Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası
TT

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Mısır güvenlik güçlerinin kaçakçılık oranlarını azaltma konusunda son iki yıl boyunca elde ettiği başarılara rağmen, her türlü aktif silah kaçakçılığının yapıldığı Mısır ve Libya arasındaki yaklaşık 1100 kilometrelik sınırda, Mısır devletini her zaman rahatsız eden sorunlardan biri olmaya devam ediyor.
Verimli bölge ve güvenlik kaosu
Mısır ve Libya arasındaki geniş coğrafi sınırların doğası ve bu sınırlar içerisinde bulunan dağlar, mağaralar ve kum tepeleri, kaçakçılık olayları için oldukça verimli bir zemin oluşturuyor. Bu olaylar, 2011'de Kahire'de Hüsnü Mübarek ve Libya'da Muammer Kaddafi rejimlerinin yıkılmasıyla sonuçlanan hadiselerin ardından daha da arttı.
O zamandan bu yana iki komşu ülkede yaşanan güvenlik kaosu, silahların kontrolsüz bir şekilde yayılması ve kaçakçı çetelerin sınırda çoğalması, her iki ülkenin de ulusal güvenliğini tehlikeye atıyor.


2011'den sonra Mısır ve Libya sınırları arasındaki kaçakçılık operasyonlarında artış gözlendi (Mısır Silahlı KuvvetleriSözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

6 milyon silah
Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılı tahminlerine göre, Libya'da devletin kontrolü dışında 6 milyon kadar silah bulunuyor. Bu durum iki ülke arasındaki güvenlik hattı risklerini bütün bölgenin güvenliğini tehdit edecek şekilde genişletiyor. Bu hususta Mısır resmi makamlarından ardı sıra uyarılarda bulunuldu ve Mısır silahlı kuvvetleri tarafından bir dizi geniş çaplı operasyon gerçekleştirildi.
Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) tarafından 2017 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre silahlı gruplar ve kaçakçılar,iki ülkenin sınırlarının tanık olduğu güvenlik kaosu dönemlerinde, Kahire'nin batı sınırındaki sızıntıları önlemeye yönelik güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasına rağmen Mısır topraklarına ulaşmak için yeni yollar bulabildiler.

3 kaçakçılık güzergahı
Araştırmaya göre, bu bölgede kullanılan 3 adet kaçakçılık rotası bulunuyor. Bu yollardan birincisi, kuzey tarafından Libya’daki İmsaad ile Mısır’daki Sallum şehri arasında yer alıyor. İkinci yol, Libya’daki Jaghbub Vahası sınırından Mısır’ın Vadi Cedid iline doğru uzanıyor. Bu rotalardan üçüncüsü ise batı sınırının güneyinde Mısır, Libya ve Sudan arasındaki Uveynat Dağı’nda yer alıyor.
Ticaretten kaçakçılığa
Britannica Ansiklopedisi’ne göre, Mısır-Libya sınırının sarp yollar üzerinden kat edilmesi her iki bölge sakinleri için yeni bir şey değil. Mısır sınırlarının çok eski zamanlara uzanan derin bir tarihi bulunuyor. Sınırın iki tarafında çağlar boyunca Libyalı kabileler ve Mısır hükümdarları bulundular. Ayrıca coğrafyanın dayattığı uzun göç dönemleri boyunca karşılıklı hareketliliğinin etkileri kristalleşti.
Ansiklopediye göre, iki ülkenin sınırları arasındaki hareketin doğal bir şekilde iç içe geçmesi kabilelerin yayılmasına yol açtı. 1920'lerden önce doğu Libya ile e batı Mısır halkı arasında hiçbir engel veya ayrım bulunmuyordu; bilakis bölge yalnızca coğrafi olarak değil, aynı zamanda demografik olarak da doğal bir uzanımdı. Bölge, birçok Arap kabilesine ev sahipliği yapmanın yanı sıra,ticari konvoylar ve hacı kafileleri için de kullanılan bir geçiş olarak kaldı.
1920 yılının Nisan ayında sırasıyla Mısır ve Libya’yı sömürgeleştiren İngiltere ile İtalya arasında Milner-Scialoja Anlaşması imzalandı. Anlaşmayı, İngiliz Sömürge Bakanı Vikont Milner ve İtalya Dışişleri Bakanı Vittorio Scialoja imzaladılar. Bu anlaşma, Libya ile Mısır arasında hayali sınırların kurulmasına neden oldu. Nitekim İtalya ve İngiltere  vardıkları anlaşmada, Mısır'ın kuzey sınırının başlangıç ​​noktasının Sallum’un batısında bulunan Burka olarak belirlenmesini kabul etti. Bunun ardından Jaghbub vahası İtalyan topraklarına dahil oldu ve böylece iki ülke arasındaki sınır bin kilometreden daha fazla bir mesafeye uzandı.
İki ülkenin halkı arasında demografik iç içe geçişlik ve doğal uzanım göz önüne alındığında,ülkeler arasındaki göç ve ticareti hareketlilik devam etti. Bu durum, 1931 yılının Eylül ayında Ömer el-Muhtar’ın idam edilmesine dek böyle devam etti. Nitekim İtalyan savaş arşivleri, Libyalı direnişçilerin ve mücahitlerin, İtalyan sömürüsüne karşıt direniş dönemlerinde Mısır derinliğine dayandıklarını ve Mısır sınırı yoluyla üç binden fazla silah temin ettiklerini ve destek aldıklarını kaydediyor.


Batı Sahra'daki operasyonlar sırasında yoğun bir şekilde konuşlandırılan Mısır kuvvetleri (Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

50’li ve 60’lı yıllar boyunca bölgede tanık olunan bağımsızlık dalgasının ardından, Libya ve Mısır arasındaki ilişkiler işgal güçlerinin vesayetinden uzak bir şekilde düzene girdi. Öte yandan, sınırın her iki yakası arasında mal kaçakçılığından uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığına kadar çeşitli kaçakçılık operasyonları yapıldı.
Libya sınırındaki yerel ve uluslararası kaçakçılık çeteleri 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin düşmesiyle birlikte, komşu ülkelerle faaliyetlere başladılar. Kaddafi rejiminin sembol isimlerinden biri olan Ahmed Kaddafi el-Dem Independent Arabia'ya verdiği bir röportajında, Libya’nın komşusu olan bütün devletlerin sınırlarının istisnasız bir şekilde açık bir dosya ve canlı bir mesele olduğunu söylemişti. Bu durum, uzun yıllar boyunca bu alanlardan yapılan silah kaçakçılığı, militan sızıntıları dolayısıyla terör operasyonlarının artmasına sebep oldu ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit eden en önde gelen meseleler arasında yer aldı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettahes-Sisi’nin Mayıs 2017'de bir Kıpti otobüsüne yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında yaptığı açıklamaya göre, 2016 ve 2017 yılları arasında  Libya'dan Mısır şehirlerine sızmaya çalışan binden fazla arazi aracı imha edildi.
Röportajında, Libya krizinden en çok etkilenen ülkelerden birinin Mısır olduğunu belirten Kaddafi el-Dem, “Çünkü hala Libya içlerinden silah ve militan kaçakçılığı devam ediyor. Mısır hükümeti, Libya halkını birleştirmek, ülkenin silahlı kuvvetlerini desteklemek ve terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele etmek için Libyalı taraflar arasında yoğun diyalog oturumları düzenlemeye çalışıyor. Bununla birlikte hala her taraftan silah, militan ve paralı asker akını var” ifadelerini kullandı.
Kaçakçılık rotaları
Üst düzey bir güvenlik yetkilisine göre kaçakçılar, çeşitli faaliyetlerini arazi araçları ile gerçekleştiriyor ve bazen şifreli olmak üzere özel iletişim araçları kullanıyorlar. Batı Sahra'daki çöl yolları boyunca yürüyen kaçakçılar, Libya’nın Kufra ve Tobruk bölgelerinden güneye ve Jagboub vahasına doğru yol alıyorlar. Kaçakçılar bundan sonra vahaları aşıyor ve petrol şirketlerinin yollarından geçerek ya Asyut ve Minye şehirlerinin kuzeydoğusuna ya da güneye doğru devam ediyorlar.
Mısır-Libya sınırındaki herhangi bir kaçakçıyla temaslarda bulunmak oldukça zor olsa da, isminin açıklanmamasını isteyen bir kabile kaynağı bize, şu anda en tehlikeli kaçakçılık koridorlarının, ülkede aranan haydutlar tarafından idare edilenler olduğunu söyledi.
Batı Sahra'nın uzunluğu, güneyden kuzeye yaklaşık bin kilometreyi, batıdan doğuya ise 600 kilometreyi buluyor. Bu bölge, toplam alanı bir milyon kilometrekareyi geçen Mısır’ın yaklaşık 681 bin kilometrekaresini oluşturuyor. Mısır-Libya sınır çizgileri üzerinde, Sallum ve Siwa dışında herhangi bir yerleşim bölgesi bulunmuyor. Libya ile olan sınırıyla birlikte kum denizi olarak adlandırılan ve ayrıca 150 kilometre uzunluğunda ve 75 kilometre genişliğinde olan bu bölgeler Mısır'a geçin en zor olduğu yerler olarak kabul ediliyor.
Güvenlik kaynağı, son yıllarda Libya ve Mısır arasında karşılıklı olarak gerçekleşen en önde gelen kaçakçılık faaliyetlerinin silahlar ve terörist militanlar üzerinden yürütüldüğünü dile getirerek, Mısır resmi makamlarının bazı yıllarda ülkeye gelen kaçak silahların yüzde 80’den fazlasının Libya’dan geldiğini tahmin ettiklerini ifade etti. İki ülke arasındaki kaçakçılık faaliyetleri arasında insan kaçakçılığının da önemli bir yer tuttuğunu dile getiren güvenlik kaynağı, bunun en bariz örneğinin yasadığı göçmen kaçakçılığı faaliyetleri olduğunu söyledi. Ayrıca silah ve insan kaçakçılığının yanı sıra, Libya'dan çeşitli komşu ülkelere nakledilen uyuşturucu kaçakçılığı gibi geleneksel kaçakçılık faaliyetlerinin de bulunduğunu belirtti.
Bir başka güvenlik kaynağı, yaklaşık 2015 yılına kadar devam eden söz konusu kaçakçılık faaliyetlerinin çoğunlukla Mısır sınırına yaklaşık 700 km mesafedeki Bingazi kentinden başlayarak, Akdeniz kıyısında bulunan Sallum limanının güneyine ve 200 kilometre uzunluğunda olan Siwa vahasının güneyine ulaştığını dile getirdi. Bu mesafede 45'den fazla çöl yolu bulunduğuna işaret eden güvenlik kaynağı, bu yollar aracılığıyla silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı yapıldığını kaydetti. Son yıllarda bölgede süregelen güvenlik kısıtlamaları ile birlikte kaçakçıların her zaman alternatif rotalara başvurduklarını belirten güvenlik kaynağı, 2013 ve 2017 yılları arasında bu bölgede gerçekleştirilen terör olayların genişlemesinin ardından güvenlik güçlerinin çalışmalarını yoğunlaştırdığını ifade etti.


