Kremlin'in Avrupa'daki truva atı: Popüler milliyetçi hareketler

Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
TT

Kremlin'in Avrupa'daki truva atı: Popüler milliyetçi hareketler

Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)
Sağcı ve popülist Avrupa parti liderleri, bu ay İtalya’nın Milano şehrinde düzenlenen bir miting sırasında (EPA)

Şarku’l Avsat’ın konular sayfası, Vladimir Putin Rusya’sı ile Avrupa kıtasındaki radikal popüler ve sağ, hatta faşist partiler arasındaki sorunlu ilişki dosyası ile güne başladı.
Raid Cebr, Avusturya’nın sağcı “Özgürlük Partisi” liderini deviren “kasırganın” arka planına ilişkin Kremlin’in Avrupa’daki popüler milliyetçi hareketlerin trenine binmesi meselesini ele aldı. Cebr, Moskova’nın Avrupa’da ve ABD’de Batı’nın baskısı ve NATO’yu genişleterek “Rusya’yı askeri olarak kuşatma” girişimlerine karşı “yumuşak müdahale” yaklaşımına değindi.
Hazem Saghieh ise Vladimir Putin’in kişiliğini analiz ederken, iktidara yolculuk hikayesini ele aldı. Saghieh, dalgın bakışlarının odağının, Rus liderin “hileli mal” sattığını düşündürdüğünü belirtti. Ona göre belki de bir şeker hastasına şeker veya taze meyveler altında gömülü bozuk meyveler satıyor olabilir. Aynı şekilde Hüssam İtani, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında Arap politikasının Rusya’ya pazarlanması, önceliklerini belirleyerek kendini yeniden şekillendirmenin nasıl yirmi yıl sürdüğü ve aynı pazarlamanın Arap çıkarları ve ekseninin çoğunluğu ile orantılı olarak görüntüde başarılı olduğu meselelerine değindi.
Nihayetinde Avusturya’daki sağcı Özgürlük Partisi’nin liderini deviren fırtına, konulara ilişkin devam eden soruşturmaların sonuçları ne olursa olsun, Batı’daki seçim süreçlerinde ve siyasi olaylardaki “Rus müdahalesine” dair hararetli tartışmayı yeniden alevlendirdi. Hatta Kremlin’in popülist politikacı Christian Strache ile fon ve seçim kampanyası desteği karşılığında geniş ekonomik kazançlar sağlamaya dair görüşmeler gerçekleştiren Rus bir kadınla “hiçbir alakası olmadığını” iddia etse bile bu yükselişin önüne geçilemedi. Zira olay, Rusya’nın onlarca ülkenin iç siyasi hayatına büyük ölçüde nüfuz etmiş parmaklarını hatırlattı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa’yı dağıtmak” hedefiyle “milliyetçilerin ve yabancı çıkarların” üzerinde anlaşmakla suçlanması da bu yönde açık bir mesaj niteliğinde. Gösterge de “Rusların ve diğerlerinin, sağcı partilere finansman ve yardım sağlama konusunda hiç bu kadar etkili olmadığını” ortaya koydu.
Macron’un göstergesi, sadece Rus müdahalesi korkularıyla sınırlı değil. Zira bu gösterge, ABD yönetimine yakın Stephen Bannon ve Rus iş adamlarına işaret ediyor.
Öte yandan Macron’un uyarısından önce Avrupa’daki, İsveç, Bulgaristan, Karadağ, İtalya, İngiltere ve nihayetinde de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Moskova’ya yönelik suçlamalar yapıldı. ABD’deki ve başta Ukrayna olmak üzere eski Sovyetlerin komşu ülkelerindeki müdahaleler konusuna değinmeye bile gerek yok. Moskova, her seferinde güçlü bir tepki gösterdi ve Avrupalı yetkililere meydan okuyarak onları, Rus resmi siyasi düzeyinin bu operasyonlara dahil olduğunu gösteren kanıtlar vermeye zorladı.
Rusya’nın buradaki meydan okuması, iç sorunlara ve krizlere dalmış “Batı demokrasilerini”, Rusya ile mücadeleyi genişletemeyeceğine, aksi halde birçoğu bürokratik meselelerle bağlantılı çok sayıda iç kısıtlama ile karşı kaşıya kalacağına ikna etti. Söz konusu durum, Kremlin’e yakın üst düzey bir uzman tarafından da açıkça belirtilmişti. Uzman, Ukrayna’daki durumla ilgili kriz başladığında, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in pozisyonunun, Batı’daki muhaliflerin pozisyonlarından daha güçlü ve istikrarlı olduğu inancına dayanarak “İlk önce kimin yorulduğunu göreceğiz!” ifadelerini kullanmıştı.
Moskova’nın her durumda gösterdiği performansa yansıyan bu inanç, bu aceleciliğin çağrışımlarına karşı koyma çalışmalarına başlamadan önce Kremlin’in “mücadeleyi erteleme” ve verileri gerçek zemine dayatma girişimi konusundaki aceleciliğinin de bir sebebi olabilir. Bu durum, 2008 yılındaki Rusya- Gürcistan savaşında da görüldü. Öyle ki Avrupa, arabulucu rolü oynamak için Moskova’ya koşarken, daha sonra Rus tankları da başkent Tiflis sokaklarına akın etti. Avrupa’nın talebi, eski Sovyet Cumhuriyeti’nden ayrılan Abhazya ve Güney Osetya bölgelerinin parçalanmasıyla sonuçlanan kalkınmanın büyüklüğüne aldırış etmeden Moskova’nın Gürcistan topraklarından geri çekilmesiyle sınırlıydı.
Bu durum, kısmen 2014 yılında Ukrayna’da da tekrar etti. Öyle ki batı uluslararası çabası, iç savaşın patlak verdiği ülkenin doğusundaki bozulmayı durdurmayı amaçladı. Kremlin’e göre Kırım’ın kaderi, “herhangi bir müzakere masasında olmayacaktı”.
Genel olarak “ülkelerin işlerine Batı müdahalesi” ve dünyanın farklı bölgelerinde “ABD savaşlarına” karşı her zaman iç propaganda sloganı yükselten Vladimir Putin’in, 18 yıllık iktidarında 3’ü Rusya toprakları dışında olmak üzere 4 büyük savaşa tanık olduğunu göz ardı etmek mümkün değil. Karayipler’den Orta Asya bölgesinden geçerek Orta Afrika’ya uzanan savaşlara dolaylı katılımına değinmeye gerek dahi yok.
 
