Almanya’da diplomatik araçta 70 kilo eroin ele geçirildi

Almanya’da diplomatik araçta 70 kilo eroin ele geçirildi
TT

Almanya’da diplomatik araçta 70 kilo eroin ele geçirildi

Almanya’da diplomatik araçta 70 kilo eroin ele geçirildi

Almanya ile Çek Cumhuriyeti birbirine bağlayan otoyolda yer alan Bad Gottleuba gümrüğünde diplomatik plakalı bir araçta 70 kilo eroin maddesi ele geçirildi. 
Almanya ile Çek Cumhuriyeti birbirine bağlayan 7 numaralı otoyolun üzerindeki Bad Gottleuba gümrüğünde diplomatik plakalı bir araçta 70 kili eroin maddesi ele geçirildi. Moğolistan vatandaşları oldukları belirlenen diplomatlar gözaltına alındı. Gümrük memurları aracı arama taleplerini diplomat oldukları için reddetti. Gümrük yetkilileri Berlin’deki dışişleriyle bağlantıya geçerek, aracın ve içindeki kişilerin Almanya’da bir akreditasyonları olmadığı anlaşıldı. Araçta yapılan araştırma sonrasında her biri 500 gram eroin olmak üzere içinde toplam 140 paket olan 2 bavul bulundu. Eroinin piyasa satış değeri en az 3 milyon euro olduğu bildirildi. 
Bild gazetesi diplomatik aracın Türkiye’ye ait olduğunu yazdı 
Diplomatik araçta 70 kilo eroinin yakalanmasını haber yapan Alman Bild gazetesinin aracı Türk diplomatik aracı olarak vermesine Berlin Türk Büyükelçiliği, “Uyuşturucu ile yakalanan aracın ne Türk diplomatlarla ne de Türk misyonunun kullandığı herhangi bir araçla alakası yoktur. Yakalanan araç Türkiye de görev yapan Moğol diplomatlarının aracı olduğunu haberde kasıtlı olarak olayı Türkiye ile bağlantılı gibi gösterilmeye çalışılması çirkin bir yaklaşımdır. Konuyla ilgili resmi girişimlerde bulunduk” denildi. 



Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

Fransız yargısının, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslümin) örgütüne bağlı bir kongrenin Nantes şehrinde düzenlenmesini yasaklama kararı, bazı ülkelerde halihazırda yasaklı olan örgüte yönelik Batı kuşatmasını daha da derinleştirdi. Mısırlı uzmanlar ve analistler, bu adımı "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde önemli bir gelişme" olarak nitelendirdi.

Nantes İdari Mahkemesi, "Batı'daki Müslümanların Buluşması" adlı kongrenin organizatörleri tarafından yapılan itirazı reddetti. Mahkeme; Loire-Atlantic Valiliği ile İçişleri Bakanlığı'nın, 23-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Nantes kentinin Malakoff mahallesindeki Selam Camii'nde yapılması planlanan kongreyi yasaklama kararını onadı.

Fransa Başbakanı: Siyasal İslam'a karşı kararlı olmalıyız

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, Nantes mahkemesinin kararını "Müslüman Kardeşler'in sızma girişimlerine karşı atılmış önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Lecornu, cumartesi günü X platformunda yaptığı paylaşımda, "Siyasal İslam karşısında Fransa, yasal açıdan hiçbir kusura yer bırakmayacak şekilde kararlı ve titiz olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Söz konusu yasak kararı, Paris yönetiminin "siyasal İslam" ve örgütün kendi topraklarındaki faaliyetleriyle mücadele amacıyla tırmandırdığı baskı dalgasının bir parçası olarak geldi. Fransa daha önce de derneklerin feshedilmesi, etkinliklerin engellenmesi ve camilerdeki hutbelerin denetlenmesi gibi benzer önlemler almıştı.

Uzmanlar: Eski mutabakatlar sona erdi

Bölgesel güvenlik ve terör uzmanı Ahmed Sultan, Fransa'nın kararını "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde kritik bir dönemeç" olarak gördüğünü belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Sultan, bu kararın "Avrupa başkentlerinin geçmişte hoşgörüyle yaklaştığı yapılar dahil olmak üzere, örgütün faaliyetlerine ve onunla bağlantılı veya ona yakın kabul edilen kurumlara yönelik kısıtlamaların artacağı bir eğilimi yansıttığı" değerlendirmesinde bulundu.

Sultan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kararın, Avrupa'da yükselen sağ eğilimler ile kıta ülkelerinde ayrılıkçılık ve paralel toplumlar oluşmasına yönelik artan endişelerle ilgili daha geniş bir bağlamı var. Fransa'nın öncülük ettiği bu Avrupa kampanyası, diğer ülkeleri de harekete geçirdi. Geçmişte bazı Avrupa ülkeleri ile Müslüman Kardeşler arasında var olan eski mutabakatlar sona ermiştir; artık yeni bir gerçeklik söz konusudur."

Örgütün bu süreci "kendisini kökünden sökmeyi amaçlayan bir fırtına" olarak gördüğünü belirten Sultan, Müslüman Kardeşler'in Avrupa hükümetleriyle doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, "tebliğde aleniyet, teşkilatlanmada gizlilik" şeklindeki klasik yöntemine başvuracağını ve yargı yolunu deneyeceğini öngördü.

