ABD ve İran: Kederli bir geçmiş, karanlık bir gelecek

İranlıların 1979 yılında ABD Büyükelçiliği’nde alıkoyarak gözlerini bağladığı ABD’li rehineler (Reuters)
İranlıların 1979 yılında ABD Büyükelçiliği’nde alıkoyarak gözlerini bağladığı ABD’li rehineler (Reuters)
TT

ABD ve İran: Kederli bir geçmiş, karanlık bir gelecek

İranlıların 1979 yılında ABD Büyükelçiliği’nde alıkoyarak gözlerini bağladığı ABD’li rehineler (Reuters)
İranlıların 1979 yılında ABD Büyükelçiliği’nde alıkoyarak gözlerini bağladığı ABD’li rehineler (Reuters)

Nobel ödüllü ABD’li yazar Pearl Buck, “Bugünü anlamak istiyorsan geçmişi okumalısın” der. Dünyaca ünlü edebiyatçı-şair Cibran Halil Cibran da, “Geçmişin sesini boğan geleceğe hitap edemez” der. Şu an ABD-İran ilişkilerinde yaşanan tam olarak bu. Her iki taraf da aralıksız kırk yıl boyunca ilişkilere damgasını vuran acılı geçmişin zincirini kıramadı. Bu da mevcut gerilimi düşürme çabalarını boşa çıkarıyor. Nitekim İran, Washington’un Tahran’daki rejimi değiştirmeye çalıştığını defalarca dile getirmişken ABD’nin başkentinde İran ile (gerek Başkan Trump yönetiminde gerekse sonra) yürütülecek olası müzakerelerin askıda kalan pek çok büyük meselenin ve çatışan çıkarların çözülmesini gerektireceğine dair bir inanç hâkim. Yapılması gereken en önemli şey de yüreklerde ve zihinlerde yer etmiş yaraların on yıllar sonra tedavi edilmesidir.
Gerginliğin arttığı, Körfez’deki petrol tankerlerine saldırılmasından birkaç gün sonra Bağdat’taki ABD noktalarının yakınlarına füzelerin düştüğü ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının güçlendirildiği bir zamanda uzak geçmişte kök salan hikâyeler yeniden gün yüzüne çıkıyor. Bu hikâyeler beraberinde öyle kin ve anlaşmazlıklar getiriyor ki Washington’daki gözlemcilere göre bunların ABD ile İran’ı savaşın eşiğine sürüklemesi mümkün.
Rehin krizi halen sürüyor
ABD’lilere göre İran’ın komploları ve yayılmacı faaliyetleri, bugün ortaya çıkmış bir şey olmayıp 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana ABD’nin zihnine kök salıyor. Devrimin hemen ardından yaşanan ve tarihin en uzun rehin krizi olarak kabul edilen ABD’li rehineler krizi, kesintisiz 14 ay boyunca ABD’yi televizyon ekranlarına kilitledi. Her gün acı dolu sahneler izlemek, ABD’lilerde öfkeli duyguların doğmasına yol açtı ve belirleyici bir saldırı noktası ile ABD’lilerin ülkelerine yönelik bakışında halen iyileşmeyen bir yara oluşturdu. Vietnam Savaşı’nın sona ermesi ve ona binlerce kurbanın eşlik etmesinden sadece beş yıl sonra gelen bu saldırı, ABD’nin dünyadaki konumu ve rolünün değişebileceği ve ABD gücünün ve dünya üzerindeki etkinliğinin bir sınırı olduğu düşüncesini pekiştirdi.
Rehin krizi şu anda Beyaz Saray ya da Kongre’deki siyasi söylemlerde yer almıyor olsa da ABD’nin hafızasındaki yerini koruyor. Birkaç hafta önce bu krizin kırkıncı yıl dönümü idi ve bu vesile ile ABD televizyon kanalları, izleyicileri ile acı dolu fotoğraflar paylaştı. Ayrıca özellikle bu döneme çağdaş olmayan yeni nesillere, İslam Devriminin Manevi Lideri Ayetullah Humeyni’yi destekleyen yüzlerce öğrencinin ABD Büyükelçiliğini basarak 52 ABD’li diplomatı, 4 Kasım 1979’dan 20 Ocak 1981 arasındaki 444 gün boyunca nasıl alıkoyduğunu anlattı. Bu anlatıda bunun, İran’daki yeni iktidarlarının temellerini sağlamlaştırmak ve devrimin ardından yönetimden uzaklaştırılan Şah Rıza Pehlevi’nin müttefiki olan ABD ve Batı ile olan ilişkilere karşıt dinî iktidarı pekiştirmek adına Humeyni ile yetkilileri tarafından planlandığı ifade edildi.  
Krizin ardından gelen yıllarda acının boyutunu resmeden sinema filmleri yapıldı, şarkılar söylendi ve kitaplar yazıldı. Bu acının bedelini Jimmy Carter da bir sonraki başkanlık seçimlerinde Başkan Ronald Reagan’a karşı aldığı ağır yenilgiyle pahalı bir şekilde ödedi. Ancak bu krizin ABD halk kültürüne yönelik yansımaları hemen sonraki yıllarla sınırlı kalmayarak olumsuz çağrışımları bugüne dek uzandı. Nitekim BBC’nin 2013 yılında, Barack Obama döneminde yaptığı bir anket, ABD’lerin %87’sinin İran’a karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koydu. Bu oran, diğer ülkeler arasındaki en yüksek oranı temsil ediyor. ABD’li Pew Araştırma Merkezi’nin geçen yıl yaptığı bir başka ankete göre ise ABD’lilerin yüzde 39’u, İran’ın etkinliğinin sınırlandırılmasının ABD’nin öncelikli dış politikası olması gerektiğini düşünüyor.  
İran’ın kodları değişmedi