Silahlı kuvvetler Batı Sahra’da bir kaçakçılık operasyonunu hedef aldığı sırada (Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

Öte yandan güvenlik ve strateji uzmanı General Cemal Mazlum, “Bu bölgelerde kampların veya terörist grupların bulunmasına rağmen, ülkenin toplam alanının yüzde 80’den fazlasını oluşturan bu geniş alanın coğrafi niteliği, zaman zaman Mısır valiliklerinin çoğunda çeşitli terörist operasyonların düzenlenmesi için uygun bir başlangıç noktası teşkil ediyor. Bu bölgenin tehlikesi temelde birkaç yıldır güvenlik ve siyasi çatışmalara tanık olan Libya ile Mısır sınırlarına yakın olmasından kaynaklanıyor. Bu durum, terörist grupların buralarda yoğun bir şekilde konuşlanmalarına ve Mısır'a geçip çeşitli silah kaçakçılığı yapmalarına izin veriyor. 30 Haziran 2013'ten sonra Mısır makamları tarafından güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasına ve Müslüman Kardeşler'in devrilmesine rağmen sınırlara bağlı kaçakçılık faaliyetleri devam ediyor” açıklamasında bulundu.
Gerçekleştirilen başlıca terörist saldırılar, dikkatlerin yeniden Mısır-Libya sınırları arasında yapılan kaçakçılık faaliyetlerinin (silah ve terörist transferi) tehlikesine dönmesine yol açtı. Nitekim Mısır, 2014-2017 yılları arasında 8 büyük terör operasyonuna tanık oldu. Mısır güvenlik yetkililerine göre, Mısır silahlı kuvvetleri Şubat 2018’de hava, deniz, kara ve polis müdahaleleri ile kapsamlı bir operasyona başladı.
Mısır Bilgi Servisi, 2014 yılında gerçekleştirilen 222 terör operasyonuna kıyasla 2018 yılı içerisinde 8 zayıf operasyonun gerçekleştirildiğine işaret ederek, 2018 yılını ‘terörizmin ölüm yılı’ olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanlığı kurumu tarafından yayınlanan raporda, 2018 yılı içerisindeki terörist operasyonların neticesinin geçen 5 yıl boyunca kaydedilenden az olduğuna işaret edildi. Ayrıca raporda, 2018 yılı içerisinde ülke genelinde sadece 8 terör eylemin gerçekleştirildiği; 2014 yılında bu sayının 222, 2016'da 199 ve 2017'de ise 50 olduğu kaydedildi.
Sınır sızıntıları
Mısır silahlı kuvvetlerinden ayrılan subay Hişam Ali Haşmavi’nin önderliğini yaptığı, radikal İslamcı Ensar Beyt el-Makdis örgütüne bağlı Güney Giza adlı bir terörist hücrenin ortaya çıkmasıyla birlikte uluslararası ve bölgesel dikkatler ‘gerginlik ve terör olaylarının odağındaki’ Batı Sahra'ya çevrildi. Bu hücre, 19 Temmuz 2014 tarihinde Farafra şehrinin 100 kilometre mesafesinde bulunan Yeni Vadi Valiliği'ndeki Farafra Oasis Yolu'ndaki çöl kontrol noktasına gerçekleştirdiği baskınla aralarından subay ve erlerin yer aldığı 21 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Ağustos 2015'te ise saldırganları takip eden hava kuvvetlerine ait bir uçak, Siwa vahasının güneydoğusunda düşürüldü. Yapılan resmi açıklamada, kazanın teknik bir arızdan kaynaklandığı bildirildi. Olayda 4 hava kuvvetleri personeli hayatını kaybetti ve diğer 2 kişi yaralandı. Daha sonra ordu tarafından yapılan bir açıklamada, söz konusu saldırganlara ait 4 aracın imha edildiği bildirildi.
Aynı ay içerisinde Sina vilayeti terör örgütü tarafından yapılan açıklamada, Tomislav Salopek adlı bir Hırvat rehinenin katledildiği bildirildi. Salopek 6 Ekim tarihinde, çalıştığı petrol sahalarının birine doğru giderken silahlı kimseler tarafından kaçırılmıştı. Mısır İçişleri Bakanlığı 2015 yılının Ekim ayında, Asyut çölünde 48 saatlik bir askeri operasyon sırasında 20 silahlı unsurun öldürüldüğünü ve 22 kişinin tutuklandığını açıkladı. 2016 yılına girilmesiyle birlikte Batı Sahra’daki tansiyon dinmeye başladı.
