Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sonuçlar belli oldu

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sonuçlar belli oldu
TT

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sonuçlar belli oldu

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sonuçlar belli oldu

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için birçok ülkede sandığa gidildi. Resmi olmayan sonuçlar belli oldu.
Polonya'da zafer sağcı iktidar partisinin
Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için sandığa gidilen Polonya'da zafer iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi PiS'in oldu. Birleşik Sağ (Zjednoczona Prawica) listesiyle girdiği seçimlerde PiS oyların yüzde 42,4'ünü alırken, muhalefet partilerinin oluşturduğu Avrupa Koalisyonu (Koalicja Europejska) ise yüzde 39,1 seviyesinde oy aldı. Ülkede AP'ye parlamenter göndermeye hak kazanan diğer iki parti ise İlkbahar (Wiosna) ve Konfederacja oldu.
AP'ye gönderilecek 52 parlamenteri belirlemek için sandığa gidilen Polonya'da resmi olmayan ilk sonuçlara göre zaferi iktidar partisi PiS göğüsledi. Birleşik Sağ listesiyle girilen seçimlerde PiS yüzde 42,4 oranında oy alırken AP'ye 24 vekil göndermeye hak kazandı. Ana muhalefet partisi Vatandaş Platformu (PO) liderliğinde Modern Parti (Nowoczesna), Polonya Halk Cephesi (PSL), Demokratik Sol İttifak (SLD) tarafından oluşturulan Avrupa Koalisyonu (Koalicja Europejska) ise seçimlerde yüzde 39,1 oranında oy alarak 22 parlamenter çıkardı. 
AP seçimleri 5 ay sonra yapılacak genel seçimlerin provası niteliğinde 
Sandık çıkış anketlerine göre üçüncü sırayı ise yüzde 6,6 ile eski milletvekili ve bir önceki dönem Slupsk Belediye Başkanlığı görevini yürüten Robert Biedron'un partisi İlkbahar (Wiosna) aldı. Buna göre eşcinsel haklarını, kilisenin egemen olmadığı bir siyaseti, laik devleti savunan, lideri de eşçinsel olan Wiosna AP'ye 3 vekil göndermeye hak kazandı. Radikal sağcıların oluşturduğu Konfederacja grubu ise 6,1'lik oy oranı ile 3 parlamenter çıkardı. 29 milyon 994 bin seçmenin bulunduğu ülkede seçime katılım oranı ise yüzde 43 olarak açıklandı. Söz konusu seçim sonuçları ülkede önümüzdeki sonbaharda yapılacak genel seçimlerin provası olarak görülüyor. 
Polonya'da iktidarda bulunduğu üç buçuk yıllık süre içerisinde göçmen karşıtı, AB karşıtı söylemleriyle dikkat çeken milliyetçi muhafazakar parti PiS'in listesi Birleşik Sağ'dan AP'ye gidecek parlamenterler şöyle:
Beata Szydlo, Jadwiga Wisniewska, Tomasz Poreba, Patryk Jaki, Beata Kempa, Witold Waszczykowski, Adam Bielan, Elzbieta Kruk, Karol Karski, Beata Mazurek, Jacek Saryusz-Wolski, Joachim Brudzinski, Zdzisaw Krasnodebski, Anna Zalewska, Zbigniew Kuzmiuk, Izabela Kloc, Ryszard Legutko, Bogdan Rzoca, Dominik Tarczyski, Anna Fotyga, Kosma Zotowski, Krzysztof Jurgiel, Andzelika Mozdzanowska, Grzegorz Tobiszowski. 
Liberal demokrat çizgideki partilerin oluşturduğu Avrupa Koalisyonu listesinden AP'ye seçilen parlamenterlerin isimleri ise şu şekilde: 
Jerzy Buzek, Janina Ochojska, Ewa Kopacz, Roza Thun, Bartosz Arlukowicz, Wlodzimierz Cimoszewicz, Magdalena Adamowicz, Marek Belka, Danuta Hubner, Adam Jarubas, Radoslaw Sikorski, Tomasz Frankowski, Krzysztof Hetman, Jaroslaw Kalinowski, Leszek Miller, Andrzej Bula, Jan Olbrycht, Elzbieta Lukacijewska, Janusz Lewandowski, Boguslaw Liberadzki, Kamila Gasiuk-Pihowicz, Marek Balt.
Robert Biedron, Sylwia Spurek, Tomasz Kohut ise İlkbahar Partisi'nden AP'ye gidecek isimleri oluşturuyor.
Aşırı sağcı grup Konfederacja'dan seçilen 3 isim ise Jacek Wilk, Konrad Berkowicz, Janusz Korwin-Mikke oldu. 
