Irak Türkmenleri gözden kayboluyor: Doğum oranının düşüşünden pişmanlar mı?

Musul’da bir çocuk yük arabası çekerken (Reuters)
Musul’da bir çocuk yük arabası çekerken (Reuters)
TT

Irak Türkmenleri gözden kayboluyor: Doğum oranının düşüşünden pişmanlar mı?

Musul’da bir çocuk yük arabası çekerken (Reuters)
Musul’da bir çocuk yük arabası çekerken (Reuters)

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi, Türkmenleri daha fazla çocuk doğurmaya ve böylece diğer Iraklı topluluklara kıyasla doğum oranlarının az olması durumunu ortadan kaldırmaya çağırdığı bir açıklama yaptı.
Bu açıklama, Irak modern devletinin kuruluşundan bu yana Irak’ın Araplar ve Kürtlerden sonra üçüncü ulusal topluluğu olan bu grubun hislerine ayna tuttu.
Irak Türkmenleri, Kerkük, Musul, Erbil ve Diyala bölgelerinde yoğunlaşıyor. Telafer, Tuzhurmatu, Amerli ve Kifri gibi şehir ve kasabalar daima Türkmen nüfus çoğunluğuna sahip olmuş; Kerkük şehrinde ise tarihi, kültürel ve ekonomik anlamda varlık göstermişlerdir.
Türkmenler, Türk halkı ve devleti ile tarihi ve kültürel ilişkiler geliştirmiştir. O kadar ki Türkmenler, neredeyse aynı dile sahip oldukları Türkler ile aynı ulusal kökenden geldiklerine dair bir inanç besliyorlar.
Gelgelelim Irak’ta Irak Türkmenlerinin rolü ve demografik, siyasi ve ekonomik ağırlığı son yıllarda dikkat çekici bir şekilde geriledi. Irak’ta 1957 yılında yapılan güvenilir bir nüfus sayımı bize, sayıları 136 bin 806’yı bulan Türkmenlerin Irak’ın toplam 6 milyon 057 bin 493 olan nüfusunun yaklaşık yüzde 2.3’ünü oluşturduğunu gösteriyor. 
Iraklı Türkmenlerin halihazırdaki oranı ise bu orandan oldukça düşük ve öngörülebilir gelecekte aşamalı ve devamlı olarak düşüş tehdidi ile karşı karşıya. Geçen meclis seçimlerinde Türkmenler, Merkez Meclisi’nde yalnızca dört koltuk kazanabildi. Bunlardan biri Diyala eyaletinde Şii "Haşd-i Şabi" (Halk Seferberlik Güçleri) tarafından desteklenen el-Fetih listesinin yardımıyla mümkün oldu. Irak Türkmenlerinin en büyük siyasi gücü olan Türkmen Cephesi, Kerkük eyaletinin tamamında yaklaşık 8 bin oyun üzerine çıkamadı. Hesaplamalara göre Iraklı Türkmenlerin sayısı yaklaşık 300 bin ki bu sayı, 2018 yılında yapılan genel sayımda yaklaşık 38 milyon olarak belirlenen Irak nüfusu içerisinde yüzde 1’den daha az bir orana tekabül ediyor.
Güvenlik halinin gerilemesi
Irak Türkmenleri, bölgelerinde siyasi, güvenlik ve askeri koşullarda bir gerileyişten mustarip.  2003-2010 yılları arasında yaşanan ve pek dikkat çekmeyen mezhep temelli iç savaşta en ağır bedeli Türkmenler ödedi. Nitekim bölgeleri, Irak’ın coğrafi ve mezhepsel bölünmesi boyunca yani kuzeybatının uzak noktalarında yer alan Telafer şehrinden güneydoğu bölgesinde yer alan Mendeli ve Bedre kasabalarına kadar uzanıyordu. Bu bölgeler, en yoğun silahlı çatışmalara ve güvenlik sarsıntılarına sahne olan bölgeler. Bundan dolayı bu bölgelerin Türkmenleri arasından özellikle orta ve yüksek tabakadan zengin ve eğitimli olan kesim büyük oranda Türkiye ve Irak Kürdistanı’na göç etmek zorunda kaldı. Türkiye ve Kürdistan toplumuna öyle hızlı uyum sağladılar ki göç ettikleri bölgelere geri dönmeleri biraz zor görünüyor.
Irak Türkmen topluluğu içerisinde mezhep temelli ayrışma boyutu arttı. Iraklı Türkmenler, Irak’ta çekişen radikal güçler arasında bir bölünme yaşadı. Yerel Türkmen siyasi güçler ve hatta Türk müdahalesi bile bu bölünmeyi ortadan kaldıramadı. Zerkavi’nin örgütlerinden DEAŞ’a kadar radikal İslamcı güçlerle ittifak kuran Türkmen gruplar, başta Telafer kasabası olmak üzere bölgelerindeki tüm Şii Türkmenleri sürmeyi başardı. Ancak tehcir edilen bu Şii kesim, Haşd-i Şabi grupları içerisinde örgütlendiler ve bu bölgelere saldırmak üzere Irak ordu güçleri ile birlikte geri dönerek Sünni Türkmenleri bu bölgelerden sınır dışı ettiler.
