Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?
TT

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Siyasi ve ekonomi alanlarında değişimler yaşanırken dört Arap ülkesinin (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır), Katar ekonomisi üzerinde bankaların likidite oranlarının düşüşü ve eksikliğinin yanı sıra hem yurt içi hem de yurt dışında borç oranlarının artması gibi büyük etkisi olan boykotu da üçüncü yılına giriyor. Ancak Doha, boykotun zor geçen iki yılını aşarak ekonomisini toparlamaya başlama konusunda ısrarcı.
Dört Arap ülkesi, 5 Haziran 2017’de terör örgütlerini desteklediği ve güvenliklerini istikrarsızlaştırmaya çalıştığı suçlamasıyla Katar’ı boykot kararı aldılar. Buna karşılık Doha, “egemenliğine müdahale girişimi” olarak nitelendirdiği boykota karşı çıktı. Ancak boykot Doha’yı olumsuz olarak etkilerken söz konusu ülkelerle hava ve kara ulaşımının yasaklanmasına neden oldu.
Resmi veriler, Katar bankalarındaki yabancı döviz likiditesinin ülkedeki büyük projeler için gerekli fonları sağlayacak yeterlilikte olmadığına işaret ederken Doha'nın büyük rezervlerinin, gerekli taahhütleri yerine getirmek için gereken fonun ancak bir kısmını karşılayabildiğini gösterdi.
Independent Arabia'dan Galib Derviş'e göre Katar’a yönelik iki yıldır süren boykot, ulaşım sektörünü de etkilediği için tüm ihtiyaçlarını yurt dışından ithal eden Katar’a ürünler ancak yüksek maliyetlerle taşınabiliyor. Buna karşın devletin müdahalesi, iç piyasada fiyatların artmasını engellerken enflasyonun istikrarını korumasını sağladı.
Katar ekonomisine yönelik güven eksiliği sonucu ülkeden bir miktar sermayenin çıkışının ardından yabancı döviz likidite akışındaki krizin etkileri, 2022 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmak için 24 milyar dolar değerinde uzun vadeli tahvil ihraç edip küresel piyasalardan borç alarak büyük harcamalar yapan Doha’yı benzeri görülmemiş bir şekilde güç durumda bıraktı.
 Katar Merkez Bankası verilerine göre, dış borcun artması nedeniyle 2017 yılında 31,7 milyar dolar olan dış borç, 2018 sonunda yüzde 37 artışla 43,5 milyar dolara yükseldi.
Bununla birlikte Doha, bankalardan kamu borçlanma araçları ihraç ederek iç borçlanma oranını da artırdı. Merkez Bankası verileri, devlete ödenecek kamu tahvilleri değerinin geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda 19,3 milyar dolara ulaştığını gösterdi. Ödemeler bu ay itibariyle 2,7 milyar dolarlık ilk ödemeyle başlıyor. Katar devletine ödenecek toplam tahvillerin değeri yaklaşık 824 milyon dolar. Bu rakama, bu ay yapılacak 82 milyon dolarlık bir başka ödeme de dahil. Buna ek olarak geri ödemesi 2021 yılında başlayacak olan 11,5 milyar dolarlık devlet tahvili bulunuyor.
Independent Arabia’nın gözlemlerine göre devlet kamu borçlanma araçlarının değeri, bu yılın ilk çeyreğinde 2018 yılının aynı çeyreğindeki 1,12 milyar dolara kıyasla yüzde 164 artarak 2,9 milyar dolara ulaştı. Katar'ın yabancı döviz likidite krizi, hükümeti 2018 ve 2019 yıllarında küresel pazarlara iki yıl içinde 12+12 milyar dolar şeklinde geri ödemeli 24 milyar dolarlık tahvil ihraç etmeye itti.
Katar bankalarındaki döviz rezervlerinde düşüş devam ettiği için hükümet yerel para birimi riyalin değerini korumaya çalışıyor.
Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s’in bir raporuna göre Katar, Arap dörtlüsünün boykotunun etkisini absorbe edebilmek için 340 milyar dolar olan Merkez Bankası rezervlerindeki 38,5 milyarı piyasalara pompaladı.
Katar Yatırım Otoritesi (QIA), Arap dörtlüsünün Katar’ı boykot ettiklerini duyurmasının ardından bankaların fon sıkıntısı çekmemesi için Katar bankalarına milyarlarca dolar enjekte etti.
Katar hükümetinin likidite krizi
Katar Merkez Bankası'nın aylık bültenine göre yerel bankaların varlıklarının Nisan ayında yüzde 3 düşüşle Mart ayındaki 401,4 milyar dolarlık varlık oranının 389,4 milyar dolara gerilemesi, Katar hükümetinin likidite krizi içinde olduğunun açık ve yeni bir göstergesi olarak ortaya çıktı.
Finansal analistleri, Katar bankacılık sektörünün düşen gelirler nedeniyle özellikle yabancı döviz açısından olmak üzere hala likidite kriziyle karşı karşıya olduğunu belirttiler. Arap dörtlüsünün boykot kararından bu yana, Katar hükümetinin, bankaların likiditesini karşılamak için ağır bir şekilde borçlanmasının yanı sıra yerel harcamalar ve 2022 Dünya Kupası ile ilgili projeler için yapılan harcamaları da arttı.