Mayıs 2017'nin sonunda DEAŞ terör örgütüne bağlı unsurlar tarafından Hristiyan vatandaşları taşıyan bir otobüsün hedef alınmasıyla en kanlı saldırılardan biri gerçekleşti. Saldırı sırasında 28 Kıpti hayatını kaybetti. Bunu takiben Mısır ordusu, Minya terör olayının planlamasına ve uygulamasına katılan Libya topraklarındaki terörist topluluklara yönelik hava saldırıları gerçekleştirdi. Saldırılar çoğunlukla Derne ve Cufra şehirlerini hedef aldı. 20 Ekim 2017'de ‘vahalar saldırısı’ olarak da bilinen yılın en büyük terör eylemlerinden biri gerçekleştirildi. Saldırı sırasında 11 subay, 4 asker ve bir polis memuru hayatını kaybederken, aralarından subay ve erlerin yer aldığı 13 kişi yaralandı. Ayrıca Giza'nın güneyinde bulunan bir terör hücresine yönelik gerçekleştirilen baskında bir subay hayatını kaybetti. Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, baskın sırasında 15 militanın öldürüldüğü bildirildi.
Geçtiğimiz 2 yıl içerisinde, Halife Hafter'in liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu'nun Mısır yakınlarında elde etiği başarılar ve kaydettiği ilerlemelerle eş zamanlı olarak bölgedeki terör eylemlerinde bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte Mısır makamları, bölgede gerçekleştirilen tarama operasyonları ve baskınların yanı sıra çok sayıda  silah kaçakçılığı operasyonuna engel olunduğunu kaydediyorlar.
Mısır’ın kaçakçılığı ortadan kaldırmaya yönelik çabaları başarılı oldu mu?
Mısırlı bir güvenlik kaynağı, 2018 yılında Libya sınırındaki her tür kaçakçılık operasyonunun yaklaşık yüzde 70’in durdurulduğuna ve bu oranın 2017 yılında yüzde 25 olduğuna işaret ederek, silahlı kuvvetler ve polis gücü tarafından sarf edilen çabaların yanı sıra Libya ile olan işbirliğinin güçlendirilmesinin kaçakçılık risklerini oldukça azalttığını söyledi. Ayrıca içinde bulunduğumuz yılda kaydedilen oranın fazlalığına dikkat çeken güvenlik kaynağı, çoğu kaçakçılık operasyonunun fiili olarak boşa çıkarıldığını ve güvenlik güçlerinin sınır muhafızları ile koordineli hareket ederek binlerce yasadışı göçmenin ülkeye sızmasını engellendiklerini belirtti.
Yerli ve yabancı basında çıkan haberlere göre Kahire, son yıllarda bir dizi Batı ülkesiyle modern ve sofistike izleme cihazları ithal etmek üzere büyük askeri anlaşmalar imzaladı. Kahire’deki bir Batılı diplomat, Mısır’ın kaçakçılık çeteleriyle ve son yıllarda her türlü kaçakçıyla mücadele etme kabiliyetinde bir artış yaşandığını belirtiyor. Almanya'nın Kahire Büyükelçisi Julius Georg Luy, Batılı diplomatın ifadelerini destekler bir şekilde, terörle mücadele konusunda Mısır’ın yanında olduklarını ve iki ülke arasında eğitim, işbirliği ve bilgi alışverişine alanlarında programlar bulunduğunu belirterek, Mısır’ın son olarak insanları bütünüyle tespit eden ve patlayıcı cihazları açığa çıkaran cihazlar aldığını söyledi. Julius, Kahire'deki görevinin sona yaklaşması münasebetiyle düzenlediği basın toplantında, teknik elemanlar için eğitim kurslarının bulunduğuna dikkat çekerek, hava limanlarındaki ve limanlardaki terör eylemi planlarını tespit etmek ve engellemeye yönelik programların olduğunu kaydetti.
Kaçakçılığın bu bölgede aktif olmasının sebebi nedir?
Gözlemciler, tüm çeşitleriyle birlikte kaçakçılığın Mısır-Libya sınırında revaç bulmasını, bazı grupların tekfirci fikirlerinin yayılması, bölgede tanık olunan güvensizlik hali ve iki ülke gençlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla ilişkilendiriyorlar.
Ekonomik zorluklar
Sevhac ilinin bir köyünde yaşayan bir genç olan AhmedAbdülalim, şu açıklamalarda bulunuyor:

