Afganistan, DEAŞ unsurlarının en büyük tercihi

Geçtiğimiz Nisan ayında Afganistan’ın doğusundaki Celalabad’da gözaltına alınan DEAŞ unsurları (EPA)
Geçtiğimiz Nisan ayında Afganistan’ın doğusundaki Celalabad’da gözaltına alınan DEAŞ unsurları (EPA)
TT

Afganistan, DEAŞ unsurlarının en büyük tercihi

Geçtiğimiz Nisan ayında Afganistan’ın doğusundaki Celalabad’da gözaltına alınan DEAŞ unsurları (EPA)
Geçtiğimiz Nisan ayında Afganistan’ın doğusundaki Celalabad’da gözaltına alınan DEAŞ unsurları (EPA)

Suriye ve Irak’taki yenilgileri sonrasında, Libya ve Afrika’nın genelindeki sıkıntılarla birlikte Afganistan toprakları, DEAŞ için yeni bir sığınak haline geldi. Birkaç gün önce Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başta Afganistan sınırı olmak özere diğer bazı sıkıntılı sınır bölgelerini kontrol etmek için drone (insansız hava aracı) ve askeri modern takip araçları kullanma çağrısında bulundu. Peki Rus askeri liderin Sovyetlerin yaklaşık on yıl boyunca üstünlük sağladığı komşu bir ülkenin sınırı hakkında açıklamalarının altında ne yatıyor?
DEAŞ’ın Ortadoğu’daki çöküşü sonrasında her geçen gün birçok insanın aklını, bu durum daha fazla kurcalamaya başladı. DEAŞ lideri Ebubekir Bağdadi’nin son videosunun, örgütün etkilerini dünyaya yayan takipçilerinin akıllarında tutmaya ve her birine yürütülecek terör eylemini seçme özgürlüğü vermeye yönelik olduğu söylenebilir.
Bu bağlamda “Cihat Akademisi: DEAŞ’ın Yükselişi” yazarı ve Fransız gazeteci Nicolas Henin, İngiliz The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın yenilgisine rağmen, sadece örgütün insanlar üzerindeki etkisi değil, Bağdadi’nin son görüntüsü, savaşa devam etme ihtiyacını da vurgulamaya çalıştı. Zafer artık örgüt savaşçılarının en büyük amacı değil. Halifeliğin düşüşüyle birlikte Batı, açık bir zafer kazandı. Ancak savaşı kazanamadı. Burada şunu sormamız gerekiyor; DEAŞ’lılar artık, örgütlerini Sovyet işgalini parçalayan ve ABD tarafından toplumsal dokusu işgal edilen Afganistan’a mı devrediyor?” ifadelerini kullandı.
Aslında bakarsanız DEAŞ’ın, Afganistan topraklarından yeniden doğuşundan söz eden yalnızca Ruslar değil. Zira ABD istihbaratının desteklediği bazı görüşler de ortaya koyuldu. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) 1 Mayıs’ta aktardığına göre üst düzey bir ABD’li yetkili, “DEAŞ unsurları, Afganistan’ı bir sığınak olarak seçti. DEAŞ’ın Afganistan’daki birimine karşı terörle mücadele için bir baskı haline bürünmezsek, bu yıl milletimize niteliksel bir saldırı yaşanması muhtemel” dedi.
ABD’li yetkili, bunu düşünen tek ABD’li olmazken, ABD Silahlı Hizmetler Komitesi üyesi Senatör Jack Reed de Afganistan’a yönelik bir alan ziyareti sonrasında DEAŞ’ın yerel kolu “Horasan Vilayeti” yeteneklerine değindi. Reed, yaptığı açıklamada örgütün varlığını ve nüfuzunu artırdığını ve ABD Savunma Bakanlığı'nın 2017 yılındaki ‘DEAŞ varlığını 2019 yılında sonlandırma’ hayalinin buhar olduğunu belirtti. Senatör Jack Reed, durumun, ülkenin doğusundaki DEAŞ kalesi sayılan Nangarhar vilayetinin güneyinde bulunan küçük bir sorun olmadığını, bu sorunu çözmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduklarını vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) de yakın tarihli bir raporda Afganistan’daki DEAŞ unsuru sayısının 5 bine yakın olduğunu duyurmuştu.
Bu bağlamda şu soru ortaya koyulabilir; “Afganistan’daki DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeyi mümkün kılan herhangi bir yardımcı faktör var mı?”
Büyük olasılıkla bu durum, Afganistan güçleri ve Taliban unsurları arasındaki sonlanmayan savaşlar nedeniyle yaşanan sivil huzursuzluk ve silahlı kabile rekabetinin de bir yansıması oldu.
Taliban, DEAŞ ve Afganistan
Afganistan’ı DEAŞ için verimli bir toprak kılan diğer özelliklerin takibi de mümkün. Öyle ki bunun nedeni, radikalizm yanlısı grupların, Afganistan’daki Taliban hareketine karşı olması olabilir. Bu çerçevede DEAŞ’a katılım yoğun bir ilgi görürken, örgütün önerileri de Afganistan’ın dar ve dağlık sınırlarının ötesine geçti ve uzun zamandır bir savaş halinde olan bu grupların dinamizmine göre daha geniş bir mücadele özgürlüğü ortaya çıktı.
