ABD’nin yeni Suriye stratejisi: Rusya’ya baskı, İran’la mücadele

Suriye'nin kuzeyinde ABD’ye ait bir aracın arşiv fotoğrafı (AP)
Suriye'nin kuzeyinde ABD’ye ait bir aracın arşiv fotoğrafı (AP)
TT

ABD’nin yeni Suriye stratejisi: Rusya’ya baskı, İran’la mücadele

Suriye'nin kuzeyinde ABD’ye ait bir aracın arşiv fotoğrafı (AP)
Suriye'nin kuzeyinde ABD’ye ait bir aracın arşiv fotoğrafı (AP)

ABD’nin ‘yeni bir strateji’ belgesi, özellikle İran’ın etkisinin ve ABD-Rusya çekişmesinin ‘azalmasına’  bağlı olarak Suriye’yi bölgesel ve uluslararası çatışmalar için bir savaş alanına dönüştürme politikasını ortaya koyuyor
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Anayasa Komisyonu’nun kurulması, çalışma kurallarına ilişkin anlaşma ve 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik kapsamlı bir yaklaşım ile Cenevre süreci çerçevesinde siyasi çözüm arayışlarını sürdürürken, uluslararası ve bölgesel aktörler, Suriye savaş arenasında bulunan oyuncular arasındaki stratejik ilişkilerle bağlantılı dış kotalar olgunlaşana kadar siyasi sürecin canlı kalması gerektiğine inanıyor.
Pedersen, ‘Astana Garantörleri’ Türkiye, Rusya ve İran ile ABD, İngiltere, Fransa ve Arap ülkelerinin yanı sıra daha sonra eklenen Çin’in yer aldığı ‘Küçük Grup’u bir araya getirecek yeni bir platform önererek, süreci bunun üzerine inşa etmeye çalıştı. Fakat ABD ile İran arasındaki gerginlik buna engel oldu.
Öte yandan toplam 535 üyeden oluşan ABD Kongresi’nin 400 Demokrat ve Cumhuriyetçi üyesi tarafından Başkan Donald Trump’a Suriye’ye yönelik ‘yeni bir stratejiyi’ onaylaması için gönderilen mektup, Suriye iç işlerine olan ilginin geri döndüğünü gösterirken, 3 sayfalık mektupta 2254 sayılı karara veya siyasi çözüme herhangi bir atıfta bulunulmadığı dikkat çekti.
Bununla birlikte söz konusu mektupta şu ifadeler yer aldı;
“Suriye çatışması oldukça karmaşık. Muhtemel çözümlerin ideal olmamasıyla birlikte geriye tek seçeneğimiz kalıyor, o da; ABD ve İsrail’in çıkarlarının yanı sıra bölgedeki güvenlik ve istikrara karşı artan tehditleri azaltacak politikaları güçlendirmek için Suriye’de kalmaya devam etmek. Bu strateji, ABD'nin güçlü liderliği ve desteğini gerektiriyor. ABD’nin bölgedeki yakın müttefiklerini terör tehditlerine karşı yalnız bırakmamalıyız.”
Dört tehdit
ABD Kongresi üyelerinin büyük çoğunluğunun imzaladığı mektupta, Suriye'den gelen hangi tehditlere işaret ediliyor?
Birinci tehdit: Terör
Mektupta; “Bir hükümet tarafından kontrol edilmeyen alanlar, DEAŞ, El Kaide ve bu ikisine bağlı diğer gruplar gibi terör örgütlerinin buralara yerleşmesine ve Suriye topraklarının bir kısmını kontrolleri altında tutmalarına izin veriyor. Her ne kadar söz konusu örgütlerin üyelerinin başlıca hedefi Suriye’deki mücadele olsa da Batı’daki hedeflerine, müttefiklerimize, ortaklarımıza ve ABD'ye karşı korkunç terör saldırıları planlamak ve uygulamak için yetenekleri ve isteklerini koruyorlar” ifadeleri yer aldı.
İkinci tehdit: İran