  • “Özellikle –halihazırdaki durumun aksine yasadışı yollara erişimin kolay olduğu- eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek döneminde yaşanan tecrübenin ardından pek çok kişi inşaat alanında çalışmak üzere tekrar Libya'ya dönmeyi düşünüyor. 2010 yılında iş aramak için yasadışı yollardan Libya’ya gittim. Daha önce birkaç arkadaşım böyle yapmış ve gerek evlilikleri için gerekse de ailelerin iyi bir yaşam sürmesi için gerekli olan parayı kazanmıştı. 2010'dan 2015'e kadar Bingazi'de bir inşaatta çalıştım. Bir dizi kaçakçı, Libya sınırının yakınlarında bulunan Sidi Barrani kasabasından Libya’ya girmeme yardımcı oldu. O sıra kaçakçılara bunun için 5 bin cüneyh (şu anda yaklaşık bin dolar) ödeme yapmıştım. İki ülke arasındaki çöl yolu boyunca resmi limanlara ihtiyaç duymaksızın arazi araçlarıyla yolu tamamladık.”

Yirmili yaşlarının sonlarında olan bir diğer genç Muhammed Abdürrazık ise Buhayre ilinde bulunan köyündeki yaşam şartlarının kötüye gitmesiyle birlikte 2014 yılında inşaatta çalışmak için yasadışı yollardan Libya'ya gittiğini söylüyor. Libya'ya nasıl girdiğini anlatan Abdürrazık, köylerine sık sık gelip giden bir kaçakçıya 10 bin cüneyh (şu anda yaklaşık 2 bin dolar) ödediğini kaydediyor. Kaçakçıların arazi araçlarıyla çölden geçen yasadışı yollardan Libya'ya girişlerini kolaylaştırdıklarını ifade eden Abdürrazık, bu şekilde Tobruk şehrine ulaştıklarını dile getiriyor. Ayrıca Abdürrezzak Mısırlı kaçakçılar ile Libyalıların koordineli bir şekilde hareket ettiklerini belirterek, bu kişilerin Libya topraklarına girişi kolaylaştırdığını kaydediyor. DEAŞ örgütünün Mısırlıları katletmesinin ardından ülkeye döndüğünü belirten Abdürrezzak, ülkedeki durumun düzelmesiyle birlikte tekrar Libya'ya dönmeyi düşündüğünü söylüyor.
Ahmed Abdülhekim - ​Independent Arabia



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.