Şu anda Irak’taki Türkmen istikrarı bozulmuş halde. Ne merkezi hükümet ne de söz konusu bölgelerdeki yerel iktidar tarafından Türkmen bölgelerinin yeniden inşasına dair bir plan geliştiriliyor. Hatta bu bölgelerin çoğu, hayatın her ayrıntısına müdahale eden mezhepçi silahlı grupların yönetimi altında. Şu an mevcut koşullar hiçbir şekilde yerinden edilmiş Türkmenlerin yurtlarına geri dönmelerine yardımcı olmuyor.
Ekonomik durumun gerilemesi
Iraklı Türkmenler, şehir halkının büyük bir çoğunluğunu oluşturuyordu ve coğrafi-sınıfsal konumları onlara ekonomik bir üstünlük sağlıyordu. Ticaret, sanayi ve kamu hizmetleri alanında faaliyet gösteren Türkmenler, bunun yanı sıra gerek devlet teşkilatı gerekse özel sektör olmak üzere bürokrasi ve eğitim kurumları ile merkezi çarşılarda da etkin bir konuma sahipti. Ayrıca tarihi şehir ve kasabalarını çevreleyen geniş Arap ve Kürt kırsalından da faydalanıyorlardı. Bir diğer ifade ile kentteki bu ayrıcalıklı konum, Türkmen halkın elindeki en canlı sermayeydi. Bu durum onlara, toplumlarını kalkındırma ve genel varlıklarını derinleştirme imkânı da sağlıyordu.
Arap ve Kürtlerin şehirlere sürekli ve peş peşe göçleri, üstünlüğü Türkmenlerin elinden alarak bu ayrıcalıklı konumun gerilemesine yol açtı. Araplar ve Kürtler, ekonomik ve sosyal canlılıklarının ve kamusal otoritelerinin kaynağı olarak gördükleri noktalarda Türkmenler ile rekabet eder hale geldi.
Bu sebepten Türkmenler, nüfus artışına güç yetiremedi. Zira şehrin sakinleri olarak aylık gelir düzeyleri sınırlanmış ve kentsel yaşam tarzları daha kayıtlı bir hal almıştı. Yarım asır içerisinde sayılarını altı kattan daha fazlasına katlayan Arap ve Kürtlere göre Türkmenler, nüfuslarını yalnızca iki katına çıkarabildi.
Evet, Iraklı etnik topluluklar on yıllardır göç etmekle uğraşıyor. Ancak Türkmenler arasından daha çok zenginler göç etti. Türkiye, zengin tabakadan birçok Türkmen için her durumda sığınılabilecek güvenli bir liman oldu. Bu tercihte özellikle coğrafi yakınlık, kültür, dil ve ırk uyumu etkili olurken Türkiye’nin son on yıllarda tanık olduğu toplumsal ve ekonomik kalkınma da pay sahibiydi.
Tarihi baskı
Iraklı Türkmenler, kuruluşundan bugüne değin Irak Devleti içerisinde devamlı olarak siyasi bir baskı ile yüzleşti. İlk devirlerinde Irak Devleti, Türkmenlere modern Irak Devleti’nin kuruluşuna en muhalif etnik grup nazarıyla bakıyordu. Devletin gözünde Türkmenler, Türkiye’deki ayaklanışın lideri Mustafa Kemal Atatürk ile daha yakın bir ilişki kuruyor ve Irak’ı ya da en azından Kürt ve Türkmen bölgelerini Türk Devleti’nin bir parçası yapmak için çaba gösteriyorlardı. Bu nedenle İngiliz işgali, 1924 yılında  Britanyalı mareşal Allenby'in Asuri Tümeni tarafından Iraklı Türkmenlere uygulanan katliam ile sonuçlandı.
Türkmen toplumsal hafızası, 1959 yılında iktidar ile Kerkük Türkmenleri arasındaki ünlü çatışma yaşanana kadar bu zulmün sona ermediğini söylüyor. Bu çatışma esnasında silahların hedefi haline gelen mahallelerinde yaklaşık yüz Türkmen öldürüldü.
Bu zulüm hali Irak ulusal iktidar dönemlerinde de devam etti. Nitekim Kerkük ve Musul bölgelerinde şahit olunan Araplaştırma faaliyetleri, Kürtler ile birlikte Türkmenleri de hedefe oturttu. Bunun yanı sıra Türkmenler daha sonra varlık gösterdikleri bölgelerde Arap-Kürt çatışmasının bedelini de ödedi. Zira çatışan iki büyük topluluğa göre daha küçük bir topluluktu.
*Independent Arabia'dan Rüstem Mahmud'ın yazısı



Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah arasında, Lübnan’ı temsilen müzakereleri kimin yürüteceğine ilişkin artan gerilim ve İsrail’in yoğunlaşan saldırıları, Avn’ın Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam ile planladığı görüşmenin ertelenmesine neden oldu. Taraflar, tansiyonun düşürülmesi ve uygun bir zemin oluşturulması amacıyla toplantıyı ileri bir tarihe bırakırken, bu süreçte iletişimi kesmeyerek temaslarını sürdürme kararı aldı. ABD’nin saldırıları durdurma yönünde ilerleme sağlaması halinde görüşmenin kısa sürede yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak yüksek siyasi tonla yürütülen bu medya savaşı, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetme gerekçelerini açıkladığı bildiride yer alan mesajların önemini gölgelemiyor.

Kasım’ın, “Yetkililer bilsin ki performansları ne Lübnan’a ne de kendilerine fayda sağlar. İsrail-Amerikan tarafının onlardan istediği onların elinde değil, sizin ondan istediklerinizi de size vermeyecek” sözleri, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere seçeneğini destekleyen siyasi çoğunlukta şaşkınlıkla karşılandı.

İran mesajı

Lübnanlı kaynaklara göre, Kasım’ın dile getirmediği hususlar açıklamalarından daha fazla önem taşıyor. Bu çerçevede Hizbullah’ın sahada tek başına “etki ve güç sahibi” olduğu mesajını vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Kaynaklar, bunun İran’ın Lübnan adına müzakere yürütme konusunda en yetkin taraf olduğu yönünde dolaylı bir işaret taşıdığını ifade ediyor. Kasım’ın, İran ile ABD arasında Pakistan’da yapılan görüşmeler sonrası sağlanan ateşkese teşekkür etmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.

vfeve
Güney Lübnan’da, İsrail sınırına yakın bölgede UNIFIL güçlerine ait bir devriye (AP)

Kasım’ın, dolaylı müzakereleri kimin yürüteceğini özellikle belirtmemesi dikkat çekerken, “Ateşkes herhangi bir arabulucudan gelirse kabul etmeliyiz” demesi de soru işaretlerine yol açtı.

Beyrut kulislerinde dolaşan iddialara göre Hizbullah, İran’ın ABD ile Pakistan’da yürüttüğü müzakerelere dolaylı biçimde dahil oluyor. Partiyle bağlantılı danışmanların masada yer almadığı, ancak yakın bir odada bulunarak gerektiğinde görüş aktardığı öne sürülüyor. Diplomatik kaynaklar ise bu senaryonun doğru olması halinde Hizbullah’ın Lübnan dosyasını İran’a devretme ısrarının Washington tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. ABD’nin, Lübnan’ın İran’a bağlanmasına karşı çıktığı ve doğrudan müzakere yetkisinin anayasal olarak cumhurbaşkanına ait olduğunu savunduğu ifade ediliyor.

Hizbullah neden doğrudan müzakereleri reddediyor?

Kaynaklar, Hizbullah’ın askeri sahadaki gücüne dayanarak son sözün kendisinde kalmasını istediğini ve müzakereleri yürütecek tarafı da kendisinin belirlemek istediğini öne sürüyor. Ancak İsrail’in köyleri yıkmaya ve operasyonlarını sürdürmeye devam ettiği bir ortamda, bu tutumun Lübnan halkına nasıl anlatılacağı sorusu gündeme geliyor.

sdtgrt
Güney Lübnan’da, İsrail topçu atışlarının hedef aldığı bölgede yükselen duman (EPA)

Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri reddederek zaman kazanmaya çalıştığı, bunun ise İsrail’e saldırılarını sürdürmek için gerekçe sunduğu ifade ediliyor. Saldırıların yalnızca sınır hattıyla sınırlı kalmayıp Litani Nehri’nin kuzeyine kadar uzandığı belirtiliyor.

Kaynaklar, zamanın Lübnan’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak Hizbullah’ın silahlarını devlete devretmesi ve müzakere koşullarını güçlendirecek cesur bir adım atması gerektiğini dile getiriyor.

Avn’a siyasi destek çağrısı

Krizin aşılması için Cumhurbaşkanı Avn’a siyasi destek sağlanması gerektiğini belirten kaynaklar, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere çağrısından geri adım atmayacağını ifade ediyor. Avn’ın, müzakerelerin başlaması için İsrail’in saldırılarını durdurmasını şart koştuğu ve ulusal ilkelerden taviz vermeyeceğini vurguladığı aktarılıyor.

Ülkedeki gerginliğin azaltılması için siyasi söylemlerde daha ılımlı bir dil benimsenmesi gerektiği, aksi halde iç barışın riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Güneyde geri dönüş zor

Kaynaklar, savaşın sürmesi halinde güneyde yerinden edilenlerin geçici göçünün kalıcı hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail’in geniş çaplı yıkımı nedeniyle birçok köyün yaşanamaz hale geldiği, bu nedenle geri dönüşün zorlaştığı ifade ediliyor.

Diplomatik çözümün tek çıkış yolu olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın savaş politikalarının ülkeye ağır bedeller yüklediği ve uluslararası toplumun silahların devlet kontrolüne alınması yönündeki baskısının arttığı kaydediliyor. Ayrıca güneyin yeniden inşası için uluslararası destekli bir planın zorunlu olduğu, bunun da Hizbullah üzerinde siyasi baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.


Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
TT

Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl, bu yıl Iraklı hacı sayısının yaklaşık 41 bin olduğunu ve kafilelerin Suudi topraklarına günde ortalama bin 500 hacı olacak şekilde, ülkenin kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısından giriş yaptığını söyledi. Süheyl, sürecin entegre bir hizmet sistemiyle yürütüldüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Süheyl, Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde sürdüğünü, iki ülkede hac ve umre ile içişleri bakanlıkları arasında güvenlik düzenlemeleri ve hacıların ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri için gerekli organizasyonların ele alındığını ifade etti.

Büyükelçi, Irak’ın bu yıl yalnızca kara yoluyla sevk seçeneğini tercih etmesinin, mevcut bölgesel koşullar çerçevesinde hacıların güvenliğini sağlama amacı taşıdığını ve olası aksaklıkların önüne geçmeyi hedeflediğini vurguladı. Süheyl ayrıca Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapı ve donanımına övgüde bulundu.

41 bin hacı

Safiye Talib es-Suheyl, mevcut bilgilere göre Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin kişi olduğunu, ayrıca 200 doktorun da kafilelere eşlik ettiğini belirtti. Bu sayının Irak’ın tüm vilayetleri ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen hacıları kapsadığını, idari, sağlık, rehberlik ve medya ekiplerinin de sürece dahil olduğunu kaydetti.

Kara yolu tercih edildi

Büyükelçi, Bağdat’ın bu sezon yalnızca kara yolu seçeneğini benimsediğini ve sevkin Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bunun mevcut saha koşullarıyla uyumlu ve güvenlik öncelikli bir karar olduğunu söyledi.

fdfvfe
Safiye es-Suheyl, Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin Iraklı hacı olduğunu açıkladı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Süheyl, “Iraklı hacıların ilk kafilesi 26 Nisan Pazar akşamı yola çıktı. İlk gruplar, Kuzey Sınır Bölgesi Emiri Prens Faysal bin Halid’in gözetiminde karşılandı. Kendisi bu konuya özel önem veriyor. Arar’daki yetkililerle birlikte Iraklı hacılara en üst düzeyde misafirperverlik ve hizmet sunulması için yoğun çaba gösterildi” dedi.