İran rejiminin bölgeyi tehdit eden faaliyetleriyle Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırıldığına dikkat çeken ABD Kongresi üyeleri, “İran, bölgedeki müttefiklerimizi tehdit edecek şekilde Suriye’de kalıcı bir askeri varlık oluşturmak için çok çalıştı. Ayrıca Tahran’ın İran’dan (Suriye ve Irak’tan geçerek) Lübnan’a doğrudan bir otoyol inşa etme planı sürüyor. Bu yol, İran'ın Lübnan’da Hizbullah'a ve diğer İran yanlısı milislere silah ve mühimmat temin etmesini kolaylaştıracak. Ayrıca Tahran rejimi, kendi amaçları ve çıkarları için komşu ülkeleri istikrarsızlaştırmaya ve bu ülkelerdeki nüfuzunu artırmaya devam ediyor” ifadelerini kullandılar.
Üçüncü tehdit: Rusya
Mektup, Rusya’nın da İran gibi Suriye’de kalıcı bir askeri varlık sağlamak için Tartus’ta kontrol ettiği deniz üssünün ötesinde bir çalışma yaptığını belirtiyor.
Mektubun Rusya ile ilgili bölümünde şunlar yer alıyor;
“Rusya, Suriye’deki iç savaşın seyrini Rus güçleri ve savaş uçaklarını kullanarak ve Esed rejiminin iktidarda kalmasını sağlamak amacıyla sürdürdüğü diplomatik korumayla Suriye halkı pahasına değiştirebildi. Bununla birlikte Şam'a S-300 gibi gelişmiş silahlar tedarik etmesi, İsrail’in Suriye topraklarından gelen düşmanca eylemlere karşı kendini savunma kabiliyetlerini zorlaştıracaktır. Rusya’nın bölgeyi istikrarsızlaştırıcı rolü İran’ın misyonunu tamamlıyor. Öte yandan Rusya’nın İran güçlerini Suriye’den çıkarma konusunda da pek istekli değil.”
Dördüncü tehdit ise: Hizbullah
Mektupta Hizbullah, İsrail'in güvenliği için en büyük tehdit olarak görülüyor. Hizbullah’ın Lübnan topraklarından İsrail’e yüksek hassasiyetli ve uzun menzilli 100 binden fazla füze fırlattığı ve Irak’ta 5 ABD askerinin öldürülmesinden sorumlu tutulduğu mektupta, şimdi de İsrail ile Suriye arasındaki sınırda bir ağ kurmaya çalıştığına işaret edildi.
Üç adım
Başkan Trump’a gönderilen mektupta, Suriye’den gelen 4 tehdit sıralandıktan sonra, 3 adımdan oluşan ‘yeni bir strateji’ çağrısı yapıldı. Söz konusu adımlarla ilgili olarak ise şu ifadeler yer aldı;
Birinci adım;
‘İsrail'in kendini savunma hakkı’
Ortadoğu’daki son derece değişken durum göz önüne alındığında, İsrail’in kendini savunma hakkını desteklemeye devam etmemizin yanı sıra bölgedeki dostlarımız ve düşmanlarımızın kimler olduğunu vurgulamamız oldukça önemli. Bununla birlikte, İsrail'in kuzey sınırı boyunca karşı karşıya kaldığı tehditlere karşı kendini savunması için ihtiyaç duyduğu kaynaklara ve malzemelere erişimini sağlamayı amaçlayan ABD ve İsrail arasındaki 10 yıllık mutabakat zaptının uygulaması da çok önemli.
İkinci adım;
‘Suriye'de İran ve Rusya'ya baskı uygulanması’
Mektupta, Trump yönetimine öncelikle İran ve Rusya’nın bölgeyi istikrarsızlaştırma faaliyetlerini sınırlandıracak baskıyı uygulamak için ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte çalışma ‘planı’ sunuldu. Bunun için İran’ın Hizbullah’a ve diğer terörist gruplara verdiği desteğin yanı sıra Rusya’nın Beşşar Esed’in ‘zalim’ rejimine doğrudan verdiği desteği engellemek amacıyla ekonomik ve diplomatik çabaların devam etmesi gerektiği vurgulandı.