Mart 2018’de Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayınlanan resmi bir rapor, boykot kararından bu yana Katar piyasalarında faaliyet gösteren bankalardan yerli ve yabancıların mevduatlarından yaklaşık 40 milyar dolarlık bir çıkış yaşandığına işaret etti. Öte yandan devletin müdahalesi, doğalgaz zengini ülkenin bankacılık sistemindeki istikrarın korunması ve boykotun etkilerinin azaltılmasına katkıda bulundu.
Bununla birlikte Katar bankalarındaki likidite krizi, yurt dışından alınan borçların artmasına neden oldu. Borç veren bir banka olan ülkedeki en büyük devlet bankası Katar Ulusal Bankası, Nisan ayında tahvil ihracı yoluyla 850 milyon dolar borç aldı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings yayınladığı son raporunda Katar bankalarının, 2022 Dünya Kupası ile ilgili artan arzın etkisiyle düşüş gösteren gayrimenkul piyasasının baskısı altında olduğuna işaret etti.
Reuters’ın haberinde yer alan Fitch raporunda, “Kira ücretlerinde son yıllardaki düşüş yüzde 20'lere ulaşırken önümüzdeki yıllarda Dünya Kupası ile ilgili projeler nedeniyle bu fiyatların daha da düşmesi bekleniyor” ifadeleri yer aldı.
Gayrimenkul fiyatlarındaki gerilemenin, özellikle likidite eksikliğine dair bir tehdit haline geldiğine dikkat çeken Fitch, bu durumun gayrimenkullerin kalitesi için bir risk oluşturduğuna ve bankaların daha fazla baskıya maruz kalabileceğine işaret etti.
“Boykot, ekonomiyi etkileyen bir cezadan ziyade siyasi bir mesajdır”
Kuveytli ekonomist Muhammed Ramazan konuya ilişkin değerlendirmesinde, boykotun Katar ekonomisini etkileyen bir cezadan ziyade ülkenin davranışlarından duyulan memnuniyetsizliğini ifade eden siyasi bir mesaj olduğunu söyledi. Körfez ülkeleri arasındaki ticaretin düşük olduğuna ve Katar’ın, tamamen petrol ihracatına bağımlı, tüm ihtiyaçlarını yurtdışından ithal eden bir ülke olduğuna dikkati çeken Ramazan, “Boykotun ardından Katar’ın elinde sadece sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ekonomisi ve yaklaşık 320 milyar dolarlık devlet rezervi kaldı” dedi.
Bölgedeki ülkeler arasında bir takım anlaşmazlıklar olduğunun bilindiğini belirten Ramazan, ancak boykotla birlikte siyasi ve ekonomik pozisyonların net olarak ortaya çıktığını vurguladı. Krizin uzun sürmesinin hiçbir ülkenin ekonomisi üzerinde tam bir etkisi olmayacağını ifade eden Ramazan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ülkesinin güçlü ekonomisine ve büyümesine katkı sağlama çabalarına övgüde bulunarak, “Dünyanın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerine karşı bakışı değişirken her ülke ayrı bir siyasi ve ekonomik işbirliği platformu haline geldi” diye konuştu.
Katar, para birimi riyalin son iki yılda küresel para piyasalarındaki iniş çıkışlarının ardından istikrarını sağlamak için yabancı yatırımlarından on milyarlarca doları geri çekmek zorunda kaldı. Bununla birlikte Doha, 1 ay önce “ulusal ekonomisine milyarlarca dolar zarar verdikleri” suçlamasıyla üç Arap ve 1 uluslararası bankaya dava açtı.
Dava tutanaklarında, üç bankanın, Haziran 2017’de Arap dörtlüsünün Katar'a yönelik boykotunun ardından Katar riyalini zayıflatmak için yabancı döviz cinsinden spekülasyonlar yaptığı belirtildi.
Burada Katar Merkez Bankası rezervlerinin ülke için bir nevi güvence sağladığını belirtmekte fayda var.
İlgili bağlamda Katar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şeyh Halife bin Casim Al Sani yaptığı bir açıklamada, ülkesinin, devletin aldığı hızlı önlemler ve yerli özel sektörün dinamizmi sayesinde boykotun etkilerini bertaraf edebilmeyi başardığını söyledi.
Casim Al-i Sani yaptığı basın açıklamasında, ekonomi çevreleri, yasalar, planlar ve dengeli stratejilerin yanı sıra devlet içindeki işbirliği ve dost ülkelerle olan ticari ilişkilerin, boykotun etkisiz hale getirilmesi ve tepkilerinin pozitife dönüştürülmesine katkıda bulunduğunu söyledi.
Katar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı şöyle devam etti;
“Boykotun artık ekonomi üzerinde herhangi bir etkisi bulunmuyor. Başlangıçta ani bir gelişme olması nedeniyle hafif bir etkisi olmuştu. Fakat Katar ekonomisi çevrelerinin ortak çabası ve gücü nedeniyle bu etki de kısa süre içerisinde ortadan kayboldu.”