Resmi sonuçların ise 27 Mayıs Pazartesi akşamı, en geç 28 Mayıs Salı sabahı açıklanması bekleniyor.
Avusturya'da iç siyasetin gölgesinde AB seçimi
Avusturya'da AP seçimlerinde oylarını kullanan halk 2014 de seçmen katılım 45,39 luk orana göre, bu günki oylamalarda katılım yüzde 55 lik artış kaydettiler. Avrupa'da 23-26 Mayıs tarihleri arasında Avrupa Birliği'nde AB Parlamentosu için seçimler yapıldı. AB parlamentosu için 751 üye seçildi. AB içerisinde uzun süredir tartışılan reformlar artık gerçekleştirilmeyi bekliyor. 
6.4 milyon Avusturyalı, bu gün gelecekteki Avrupa Parlamentosu'nun oluşumuna karar verdiler. AP seçimlerine Avusturya'dan 9 parti katıldı. ÖVP, SPÖ, FPÖ, Yeşiller, NEOS, JETZT (ŞİMDİ), Avusturya Komünist Partisi (KPÖ) ve AB'den Çıkış Partisi (EU-Austrittspartei-EUAUS) partilerden ouşlmaktadır. 
‘‘Avusturyalılar seçimini yaptı‘‘ 
Avrupa Parlamentosuna, Avusturya Halk Partisi (ÖVP) yüzde 34,50 oranla 7 milletvekil, Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) yüzde 23,5 oranla 5 milletvekil, Avusturya Özgürlükcüler Partisi (FPÖ) yüzde 17,50 oranla 3 milletvekil, Gürünne (Yeşiller Partisi) yüzde 13,50 oranla 2 milletvekil, NEOS yüzde 8,00 oranla 1 milletvekil, Toplamda AP'ye 5 parti temsil hakkı elde edereken AP'na 18 milletvekili gönderiyor.JETZ (Şimdi) partisi yüzde 2,00 ve diğerleri yüzde 1 oranında oy alarak AP dışında kaldılar. Türk asıllı Avusturya vatandaşlarıda oylarını istedikleri partiye oylarını atarak demokratik haklarını kullandılar. 
Yaklaşık 6 milyon 416 bin seçmenin bulunduğu ülkede AP seçimleri için 8 parti, 260 milletvekili yarıştı. Ülkede 2014'de yapılan seçimlerde yüzde 45,39'luk bir katılım sağlanırken, 5 parti AP'ye milletvekili gönderebilmişti. 
Vatandaşlarına yeterince değer vermeyen, sosyal alanlarda politika üretemeyen 28 üye ülkeden oluşuyor. AB parlamento seçimleri sonuçlarına ilişkin ilginç senaryolar ve tahminler yapılıyor. Seçimlerle ilgili yaşanan ilginç bir çekişme ise seçim sonrasında kimin AB komisyon başkanı olacağına dair. 
Organize ve kabus gibi Avrupa'nın üzerine çöken bir aşırı sağ ve düşük katılım sorunu gölgesinde yapılan seçimlerde, merkez partilerinin seçim kampanyaları, yaklaşmakta olanı değiştirecek söylemlerden ve bir umut vaat etmekten uzak şekilde kendini gösteriyor. 
Ülkede 2014'de yapılan seçimlerde yüzde 45,39'luk bir katılım sağlanırken, 5 parti AP'ye milletvekili gönderebilmişti. Avusturya AP 2014 seçimlerinde katılan partilerin aldıkları oy oranları:ÖVP yüzde 27 0y, SPÖ yüzde 24.1oy, FPÖ yüzde 19.7 oy, Grüne yüzde 14,5 oy, NEOS yüzde 8,1 oy ve KPÖ yüzde 2,1 oranında oyları vardı. 
Bu gecelik geçici sonuçtan sonra bir sıkıntı olursa, birçok posta seçmeni son sözü verebilir. Tahmini 600.000 oy Pazartesi'ye kadar sayılmayacak. ÖVP adayları için özellikle heyecan verici olanı, tercih oyu sonucudur. Çünkü bunlar arasında, adaylar bundan sonra kesin olarak verilecektir. Bu değerlendirme İçişleri Bakanlığı tarafından Salı veya Çarşamba günü yayınlanacak. 
Danimarka için Avrupa Parlamentosu sonuçları
2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri için sandığa giden Danimarka seçime giren 10 parti 135 aday arasından 14 adayı Avurpa Parlamentosuna vekil olarak seçti. 
Danimarka tarihinin en yüksek katılımlı Avrupa Parlamentosu seçimi olarak gerçekleşen oyalamada halkın yüzde 66'sı sandığa giderken açılan sandıklardan toplam da 2.752.993 oy pusulası sayıldı. 
