Irak’ta askeri malzemelerin rastgele satışı endişeye neden oldu

Divaniye halk pazarında satılan askerî kıyafetler (Independent Arabia)
Divaniye halk pazarında satılan askerî kıyafetler (Independent Arabia)
TT

Irak’ta askeri malzemelerin rastgele satışı endişeye neden oldu

Divaniye halk pazarında satılan askerî kıyafetler (Independent Arabia)
Divaniye halk pazarında satılan askerî kıyafetler (Independent Arabia)

Yeni ve eski bazı olgular, Irak çarşılarını etkisi altına alarak korku ve endişeye sebep oluyor. Şöyle ki Irak’ın başkenti Bağdat ve diğer şehirlerde, 2014 yılından sonra askerî kıyafetler ve silahların satıldığı dükkânlarda belirgin bir artışa tanık oldu.
Askerî kıyafetlerin herkesin kullanımına sunulmasının ardından güvenlik unsurları ile güvenliği hafife alarak yıkımı yaygınlaştıran kişileri ayırt etmek epey zorlaştı.
Iraklılar, milli faaliyetler esnasında güvenlik güçlerine manevi destek veya gururlanma açısından yardımcı olmak adına askerî kıyafetler ve malzemeler satın almaya yoğun bir ilgi gösteriyor.


Divaniye halk pazarında satılan askerî kıyafetler (Ahmed eş-Şeybani)

Kimileri ise suikast, hırsızlık ve adam kaçırma gibi farklı suçları işlemek için bu askerî kıyafeti araç olarak kullanıyor.
Suç oranlarının artması ve askeri bir görünüme bürünmenin kolaylaşması, bir gün bu silahlı çetelerin kurbanı haline gelebilecek sivil vatandaşları endişelendirmek için yeterli iki sebep.
Görünüşe bakılırsa yasaların iyi uygulanmaması ve önemli kontrollerin ihmal edilmesi, toplumun güvenlik ve huzurunu tehdit eden bu olgunun yayılmasına zemin hazırlıyor.


Divaniye halk pazarında herkesin kullanımına sunulan askerî malzemeler (Ahmed eş-Şeybani)

Endişe ve korku
Konuya diar değerlendirmelerde bulunan 55 yaşındaki Abdulemir Fazl adlı bir vatandaş şunları söyledi:

“Askerler ile sivilleri ayırt edemez olduk. Bu askerî karaktere bürünme olgusu, dini otoritenin Necef’te çağrısını yaptığı direniş mücadelesi sırasında başlamıştı. O zamanlar dükkân sahiplerinden gazetecilere hatta kadınlara ve çocuklara kadar insanların çoğunu askerî kılık içerisinde görüyordum. Bizi en çok korkutan, kendimizi bir gün suikastların ve silahlı soygun çetelerinin kurbanı olarak bulmak ya da kurgusal bariyerlere maruz kalmaktır. Herhangi bir zamanda silahlı askeri gruplar tarafından evimizin baskına uğraması ve çocuklarımızın alıkonması bizim için uzak bir ihtimal değil.”
İnsanlar artık silahlı çeteler ile güvenlik güçlerini birbirinden ayırt edemiyor. Zira her ikisi de aynı kılık kıyafet içerisinde dolaşıyor. Aynı şekilde birçok insan, kendisinin güvenlik teşkilâtına bağlı olduğu iddia eden silahlı gücün kimliğini belirlemeye yardımcı olan yasal uygulamalardan da habersiz olduğu için çoğu zaman hukuk konusundaki bu bilgisizliğinin kurbanı oluyor.


Divaniye halk pazarında satılan askerî rütbeler (Ahmed eş-Şeybani)

Eski bir ticaret faaliyeti
Her ne kadar askerî kıyafet satış mağazaları sınırlı sayıda olsa da geçmişi 80’li yıllara dayanıyor. 2003 yılından sonra ise bu tür mağazaların sayısı ve ürün çeşitliliği öyle arttı ki şimdilerde Divaniye şehir çarşılarındaki sayısı 30’u buldu.
Mağaza sahiplerinden biri olan Ali Hüseyin’in aktardığına  göre askerî kıyafetler alanındaki ticarî faaliyet, DEAŞ’a karşı yürütülen Irak savaşında zirveye ulaştı.
Gençlik modası
Askerî kıyafet mağazalarının müşterileri yalnızca güvenlik görevlileri değil. Bu tür kıyafetler gençlerin büyük oranda ilgi gösterdiği bir giyim tarzı haline geldi. Şimdilerle gençlik çevreleri arasında gittikçe yaygınlaşan hâkim moda bu. Bir mağaza sahibi konuya ilişkin “Biz herhangi bir ayrım gözetmeksizin herkese satış yapıyoruz” açıklamasında bulundu.
Hüseyin, mağazasında çeşitli askerî rütbeler, kemerler, kasklar, elektrikli joplar, yakın dövüş silahları ve diğer tüm malzemelerden satıyor. Kıyafet ve malzeme dükkânlarında satılan ürünler Çin ve Türkiye’den ithal ediliyor. Fiyatları ise 15 ila 500 dolar arasında değişiyor.
Kontroller ve onaylar
İçişleri Bakanlığı’ndan gerekli izin alınmadıkça askerî malzemeler ve kıyafetler satan bir dükkân açmak mümkün değil. Bakanlık, bu tür mağaza sahiplerine asker olmayanlara kıyafet satmaması konusunda talimat veriyor.
Bakanlık, ilgili birimleri yoluyla bu mağazaları günlük olarak denetliyor. Divaniye Eyaleti Emniyet Müdürlüğü Basın Koordinatörü Amir er-Rikabi, “Her ne kadar mağaza sahipleri yoğun bir şekilde takip ediliyor ve İçişleri Bakanlığı son derece açık talimatlar veriyor olsa da askerî kıyafetler ve malzemeler asker mi sivil mi olduğuna bakılmaksızın isteyen herkese satılıyor” diyor.