Muhammed bin Selman ve Graham, iki ülke arasındaki dostane ilişkileri gözden geçirdi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad'da ABD Senatörü Lindsey Graham ile yaptığı görüşmede (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad'da ABD Senatörü Lindsey Graham ile yaptığı görüşmede (SPA)
TT

Muhammed bin Selman ve Graham, iki ülke arasındaki dostane ilişkileri gözden geçirdi

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad'da ABD Senatörü Lindsey Graham ile yaptığı görüşmede (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad'da ABD Senatörü Lindsey Graham ile yaptığı görüşmede (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz, Başbakan sıfatıyla ABD Senatörü Lindsey Graham ile iki ülke arasındaki dostane ilişkileri gözden geçirdi.

Prens Muhammed bin Selman ile Graham ve beraberindeki heyet arasında dün Riyad'daki el-Yemame Sarayı'ndaki ofisinde bir görüşme gerçekleşti. Görüşmede bölgesel ve uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler ve ortak ilgi alanlarına giren konular ele alındı.

Toplantıya Suudi Arabistan tarafından Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman bin Abdulaziz, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah ve Devlet Bakanı, Bakanlar Kurulu Üyesi ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban katıldı.


Kral Selman: İki Kutsal Cami’ye ve ziyaretçilerine hizmet etme konusundaki kararlı yaklaşımımızı sürdüreceğiz

TT

Kral Selman: İki Kutsal Cami’ye ve ziyaretçilerine hizmet etme konusundaki kararlı yaklaşımımızı sürdüreceğiz

Kral Selman: İki Kutsal Cami’ye ve ziyaretçilerine hizmet etme konusundaki kararlı yaklaşımımızı sürdüreceğiz

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İki Kutsal Cami’ye ve burayı ziyaret eden ziyaretçilere hizmet konusundaki kararlı duruşunu sürdüreceğini vurguladı. Kral Selman bu açıklamayı, Ramazan Ayı’nın başlaması dolayısıyla Suudiler, ülkedeki yabancı sakinler ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara seslenerek yaptı.

Açıklamayı okuyan Suudi Arabistan Enformasyon Bakanı Selman ed-Dusari, “Cennet kapılarının açıldığı ve bin aydan daha hayırlı bir gecenin içinde bulunduğu mübarek Ramazan Ayı’nın gelişi vesilesiyle tüm Müslümanları tebrik ediyoruz. Allah’ın bizlere oruç tutma ve iyi amellerde bulunma konusunda yardım etmesini diliyoruz” ifadelerini aktardı.

Kral Selman, Allah’a şükrederek, ülkesinin İki Kutsal Cami’ye ve ziyaretçilerine hizmet etme ayrıcalığını vurguladı ve bu hizmet anlayışının selefleri tarafından da sürdürüldüğünü belirtti.

Ramazan Ayı’nın, nefisleri terbiye etme, hayırlı işler yapma ve toplumda merhamet ve dayanışmayı güçlendirme açısından önemli bir zaman olduğunu kaydeden Kral Selman, Allah’a hem görünen hem de gizli nimetleri için şükranlarını sundu.

Kral Selman, dualarında bu mübarek ayda yapılan ibadetlerin kabulünü, ülkesinde güvenlik ve refahın devamını, Filistin’de ve tüm İslam dünyasında barış ve istikrarın sürmesini diledi.

Daha sonra Kral Selman, resmi sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Ramazan Ayı’nızı tebrik ediyor, Allah’tan bu ayda Müslümanlara bereket vermesini, ibadetlerimizi kabul etmesini ve ülkemizde güvenlik ve refahın devamını sağlamasını diliyoruz” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen, Filistin, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bazı ülkeler, dün akşam hilalin görülmesinin kesinleşmesinin ardından 18 Şubat Çarşamba gününü (bugün) Ramazan Ayı’nın ilk günü olarak ilan etti.