Cedide Arar sınır kapısı

Süheyl, Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapısına dikkat çekerek, “Bizzat inceleme fırsatı bulduk. 9 bin metrekareyi aşan hac terminali, günlük 20 bin hacı kapasitesi, 68 pasaport gişesi, 6 kontrol noktası ve 24 saat hizmet veren entegre sağlık ve güvenlik sistemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

evfev
Kuzey Suudi Arabistan’daki Cedide Arar sınır kapısına varan bir Iraklı hacı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Sevkiyatın günlük yaklaşık 1500 hacı olacak şekilde sürdüğünü belirten büyükelçi, modern ve klimalı turistik otobüslerle taşınan hacılar için Suudi Arabistan topraklarında güzergâh boyunca dinlenme noktaları oluşturulduğunu, Hac ve Umre Bakanlığı tarafından kurulan çadır kentlerde konaklama, yemek, sağlık hizmetleri ve ibadet alanlarının sağlandığını aktardı.

Suudi tarafıyla koordinasyon

Süheyl, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin köklü ve çok boyutlu olduğunu, iki ülke arasında din, coğrafya ve ortak çıkar bağlarının bulunduğunu vurguladı. Hac dosyasının bu ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu belirten büyükelçi, bunun dini ve insani bir boyut taşıdığını ifade etti.

Irak’ın, 1447 Hac sezonu düzenlemelerine ilişkin anlaşmayı Suudi Arabistan ile imzalayan 150’den fazla ülke arasında ilk ülke olduğunu kaydeden Süheyl, bunun iki ülke arasındaki koordinasyonun derinliğini gösterdiğini söyledi.

rhttyh
Iraklı büyükelçiye göre Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyon en üst düzeyde yürütülüyor (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Bu sezon hazırlıkların Irak Yüksek Hac ve Umre Kurumu ile Suudi Hac ve Umre Bakanlığı arasında en üst düzeyde yürütüldüğünü belirten büyükelçi, aynı zamanda iki ülkenin içişleri bakanlıkları arasında da güvenlik koordinasyonunun sağlandığını, Irak İçişleri Bakanı’nın geniş kapsamlı toplantılar düzenlediğini ve bu sürecin Suudi muhataplarla eşgüdüm içinde yürütüldüğünü aktardı.

Süheyl, koordinasyonun Irak içindeki kara yollarının güvenliğinden başlayarak Arar sınır kapısına kadar sürdüğünü, buradan itibaren güvenlik sorumluluğunun Suudi tarafına geçtiğini ve kutsal bölgelere kadar entegre bir sistem içinde devam ettiğini söyledi.

Hacılar için çadır kent

Büyükelçi, Suudi Arabistan’ın Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara sunduğu hizmetleri takdir ederek, gümrük ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırıldığını, 24 saat sağlık ve acil hizmetlerin sağlandığını, lojistik destek, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin sunulduğunu ifade etti. Hacılar için kurulan çadır kentlerin de bu hizmetlerin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Süheyl, Irak diplomatik misyonunun Cidde Başkonsolosluğu ve Irak Hac Heyeti ile koordinasyon içinde çalışarak hacıların tüm ihtiyaçlarını takip ettiğini ve gerekli konsolosluk ile idari desteği sağladığını söyledi.

dserfg
Süheyl, Suudi Arabistan’ın Kral ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara yönelik hizmetlerini takdir etti (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Konuşmasında kara yolu güzergâhına da değinen Süheyl, İslam tarihinin en önemli hac yollarından biri olan ve Abbasi Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde bint Cafer’in adıyla anılan “Darb Zübeyde”yi hatırlattı. Bu yolun, Kufe ile Mekke arasında hacılar için su ve altyapı imkânları sağlamak amacıyla geliştirildiğini ifade etti.

Süheyl, açıklamasının sonunda, Irak’ın hükümeti, halkı ve dini otoriteleriyle birlikte hac yolculuğuna büyük önem verdiğini, Suudi Arabistan ile iş birliği içinde bu yılki hac sezonunun güvenli ve sorunsuz geçmesi için çalıştıklarını vurguladı.


İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
TT

İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)

Gazze Şeridi’nin kuzeyine bugün (Çarşamba) İsrail güçlerince düzenlenen hava saldırısında bir Filistinli sağlık görevlisi hayatını kaybetti, bir kadın da yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sağlık görevlisi İbrahim Sakr, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan et-Tevam kavşağı yakınlarında düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Kaynaklar ayrıca, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde bir kadının İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını aktardı.

Son 24 saat içinde aralarında naaşı enkaz altından çıkarılan bir kişinin de bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana can kaybı 823’e, yaralı sayısı ise 2 bin 308’e yükseldi. Aynı dönemde 763 kişinin cansız bedeninin enkaz altından çıkarıldığı kaydedildi.