Seçimde en büyük başarıyı elde eden ise Danimarka'nın hükümet partisi (Venstre) Sol Parti oldu.(V) sol parti en son seçimlere göre oyunu 6.8 oranında arttırırken, en büyük mağlubiyeti ise ırkçı söylemlerle ön plana çıkan (DF) Danimarka Halk Partisi 10.7 alırken en son yapılan Avrupa parlamentosu seçimlerine nazaran -15.9 oranında geriledi. (A) Sosyal Demokratlar 21.5 oranında oy alarak geçen seçimlerle karşılaştırıldığında oyunu 2.4 artırarak ikinci sırada yerini aldı. Diğer kalan oy dağılımları ise şu şekilde: 
Sosyalist Halk Partisi (SF) \%13.2 alırken bir önceki seçimlere göre 2.2 oranında ilerleme kaydetti. 
Danimarka Sosyal Liberal Partisi (B) \%10.1 oy oranına ulaşırken 3.6'lık ilerleme kaydetti. 
Muhafazakar Halk Partisi (C) \%6.2'lik oy alırken -2.9 oy oranında geriledi. 
Kırmızı Yeşil İttifak partisi () ise \%5.5 oranında oy aldı. 
Danimarka'da Avrupa Birliği'ne karşı siyasi birliktelik olan Halkın AB'ye Hareketi partisi (N) 
\%3.7 oranında oy'a ulaşırken geçen seçimlere göre -4.4 oranında geriledi. 
Alternatif () Danimarka'da yeşil bir siyasi parti olarak bilinen parti seçimlerde \%3.4 oranında oy aldı. 
Liberal İttifak (l) \% 2.2 oranında oy alırken -0.7 gerileme kaydetti. 
'Danimarka 14 vekille Avrupa Parlamentosunda' 
Avrupa Parlamentosunda Danimarka'yı temsil edecek olan 14 vekilden 13'ü göreve hemen başlayacakken sonuncu aday ise İngiltere'nin birlikten ayrılması ile parlamentoya katılacak. 
Vekil olarak görev yapacak adaylar ise gün içerisinde kesinleşecek
İtalya AP seçimlerinde aşırı sağcı Lega zafer kazandı
Avrupa Birliği Parlamentosu (AP) milletvekili seçimleri için oy verme işlemi İtalya ile son buldu. Sandık çıkış anketleri ve gece ilk gelen sonuçlara göre aşırı sağcı Lega Partisi yüzde 30 civarında oy alarak zafer kazandı. 
Farklı sandık çıkış anketlerine göre Demokrat Parti yüzde 20 ila 25 arasında oy ile ikinci sırada yer alırken hükümetin diğer ortağı 5 Yıldız Hareketi'nin oy oranı ise yüzde 20 ila 23 arasında oldu. 
Anketlere göre Silvio Berlusconi'nin lideri olduğu Forza Italia için yüzde 9,8, bir diğer sağ parti Fratelli d'Italia yüzde 6 oranında oy aldı. 
Lega Partisi lideri ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini, partisinin AP seçimi zaferini twitter üzerinden yayınladığı fotoğraf ile kutladı. Salvini fotoğrafında "İtalya'nın birinci partisi, teşekkürler" yazısını paylaştı. 5 Yıldız Hareketi, ilk seçim sonuçları yenilgi olarak kabul değerlendirmediklerini ve sandıktan çıkan kesin sonuçları bekleyecekerini açıkladı. 
21 AB ülkesinin sandık başına gittiği pazar günü İtalya'da oy verme işlemi sabah 7 ile 23 saatleri arasında yapıldı. Sandığa katılım oranı yüzde 56 olarak belirlendi. 2014 seçimlerinde katılım yüzde 59 oranında olmuştu. 
28 ülkeden yaklaşık 400 milyon AB vatandaşının oy verme hakkının olduğu seçimlerde 751 sandalyenini 73'ü belirleniyor.  
AP seçimleri : Belçika 21 milletvekili seçti
Belçika'da yaklaşık 8 milyon seçmen AP seçimleri için sandık başına giderek 21 milletvekili seçti. Yeni Flaman İttifaki yüzde 14 oyla liderliğini sürdürdü. 
Oy kullanma zorunluluğu olan Belçika'da yaklaşık 8 milyon seçmen AP seçimleri için aralarında 12 Hollandaca konuşan bölge milletvekili, 8 Fransızca konuşan bölge milletvekili ve 1 Almanca konuşan bölge milletvekilinin bulunduğu 21 milletvekili seçti. 
Yeni Flaman İttifaki yüzde 14 oyla liderliğini sürdürürken Flaman çıkarlar Partisi Vlamms Belang yüzde 12,1 oyla ikincilikte yer alıyor. Üçüncü sırada yer alan Liberaller ve açık Flaman Demokratlar partisi oyların yüzde 12,7'sini aldı. 
Belçika'da AP seçimlerinin yanı sıra federal ve bölgesel parlamento seçimleri bugün yapıldı. 



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME