yapan Hanenna, Moritanya Hükümeti’nin seçim komisyonunun muhalefetin temsil edileceği şekilde yeniden oluşturulmasına yönelik tavrını ‘kafa karıştırıcı bir tavır’ olarak niteledi. Yaklaşan başkanlık seçimlerinin nasıl düzenleneceği konusunda birkaç haftadır muhalefet partileri ile müzakere yürüten İçişleri Bakanlığı, muhalif kanattan bazı kaynaklara göre muhalefet koalisyonunun seçim komisyonunda kendisini temsil etmek üzere seçtiği üç isim konusunda çekimser davrandı ve buna bu üyeler arasında bir kadının olması gerekliliğini gerekçe gösterdi. Hükümet ile müzakereden sorumlu muhalefet komisyonu üyesi Salih Veled Hanenna, “Bakanlığın öneriler karşısında kafa karıştırıcı tavrı ve cevap verme konusunda oyalanışı, rejimin önümüzdeki seçimleri tek taraflı olarak düzenleme, iktidar için barışçıl bir geçiş kapısını kapama ve seçim sürecini tekrar gasp etme tavrına geri dönüşü konusunda bir uyarı mahiyetinde. Biz buna alıştık” ifadelerini dile getirdi.
Kadının rolü
Muhalif Kavs-ı Kuzah (Gökkuşağı) Partisi’nin yasa ile kapatılması sonrasında kadın temsilcisinin komisyondan çıkarılmasının ardından İçişleri Bakanlığı, muhalefetten komisyondaki dengeyi korumak için bir kadın temsilci önermesini istedi. Muhalefet çevreleri, geçtiğimiz cuma günü Moritanya Hükümeti ile muhalif bloklar arasında bir anlaşmaya varıldığını doğruladı. Anlaşmaya göre Bağımsız Seçim Komisyonu’nu denetleyen Bilgeler (Ak Saçlılar) Komisyonu’nun mevcut oluşumundaki yandaş partilerin üç üyesi, muhalif tarafları temsil eden üç üye ile değiştirilecek. Bu anlaşma, siyasi süreci neredeyse tümden sarsan büyük bir soruna çözüm oluşundan ötürü halk çevrelerinde büyük bir memnuniyet ile karşılandı. Nitekim Bakanlığın, muhalefet tarafından öne sürülen şu üç ismi reddetmesinden sonra süreç, yeniden tıkanmak üzereydi: Savab-Ira bloğunu temsilen Siyasi Aktivist Muhammed el-Muhtar Melil; Tevasul-Hatem-Mustakbel bloğunu temsilen Gazeteci Ahmed el-Vedia ve İlerleme Kuvvetleri Birliği-Demokratik Güçler-Tenavüb bloğunu temsilen Avukat İbrahim Edi. İlan edildiğinden bu yana çeşitli zorluklarla karşılaşan anlaşmaya göre muhalefet koalisyonunun, Bağımsız Seçim Komisyonu Başkanına üç danışmanın yanı sıra Komisyon Genel Sekreter Yardımcısı, Seçim Faaliyetleri Müdürü ve Enformasyon Müdür Yardımcısı için de isim vermesi gerekiyor.

