​Iraklılar ‘Iraklı’ olarak kabul edilmiyor

Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
TT

​Iraklılar ‘Iraklı’ olarak kabul edilmiyor

Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)

Irak’ın başkenti Bağdat'ta, birkaç gün önce tanıştığım 24 yaşındaki Esra, hikayesini anlatmaya “Onunla evlenmeyi reddettim. Annemin evine saldırarak, beni saçlarımdan sürükleyerek kaçırdı. Gece saat 22.00’da beni zorla eve götürdü. Baskı altında evlenmeye zorlandım. Ben onun dördüncü eşiydim. Üç Müslüman ve bir Yezidi eşi vardı”sözleriyle başladı.
Esra, 2016’da Suriye’deki Rakka ve Ebu Kemal şehirlerinde bulunan cezaevlerinden Irak’taki el-Kaim şehrine geldi ve buradan da kaçarak Bağdat’a sığındı.
Esra ve maruz kaldığı ‘tecavüz evliliğinin’ neticesi olarak dünyaya gelen kızı,el-Kaim’deki DEAŞ liderlerinden biriyle evliliğinden dolayı duyduğu güvensizlik hissi ile Bağdat mahalleleri arasında sürekli yer değiştirerek yaşamak zorunda kalıyor.
Esra, El Kaide'ye karşı 2006 yılında kurulan Uyanış Konseyi’ne mensup amcasına ait bir silahın üzerinde bulunmasının ardından kardeşi ile birlikte DEAŞ tarafından yakalandı. Kız kardeşinin infazından sonra Esra bir yıl süresince hapsedildi.
Esra yaşadıklarını Independent Arabia'ya şu ifadelerle anlattı;
“Ben üç kez bedel ödedim. İlk olarak zorla evliliğim, sonrası ise hapis. Bugün ise akrabalarım beni ve çocuğumu öldürmek istiyor.Resmi kimlik belgesi olmadan yaşıyoruz. Üç yıl önce El-Kaim'den kaçtığımda onu kaybettim."
Esra, sırtında kalıcı sakatlık ile yaşıyor.  Rakka hapishanelerinde maruz kaldığı şiddetli dayaklar, bazı omurlarında kırıklara, boyun ve bacak eklemlerinde baskıya neden olmuş.
DEAŞ Kadınları
Askeri savaş iki yıl önce sona erdi. Şu anda binlerce kadın ve çocuk, Irak'taki kamplarda ve silahlı çatışma yaşayan şehirlerde resmi kimlik belgeleri olmadan yaşıyor. Irak hükümeti, onları ‘Iraklılar’ olarak tanımayı reddediyor.
DEAŞ’ın kontrolü esnasında Ninova, Anbar ve Selahaddin bölgelerinde DEAŞ’a bağlı ‘Şeriat Mahkemeleri’ üç yıl boyunca evlilik ve boşanma sözleşmeleri yaptı.
Bu sözleşmeler Irak mahkemeleri tarafından resmi olarak kabul edilmiyor ve geçersiz sayılıyor.
DEAŞ ailelerinin izole edilmesini isteyen toplumsal iradenin ışığında,  bu durum Iraklı kadınların evliliğini ve çocuklarını kanıtlamasını neredeyse imkansız hale getiriyor.
İnsani yardım kuruluşlarının gayri resmi istatistiklerine göre Musul’un güneyindeki el-Cada Kampı’nda, 15 bini resmi kimliği olmayan çocuk ve yüzde 60’ı yine kimliksiz kadınlar olmak üzere yerlerinden edilmiş yaklaşık 50 bin kişi bulunuyor.
Musul kentindeki kamplarda kadın ve çocukları koruma bölümünde çalışan Fevzi A. “Aslında bunların sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimleri yok. Aileleri topluma kazandırmak için çalıştığımız meselesi de tamamen yalan. DEAŞ aileleri kimliğe sahip değil. Çünkü bazı DEAŞ unsurları askeri operasyonlar sırasında tanınmamak için onları yok etti. Ancak bu evlilikler ve neticesinde dünyaya gelen çocukların çoğu DEAŞ’ın söz konusu bölgeleri kontrolü esnasında meydana geldi” dedi.
Iraklı yargıç Hadi Aziz ise, “DEAŞ’lının eşi Iraklıysa anayasaya göre dünyaya getirdiği çocuk da Iraklı olur. Irak hukuku, Iraklı bir kadının bir terörist ile İslam Şeriatı üzerine evlenmesi durumunda açıktır. Irak hukuku, kadınların evliliklerinin onaylanması için dava açmasına ve eşinin mevcut olup olmadığına bakılmaksızın çocuklarını kanıtlamalarına izin veriyor.Bununla birlikte, DEAŞ ailelerinin izole edilmesi yönünde siyasi ve toplumsal bir irade var” yorumunda bulundu.
Toplumsal Utanç
Evlilik veya çocuklara ilişkin kanıtın oluşturulması, genellikle başvuru sahibinin ikamet yerinden tanıkların getirilmesini gerektiriyor. Bu tanıklar da genelde DEAŞ ailelerine yardım etmeyi reddeden komşu ve akrabalar oluyor.
Irak toplumu, söz konusu ailelerin ‘aşağılık’ görünmesine ve bunların sadece ‘DEAŞ’lının eşi ve çocuğu’ olarak adlandırılmasına neden olan bir DEAŞ varlığının çok incitici olduğunu düşünüyor.
Musul'da yaşayan 22 yaşındaki Saba,üniversite öğrencisiyken DEAŞ saflarına katılan bir genç ile evlendi.
Saba, “Eşimin ailesi utanç duyuyor ve kendileri örgütle çalışmalarına rağmen DEAŞ’lı oğullarını tanımak istemiyor. Bunun neticesinde çocuğum kimlik alamıyor, ben de boşanamıyorum” diyerek içinde bulundukları sıkıntılı durumu anlattı.
Esra ise hüzünle kızına bakıp, arada gözyaşlarını silerek, “Kocamın ailesini aradım ve onları Anbar'da buldum.Ancak kızın dedesi beni kovdu ve mahkemede onu tanımayı reddetti” dedi.
Avukatların endişeleri
DEAŞ unsurlarıyla evli kadınların davaları üzerinde çalışan Avukat Gida S. yargı emirlerinin DEAŞ unsurlarıyla evlilik, ayrılık veya çocukların kanıtlanmasına engel teşkil etmediğini ancak aileler inceleme ve soruşturma için istihbarat servisine yönlendirildiğinde konunun ister istemez durduğunu söyledi.
“Şimdi maddi açıdan maliyetli olan ayrılık davaları üzerinde çalışıyoruz” diyen Gida S., dava maliyetinin 2 bin ila 10 bin dolar arasında olduğunu bildirdi.
Irak mahkemelerinin,1985 yılında Devrim Komuta Konseyi’nin ‘eşin düşmanla kaçması halinde Iraklıların ayrılma talebine izin verme’ kararının kabul edilmesi çerçevesinde, geçen yıldan bu yana DEAŞ unsurlarıyla evlenenlerin ayrılmasına izin verdiğini belirtmekte fayda var.
Ancak bu karar, sadece Irak mahkemeleri tarafından verilen evlilik sözleşmesine sahip kadınların eşlerinden ayrılmasına izin veriyor.
Gida, istihbarat tarafından suçlandığını dile getirerek, “Beni aranan bir DEAŞ unsurunun karısını savunmaya çalışmakla suçladılar. Ardından bu davalarda çalışmayı bıraktım “dedi.
Fevzi A ise, “Hükümet, adli destek alanında çalışan bir kuruluş olarak bizimle işbirliği yapmıyor. Bu insanları destekleme çalışmaları yürüttüğü için hakkında üç kez tutuklama emri çıkarılmış bir avukatımız var.Irak hükümeti sanki yoklarmış gibi davranarak DEAŞ aileleri ile baş edemez.Aksi takdirde, gelecekte daha büyük toplumsal sorunlarımız olacak. Bu nedenle, acil çözümler için bir mekanizma gerekli" önerisinde bulundu.