Küresel kuşatma çemberi genişliyor

Müslüman Kardeşler'e yönelik uluslararası baskı son aylarda gözle görülür şekilde arttı:

ABD: Geçen ocak ayında Washington, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Ürdün ve Lübnan kollarını "terör örgütü" olarak tanıdı. Mart ayında ise Sudan kolu aynı listeye alındı. Ayrıca yakın tarihli bir Beyaz Saray raporunda, örgüt ile El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar arasında bağ kurularak, Müslüman Kardeşler "modern terörün kökeni" olarak tanımlandı.

Fransa: Geçen ocak ayında Fransız Parlamentosu'nun çoğunluğu, Avrupa Komisyonu'na "Müslüman Kardeşler ve liderlerinin terör örgütleri listesine alınması" çağrısında bulunan tasarıyı onayladı.

Hollanda: Amsterdam yönetimi de örgütü yasaklamak için harekete geçti. Geçen ay yerel basına yansıyan haberlerde, parlamentoda yapılacak bir oylamanın Avrupa genelinde büyük bir mücadeleyi başlatacağı belirtildi.

Radikal örgütler uzmanı Münir Edib ise Fransa'nın bu kararının arkasında, "Müslüman Kardeşler'in cumhuriyet değerlerine tehdit oluşturduğu ve Fransız toplumuna sinsice sızdığı" yönündeki endişelerin yattığını savundu. Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Edib, bu tehlike algısının 2015'teki terör saldırılarından beri bütün Avrupa'ya yayıldığını ifade etti. Edib, dünya genelinde atılan bu adımların örgütü ciddi şekilde sarsacağını ve Batı'daki bu abluka sonucunda iki yıl içinde örgütün ve mali ağının çökebileceğini ileri sürdü.


Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
TT

Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yaptığı açıklamada, ABD’nin Hizbullah’ın “Lübnan’ın demokratik yollarla seçilmiş hükümetini devirmeye yönelik sorumsuz çağrısını en güçlü şekilde kınadığını” söyledi.

Rubio, yazılı açıklamasında, Hizbullah’ın Lübnan hükümetinin saldırıları durdurma ve ateşkese uyma yönündeki çağrılarını dikkate almadığını belirtti. Örgütün İsrail hedeflerine yönelik saldırıları sürdürdüğünü, ayrıca Güney Lübnan’a savaşçı ve silah sevkiyatı yaptığını ifade eden Rubio, bunu “ülkeyi istikrarsızlaştırmaya ve Lübnan halkının geleceği pahasına nüfuzunu korumaya yönelik kasıtlı bir girişim” olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Lübnan hükümetinin ekonomik toparlanma, yeniden imar süreci, uluslararası yardım sağlanması ve ülkeye istikrar kazandırılması için çalıştığı; bu süreçte ABD’nin Beyrut yönetimine tam destek verdiği kaydedildi. Rubio, buna karşılık Hizbullah’ın “Lübnan’ı yeniden kaos ve yıkıma sürüklemeye çalıştığını” öne sürdü.

ABD’nin “Lübnan’ın meşru hükümetinin yanında kararlılıkla durduğunu” vurgulayan Rubio, hükümetin devlet otoritesini yeniden tesis etme ve tüm Lübnanlılar için daha iyi bir gelecek kurma çabalarını desteklediklerini belirtti.

Rubio ayrıca, “Hizbullah’ın şiddet ve hükümeti devirme tehditleri başarılı olmayacak” ifadelerini kullanarak, “Bir terör örgütünün bütün bir ülkeyi rehin tuttuğu dönemin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.

Rubio’nun açıklamaları, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın aynı gün yaptığı ve hükümetin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakereler nedeniyle devrilmesini destekleyen açıklamalarına yanıt olarak geldi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kasım açıklamasında, “Halkın sokaklara çıkması, hükümeti düşürmesi ve Amerikan-İsrail projesine tüm gücüyle karşı koyması en doğal hakkıdır” ifadelerini kullandı. Ayrıca ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülen doğrudan görüşmelere karşı olduğunu yineleyerek, mevcut koşullarda silah bırakmayacaklarını ifade etti.


Washington, hükümeti devirme tehdidinde bulunan Hizbullah'ı uyardı

İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
TT

Washington, hükümeti devirme tehdidinde bulunan Hizbullah'ı uyardı

İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’daki kanlı saldırıları sürerken, Tel Aviv yönetiminin Lübnan’ı ABD ile İran arasında şekillenmesi beklenen anlaşmanın dışında tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor.

Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak, dün yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran arasında üzerinde çalışılan ön mutabakat metninin Lübnan’da da ateşkesi öngördüğünü, ancak anlaşmanın İsrail’e “Hizbullah saldırılarına karşı kendini savunma hakkı” tanıdığını söyledi. Kaynak, bu nedenle İsrail ordusunun Güney Lübnan’da kontrol altına aldığı bölgelerde kalmayı sürdüreceğini belirtti.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’na göre Başbakan Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, “Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran’la yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden” duyduğu endişeyi dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın haberden aktardığına göre Trump, Netanyahu’ya müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için çalışacağı ve İsrail’in çıkarlarını korumaya büyük önem verdiği yönünde güvence verdi.

Öte yandan Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Lübnan ile İsrail arasında olası müzakereleri bir kez daha reddederek, bunun “tamamen İsrail’in çıkarına” olduğunu savundu. “Direniş ve Kurtuluş Bayramı” arifesinde yaptığı konuşmada Kasım, “Boyun eğmeyeceğiz, sahada kalacağız ve bu savaştan başımız dik çıkacağız” ifadelerini kullandı.