Başkan Adayı Sidi Muhammed Veled Bubekr (Independent Arabia)
Partiler ve blogcular
Bu gelişmeler yaşanırken partiler, blogcular ve analistler olmak üzere Moritanyalılar, bugüne kadar geleneksel bağlam ve topluluklardan 80’i aşkın girişimde bulunan General Muhammed Veled Gazvani’nin adaylığı ile ilgileniyor. Moritanya basını, şu veya bu partiyi öven ya da yeren, bilinen veya bilinmeyen onlarca sayfa, internet sitesi ve blog ile doldu. Tartışma konusu olan Hukukçu Biram el-Dah Abeyd’i aday gösteren (Arap ulusalcılığı ve Baasçılık çizgisinde) Moritanyalı Savab Partisi, resmî Facebook hesabından yayınladığı yazıda Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Abdulaziz’e General Gazvani’nin halef olmasına yönelik sert bir saldırı başlatarak şu ifadeleri kullandı: “Cumhuriyete, mevcut cumhurbaşkanının rejim mirasının halefi olarak askeri bir başkanın atanması; Moritanya halkının iradesi ve canlı siyasi güçlerine açık bir meydan okuma, devlet egemenliğinin sembollerine ve cumhuriyet yasalarına bir aşağılama ve cumhuriyeti, yolsuzluk ve zulüm uygulayan kapsamlı bir iktidara dayalı karanlık bir tünele itmek demektir. Tüm bunlar Moritanyalıların, ümit vaat eden demokratik bir hayat hayal etmesinden sonra gerçekleşti. Bu hayalde halk, güçler ayrılığını gözeten ve iktidar için barışçıl geçiş gelenekleri oluşturan hukuk devleti ve anayasal kurumların çatısı altında vatandaşlık hakları ile nimetlenecekti”.
Adaylıkları konu edinen ünlü blog yazarı Muhammed el-Emin el-Fazıl ise ‘muhalefetin beklenen başkan adayı Veled Bubekr ile rejimin adayı Veled Gazvani arasındaki ortak payda’ hakkında bir yazı kaleme aldı. Blog yazarının sözünü ettiği ortak paydalardan biri, hem Gazvani hem de Veled Bubekr’i aday olarak tercih edenlerin bu konuda çok tereddüt etmeleridir. Nitekim yazara göre, “Cumhurbaşkanı Veled Abdulaziz, rejiminde kendisini daha kolay pazarlayacak ve seçim savaşını garanti vererek bitirebilecek birisini bulmuş olsaydı Gazvani’yi aday göstermezdi. Muhalefet de aynı şekilde Veled Bubekr haricinde pazarlayabileceği birini bulsaydı Veled Bubekr, muhalif adaylığı konusunda çok şanslı olmazdı. Özetle bu iki ismi bir araya getiren çok ortak payda var. O kadar ki bunlardan biri yaklaşan seçim kampanyalarında rejimin adayı olarak öne sürülecekse diğeri de muhalefetin adayı olarak sunulacak”.
Aday engeli
Moritanya yasaları, Başkanlık seçimlerine aday olan kişinin, beşi belediye başkanı olmak üzere 100 belediye danışmanı önermesini şart koşuyor. Bu durum, adaylığa niyetlenen birçok kişiyi, istenen aday sayısına erişme zorluğu karşısında geri adım atmaya mecbur etti. Bu çerçevede Halkçı İlerleme Partisi Lideri Abdullah el-Atik Veled İyahi, büyük bir halk festivalinde aday olduğunu açıklamasına rağmen yeterli danışman sayısına erişemediği için adaylık düşüncesinden vazgeçti. İktidar çevrelerinin adayı Muhammed Veled Gazvani ise kendisini bu dertten kurtaracak kadar aday sayısına ulaşmada herhangi bir zorluk yaşamadı zira danışmanlarının çoğunluğu, iktidardaki Cumhuriyet İçin Birlik partisine ya da yandaş başka partilere mensup. Aynı şekilde belediyelerde ve mecliste temsil edilen en büyük muhalefet partisi Tevasul Partisi tarafından desteklenen aday Sidi Muhammed Veled Bubekr’in de gerekli sayıya ulaşacağı belliydi. 
Aday Biram el-Dah Abeyd ise danışmanlarına kendisi için bol sayıda aday sağlamalarını isteyen Tevasul Partisi’nden özel bir destek elde etti. Geri kalan sayıyı ise sosyal ve coğrafi çevresinden olan danışmanlardan tamamladı.
Hamido Baba da siyahi kabileler ile etnik ilişkisine dayanarak istenen sayıyı tamamladı. Belediye danışmanları isimleri temelde parti bağlılıklarına göre vermiş olsa da etnik, taraf ve kabile boyutları da etkin oldu. Bununla birlikte bazı adayların satın alınma ihtimali de göz ardı edilmemeli. Bu durum, güçlü siyasi ve parti ittifaklarına sahip olmayan; etnik, taraf ve kabile ilişkileri bulunmayan; birkaç danışman satın alacak kadar parası olmayan adayları, bu ayın 22’sinde Anayasa Komisyonu tarafından ilan edilecek adaylar listesinden çıkarılma tehlikesi ile yüzleştiriyor.