Divaniye halk pazarında askerî kıyafetlerin dikimi (Ahmed eş-Şeybani)

İlgili yasa
Divaniye Eyalet Meclisi Güvenlik Komisyonu Başkanı Faysal en-Naili konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:

“Askerî kıyafetler ve malzemeler ile silah satışı yapılan bir mağaza açmak kanuna aykırı değil. Bakanlıkların güvenlik güçleri, düzenli olarak halk çarşılarından askerî kıyafetler satın almaya ihtiyaç duyuyor. Çünkü resmî kıyafetler, kalitesiz ve askerlerin çalışma koşullarına elverişli değil. Ayrıca ilgili bakanlıklar, askerin özellikle yaz mevsiminde çalışırken ihtiyaç duyduğu rahatlığı sağlamaya da pek önem vermiyor.” 
Naili, silah satış ofisleri açılmasına ilişkin olaraksa şu ifadeleri kullandı:
“Irak’a silah kaçakçılığı yapmak için oldukça fazla geçit var. Bundan dolayı İçişleri Bakanlığı, vatandaşlara dolaşımda olan silahları kontrol etmek ve gereklilik halinde sahiplerini kolayca tespit edebilmek için silah edinme ruhsatı verdi. Yasalar, her evde hafif bir silah bulundurma izni veriyor.”
Güvenlik tehdidi
Araştırmacı-sosyolog İbtisam Nimet konuya dair şu değerlendirmede bulundu:

“Silahlanma ve askerleşme olgusu, Iraklıların yaşadığı zorlu geçim koşullarında şiddete ve suça teşvik ettiği için toplumsal barışın yüzleştiği en tehlikeli şeylerden biri. Askerî kıyafetler ve malzemelerin satışı için mağaza açmanın toplumun güvenliği ve selameti açısından ciddi boyutları var. Zira bu durum, suçluların askerî kılığa bürünerek suç işlemesini kolaylaştırıyor. Güvenlik birimleri tarafından bu tür mağazaların denetlenmesinde ihmal gösterilmesi ve resmî izinlerin verilmesinde aşırıya kaçılması dikkat edilmesi gereken bir mesele olup üst düzey güvenlik görevlileri tarafından da gözden geçirilmelidir.”
Güvenlik makamlarından “satış talimatlarına aykırı hareket eden mağaza sahiplerine yönelik belirgin önlemlerin alınmasını” talep eden Nimet, Savunma ve İçişleri bakanlıklarına, unsurlarının ihtiyaçlarını özel yollardan temin etme çağrısı yaptı.


Divaniye halk çarşısında satılan askerî kıyafetler (Ahmed eş-Şeybani)

Evan Bilinçlendirme ve Yetenek Geliştirme Kuruluşu Başkanı Feryal el-Kabi de konuya dair şu açıkamalarda bulundu:
“Sivil toplum kuruluşları, çeşitli kriz dönemlerinde insanların yaşadığı insan hakları ihlalleri ve şiddet tecrübelerinden sonra toplumsal barış içerisinde bir arada yaşamı teşvik etmek ve sağlıklı bir nesil yetiştirmek için epey çaba sarf ediyor. Toplumsal düşünceyi ıslah etmek için şiddete teşvik eden silahlanma olgusundan, endişe ve korkudan arınmış barışçıl bir atmosfere ihtiyaç var.”


Divaniye halk çarşısında satışa sunulan askerî kemerler (Ahmed eş-Şeybani)

Divaniye eyaletinde, 22 Nisan 2019 tarihinde Sümer bölgesinde bir doktorun evine yönelik silahlı bir soygun vakası yaşandı. Kimliği belirsiz silahlılar, para ve ziynet eşyalarını çaldıktan sonra doktora ateş ederek ciddi bir şekilde yaralanmasına sebep oldu.
1969/111 sayılı Irak Ceza Kanunu’nun 260'ıncı maddesi, hakkı olmayarak, yani resmî bir statüye veya ilgili kurum tarafından izne sahip olmaksızın kamu hizmetine dair bir işi ya da görevi yerine getiren veya kamu görevine bulaşan veyahut asker ya da sivil olarak bir kamu hizmetine müdahale edenler için üç yılı aşmayacak hapis cezası öngörüyor.
Menar ez-Zübeydi - Independent Arabia



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.