Suudi Arabistan Yüksek Mahkemesi yaptığı açıklamada, Hilal Gözlem Dairesi’nin salı akşamı bir oturum düzenlediğini ve bu oturumda mahkemelerden Ramazan hilalinin görülmesiyle ilgili aldığı tüm raporları incelediğini belirtti. İnceleme ve değerlendirme sonrasında, hilali gören bir dizi güvenilir şahidin ifadesine dayanarak, bu yılki Ramazan Ayı’nın ilk gününün, 18 Şubat 2026 Çarşamba günü olduğuna karar verildiğini açıkladı.

Bu vesileyle, her yıl olduğu gibi, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, diğer İslam ülkelerinin kralları, cumhurbaşkanları ve emirlerine Ramazan tebriği gönderdi. Tebrik mesajlarında, Allah’tan tüm Müslümanların ibadetlerini kabul etmesini, Ramazan’ı ilerleme ve refahla yeniden yaşatmasını dilediler.

Kral ve Veliaht Prens ayrıca İslam ülkelerinin liderlerinden gelen tebrik mesajlarını aldı ve yanıt olarak teşekkür telgrafları göndererek iyi dilekleri ve duaları takdir ettiklerini belirtti; Allah’tan bu mübarek ayın ümmete bereket, huzur ve istikrar getirmesini dilediler.

Öte yandan Mekke ve Medine’de yetkili kurumlar, Ramazan Ayı’nı karşılamak üzere kapsamlı hazırlıklarını tamamladı. Bu hazırlıklar, güvenlik, işletme ve hizmet alanlarını kapsayan entegre bir sistemle gerçekleştirildi ve ziyaretçilerin güvenliği ile akışın en yüksek düzeyde sağlanması hedeflendi.


Amerika ve İran arasındaki ilerleme, tehditleri ortadan kaldırmıyor

İran haber ajansı Sepah tarafından dün dağıtılan fotoğrafta, Hürmüz'de Devrim Muhafızlarının tatbikatı görülüyor... Fotoğrafta ayrıca, müzakerelerin başladığı dün Cenevre'de İran ve İsviçre dışişleri bakanları da yer alıyor (Reuters)
İran haber ajansı Sepah tarafından dün dağıtılan fotoğrafta, Hürmüz'de Devrim Muhafızlarının tatbikatı görülüyor... Fotoğrafta ayrıca, müzakerelerin başladığı dün Cenevre'de İran ve İsviçre dışişleri bakanları da yer alıyor (Reuters)
TT

Amerika ve İran arasındaki ilerleme, tehditleri ortadan kaldırmıyor

İran haber ajansı Sepah tarafından dün dağıtılan fotoğrafta, Hürmüz'de Devrim Muhafızlarının tatbikatı görülüyor... Fotoğrafta ayrıca, müzakerelerin başladığı dün Cenevre'de İran ve İsviçre dışişleri bakanları da yer alıyor (Reuters)
İran haber ajansı Sepah tarafından dün dağıtılan fotoğrafta, Hürmüz'de Devrim Muhafızlarının tatbikatı görülüyor... Fotoğrafta ayrıca, müzakerelerin başladığı dün Cenevre'de İran ve İsviçre dışişleri bakanları da yer alıyor (Reuters)

Umman'ın arabuluculuğuyla dün Cenevre'de gerçekleşen ABD ve İran arasındaki yeni görüşme turunda temkinli ilerleme kaydedildi, ancak iki taraf arasındaki tehditler sona ermedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin "ciddi müzakereler" içerdiğini belirterek, potansiyel metin taslağı için "bir dizi yol gösterici ilke üzerinde genel anlaşmaya varıldığını" duyurdu. Ancak Arakçi, bunun "bir anlaşmaya varıldığı anlamına gelmediğini" vurguladı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına gör, bir ABD yetkilisi, "ilerleme kaydedildiğini, ancak birçok ayrıntının hala görüşülmesi gerektiğini" söyledi. Yetkili, İran tarafının kalan bazı eksiklikleri gidermek için önümüzdeki iki hafta içinde ayrıntılı önerilerle geri döneceğini bildirdiğini ifade etti.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, görüşmelerin hedeflerine doğru "iyi ilerleme" kaydettiğini ve her iki tarafın da anlaşmaya giden bir yolu açacak ilkeleri belirlemek için "ciddi çabalar" sarf ettiğini söyledi.

Görüşmeler başlarken, İran Yüksek Lideri Ali Hamaney, bölgeye uçak gemisi göndermenin "İran'ı korkutmadığını" belirterek, "uçak gemisinden daha tehlikeli olanın onu batırabilecek bir silah olduğunu" savundu. Bu sırada Devrim Muhafızları, askeri tatbikatlar sırasında Hürmüz Boğazı'nın bazı bölümlerinin geçici olarak kapatılacağını duyurdu.