Kremlin'in Avrupa'daki truva atı: Popüler milliyetçi hareketler

Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
TT

Kremlin'in Avrupa'daki truva atı: Popüler milliyetçi hareketler

Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)

Şarku’l Avsat’ın konular sayfası, Vladimir Putin Rusya’sı ile Avrupa kıtasındaki radikal popüler ve sağ, hatta faşist partiler arasındaki sorunlu ilişki dosyası ile güne başladı.
Raid Cebr, Avusturya’nın sağcı “Özgürlük Partisi” liderini deviren “kasırganın” arka planına ilişkin Kremlin’in Avrupa’daki popüler milliyetçi hareketlerin trenine binmesi meselesini ele aldı. Cebr, Moskova’nın Avrupa’da ve ABD’de Batı’nın baskısı ve NATO’yu genişleterek “Rusya’yı askeri olarak kuşatma” girişimlerine karşı “yumuşak müdahale” yaklaşımına değindi.
Hazem Saghieh ise Vladimir Putin’in kişiliğini analiz ederken, iktidara yolculuk hikayesini ele aldı. Saghieh, dalgın bakışlarının odağının, Rus liderin “hileli mal” sattığını düşündürdüğünü belirtti. Ona göre belki de bir şeker hastasına şeker veya taze meyveler altında gömülü bozuk meyveler satıyor olabilir. Aynı şekilde Hüssam İtani, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında Arap politikasının Rusya’ya pazarlanması, önceliklerini belirleyerek kendini yeniden şekillendirmenin nasıl yirmi yıl sürdüğü ve aynı pazarlamanın Arap çıkarları ve ekseninin çoğunluğu ile orantılı olarak görüntüde başarılı olduğu meselelerine değindi.
Nihayetinde Avusturya’daki sağcı Özgürlük Partisi’nin liderini deviren fırtına, konulara ilişkin devam eden soruşturmaların sonuçları ne olursa olsun, Batı’daki seçim süreçlerinde ve siyasi olaylardaki “Rus müdahalesine” dair hararetli tartışmayı yeniden alevlendirdi. Hatta Kremlin’in popülist politikacı Christian Strache ile fon ve seçim kampanyası desteği karşılığında geniş ekonomik kazançlar sağlamaya dair görüşmeler gerçekleştiren Rus bir kadınla “hiçbir alakası olmadığını” iddia etse bile bu yükselişin önüne geçilemedi. Zira olay, Rusya’nın onlarca ülkenin iç siyasi hayatına büyük ölçüde nüfuz etmiş parmaklarını hatırlattı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa’yı dağıtmak” hedefiyle “milliyetçilerin ve yabancı çıkarların” üzerinde anlaşmakla suçlanması da bu yönde açık bir mesaj niteliğinde. Gösterge de “Rusların ve diğerlerinin, sağcı partilere finansman ve yardım sağlama konusunda hiç bu kadar etkili olmadığını” ortaya koydu.
Macron’un göstergesi, sadece Rus müdahalesi korkularıyla sınırlı değil. Zira bu gösterge, ABD yönetimine yakın Stephen Bannon ve Rus iş adamlarına işaret ediyor.
Öte yandan Macron’un uyarısından önce Avrupa’daki, İsveç, Bulgaristan, Karadağ, İtalya, İngiltere ve nihayetinde de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Moskova’ya yönelik suçlamalar yapıldı. ABD’deki ve başta Ukrayna olmak üzere eski Sovyetlerin komşu ülkelerindeki müdahaleler konusuna değinmeye bile gerek yok. Moskova, her seferinde güçlü bir tepki gösterdi ve Avrupalı yetkililere meydan okuyarak onları, Rus resmi siyasi düzeyinin bu operasyonlara dahil olduğunu gösteren kanıtlar vermeye zorladı.
Rusya’nın buradaki meydan okuması, iç sorunlara ve krizlere dalmış “Batı demokrasilerini”, Rusya ile mücadeleyi genişletemeyeceğine, aksi halde birçoğu bürokratik meselelerle bağlantılı çok sayıda iç kısıtlama ile karşı kaşıya kalacağına ikna etti. Söz konusu durum, Kremlin’e yakın üst düzey bir uzman tarafından da açıkça belirtilmişti. Uzman, Ukrayna’daki durumla ilgili kriz başladığında, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in pozisyonunun, Batı’daki muhaliflerin pozisyonlarından daha güçlü ve istikrarlı olduğu inancına dayanarak “İlk önce kimin yorulduğunu göreceğiz!” ifadelerini kullanmıştı.
Moskova’nın her durumda gösterdiği performansa yansıyan bu inanç, bu aceleciliğin çağrışımlarına karşı koyma çalışmalarına başlamadan önce Kremlin’in “mücadeleyi erteleme” ve verileri gerçek zemine dayatma girişimi konusundaki aceleciliğinin de bir sebebi olabilir. Bu durum, 2008 yılındaki Rusya- Gürcistan savaşında da görüldü. Öyle ki Avrupa, arabulucu rolü oynamak için Moskova’ya koşarken, daha sonra Rus tankları da başkent Tiflis sokaklarına akın etti. Avrupa’nın talebi, eski Sovyet Cumhuriyeti’nden ayrılan Abhazya ve Güney Osetya bölgelerinin parçalanmasıyla sonuçlanan kalkınmanın büyüklüğüne aldırış etmeden Moskova’nın Gürcistan topraklarından geri çekilmesiyle sınırlıydı.
Bu durum, kısmen 2014 yılında Ukrayna’da da tekrar etti. Öyle ki batı uluslararası çabası, iç savaşın patlak verdiği ülkenin doğusundaki bozulmayı durdurmayı amaçladı. Kremlin’e göre Kırım’ın kaderi, “herhangi bir müzakere masasında olmayacaktı”.
Genel olarak “ülkelerin işlerine Batı müdahalesi” ve dünyanın farklı bölgelerinde “ABD savaşlarına” karşı her zaman iç propaganda sloganı yükselten Vladimir Putin’in, 18 yıllık iktidarında 3’ü Rusya toprakları dışında olmak üzere 4 büyük savaşa tanık olduğunu göz ardı etmek mümkün değil. Karayipler’den Orta Asya bölgesinden geçerek Orta Afrika’ya uzanan savaşlara dolaylı katılımına değinmeye gerek dahi yok.
 
Doğrudan olan askeri ve diplomatik hareketlilik karşısında, 2004 yılından bu yana ana özellikleriyle tanınan “Rus siyasi doktrininin” sağlamlaştırdığı “Başkalarının düştüğü yerlerde ilerliyoruz” şeklindeki söylemlere göre Kremlin, Avrupa’da ve ABD’deki Batı baskısı ve NATO’yu genişleterek “Rusya’yı askeri olarak kuşatmaya” karşı “yumuşak müdahale” yaklaşımını takip etti.
İç savaşlarla ve çatışmalarla karşı karşıya kalmış ülkeleri tam katılımdan mahrum bırakan NATO belgelerine dayanarak bu iki cumhuriyetin NATO’ya girişini önlemek için Gürcistan ve Ukrayna’ya doğrudan askeri müdahale gerekliydi. ABD ve Avrupa ile olan ilişki ise, iç krizleri tırmandıran medya seferberliğine dayalı olarak başka türden bir müdahale gerektiriyordu. Bu da 2016 yılında Rusya’nın NATO’ya katılıma dair İsveç referandumuna yaklaşımında açıkça görüldü. Muhafazakar sağcı milliyetçi hareketlerde temsil edilen, Batı’nın iç siyasi hayatındaki ana güç unsularının daha geniş şekilde kullanılmasına değinmeye gerek bile yok.
Bu nedenle Kremlin’in 2008 yılından bu yana “Rusya ideolojisi” hakkında bir iç tartışma başlatması garip değil. Bu dönem, önemliydi. Zira daha sonra bir geçiş dönemi başlattı ve 2012 yılında Devlet Başkanı Putin, Batı’nın üzerinde yürüttüğü baskıya karşı büyük mücadele araçlarıyla silahlanarak iktidara geri döndü. O zamanlar araştırma merkezlerinin ve kamuoyu sanayi kuruluşlarının diyalogları, aktif şekilde Rusya’nın yeni kimliğinin komünizmden uzaklaştırılması ve Batı demokratik liberalizmine hiçbir şekilde yaklaştırılmaması gerektiği fikrini ele alıyordu. Burada da Putin’in 2013 yılında millete yönelik yıllık konuşmasında değindiği “muhafazakar devlet” fikri görülmüş oldu.
Yarın bu giriş, Kremlin’in Avrupa’daki muhafazakar sağcı güçlerle en yakın ilişkilerini kurmak açısından da önemli. Kremlin’in liberal demokrasiyi dağıtma konusundaki “mücadelesinde” müttefiki olan bu güçler, Avrupa Birliği’ni parçaladılar ve ulus devlet fikrini yeniden sağladılar.
İki yıldan daha kısa bir süre sonra Rusya, Şubat 2015’te sağcı popülist güç ve partilerin en geniş toplantısına ev sahipliği yaptı ve pozisyonları düzenlemek, devamlı ortak eylem için planlar geliştirmek üzere bir konferans düzenledi. Söz konusu konferansın, 2. Dünya Savaşı’ndaki Nazizm dehşetine maruz kalan Sankt- Peterburg’da yapılması ironik. Rus partileri ve bireylerinin “Rusya Uluslararası Muhafazakar Güçler Forumu” başlıklı konferansı engelleme girişimleri de başarısız oldu, tıpkı toplantı sırasında protestolar düzenleyen küçük grupların kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaramamış olması gibi. Zira bu protestolar, eylem için önceden izin almadıkları gerekçesiyle polis tarafından sert bir müdahaleyle karşılaştı. Bu çerçevede Batılı bir gazeteci, Rus üst düzey bir yetkiliye sorduğu, “Ukrayna’da faşistlerle savaştığınızı ve Avrupa faşistleri için bir konferansa ev sahipliği yaptığınızı nasıl ilan ediyorsunuz?” sorusuna, “Neden kendiniz için uygun gördüğünüzü bize yasaklıyorsunuz?” yanıtını aldı.
Kremlin, konferansa resmi olarak katılmazken konferans, sadece politikacı Dmitry Rogozin gibi çok sayıda üst düzey parlamenter ve politikacının varlığıyla sınırlı kaldı. Rogozin, Rusya ulusal “Rodina” hareketinin bir simgesi sayılırken, yıllarca NATO’da Rusya’yı temsil etti. Ancak Devlet Başkanı Putin’in “ilham verici” ifadeleri, Rusya’nın en doğusundaki Cebelitarık’tan Vladivostok’a uzanan Avrorus grubu, Yeni Güç Partisi (İtalya), Barış ve Özgürlük İçin Koalisyon (İngiltere), Ulusal Bağımsızlık Partisi (Finlandiya), Ulusal Demokrat Parti (İspanya), Altın Şafak (Yunanistan), Yeni Güç (İtalya), Birlik (İngiltere), Ataka Hareketi (Bulgaristan), Kuzey Ligi (İtalya) ve Avrupa ülkelerinden diğer onlarca parti de dahil onlarca Avrupa milliyetçi partisinin temsilcilerinin bir karışımından oluşan salonun duvarlarını kapladı. Ortak Koordinasyon Komitesi’nin açıklanmasının ardından bir sonraki hamle, yarın Rusya açısından daha kolay. Aynı şekilde bir sonraki konferans ise 2017 yılında Rusya’nın başkenti Moskova’nın merkezinde devlet tarafından işletilen lüks bir otelde gerçekleştirildi.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.