Mektup şöyle devam etti;
“Washington’ın müttefikleri ve ortakları arasındaki yoğun koordinasyonlarla gerçekleştirdiği açık ve sürdürülebilir faaliyetleri, ABD’nin bölgedeki güvenlik ve istikrarın bozulmasından faydalananlara yönelik kararlılığı konusunda güçlü ve önemli bir mesaj gönderecektir”
Üçüncü adım ise;
‘Hizbullah üzerindeki baskının artırılması’
Mektuba göre Hizbullah için 2015 yılında çıkarılan ve 2018 yılında değişiklikler yapılan Uluslararası Finansmanını Engelleme Yasası’nın tam ve güçlü bir şekilde uygulanmasıyla Hizbullah üzerindeki baskı artırılmalı. Böylece Hizbullah ve fonlarına nezaret edenlere yönelik yaptırımların, Washington ve İsrail’i tehdit etme ve meydan okuma kabiliyetlerini azaltmanın yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) İsrail ile Lübnan sınırında bulunan silah ve tüneller hakkında araştırma ve rapor verme görevini yerine getirmesi için BM Geçici Görev Gücü'ne (UNIFIL) baskı yapması amaçlanıyor.
10 basamak
Batılı diplomatik kaynaklara göre şu an ABD yönetimi tarafından kabul edilen plan, ‘Suriye halkına ve komşularının özlemlerine yönelik yeni bir politika ile yeni bir rejime ulaşmayı’ hedefleyen 10 basamak içeriyor.
Söz konusu basamaklar ise şöyle;
1 - ABD'nin geri çekilmesi ve asker sayısının azalmasından kaynaklanan açığı telafi etmek için Avrupa ülkelerinden birliklerin konuşlandırılmasıyla birlikte Suriye’nin kuzeydoğusunda Avrupa ülkeleriyle koordineli olarak kalmaya devam edilmesi.
2 - İran'ın Fırat Nehri'nin doğusundaki boşluğu doldurmasını engellemek için 79 ülkenin yer aldığı Uluslararası Koalisyonun himayesinde Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) 60 bin savaşçının bölgeye konuşlandırılması.
3 - Suriye semalarında ABD ile Rusya güçleri arasında olası bir ‘çatışmayı’ önleyen anlaşmasının uzatılması.
4 - İsrail’in Suriye’deki kırmızı çizgilerini aşmaları halinde İran ve Hizbullah noktalarına yönelik operasyon düzenlemesinin desteklenmesi.
5 - Suriye rejimi ve rejime yakın isimlere uygulanan yaptırımlarda, ABD-Avrupa arasında koordinasyon sağlanması.
6 - Arap ülkelerine, Şam'la ikili (devletlerarası) veya kolektif (Arap Birliği aracılığıyla) olarak normalleşme sürecine girmelerini engellemek amacıyla baskı yapılması.
7 - Yukarıdaki kriterler gerçekleşmeden, Suriye’de yeniden yapılanma sürecinin finanse edilmesinin engellenmesi için yeniden yapılanma projelerinde yer alan Suriyeli işadamlarına yaptırımlar uygulanması.
8 - Suriye hükümetinin uluslararası kuruluşların yanı sıra Batı ve Arap ülkelerinde meşrulaşmasının önlenmesi.
9 - Suriye'nin komşularına, mülteciler için geri dönüş şartları sağlanmadan önce geri dönmeleri için işbirliği yapmamaları yönünde baskı uygulanması.
10 - Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde, kimyasal silah bulunması halinde bu bölgelerin nokta atışıyla vurulması.



İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
TT

İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve seçim kampanyası ekibi, 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde yapılan “uyarı hikâyesini” gölgede bırakmak için yoğun çaba harcıyor. Netanyahu, muhalifleri tarafından söz konusu uyarıları görmezden gelmekle suçlanıyor.

Buna karşın, İbranice ve ABD medyasında Netanyahu'nun saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin bilgiler peş peşe gündeme geliyor. Konu artık Netanyahu'nun üzerinde adeta bir suçlama olarak dolaşırken, başbakanın çevresinde büyük bir öfkeye yol açıyor. Netanyahu'ya yakın çevrelerde, “Arap ve Batı dünyasında hükümetini devirmek isteyen çok sayıda güç bulunduğu” yönündeki kaygı da giderek artıyor.

Söz konusu iddialar, yaklaşık bin 200 İsraillinin hayatını kaybettiği Hamas saldırısıyla ilgili.

Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)

Son dönemde İsrailli gazetecilerin kaleme aldığı bir kitapta da benzer bilgiler yeniden gündeme geldi. Buna göre, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunuyordu. Anlaşma, esir takası ve uzun süreli bir güvenlik ateşkesini öngörüyordu. Ancak Netanyahu anlaşmadan geri adım attı ve onay sürecini geciktirmeye başladı.

İddiaya göre bu tutum, Hamas'ın önde gelen isimlerinden ve 7 Ekim saldırısının başlıca planlayıcısı olarak gösterilen Yahya Sinvar'ı öfkelendirdi. Sinvar bunun üzerine saldırı kararı aldı, ancak öncesinde İsrail hükümetine “deprem etkisi yaratacak bir karşılık” verileceği yönünde uyarıda bulundu.

Mısır, uyarı iddialarına ilişkin sessizliğini koruyor

Son iki hafta içinde İsrail, ABD ve Avrupa medyasında, Hamas'tan geldiği öne sürülen uyarının farklı kanallar üzerinden Tel Aviv'e ve bizzat Netanyahu'ya birkaç kez ulaştırıldığına ilişkin kapsamlı haberler yayımlandı.

Bu konudaki son iddialardan biri ABD merkezli The Atlantic dergisinden geldi. Dergi, 7 Ekim saldırısı sırasında Mısır İstihbarat Teşkilatı'nın başında bulunan General Abbas Kâmil’in bizzat Tel Aviv'e gittiğini öne sürdü. İddiaya göre Kâmil, yalnızca 40 dakika süren ziyaretinde havaalanında üst düzey bir yetkiliyle uçağında görüştü ve ardından ülkesine döndü.

Netanyahu'nun ofisi kısa süre içinde derginin haberini yalanladı. Ofis, haberi seçim döneminde kamuoyunu “manipüle etmeyi” amaçlayan karşı propaganda faaliyetlerinin bir devamı olarak nitelendirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin Arap dünyası muhabiri Sima Kadmon da bu uyarılar hakkında kendisinin de Mısır kaynaklı bilgiler aldığını yazdı. Kadmon, dün yayımlanan yazısında, “Kahire'den gelen mesaj güçlü ve etkiliydi, ancak Sinvar buradaki yetkililerin gözünü kör etti. Başka uyarılar da vardı” ifadelerini kullandı.

Kadmon ayrıca Mısır eski istihbarat başkanının İsrail'e yaptığı gizli ziyaretin 7 Ekim'den 11 gün önce gerçekleştiğini belirtti.

İsrailli gazeteci, 26 Eylül'de Mısır'dan Gazze'de “korkunç bir şey” planlandığına ilişkin ilk uyarının geldiğini öne sürdü. Kadmon, 7 Ekim'den üç gün sonra kendisini “üst düzey Mısırlı kaynak” olarak tanımlayan bir kişinin kendisini aradığını ve şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Netanyahu'ya Gazze tarafından korkunç bir şeyin olmak üzere olduğu konusunda uyarı ilettik. İsrail politikasını değiştirmezse Gazze'nin İsrail'in yüzünde patlaması bekleniyor.”

Mısır ise söz konusu uyarı iddiaları hakkında yorum yapmadı. Şarku'l Avsat, Mısır Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Enformasyon Servisi ve Enformasyon Bakanlığı dahil olmak üzere ilgili kurumlarla temasa geçerek açıklama istedi ancak cevap alamadı. Dün akşama kadar Mısır tarafından konuya ilişkin herhangi bir resmî açıklama da yapılmadı.

Mısırlı diplomat ve parlamenterler ise The Atlantic haberinin doğruluğuna şüpheyle yaklaştı. Haberin “Kahire'nin Filistin meselesine ilişkin tutumunu sorgulatmayı ve tartışma yaratmayı amaçladığını” savunan yetkililer, haberin İsrail'deki mevcut seçim kampanyaları sırasında gündeme gelmesine dikkat çekti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Rıza Ahmed, söz konusu haberlerin doğru olmadığına inandığını belirterek, “Bilgilerin doğru olduğunu varsayarsak, Hamas'ın saldırısı neden o sırada durdurulmadı?” diye sordu.