Haberlerin varlığına ve belki de artan istihbarat verilerine dikkat edilmesi gerekiyor. Zira tüm bu veriler, askeri destek ve kaynakların, Afgan toprakları üzerindeki DEAŞ unsurlarına bilinmeyen bir taraftan servis edildiğini gösteriyor. Bazı komşu ülkelerin, zaman zaman parmaklarını suçlu olarak ABD’ye uzattığı sır değil. Peki bu ifade, güvenilir ve objektif mi?
Yaklaşık 1 yıl önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Afganistan’daki ABD ve NATO kuvvetlerine, farklı Afgan şehirlerindeki terör gruplarına silah ve diğer yardım malzemeleri sunan kimliği belirsiz uçakların ülkeleri hakkında resmi ve doğrudan sorular yöneltti. Ancak henüz herhangi bir cevap alamadı.
Amerika'daki Rusya varlığı
Öte yandan Rusya, Güney Amerika kıtasındaki etkisini artırıyor. Venezuela’da yaşananlar ise bu duruma en iyi kanıt. Rus uzmanlar, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro rejimi tarafından resmi bir davetle karşı karşıya kalırken, şu soru ortaya koyulabilir; Washington, neden Rusya ve Çin yakınlarında, benzer bir eyleme başvurmuyor? ABD’liler, Afgan topraklarındaki Sovyet mücadelesinde siyasi İslami gruplarla daha önce deneyim kazanmıştı. Taliban mensupları, Beyaz Saray’da eski ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından karşılandığında, aynı zamanda görsel ve yazılı medya unsuları da onları “özgürlük savaşçıları” olarak niteleyerek ABD’lilere saldırmıştı.
Peki Washington’un, Taliban ve El-Kaide tarafından aldığı tarihi ders ve zarar göz önünde bulundurulmadan sahne yeniden mi tekrarlanıyor?
Her durumda bu, olasılıklar dairesi içerisinde yer alıyor. Ancak Şoygu’nun ifadeleri, bize ABD oyunlarının bir kez daha tekrarlanmasına izin vermeyen bir Rus uyanışının düzeyini gösteriyor.
DEAŞ’ın Afganistan’daki varlığı meselesi, artık bir medya sızıntısı değil. Aksine vekalet savaşlarının yakınlarında olabileceklerinin farkında olan Asyalılar açısından rahatsız edici bir gerçek, özellikle bu yıl Mayıs ayının ilk haftasında Afganistan’ın doğusundaki iki hava saldırısında DEAŞ’a mensup en az 43 silahlının öldürülmesi sonrasında. Söz konusu iki saldırı, ülkenin doğusundaki Kunar’da bulunan Şabara mahallesindeki DEAŞ’lılara bağlı eğitim kamplarını hedef almıştı.
Ölen DEAŞ’lıların arasında Pakistanlı, Özbek ve diğer Asya milletlerinden kişilerin olması ise şaşırtıcı bir durum. Ancak daha şok edici durum, ölenler arasında Özbek bir liderin tespit edilmesi oldu. Kendisi, DEAŞ saflarına katılmadan önce Afgan topraklarındaki El-Kaide örgütü destekçisiydi. Bu hususta, varlıklarını gelecekte daha da güçlendirmek için DEAŞ saflarına unsur çekmek amacıyla Taliban karşıtları ve eski El-Kaide unsurları tarafından da dinden çıkmaya yönelik hareketler mevcut.  
Tüm bunların çerçevesinde Afganistan iç sahnesi, gün geçtikte daha dağınık ve parçalı bir hale dönüşüyor. Herkes herkesle savaş halinde, DEAŞ ise Afganistan iç rekabetinden bıkmış gençleri kendisine çekiyor, dini duyguları ve inançlarını sömürüyor, ülkede yaygın olan işsizlik durumunu kullanıyor, militanlarını Allah’ın şeriatını savunduğunu iddia ediyor ve ölenler için cenneti vadediyor.



İsrail, Ramallah’taki Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal etti

Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
TT

İsrail, Ramallah’taki Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal etti

Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Ramallah’taki Hollanda Temsilcilik Ofisi’nde görev yapan Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal ettiğini bildirdi. Kararın, Hollanda hükümetinin Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin ithalatını yasaklama kararına misilleme olarak alındığı belirtildi.

Bakanlık, söz konusu diplomatların diplomatik statüsünün yedi gün içinde sona ereceğini açıkladı.


Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.