Cezayir'de ordunun başbakan önerisi iddiaları asılsız çıktı

19 Mayıs’ta Cezayir’deki gösteriler sırasında polis ve öğrenciler karşı karşıya geldi (AFP)
19 Mayıs’ta Cezayir’deki gösteriler sırasında polis ve öğrenciler karşı karşıya geldi (AFP)
TT

Cezayir'de ordunun başbakan önerisi iddiaları asılsız çıktı

19 Mayıs’ta Cezayir’deki gösteriler sırasında polis ve öğrenciler karşı karşıya geldi (AFP)
19 Mayıs’ta Cezayir’deki gösteriler sırasında polis ve öğrenciler karşı karşıya geldi (AFP)

Eski Cezayir Başbakanı Ahmed Benbitur, 19 Mayıs’ta ordunun kendisini, halk tarafından reddedilen Nureddin Bedevi’nin halefi olarak seçtiği yönünde yayınlanan haberleri yalanladı. İçişleri Bakanlığı da 19 Mayıs’ta, 4 Temmuz’da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylık başvurusunu durdurduğunu açıkladı.
Benbitur, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, “Dostlar ve gazeteciler, bana bazı haber sitelerinde ve dijital platformlarda, ordu tarafından başbakanlık pozisyonu için seçildiğim yönünde bilgilerin yayınladığı haberini verdi. Bu söylentileri yalanlıyorum. Kimse, herhangi bir pozisyon önerisinde bulunmak için benimle iletişime geçmedi. Bu doğru olsa bile bunu onaylamıyorum. Daha önce de söylediğim gibi, mevcut çıkmazdan kurtulmak için, bir çözüm aranıyorsa eğer, bir fikre veya yol haritasına sahibim” ifadelerini kullandı.
Geçiş döneminin sorumluluğunu üstlenmesi için, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika rejiminin kalıntıları olduğu belirtilen geçici Cumhurbaşkanı Abdulkadir Bin Salih ve Başbakan Nureddin Bedevi’nin yerine çeşitli isimler önerildi. Eski Enformasyon Bakanı ve eski diplomat Abdulaziz Rahabi de söz konusu isimler arasında. Ancak kendisi, “demokratik bir geçiş sağlayan bir projeyle ilgili olmadığı sürece” herhangi bir rol üstlenmeyi reddediyor. İsimler arasında, en konuşulanlardan biri de eski Dışişleri Bakanı Ahmed Talib el-İbrahimi. Ancak İbrahimi de “akıl hocalığı” rolünü tercih ederek bu fikri reddediyor. Aynı şekilde İbrahimi, geçen cumartesi günü, ordu komutanlığından üst düzey iki isimle birlikte, “hareket, parti ve onu destekleyen toplumsal güçlerin temsilciliği ile açık ve dürüst diyalog başlatma” çağrısında bulundu.
Öte yandan halk ayaklanmasının sembol isimlerinden, avukat ve siyasi aktivist Mustafa Buşaşi, avukatlık mesleğinden uzakta, başka hiçbir görevde kendini görmediğini, ancak vatanı içerisinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmaya yardım etmeye çağrılırsa, bunda geç kalmayacağını açıkladı. Buşaşi’nin ifadeleri ise, geçiş dönemde ülkeyi yönetmesi için yapılacak olası bir teklifi reddetmeyeceği şeklinde yorumlandı.
Aynı şekilde ayaklanmanın aktivistlerinin, bir sonraki aşamayı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini düzenlemek amacıyla ileriye dönük bir diyalog için kendi içlerinde bir isim üzerinde uzlaşı sağlaması bekleniyor. 4 Temmuz seçimlerine adaylık başvuru formlarının askıya alınmasıyla da sürecin gerçekleşmeyeceği açık. Öyle ki yaklaşık 100 kişi, İçişleri Bakanlığı’ndan başvuru formu alırken, bunların arasında medya organları ve siyasi çevreler arasından ise yalnızca, Müstakbel Cephesi Başkanı ve 2014 seçimleri cumhurbaşkanı adayı Abdulaziz Belid yer aldı.
Anayasal çözüme bağlı olan ordu komutanlığının, güvenilir olmadığı iyi bilinen bir öneriyi kullanamayacağı açık. Aynı şekilde ordu, “askeri bir emir” ile doğrudan müdahale etmek de istemiyor. Aynı mantıkla, Buteflika’ya karşı yapılan gibi Bin Salih ve Bedevi’yi görevden almakla da ilgilenmiyor. Eski Cumhurbaşkanı döneminde ordu, “Cezayir’i, 20 yıldır devleti kaçıran bir çeteden kurtarmış” gibi göründü. Şimdi de demokrasiyle yöneten meşru bir otoriteye geçişin bir “garantisi” olarak görünmek istiyor.
Büyük bir olasılıkla ordu, anayasa uyarınca 9 Temmuz’da (Cumhurbaşkanının istifasından 3 ay sonra) sona erecek görevini tamamlayan Bin Salih’i terk edecek. O zaman ülke, kurumsal bir boşluk gerçeğiyle karşı karşıya kalacak ve böylece askeri kuruluş, anayasal çözümü de tecrübe etmiş olacak. Bu çerçevede analistlere göre ise ordu, demokratik geçişi 3 ay boyunca ertelemek yerine yolu kısaltabilir.



İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
TT

İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve seçim kampanyası ekibi, 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde yapılan “uyarı hikâyesini” gölgede bırakmak için yoğun çaba harcıyor. Netanyahu, muhalifleri tarafından söz konusu uyarıları görmezden gelmekle suçlanıyor.

Buna karşın, İbranice ve ABD medyasında Netanyahu'nun saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin bilgiler peş peşe gündeme geliyor. Konu artık Netanyahu'nun üzerinde adeta bir suçlama olarak dolaşırken, başbakanın çevresinde büyük bir öfkeye yol açıyor. Netanyahu'ya yakın çevrelerde, “Arap ve Batı dünyasında hükümetini devirmek isteyen çok sayıda güç bulunduğu” yönündeki kaygı da giderek artıyor.

Söz konusu iddialar, yaklaşık bin 200 İsraillinin hayatını kaybettiği Hamas saldırısıyla ilgili.

Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)

Son dönemde İsrailli gazetecilerin kaleme aldığı bir kitapta da benzer bilgiler yeniden gündeme geldi. Buna göre, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunuyordu. Anlaşma, esir takası ve uzun süreli bir güvenlik ateşkesini öngörüyordu. Ancak Netanyahu anlaşmadan geri adım attı ve onay sürecini geciktirmeye başladı.

İddiaya göre bu tutum, Hamas'ın önde gelen isimlerinden ve 7 Ekim saldırısının başlıca planlayıcısı olarak gösterilen Yahya Sinvar'ı öfkelendirdi. Sinvar bunun üzerine saldırı kararı aldı, ancak öncesinde İsrail hükümetine “deprem etkisi yaratacak bir karşılık” verileceği yönünde uyarıda bulundu.

Mısır, uyarı iddialarına ilişkin sessizliğini koruyor

Son iki hafta içinde İsrail, ABD ve Avrupa medyasında, Hamas'tan geldiği öne sürülen uyarının farklı kanallar üzerinden Tel Aviv'e ve bizzat Netanyahu'ya birkaç kez ulaştırıldığına ilişkin kapsamlı haberler yayımlandı.

Bu konudaki son iddialardan biri ABD merkezli The Atlantic dergisinden geldi. Dergi, 7 Ekim saldırısı sırasında Mısır İstihbarat Teşkilatı'nın başında bulunan General Abbas Kâmil’in bizzat Tel Aviv'e gittiğini öne sürdü. İddiaya göre Kâmil, yalnızca 40 dakika süren ziyaretinde havaalanında üst düzey bir yetkiliyle uçağında görüştü ve ardından ülkesine döndü.

Netanyahu'nun ofisi kısa süre içinde derginin haberini yalanladı. Ofis, haberi seçim döneminde kamuoyunu “manipüle etmeyi” amaçlayan karşı propaganda faaliyetlerinin bir devamı olarak nitelendirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin Arap dünyası muhabiri Sima Kadmon da bu uyarılar hakkında kendisinin de Mısır kaynaklı bilgiler aldığını yazdı. Kadmon, dün yayımlanan yazısında, “Kahire'den gelen mesaj güçlü ve etkiliydi, ancak Sinvar buradaki yetkililerin gözünü kör etti. Başka uyarılar da vardı” ifadelerini kullandı.

Kadmon ayrıca Mısır eski istihbarat başkanının İsrail'e yaptığı gizli ziyaretin 7 Ekim'den 11 gün önce gerçekleştiğini belirtti.

İsrailli gazeteci, 26 Eylül'de Mısır'dan Gazze'de “korkunç bir şey” planlandığına ilişkin ilk uyarının geldiğini öne sürdü. Kadmon, 7 Ekim'den üç gün sonra kendisini “üst düzey Mısırlı kaynak” olarak tanımlayan bir kişinin kendisini aradığını ve şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Netanyahu'ya Gazze tarafından korkunç bir şeyin olmak üzere olduğu konusunda uyarı ilettik. İsrail politikasını değiştirmezse Gazze'nin İsrail'in yüzünde patlaması bekleniyor.”

Mısır ise söz konusu uyarı iddiaları hakkında yorum yapmadı. Şarku'l Avsat, Mısır Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Enformasyon Servisi ve Enformasyon Bakanlığı dahil olmak üzere ilgili kurumlarla temasa geçerek açıklama istedi ancak cevap alamadı. Dün akşama kadar Mısır tarafından konuya ilişkin herhangi bir resmî açıklama da yapılmadı.

Mısırlı diplomat ve parlamenterler ise The Atlantic haberinin doğruluğuna şüpheyle yaklaştı. Haberin “Kahire'nin Filistin meselesine ilişkin tutumunu sorgulatmayı ve tartışma yaratmayı amaçladığını” savunan yetkililer, haberin İsrail'deki mevcut seçim kampanyaları sırasında gündeme gelmesine dikkat çekti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Rıza Ahmed, söz konusu haberlerin doğru olmadığına inandığını belirterek, “Bilgilerin doğru olduğunu varsayarsak, Hamas'ın saldırısı neden o sırada durdurulmadı?” diye sordu.

Ahmed, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu haberlerin “İsrail'deki mevcut iç seçim kampanyalarının bir devamı” olduğunu söyledi. Ahmed'e göre muhalefet ittifakı, başbakanı 7 Ekim'de yaşananlardan haberdar olmakla suçluyor.

Ahmed, haberlerin bu dönemde gündeme getirilmesinin bir başka amacının da Kahire'nin tutumuna ilişkin şüphe yaratmak ve Mısır'ın Hamas'la ilişkilerini hedef almak olduğunu belirtti. Mısırlı yetkili, özellikle Mısır'ın Filistin meselesindeki tutumunun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında açık biçimde ortaya konulduğunu vurguladı.

Netanyahu

The Atlantic haberinde, Mısır eski istihbarat başkanının ziyareti sırasında hangi İsrailli yetkililerle görüştüğü belirtilmedi. Dergi, ziyaretin yaklaşık bir saat sürdüğünü öne sürerken, eski bir İsrailli hükümet yetkilisinin, “Netanyahu'nun Kâmil’in ziyaretinden veya İsrail istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden haberdar olmaması akla yatkın değil” değerlendirmesine yer verdi.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Eymen Mahsab ise bu tür haberlerin “Mısır'ın imajını zedelemeye yönelik sistematik bir planın parçası” olduğunu savundu. Mahsab Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin bu tür haberlerin ortaya atılmasının ardındaki amaçların farkında olduğunu belirtti.

Mısırlı milletvekili, resmi olarak cavap verilmemesinin bu uygulamalara karşı uyarıda bulunulmadığı anlamına gelmediğini ve bunların genç nesiller üzerindeki etkisine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Mahsab, Mısır'ın Gazze ve genel olarak Filistin meselesindeki tutumunun “açık ve değişmez” olduğunu belirterek, Kahire'nin savaşın ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırılarının ilk günden itibaren sona erdirilmesi çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Ortam benzin kokusuyla doluydu

Aynı konuya ilişkin bir başka yayın ise gazeteciler Şlomi Eldar ve Rut Yuval'ın 8 Eylül'de Haaretz gazetesinde yayımlanan araştırmasında ve kısa süre önce yayımlanan Kaçırılanlar – 843 Günlük İsraf başlıklı kitaplarında yer aldı.

İki gazeteci, Sinvar'ın saldırı öncesinde İsrail'e bir uyarı göndermeye çalıştığını öne sürdü.

Eldar ve Yuval, araştırmalarında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Eylül 2023'ün son günleriydi. Batı Şeria'da (terör) operasyonları yoğunlaşıyor, Gazze sakinlerinden oluşan kalabalıklar sınır duvarının önünde düzenli olarak gösteriler yapıyor, İsrail ise yargı reformu yasaları nedeniyle yaşanan iç çatışmalarla sarsılıyordu. Ortam benzin buharıyla doluydu ve gelişmeleri yakından takip eden herkes, ateşin her köşede pusuya yatmış olduğunun tamamen farkındaydı.”

Eldar ve Yuval, Sinvar'ın İsrail'e gönderdiği mesajların, eski Filistin hükümetinde bakanlık yapmış ve Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden Muhammed Dahlan'a yakın olan Dr. Süfyan Ebu Zeyde aracılığıyla iletildiğini açıkladı.

Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)
Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)

İki gazeteciye göre Dahlan, endişelerini üst düzey Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerine aktardı. Bu yetkililer de Netanyahu ile temasa geçerek savaşın yalnızca kan dökülmesine yol açmakla kalmayacağı, bütün bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Gazeteciler, görüşmelerin içeriği konusunda aralarında dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns'ün de bulunduğu üç üst düzey yabancı kaynağın bilgilendirildiğini belirtti.

Eldar ve Yuval, söz konusu bilgileri İsrail ve yurtdışında bulunan onlarca kaynakla, bunların arasında üst düzey yetkililerle yapılan kapsamlı bir araştırmaya; ayrıca kayıtlar, belgeler ve kurum içi yazışmalara dayandırdıklarını belirtti.

Dahlan'ın değerlendirmesine göre görüşmenin ve uyarının amacı, Netanyahu'nun mesajı ciddiye almasını ve harekete geçmesini sağlamaktı. Dahlan, “Hiç kimse başbakanın bu sözleri duyduktan sonra güvenlik teşkilatının başkanlarını; Şin Bet ve Mossad başkanları ile genelkurmay başkanını bilgilendirmeyeceğini düşünmedi. Ancak bunların hiçbiri Abu Dabi'den gelen uyarıdan haberdar değildi” ifadelerini kullandı.

Sinvar ortadan kayboldu: Bir deprem bekleyin

Gazeteciler, Eylül 2023'ün başında Sinvar'ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimini aniden kestiğini belirtti.

Bir Şin Bet yetkilisi, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Hamas'tan bir kaynak ise Sinvar'ın İsraillilerin müzakerelerdeki yavaş ilerleyişinden sabrının tükendiğini belirtti. Bunun üzerine, Netanyahu'nun onayıyla kurulan ve Şin Bet ajanı İdi Rotem ile Hamas yetkilisi Gazi Hamad arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanal kesildi.

Dikkat çekici biçimde, İsrail basınında yer alan haberlerde, bu iletişim kanalının 7 Ekim'den bir yıl sonra, rehineler konusunda çıkmaza giren anlaşmanın kurtarılmasına yönelik ihtiyacın arttığı Eylül 2024'te yeniden tam kapasiteyle devreye sokulduğu ifade edildi.

Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)
Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)

7 Ekim öncesine dönüldüğünde, özellikle 23 Eylül'de Sinvar'ın Ebu Zeyde ile özel bir görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor. Sinvar'ın burada kesin bir dille, “İsraillilere, müzakerelerde (ateşkes konusunda) ilerleme sağlanmazsa onlara büyük bir sürpriz hazırlayacağımı söyle” dediği öne sürülüyor.

İddiaya göre Sinvar'ın kullandığı “büyük sürpriz” ifadesi, İsrail tarafı için alarm niteliğinde olmalıydı. Ardından mesajını daha da açık hale getirerek, “Onlara bir deprem beklemelerini söyle” dedi.


Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
TT

Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)

Cibuti, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin artması, özellikle de Etiyopya ve Yemen'deki çatışmalar nedeniyle binlerce kişinin ülkeye sığınmasıyla artan bir baskıyla karşı karşıya.

Doğu Afrika'da, Bab el-Mendeb Boğazı'nın batı kıyısında yer alan Cibuti; kuzeyde Eritre, batı ve güneyde Etiyopya, güneydoğuda Somali ile sınır komşusu. Ülke doğuda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılırken, Kızıldeniz'in karşı kıyısında yer alan Yemen'in sahilleri Cibuti'ye yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bölgedeki çalkantılı ortamın ortasında, Afrika meseleleri uzmanı bir analist, Cibuti'nin uluslararası toplumun çağrılarına karşılık vermemesi halinde, maliyet ve istikrar açısından giderek artan baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Uzman ayrıca Cibuti'nin komşu ülkelerle dengeli ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini öngörüyor.

Uluslararası destek çağrısı

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Yemen'deki şiddet nedeniyle binlerce kişinin ülkesine sığındığını açıkladı. Bu durumun Obuk bölgesindeki ev sahibi topluluklar ile "Mərkəzi" olarak bilinen mülteci kampının kapasitesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre ülkeye gelenlerin sayısı 10 bin kişiye ulaştı.

Ömer, cumartesi akşamı New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Cibuti'nin artan barınma, gıda ve temel hizmet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını söyledi. Bakan, hükümetin bu göç dalgasına uygun şekilde karşılık verebilmesi için uluslararası toplumdan desteğini artırmasını istedi.

Yemen'den kaçış, haftalardır artan silahlı çatışmalarla mücadele eden Cibuti açısından tek önemli sorun değil. Komşu Etiyopya'da da çatışmalar yeniden tartıyor. Tigray güçlerinin bölgedeki üç havalimanını ele geçirmesi ve müttefikleriyle birlikte Afar ve Amhara bölgelerinde saldırılar düzenlemesi, hükümet güçleriyle 2020-2022 yılları arasında yaşanan yıkıcı savaşın ardından en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor.

 Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)
Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa, Cibuti'nin önümüzdeki dönemde de komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların baskısı altında kalacağını değerlendiriyor. İsa'ya göre özellikle Yemen'deki savaşın devam etmesi ve Etiyopya'daki gerilimlerin artması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'e doğrudan bağlantısı bulunan Cibuti üzerindeki baskıyı artıracak.

İnsani ve güvenlik yükü

Cibuti, mülteci ve sığınmacı akınıyla giderek büyüyen bir insani ve güvenlik yüküyle karşı karşıya. Ülkenin ekonomik kapasitesi ve altyapısı ise çevresindeki risklerin boyutuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor.

İsa Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cibuti'nin stratejik konumunun, bölgedeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunlarının sonuçlarıyla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu desteği otomatik olarak alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

İsa, söz konusu baskıların uzun süre devam etmesinin istikrarın maliyetini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle sığınmacı sayısının artması, Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi, hizmet ve barınma maliyetlerinin yükselmesi ve Kızıldeniz'deki ticaret ile deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların etkisinin büyümesi halinde, Cibuti üzerindeki yükün daha da ağırlaşabileceğini ifade ediyor.

İsa'ya göre uluslararası ve bölgesel destek, karşı karşıya olunan sorunların boyutuyla orantılı bir seviyeye çıkarılırsa Cibuti, istikrarını koruma ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'nun güvenliğinde üstlendiği merkezi rolü sürdürme konusunda daha güçlü bir konuma gelebilir.

Arabuluculuk ihtimali

Cibuti Dışişleri Bakanlığı, çevresindeki krizlerin ortasında, resmi haber ajansı tarafından pazar günü aktarılan açıklamasında Etiyopya'da gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

İsa, Cibuti'nin bölgedeki bazı krizlerde arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenerek diplomatik varlığını güçlendirebileceğini düşünüyor. Buna gerekçe olarak da ülkenin farklı taraflarla iletişim kurma konusunda deneyimli olmasını ve çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle görece dengeli ilişkiler yürütmesini gösteriyor.

İsa'ya göre Yemen dosyası böyle bir girişim için elverişli görünürken, Etiyopya meselesi daha hassas bir nitelik taşıyor. Bu nedenle Cibuti'nin, iç sorunlarını azaltacak şekilde istişare ve güven inşasına dayalı, kademeli bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.


Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz eyaletinde bulunan cepheler, hükümet güçlerinin saldırılarını temas hatlarından Husi askerî hareketliliğinin derinliklerine taşımasıyla yoğun çatışmaların yaşandığı yeni bir aşamaya girdi. Hükümet kuvvetleri eyaletin farklı bölgelerindeki takviye birlikleri, askerî mevzileri ve mühimmat depolarını doğrudan hedef alırken, sahada sıcak temaslar ve Husilerin engellenen sızma girişimleri yaşandı.

Savaş uçakları; El-Huban, Mafrak Maviye, Ez-Zikre, El-Akbuş ve Hayfan’daki Husi mevzileri ile toplanma alanlarına hava harekâtı düzenledi. Harekâtta ayrıca Taiz kentinin kuzeyindeki Et-Sittin Caddesi’nde bir ikmal konvoyu ile batıdaki El-Vazi'iyye bölgesinde yer alan takviye güçler vuruldu. İnsansız hava araçları (İHA) ve topçu birlikleri de eş zamanlı olarak birden fazla cephede askerî araç ve toplanma alanlarını ateş altına aldı.

Hükümet güçleri; Cebel Habaşi’ye bağlı El-Ahtub bölgesindeki bir sızma girişiminin püskürtüldüğünü, El-Kadaha’da bir Husi aracının ve El-Akrud’daki toplanma alanlarının vurulduğunu duyurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Cebel Numan, Kahbub, El-Algame ve Rasen çevresindeki çatışmalar sürerken, kontrol haritasında henüz kayda değer bir değişim yaşanmadı.

Askerî gerilimle birlikte Husi kanadındaki kayıpların da arttığı gözlendi. Yemen merkezli takip ve gözlem verilerine göre, kesin nihai rakam olarak doğrulanması zor olmakla birlikte, bu ay içinde aralarında üst düzey yöneticiler ve subayların da bulunduğu 422 Husi mensubu için cenaze töreni düzenlendi.