Doğrudan olan askeri ve diplomatik hareketlilik karşısında, 2004 yılından bu yana ana özellikleriyle tanınan “Rus siyasi doktrininin” sağlamlaştırdığı “Başkalarının düştüğü yerlerde ilerliyoruz” şeklindeki söylemlere göre Kremlin, Avrupa’da ve ABD’deki Batı baskısı ve NATO’yu genişleterek “Rusya’yı askeri olarak kuşatmaya” karşı “yumuşak müdahale” yaklaşımını takip etti.
İç savaşlarla ve çatışmalarla karşı karşıya kalmış ülkeleri tam katılımdan mahrum bırakan NATO belgelerine dayanarak bu iki cumhuriyetin NATO’ya girişini önlemek için Gürcistan ve Ukrayna’ya doğrudan askeri müdahale gerekliydi. ABD ve Avrupa ile olan ilişki ise, iç krizleri tırmandıran medya seferberliğine dayalı olarak başka türden bir müdahale gerektiriyordu. Bu da 2016 yılında Rusya’nın NATO’ya katılıma dair İsveç referandumuna yaklaşımında açıkça görüldü. Muhafazakar sağcı milliyetçi hareketlerde temsil edilen, Batı’nın iç siyasi hayatındaki ana güç unsularının daha geniş şekilde kullanılmasına değinmeye gerek bile yok.
Bu nedenle Kremlin’in 2008 yılından bu yana “Rusya ideolojisi” hakkında bir iç tartışma başlatması garip değil. Bu dönem, önemliydi. Zira daha sonra bir geçiş dönemi başlattı ve 2012 yılında Devlet Başkanı Putin, Batı’nın üzerinde yürüttüğü baskıya karşı büyük mücadele araçlarıyla silahlanarak iktidara geri döndü. O zamanlar araştırma merkezlerinin ve kamuoyu sanayi kuruluşlarının diyalogları, aktif şekilde Rusya’nın yeni kimliğinin komünizmden uzaklaştırılması ve Batı demokratik liberalizmine hiçbir şekilde yaklaştırılmaması gerektiği fikrini ele alıyordu. Burada da Putin’in 2013 yılında millete yönelik yıllık konuşmasında değindiği “muhafazakar devlet” fikri görülmüş oldu.
Yarın bu giriş, Kremlin’in Avrupa’daki muhafazakar sağcı güçlerle en yakın ilişkilerini kurmak açısından da önemli. Kremlin’in liberal demokrasiyi dağıtma konusundaki “mücadelesinde” müttefiki olan bu güçler, Avrupa Birliği’ni parçaladılar ve ulus devlet fikrini yeniden sağladılar.
İki yıldan daha kısa bir süre sonra Rusya, Şubat 2015’te sağcı popülist güç ve partilerin en geniş toplantısına ev sahipliği yaptı ve pozisyonları düzenlemek, devamlı ortak eylem için planlar geliştirmek üzere bir konferans düzenledi. Söz konusu konferansın, 2. Dünya Savaşı’ndaki Nazizm dehşetine maruz kalan Sankt- Peterburg’da yapılması ironik. Rus partileri ve bireylerinin “Rusya Uluslararası Muhafazakar Güçler Forumu” başlıklı konferansı engelleme girişimleri de başarısız oldu, tıpkı toplantı sırasında protestolar düzenleyen küçük grupların kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaramamış olması gibi. Zira bu protestolar, eylem için önceden izin almadıkları gerekçesiyle polis tarafından sert bir müdahaleyle karşılaştı. Bu çerçevede Batılı bir gazeteci, Rus üst düzey bir yetkiliye sorduğu, “Ukrayna’da faşistlerle savaştığınızı ve Avrupa faşistleri için bir konferansa ev sahipliği yaptığınızı nasıl ilan ediyorsunuz?” sorusuna, “Neden kendiniz için uygun gördüğünüzü bize yasaklıyorsunuz?” yanıtını aldı.
Kremlin, konferansa resmi olarak katılmazken konferans, sadece politikacı Dmitry Rogozin gibi çok sayıda üst düzey parlamenter ve politikacının varlığıyla sınırlı kaldı. Rogozin, Rusya ulusal “Rodina” hareketinin bir simgesi sayılırken, yıllarca NATO’da Rusya’yı temsil etti. Ancak Devlet Başkanı Putin’in “ilham verici” ifadeleri, Rusya’nın en doğusundaki Cebelitarık’tan Vladivostok’a uzanan Avrorus grubu, Yeni Güç Partisi (İtalya), Barış ve Özgürlük İçin Koalisyon (İngiltere), Ulusal Bağımsızlık Partisi (Finlandiya), Ulusal Demokrat Parti (İspanya), Altın Şafak (Yunanistan), Yeni Güç (İtalya), Birlik (İngiltere), Ataka Hareketi (Bulgaristan), Kuzey Ligi (İtalya) ve Avrupa ülkelerinden diğer onlarca parti de dahil onlarca Avrupa milliyetçi partisinin temsilcilerinin bir karışımından oluşan salonun duvarlarını kapladı. Ortak Koordinasyon Komitesi’nin açıklanmasının ardından bir sonraki hamle, yarın Rusya açısından daha kolay. Aynı şekilde bir sonraki konferans ise 2017 yılında Rusya’nın başkenti Moskova’nın merkezinde devlet tarafından işletilen lüks bir otelde gerçekleştirildi.



İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit ediyor... ABD alarma geçti

Brüksel'de Avrupa dışişleri bakanları arasında İran konusunda yapılan görüşmelerden, (EPA)
Brüksel'de Avrupa dışişleri bakanları arasında İran konusunda yapılan görüşmelerden, (EPA)
TT

İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit ediyor... ABD alarma geçti

Brüksel'de Avrupa dışişleri bakanları arasında İran konusunda yapılan görüşmelerden, (EPA)
Brüksel'de Avrupa dışişleri bakanları arasında İran konusunda yapılan görüşmelerden, (EPA)

İran ile Batı arasında hem askeri hem de diplomatik cephelerde gerilim tırmanırken, Tahran dün ABD'nin askeri hazırlığının artmasıyla birlikte Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit etti. Avrupa Birliği ise İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak ilan etti.

İran ordusu dün, Hürmüz Boğazı'nda canlı atış tatbikatları yapılacağı yönündeki NOTAM’la eş zamanlı olarak, savaş cephaneliğine 1000 stratejik insansız hava aracı (İHA) eklediğini duyurdu. Keyhan gazetesi, boğazın kapatılması olasılığını gündeme getirerek, böyle bir adımın "yasal bir hak" olduğunu savundu.

Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusundaki kararını beklerken, muhrip gemileri ve bir uçak gemisi de dahil olmak üzere ek takviye birlikleri konuşlandırdı.

Brüksel'de, AB dışişleri bakanları İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun terör örgütleri listesine alınmasını onayladı.

Tahran, Arakçi'nin Ankara ziyaretinin arifesinde, bölgedeki gerilimleri azaltmak amacıyla bölgedeki ülkelerle temaslarını yoğunlaştırdı.


Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
TT

Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gizlice görüntü çeken Guan Heng'e ABD'de sığınma hakkı tanındı. 

New York şehrinde 28 Ocak'ta düzenlenen duruşmada yargıç Charles Ouslander, Guan'ın Çin'e geri gönderilmesi halinde zulüm göreceğine dair "haklı bir korkusu" olduğunu söyleyerek kendisine sığınma hakkı tanınmasına karar verdi. 

38 yaşındaki Çinli, Sincan'da Uygurların tutulduğu gözaltı merkezleriyle bölgedeki yoğun güvenlik uygulamalarının görüntülerini 2020'de çekmişti. 

Yaklaşık 20 dakikalık videoları yayımladıktan sonra tutuklanma korkusuyla ülkeyi 2021'de terk etmiş, Hong Kong'dan Ekvador'a oradan da Bahamalar'a geçip küçük bir şişme botla ABD'ye ulaşarak iltica başvurusunda bulunmuştu. 

Guan, geçen yıl ağustosta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekipleri tarafından New York'ta yakalanıp gözaltına alınmıştı. 

Donald Trump yönetimi, Guan'ın Uganda'ya sınır dışı edileceğini duyurmuş, insan hakları örgütleri de karara tepki göstermişti. 

New York Times'ın aktardığına göre Guan henüz serbest bırakılmadı. İç Güvenlik Bakanlığı'nın mahkeme kararına itiraz etmeyi planladığı, bu süre zarfında Çin vatandaşının gözaltında tutulacağı belirtiliyor. 

Guan, videokonferans yöntemiyle katıldığı duruşmada Bahamalar'dan Florida'ya geçerken yaşamını yitirebileceği için videoyu YouTube'dan yayımlama kararı aldığını söyledi. Görüntüleri paylaşmasının ardından, Çin'de yaşayan babasının polis tarafından üç kez sorgulandığını ifade etti. 

Guan'ın avukatı Chen Chuangchuang, ABD'nin müvekkiline sığınma hakkı sağlamakta "ahlaki ve hukuki bir sorumluluğu" olduğunu vurguladı. 

Göçmenlere karşı sert uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Trump yönetiminde iltica başvuruları da iyice zorlaştı. 

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen Mobile Pathways'in derlediği federal verilere göre, sığınma başvurularının onaylanma oranı 2010-2024'te yüzde 28 iken, bu oran geçen yıl yüzde 10'a kadar geriledi. 

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, bölgedeki yaklaşık 1 milyon kişinin zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
TT

Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)

ABD arabuluculuğundaki ateşkes müzakerelerinden henüz sonuç çıkmazken, Rusya ve Ukrayna karşılıklı saldırıları sürdürüyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Wall Street Journal, bu yıl savaşın gidişatını değiştirebilecek üç senaryoyu inceledi.

Savaş sürecek, müzakereler devam edecek

Analize göre en muhtemel senaryo, görüşmelerin sonuçsuz kalırken savaşın 5. yılında da devam etmesi. 

Trump yönetimi, müzakereler kapsamında Donbas’ın geri kalanının Rusya’ya verilmesi halinde ateşkes sağlanabileceğini savunuyor ancak Kiev yönetimi toprak tavizine yanaşmıyor. 

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zahorodniyuk, “Ukrayna halkı, ABD öncülüğündeki görüşmelere büyük şüpheyle yaklaşıyor” diyor. 

Rusya'daki her askeri, endüstriyel ve siyasi gelişmenin savaşın süreceğini işaret ettiğini, Donbas’ın Moskova tarafından işgali tekrar başlatmak için kullanılabileceğini savunuyor. 

Ukrayna geri adım atacak

Yıllardır savaşan Ukrayna ordusunun gücünün nihayetinde tükenmesi de savaşın gidişatını belirleyecek olasılıklar arasında yer alıyor. 

Ukrayna ordusu, piyade açığını drone geliştirerek kapatmaya çalışsa da bu, Rusya’nın yıpratma taktikleri ve yoğun cephe saldırılarına karşı yeterli olmayabilir. 

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nin direktörü Alexander Gabuev, şu değerlendirmeleri paylaşıyor: 

Yıpratma savaşları önce yavaş yavaş, sonra da aniden kaybedilebilir.

Askeri tarihçiler de I. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman ordusunun, çatışmanın büyük bir bölümünde taktiksel üstünlüğüne rağmen yorgun düştüğünü hatırlatıyor.

Rusya saldırıları durduracak 

Analize göre Rus ekonomisi hem Batı yaptırımlarının hem de savaşın etkisiyle güçlük çekiyor.

Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik uzun menzilli saldırıları ve ABD’yle Avrupa’nın “gölge filoya” karşı aldığı önlemler de Kremlin’in enerji sektöründen elde ettiği gelirlere darbe vurdu. 

Rus iş insanları da savaşın ekonomiyi kötü etkilediğini, Moskova’yı parça tedariki ve petrol alımında Çin’e bağımlı hale getirdiğini söylüyor. 

Analizde, daha sıkı yaptırımlarla ekonomiye yük bindirilmesi halinde Rusya’nın savaşı uzatma kapasitesinin de zayıflayabileceği yorumu yapılıyor. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times