Ahmed, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu haberlerin “İsrail'deki mevcut iç seçim kampanyalarının bir devamı” olduğunu söyledi. Ahmed'e göre muhalefet ittifakı, başbakanı 7 Ekim'de yaşananlardan haberdar olmakla suçluyor.

Ahmed, haberlerin bu dönemde gündeme getirilmesinin bir başka amacının da Kahire'nin tutumuna ilişkin şüphe yaratmak ve Mısır'ın Hamas'la ilişkilerini hedef almak olduğunu belirtti. Mısırlı yetkili, özellikle Mısır'ın Filistin meselesindeki tutumunun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında açık biçimde ortaya konulduğunu vurguladı.

Netanyahu

The Atlantic haberinde, Mısır eski istihbarat başkanının ziyareti sırasında hangi İsrailli yetkililerle görüştüğü belirtilmedi. Dergi, ziyaretin yaklaşık bir saat sürdüğünü öne sürerken, eski bir İsrailli hükümet yetkilisinin, “Netanyahu'nun Kâmil’in ziyaretinden veya İsrail istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden haberdar olmaması akla yatkın değil” değerlendirmesine yer verdi.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Eymen Mahsab ise bu tür haberlerin “Mısır'ın imajını zedelemeye yönelik sistematik bir planın parçası” olduğunu savundu. Mahsab Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin bu tür haberlerin ortaya atılmasının ardındaki amaçların farkında olduğunu belirtti.

Mısırlı milletvekili, resmi olarak cavap verilmemesinin bu uygulamalara karşı uyarıda bulunulmadığı anlamına gelmediğini ve bunların genç nesiller üzerindeki etkisine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Mahsab, Mısır'ın Gazze ve genel olarak Filistin meselesindeki tutumunun “açık ve değişmez” olduğunu belirterek, Kahire'nin savaşın ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırılarının ilk günden itibaren sona erdirilmesi çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Ortam benzin kokusuyla doluydu

Aynı konuya ilişkin bir başka yayın ise gazeteciler Şlomi Eldar ve Rut Yuval'ın 8 Eylül'de Haaretz gazetesinde yayımlanan araştırmasında ve kısa süre önce yayımlanan Kaçırılanlar – 843 Günlük İsraf başlıklı kitaplarında yer aldı.

İki gazeteci, Sinvar'ın saldırı öncesinde İsrail'e bir uyarı göndermeye çalıştığını öne sürdü.

Eldar ve Yuval, araştırmalarında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Eylül 2023'ün son günleriydi. Batı Şeria'da (terör) operasyonları yoğunlaşıyor, Gazze sakinlerinden oluşan kalabalıklar sınır duvarının önünde düzenli olarak gösteriler yapıyor, İsrail ise yargı reformu yasaları nedeniyle yaşanan iç çatışmalarla sarsılıyordu. Ortam benzin buharıyla doluydu ve gelişmeleri yakından takip eden herkes, ateşin her köşede pusuya yatmış olduğunun tamamen farkındaydı.”

Eldar ve Yuval, Sinvar'ın İsrail'e gönderdiği mesajların, eski Filistin hükümetinde bakanlık yapmış ve Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden Muhammed Dahlan'a yakın olan Dr. Süfyan Ebu Zeyde aracılığıyla iletildiğini açıkladı.

Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)
Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)

İki gazeteciye göre Dahlan, endişelerini üst düzey Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerine aktardı. Bu yetkililer de Netanyahu ile temasa geçerek savaşın yalnızca kan dökülmesine yol açmakla kalmayacağı, bütün bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Gazeteciler, görüşmelerin içeriği konusunda aralarında dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns'ün de bulunduğu üç üst düzey yabancı kaynağın bilgilendirildiğini belirtti.

Eldar ve Yuval, söz konusu bilgileri İsrail ve yurtdışında bulunan onlarca kaynakla, bunların arasında üst düzey yetkililerle yapılan kapsamlı bir araştırmaya; ayrıca kayıtlar, belgeler ve kurum içi yazışmalara dayandırdıklarını belirtti.

Dahlan'ın değerlendirmesine göre görüşmenin ve uyarının amacı, Netanyahu'nun mesajı ciddiye almasını ve harekete geçmesini sağlamaktı. Dahlan, “Hiç kimse başbakanın bu sözleri duyduktan sonra güvenlik teşkilatının başkanlarını; Şin Bet ve Mossad başkanları ile genelkurmay başkanını bilgilendirmeyeceğini düşünmedi. Ancak bunların hiçbiri Abu Dabi'den gelen uyarıdan haberdar değildi” ifadelerini kullandı.

Sinvar ortadan kayboldu: Bir deprem bekleyin

Gazeteciler, Eylül 2023'ün başında Sinvar'ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimini aniden kestiğini belirtti.

Bir Şin Bet yetkilisi, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Hamas'tan bir kaynak ise Sinvar'ın İsraillilerin müzakerelerdeki yavaş ilerleyişinden sabrının tükendiğini belirtti. Bunun üzerine, Netanyahu'nun onayıyla kurulan ve Şin Bet ajanı İdi Rotem ile Hamas yetkilisi Gazi Hamad arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanal kesildi.

Dikkat çekici biçimde, İsrail basınında yer alan haberlerde, bu iletişim kanalının 7 Ekim'den bir yıl sonra, rehineler konusunda çıkmaza giren anlaşmanın kurtarılmasına yönelik ihtiyacın arttığı Eylül 2024'te yeniden tam kapasiteyle devreye sokulduğu ifade edildi.

Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)
Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)

7 Ekim öncesine dönüldüğünde, özellikle 23 Eylül'de Sinvar'ın Ebu Zeyde ile özel bir görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor. Sinvar'ın burada kesin bir dille, “İsraillilere, müzakerelerde (ateşkes konusunda) ilerleme sağlanmazsa onlara büyük bir sürpriz hazırlayacağımı söyle” dediği öne sürülüyor.

İddiaya göre Sinvar'ın kullandığı “büyük sürpriz” ifadesi, İsrail tarafı için alarm niteliğinde olmalıydı. Ardından mesajını daha da açık hale getirerek, “Onlara bir deprem beklemelerini söyle” dedi.


Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
TT

Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)

Cibuti, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin artması, özellikle de Etiyopya ve Yemen'deki çatışmalar nedeniyle binlerce kişinin ülkeye sığınmasıyla artan bir baskıyla karşı karşıya.

Doğu Afrika'da, Bab el-Mendeb Boğazı'nın batı kıyısında yer alan Cibuti; kuzeyde Eritre, batı ve güneyde Etiyopya, güneydoğuda Somali ile sınır komşusu. Ülke doğuda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılırken, Kızıldeniz'in karşı kıyısında yer alan Yemen'in sahilleri Cibuti'ye yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bölgedeki çalkantılı ortamın ortasında, Afrika meseleleri uzmanı bir analist, Cibuti'nin uluslararası toplumun çağrılarına karşılık vermemesi halinde, maliyet ve istikrar açısından giderek artan baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Uzman ayrıca Cibuti'nin komşu ülkelerle dengeli ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini öngörüyor.

Uluslararası destek çağrısı

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Yemen'deki şiddet nedeniyle binlerce kişinin ülkesine sığındığını açıkladı. Bu durumun Obuk bölgesindeki ev sahibi topluluklar ile "Mərkəzi" olarak bilinen mülteci kampının kapasitesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre ülkeye gelenlerin sayısı 10 bin kişiye ulaştı.

Ömer, cumartesi akşamı New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Cibuti'nin artan barınma, gıda ve temel hizmet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını söyledi. Bakan, hükümetin bu göç dalgasına uygun şekilde karşılık verebilmesi için uluslararası toplumdan desteğini artırmasını istedi.

Yemen'den kaçış, haftalardır artan silahlı çatışmalarla mücadele eden Cibuti açısından tek önemli sorun değil. Komşu Etiyopya'da da çatışmalar yeniden tartıyor. Tigray güçlerinin bölgedeki üç havalimanını ele geçirmesi ve müttefikleriyle birlikte Afar ve Amhara bölgelerinde saldırılar düzenlemesi, hükümet güçleriyle 2020-2022 yılları arasında yaşanan yıkıcı savaşın ardından en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor.

 Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)
Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa, Cibuti'nin önümüzdeki dönemde de komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların baskısı altında kalacağını değerlendiriyor. İsa'ya göre özellikle Yemen'deki savaşın devam etmesi ve Etiyopya'daki gerilimlerin artması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'e doğrudan bağlantısı bulunan Cibuti üzerindeki baskıyı artıracak.

İnsani ve güvenlik yükü

Cibuti, mülteci ve sığınmacı akınıyla giderek büyüyen bir insani ve güvenlik yüküyle karşı karşıya. Ülkenin ekonomik kapasitesi ve altyapısı ise çevresindeki risklerin boyutuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor.

İsa Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cibuti'nin stratejik konumunun, bölgedeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunlarının sonuçlarıyla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu desteği otomatik olarak alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

İsa, söz konusu baskıların uzun süre devam etmesinin istikrarın maliyetini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle sığınmacı sayısının artması, Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi, hizmet ve barınma maliyetlerinin yükselmesi ve Kızıldeniz'deki ticaret ile deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların etkisinin büyümesi halinde, Cibuti üzerindeki yükün daha da ağırlaşabileceğini ifade ediyor.

İsa'ya göre uluslararası ve bölgesel destek, karşı karşıya olunan sorunların boyutuyla orantılı bir seviyeye çıkarılırsa Cibuti, istikrarını koruma ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'nun güvenliğinde üstlendiği merkezi rolü sürdürme konusunda daha güçlü bir konuma gelebilir.

Arabuluculuk ihtimali

Cibuti Dışişleri Bakanlığı, çevresindeki krizlerin ortasında, resmi haber ajansı tarafından pazar günü aktarılan açıklamasında Etiyopya'da gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

İsa, Cibuti'nin bölgedeki bazı krizlerde arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenerek diplomatik varlığını güçlendirebileceğini düşünüyor. Buna gerekçe olarak da ülkenin farklı taraflarla iletişim kurma konusunda deneyimli olmasını ve çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle görece dengeli ilişkiler yürütmesini gösteriyor.

İsa'ya göre Yemen dosyası böyle bir girişim için elverişli görünürken, Etiyopya meselesi daha hassas bir nitelik taşıyor. Bu nedenle Cibuti'nin, iç sorunlarını azaltacak şekilde istişare ve güven inşasına dayalı, kademeli bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.


Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz eyaletinde bulunan cepheler, hükümet güçlerinin saldırılarını temas hatlarından Husi askerî hareketliliğinin derinliklerine taşımasıyla yoğun çatışmaların yaşandığı yeni bir aşamaya girdi. Hükümet kuvvetleri eyaletin farklı bölgelerindeki takviye birlikleri, askerî mevzileri ve mühimmat depolarını doğrudan hedef alırken, sahada sıcak temaslar ve Husilerin engellenen sızma girişimleri yaşandı.

Savaş uçakları; El-Huban, Mafrak Maviye, Ez-Zikre, El-Akbuş ve Hayfan’daki Husi mevzileri ile toplanma alanlarına hava harekâtı düzenledi. Harekâtta ayrıca Taiz kentinin kuzeyindeki Et-Sittin Caddesi’nde bir ikmal konvoyu ile batıdaki El-Vazi'iyye bölgesinde yer alan takviye güçler vuruldu. İnsansız hava araçları (İHA) ve topçu birlikleri de eş zamanlı olarak birden fazla cephede askerî araç ve toplanma alanlarını ateş altına aldı.

Hükümet güçleri; Cebel Habaşi’ye bağlı El-Ahtub bölgesindeki bir sızma girişiminin püskürtüldüğünü, El-Kadaha’da bir Husi aracının ve El-Akrud’daki toplanma alanlarının vurulduğunu duyurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Cebel Numan, Kahbub, El-Algame ve Rasen çevresindeki çatışmalar sürerken, kontrol haritasında henüz kayda değer bir değişim yaşanmadı.

Askerî gerilimle birlikte Husi kanadındaki kayıpların da arttığı gözlendi. Yemen merkezli takip ve gözlem verilerine göre, kesin nihai rakam olarak doğrulanması zor olmakla birlikte, bu ay içinde aralarında üst düzey yöneticiler ve subayların da bulunduğu 422 Husi mensubu için cenaze töreni düzenlendi.