Korku cumhuriyetinden görüntüler

Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
TT

Korku cumhuriyetinden görüntüler

Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)

İbrahim Hamidi

Evlerde, herhangi bir eleştirinin kendine has bir ritüeli vardı; söze başlamadan önce mutlaka bir hava yaratılırdı. Spikerin veya dizinin sesi açılır, ardından konuşan kişi ağzını misafirinin kulağına yaklaştırırdı. Hatta iktidar sahibi olanlar bile korku duvarlarından çekinirdi. Kimi dinleme cihazlarının nasıl yerleştirildiğini çok iyi biliyor, kimi bizzat bu cihazları yerleştiriyor, kimileri ise meslektaşlarının kendilerinden önce davranmış olmasından korkuyordu.

Suriye rejiminin devrilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen hikâyelerin arkası kesilmiyor. İnsanların konuşabilmesi için televizyonun konuşması gerekirdi. Karşısında oturanlar bir eleştiri veya iç çekişi araya sıkıştırmaya çalışırken, oradan ‘Sayın Başkan’ övgüleri yükselebilirdi. Ancak telefon her zaman böyle bir tedbire izin vermezdi; telefonun kendine göre planları vardı. Anlatıcılara göre Cemil Hasan ile Ali Memlük’ün hikâyesi de milyonlarca hikâyeden sadece biriydi. Birincisi Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’ndaki görevini kaybetmiş, diğeri ise Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanlığı’ndaki koltuğunu korumuştu. Sonra sıra ona da geldi. Beşşar Esed tarafından görevden alındığı gün Hasan onu aramış ve uzaklaştırma kararını sorgulamaya başlamıştı. Belki de görevi kaybetmenin, iki subaya daha önce imkânsız olan bir sohbet ortamı sağladığını düşünmüştü. Ne var ki tuzaklar ustası Memlük, lafı uzatmadan hemen araya girmişti: “Sesini yükselt, seni duyamıyorum... Telefon hışırtı yapıyor” diyerek telefonu kapatmıştı. Aslında yaptığı, telefon görüşmelerini kaydetmekle görevli bir memurun yazacağı rapordan kendi adını sildirmeye çalışmaktı.

İkisi de görevlerinden ayrıldılar ve şu an Moskova’da, hesap gününü bekledikleri bir ‘buzdolabında’ tutuluyorlar; fakat makam hırsı onlardan uzaklaşmış değil. Eski alışkanlıkları ve kelimelerin, işaretlerin nereye varabileceğine dair o eski refleksleri hâlâ üzerlerinde. Hasan, yoldaşı ve aynı zamanda rakibi olan kişiyi sarsan kararı sorgularken; Memlük ise yoldaşı ve rakibinin, söylenenleri duyup da itiraz etmediği veya sessiz kaldığına dair bir kayda geçmesinden korkuyordu. İktidarın kesintiye uğraması, sesin geri gelmesi için yeterli olmamıştı. Başkalarının ne söylediğini çözmekle geçen yılların ardından Memlük, sanki kendisine söylenenlerden kurtulmaya çalışır gibi bir haldeydi.

O telefon görüşmesinin bir diğer yüzü daha var. Hasan, rejimin çöküş gecesi olan 2024 sonlarında kaçarken, ofisinde Beşşar ve Mahir Esed’e düzülen övgü şiirleriyle dolu ‘altın bir sicil’ bırakmıştı. Bu dalkavuklukların anlatılacak başka bir hikâyesi var; övgülerin bile kifayetsiz kaldığı cümleler bunlar... Rejim adına büyük zulümlere imza atan, geniş nüfuz sahibi bir subay, tüm gücünü bu sadakat ritüellerine yatırıyordu. Suriyelilere kan kusturan o el, aynı zamanda boyun eğme ifade eden cümleleri kaleme alıyordu. Kendi kudretinin nereden geldiğini ve bunu kimin geri alabileceğini çok iyi biliyordu. Sahip olduğu makam ona insanlar ve zindanlardaki mahkûmlar üzerinde geniş bir yetki alanı sağlarken, aynı zamanda kendisinden üsttekilerin rızasına muhtaç kılıyordu. Aşırı övgüler, aslında ahdini tazelemek, o son telefon görüşmesini ve eve kapatılacağı anı olabildiğince ertelemek demekti.

Bir tanığa göre, iki subay arasında başka bir hikâye daha yaşanmıştı. Günün birinde Hasan, Baas Partisi’nin kuruluş yıl dönümünde Memlük’e bir demet çiçek göndermişti. Çiçekler parti bayrağının renklerini taşıyordu; ancak Memlük bu durumdan rahatsız olmuştu çünkü bir numaralı yapı taşlarından biri olduğu rejimin iktidardaki Baas Partisi’nden nefret ediyordu. Bu küçük çiçek demeti, rejimin vitrini ile gerçeği arasındaki devasa mesafeyi gözler önüne seriyordu. Güvenlik teşkilatının tepesindeki bir adam, ‘devlete ve topluma liderlik ettiği’ varsayılan partiden nefret ediyordu. Sadakati doğrudan ‘sahibine’ olduğu sürece bu nefreti, rejimin kalbinde yer almasına mâni olmuyordu.

Kuzey Kore, Sovyetler Birliği veya başka bir totaliter rejimde, bu ağırlıkta bir güvenlik sorumlusunun iktidar partisinin simgesini reddettiğini ve ondan nefret ettiğini hayal etmek mümkün müdür? Bu kıyaslama, Suriye’de partinin işlevi üzerine önemli bir soru doğuruyor: Acaba geriye ne kadarlık bir ideoloji kalmıştı, yoksa parti başka ilişkilerle yönetilen bir iktidarın perdesinden mi ibaretti? Baas’tan nefret edip Esed’e hizmet etmek mümkündü. Sokaklar parti sloganlarıyla dolup taşarken, makamlar ise ‘Sayın Başkana’ yakınlık derecesine göre belirleniyordu. İdeoloji halk içindi; kapalı kapıların ardına girebilenler içinse esas olan kişisel güvendi. Oradaki ‘yoldaşlar’, parti kartının, bir işaretin veya ‘talimatın’ açtığı kapıları asla açamayacağını çok iyi bilirlerdi. Nitekim Ali Duba, o işaretin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu.

Başka bir tanığın anlattığına göre, Hafız Esed döneminde Ulusal Güvenlik Bürosu’nun düzenli toplantıları Abdurrauf el-Kasım’ın başkanlığında yapılır; bu toplantılara istihbarat, parti ve hükümet yetkilileri katılırdı. Ali Duba ise askerî istihbarat başkanıydı. Hazır bulunanlar arasında unvan olarak en kıdemli kişi olmasa da, aldığı talimatlar ve bağlantıları dolayısıyla en güçlüsüydü. İşte bu yüzden toplantı, o gelmeden asla başlamazdı. O gecikir, herkes onu beklerdi. Toplantının başkanı ve üyeleri sandalyelerinde otururken, Duba onların zamanına el koyardı. Ağırlık merkezinin nerede olduğunu herkesin anlaması için masanın başköşesine oturmasına bile gerek yoktu.

Günün birinde Duba yine geç kalmış, ancak geldiğinde toplantının çoktan başlamış olduğunu görmüştü. Bir şeylerin değiştiğini hemen fark etmişti. Salonda hiç kimse, bu bekleme ayrıcalığına tek başına son verme yetkisine sahip olamazdı. O içeri girmeden önce yaşananlar ona verilmiş bir mesajdı; diğerlerinin onun yokluğunda fark ettiği şey ise, yeni gücünün sınırlarını anlamaları için onlara verilmiş birer izindi. O an unvanı değişmemişti; değişen tek şey, onunla lider arasındaki mesafeydi. Artık bu mesafeyi, başkalarının o yokken konuştukları dakikalarla ölçebiliyordu. Gelip yerine oturdu ve yeni konumuyla toplantıyı takip etmeye devam etti.

Görüşme saatleri, içeri girme sırası, selamın tonu, uzatılan ya da iptal edilen bekleyişler... Bunlar, makam sahiplerinin okumayı öğrendiği detaylardı. Çünkü korku cumhuriyetinin sözlüğünde, bu tür detaylarda yazmayanlar, karar ve bildirilerde yer alanlardan çok daha önemli olabilirdi. Ne var ki Duba, tüm o gücüne rağmen gözetim çemberinin dışında değildi. Kendisi rakipleri hakkında raporlar hazırlamakla görevliydi; ancak aygıt içerisindeki yoldaşları da onun hareketleri, seyahatleri ve ülkedeki ya da yurt dışındaki kumar maceraları hakkında Esed’e raporlar yazmakla görevlendirilmişti.

Raporlar farklı kurumlar arasında çeşitlilik gösterir ancak sonunda Saray’da kesişirdi. Herkes meslektaşı hakkında bir şeyler bilirdi ama hiçbiri, meslektaşının kendisi hakkında ne bildiğini tam olarak bilemezdi. Lider, şüpheleri yorumlamadaki merci ve bu şüphelerden korunma kaynağı olarak kalmaya devam ederdi. Aralarındaki uçurum ne kadar derinleşirse, ona olan ihtiyaçları da o kadar artardı.

İşte bu yüzden korkunun hatlarını ve sadakatin sınırlarını çizmek zordur. Zücaciye misali hücreden başlar, ofisten geçer, iktidar sahiplerinin evlerine sızar, iletişim damarlarında yayılır ve duvarlarda pas tutardı. Makamlar ve bedeller değişiklik gösterirdi; ancak huzur bulabilme yeteneği, başkalarının huzuruna el koyan ve insanların göğsüne korku ekenler için bile hep ulaşılmaz bir lüks olarak kalırdı.

Şam’daki bir huzurevinde, hayatını rejime adamış emekli bir subay yapayalnız yaşıyordu; inanılmamasından korktuğu için sadakatini aşırı bir şekilde dile getiriyordu. Ömür geçti, makamlar yok oldu ama sadakat sınavı bir türlü bitmedi. Her zaman fazladan bir cümleye, daha yüksek bir coşkuya ve hâlâ olması gerektiği gibi olduğuna dair yeni bir kanıta ihtiyaç duyuyordu. Ömrünün sonuna kadar yanında, kendi sesini sürekli denetleyen bir gözetmen taşıdı. Başkalarının göğsüne ektiği o korku, sonunda kendi göğsüne yerleşmişti. Kimsenin kendisinden daha fazlasını istemesine gerek kalmıyordu; o, bunu bizzat kendisinden istiyor ve sunduklarının gerekenin altında kalmasından korkuyordu. Kendininkinden bile korkuyordu. Bir ziyaretçisine şöyle demişti: “Bana inanmayacaklarından korkuyorum...”

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde yöneticilerin ayrıcalıklarına uyum sağlamak için emirlerin nasıl değiştirildiğini görürüz. Suriye’de ise pek çok kelime yerinde sabit kalırken, hayat bu kelimelerin altında tamamen değişti. Verasetle devredilen bir cumhuriyet; kendi iktidarının en büyük muhafızlarından bazılarının nefret ettiği bir parti; üyelerinin toplantıyı yönetmeyen bir adamı beklediği kurumlar ve kaynakları ile aygıtları aile işlerinden ayrı düşünülmesi imkânsız bir devlet...

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed korkuyu icat etmedi; ancak onu ülkenin toprağına derinden ekti ve halkın göğsünde geniş bir aağ kurdu. Adamlarına nüfuz bahşetti ama anahtarları hep kendi ellerinde tuttu. Onlardan biri binlerce Suriyelinin zindan kapılarını açabilir ya da hayatına son verebilirdi; fakat kendi ofis kapısının açık kalmasını garantilemekten acizdi.

Bir subayın makamını kaybetme endişesiyle bir tutuklunun hayatı için duyduğu korku asla aynı kefeye konamaz; telefonun yüzüne kapatılmasıyla hayat soluğunun kesilmesi, yoldaşların duvarlarından duyulan korkuyla masum birinin zindana atılması bir değildir. Zalimin yaşadığı kaygının gün yüzüne çıkması, onu sorumluluktan aklamaya yetmez; aksine, vahşeti ve boyun eğmişliğiyle bu rejim tarifesinin sürdürülmesine, kafatası yığınlarının birikmesine ve ıstırap nehirlerinin kazılmasına nasıl katkıda bulunduğunu gözler önüne serer.


Tebbun: Cezayir ordusunun Nijer'e gönderilmesi, hayati çıkarlarımızı koruma konusundaki kararlılığımızı yansıtıyor

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun (DPA)
TT

Tebbun: Cezayir ordusunun Nijer'e gönderilmesi, hayati çıkarlarımızı koruma konusundaki kararlılığımızı yansıtıyor

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun (DPA)

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun dün yaptığı açıklamada, Nijer'e askerî birlik gönderilmesi kararının “hayati çıkarlarımızı koruma konusundaki kararlılığımızı ve önleyici yaklaşımımızı” yansıttığını söyledi.

Tebbun, Kurtuluş Devrimi'nin 72'nci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Bu yıl dönümü, ülkenin yüksek çıkarlarının gerektirdiği konularda farkındalığı artırmak için yenilenen bir fırsattır. Bu çerçevede, kardeş ve komşu bir ülkeyle iş birliği kapsamında anayasal yetkilendirme ve kurumsal uzlaşı devreye girmiştir” ifadelerini kullandı.

Nijer'e Cezayir ordusuna bağlı birliklerin gönderilmesi kararına işaret eden Tebbun, bu adımın “hayati çıkarlarımızı koruma konusundaki kararlılığımızı ve mevcut bölgesel koşullar karşısında ulusal güvenlik stratejimizin temel belirleyicilerinden biri olan önleyici yaklaşımı yansıttığını” belirtti.

Tebbun, kararın aynı zamanda istikrarın korunması gereklilikleriyle örtüştüğünü vurgulayarak, “Yeni Cezayir, siyasi egemenlik anlayışı ve Kasım Devrimi'nin ruhunu yansıtan bağımsız kararları doğrultusunda kaynaklarını ve imkânlarını istikrar ortamında değerlendirmektedir” dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz pazartesi günü Nijer'e askerî birlik gönderilmesi kararını almıştı. Cezayir Parlamentosu da daha önce cumhurbaşkanının askerî birlik gönderilmesine ilişkin talebini oylayarak kabul etmişti. Tebbun, bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, Nijer'in kendi ifadesiyle Sahel bölgesi dışındaki bir ülke tarafından finanse edilen silahlı bir grubun tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söylemişti.

Oylama, parlamentonun iki kanadında ayrı ayrı gerçekleştirilen kapalı oturumlarda yapıldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmeler sırasında yoğun gizlilik önlemleri uygulanırken, basın mensuplarının oturumları takip etmesine izin verilmedi. İktidar yanlısı partiler kararı desteklerken, muhalefet partileri konuya ilişkin sessiz kalmayı tercih etti.


Husiler, Lahic'in kuzeyinde tuzağa düşürüldü

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batısında görev yapan Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker. (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batısında görev yapan Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker. (AFP)
TT

Husiler, Lahic'in kuzeyinde tuzağa düşürüldü

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batısında görev yapan Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker. (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batısında görev yapan Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker. (AFP)

Yemen'in güneybatısında çatışmalar daha şiddetli bir aşamaya girerken, Lahic ile Taiz vilayetleri arasındaki sınır hattında bulunan Makâtıra cephesi, Husilerin ağır kayıplar verdiği bir çatışma alanına dönüştü. Husilerin, Taiz ile güney vilayetlerini birbirine bağlayan en önemli kara güzergâhlarından biri olan Hicetü'l-Abd yolu üzerindeki stratejik yüksek noktaları ele geçirmek amacıyla bölgeye takviye birlikler ve zırhlı araçlar sevk ettiği bildirildi.

Bölgede topçu ateşinin eşlik ettiği geniş çaplı bir Husi saldırısı ve yüksek kesimler üzerinden ilerleme girişimleri yaşandı. Saldırılar sırasında bazı mevzileri ele geçiren Husiler, daha sonra Yemen hükümet güçleri ile Makâtıra, Züreykâ ve Mekâbide bölgelerinden yerel savaşçıların karşı saldırısıyla karşılaştı. Hava ve topçu desteğiyle gerçekleştirilen operasyonlarda Husilerin çok sayıda mensubu ve askerî aracı etkisiz hale getirilirken, Anan Dağı yeniden kontrol altına alındı ve Makâtıra Kalesi'ne yönelik ilerleme girişimi engellendi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  Züreykâ çevresinde ise çatışmaların sürüyor.

Husilerin ikmal hatları da takviye birliklerini ve alternatif güzergâhları hedef alan hava saldırılarıyla vuruldu. Öte yandan, örgüt mensubu yaklaşık 60 savaşçının cenazesinin Turbe kentine ulaştığı yönünde haberler yayımlandı.

Taiz'in diğer cephelerinde de güney ve batı kesimlerinde çatışmalar devam etti. Şakab, Akruz ve Misrah bölgelerinde Husi mevzileri ve askerî araçları hedef alındı.