Musul’da bir mahkeme (IndependentArabia)

 En  büyük problem cinsel sömürü
Genç kızlar ve kadınlar, en çok kimlik belgelerinin olmaması ve sosyal dışlanmadan etkileniyor.
Bu sorun, cinsel sömürüye ek olarak, reşit olmayanların mahkeme dışı evlilik oranının yüksek olmasına yol açtı.
DEAŞ unsuru babası Musul'daki askeri operasyonlar sırasında öldürülen 13 yaşındaki Selma, 100 dolar karşılığında kendisinden en az üç kat büyük iki adamla evlilik yaptı.
Selma, “Geçtiğimiz hafta caminin Şeyhi ile evlendim. Bugün ise kocam beni boşadı. Artık bana ihtiyaç duymadığını söyleyerek beni kampa geri götürdü" diyerek kadınların maruz kaldıkları durumu net olarak gözler önüne serdi.
Saba ise, “Evliliğimi mahkemede ispatlaması için büyük miktarlarda ödeme yaptığım avukatım beni soydu. Telefonu kapalı ve ona ulaşamıyorum. Onu şikayet etmeye bile korkuyorum” diye konuştu.
Hayatta Kalan Yezidiler Yasası
Irak hükümeti, DEAŞ unsurların tarafından kaçırıldıktan sonra hayatta kalan Yezidilerin yaşadıklarını maddi ve manevi telafi etmek amacıyla Nisan başında ‘Hayatta Kalan Yezidiler Yasası’nı onaylamıştı.
Söz konusu yasa, Yezidilerin DEAŞ unsurlarından doğan çocuklar nedeniyle yaşanan krizi açıkça görmezden geldi. Aksine, bu savunmasız kişiler gelecekte kimlik belgeleri almaya çalıştıklarında bir yasal ikilemle karşı karşıya kalmalarına yol açtı.
Çocuğun ergenlik çağında dinini seçme özgürlüğüne izin verilmezken, tecavüz sonucu doğsa bile babanın dinine göre Müslüman kabul ediliyor. Bu da anne çocuğunu elinde tutmak istese de çocuğun Yezidiler tarafından kabul edilmeyeceği anlamına geliyor.
Iraklı aktivist Hana Edwar, “Yasa, anneler ve çocukları arasındaki insani ilişkiyi ihmal etti. Aynı zamandaYezidi kadınların yaşadığı cinsel şiddet veya tecavüz kavramına değinmekten de kaçındı.Tekrar etmemesi için cinsel şiddeti kınayacak ve Irak toplumunda kadınlara karşı halen uygulanan saldırılar için herhangi bir gerekçeyi önleyecek ilk yasaydı” değerlendirmesinde bulundu.
Bugün Irak'ta, radikaller ile uzun süren çatışma tecrübesinin ardından, Irak devletinin radikalizm ve terörle ilgilenen yeni bir nesil oluşumu önlemek için DEAŞ unsurlarının eş ve çocuklarının varlığını reddetmeyip, onları rehabilite etmeye çalışarak adım atması zorunludur.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.