ABD’nin Pittsburgh Üniversitesi’nde Ulusal Güvenlik ve Dış Politikalar Profesörü olan Ross Harrison, “Trump yönetimi, İran’ı kamuoyu önünde ya da Amerikan siyasi koridorlarında şeytanlaştırmak için çok az şey yaptı. Zihniyet, İran’a karşı harekete geçmeye zaten hazırdı. İslam Devrimi, yalnızca siyasal İslam’ın ve İran milliyetçiliğinin ABD’den tam destek alan bir rejimi düşürebileceğini göstermedi. Rehin krizi, İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan nüfuzuna direnişi olarak bilinen çatışmaların da başlangıç adımı oldu. Üstelik ABD’lilere ve tüm dünyaya Ortadoğu’da yeni kurallar koyan birilerinin var olduğunun da işaretini verdi. İran, diplomatik örfleri ve elçiliklerin dokunulmazlığını çiğneyerek, Washington’un onurunu ve ülkenin saygınlığını ezerek bize bu yeni kuralların ne olduğunu gösterdi. İran, ABD’lilerin gözündeki nefret dolu bakışları yumuşatmaya çalışmak yerine hem Suriye hem de Lübnan Hizbullahı ile birlikte bölgedeki ABD güçlerine karşı ‘direniş cephesini’ oluşturmak için büyük çaba sarf etti. Bununla da İran Devriminin ABD’ye karşı olan kodlarının değişmeyerek Tahran’da nesilden nesile aktarıldığını Washington’daki karar alıcılara unutturmamış oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Çatışma ve meydan okumanın tarihi
Rehin krizi ve onun öncesinde İslam Devrimi’nin elim hatıraları, son yıllarda Washington ile Tahran arasındaki ilişkilerin yol haritasını çizen şey oldu. Nitekim İran, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik çıkarları için bir tehditti. Hâlbuki daha önce Washington’un güçlü bir müttefiki olarak Sovyetler Birliği’ne karşı ciddi bir rol oynamıştı.
Independent Arabia’dan Tarık eş-Şami’nin haberine göre Ronald Reagan’ın yönetiminden sonraki yıllarda ABD, İran’a yaptırım uygulamaya devam etti ve Irak ile olan savaşta İran’a karşı Bağdat’ı destekledi. Senato’nun yayınladığı bir rapora göre Beyrut’taki ABD Büyükelçiliğine ve ABD misyonlarına yönelik terör saldırıları gerçekleşti ve yüzlerce ABD vatandaşı bu saldırılarda hayatını kaybetti. Daha sonra ABD mahkeme belgeleri, bu saldırıların Tahran’dan aldığı emirler doğrultusundan Hizbullah tarafından yapıldığını ortaya çıkardı. Bunun ardından Amerikan yönetimi, Saddam Hüseyin rejimini çeşitli silahlarla besledi.
80’li yılların ortasında İran’ın solcu Nikaragua hükümetini devirmeye çalışan Kontra isyancılarından bedeli karşılığında Amerikan silahları satın almasına ilişkin Contra-Gate (İran-Kontra ya da İrangate) skandalın patlak vermesine rağmen Reagan yönetimi, İran’a yalnızca Lübnan’da alıkonan Amerikalı rehinlerin serbest bırakılması için müdahale etmek istiyordu. İlişkiler çok geçmeden, ABD’nin 1988 yılında Körfez sularına deniz mayınları yerleştirmenin bir cezası olarak İran’a karşı bir deniz savaşı başlatmasıyla hızla kötüleşti. Bu saldırı, İran’ı baskı altında tutarak Irak ile olan savaşını durdurmasına katkı sağladı.
ABD-İran ilişkileri, Baba Bush döneminde de bu minvalde devam etti. Ancak Bill Clinton döneminde, ABD şirketleri İran ile iş yapmaktan men edildi. Her ne kadar İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD’deki 11 Eylül saldırıları kurbanlarına empati ile yaklaşmış ve “Yüce Rehber” Ali Hamaney, Cuma namazından ‘Amerika’ya Ölüm’ sloganını geçici bir süreliğine kaldırmış olsa da Oğul Bush, 2002 yılında Irak ve Güney Kore’nin yanı sıra İran’ı da ‘şer odakları’ arasına kattı. Barack Obama’nın ABD Başkanlığı koltuğuna oturması ile birlikte ilişkilerde bir gel git yaşandı ve nihayetinde nükleer anlaşma ve İran’ın nükleer güçlerinden vazgeçme taahhüdü ile birlikte İran’a yönelik uzun yıllardır süren yaptırımlar kaldırıldı.
İran’ın ABD’lilerin Musaddık’ı devirmesine odaklanması
İran’da siyasi ve dinî yönetim, ABD’nin İran’a ait herhangi bir siyasî nüfuza karşı mücadele ettiği fikrine kilitlendi ve İran’ın propagandacı söylemi, Washington’a karşı mücadele konusunda daimî bir itici güç sağlayacak şekilde tehdit ve tehlike hislerini yoğunlaştırmaya odaklandı. Bu çatışma bağlamında Tahran, İran halkını, Washington’un sadece mevcut rejime değil herhangi bir ulusal bağımsızlığa karşı olduğuna inandırmak amacıyla 1979 İslam Devrimi öncesindeki olaylara, ama özellikle de 1953 yılında yaşananlara ışık tutuyor. Bu doğrultuda ABD Merkez İstihbarat Teşkilâtı CIA’nın İngiltere İstihbarat Teşkilâtı MI6 ile işbirliği yaparak seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Musaddık’a karşı bir darbe düzenlediği defalarca dile getirildi. ABD bu darbeyi düzenlediğini altmış yıl sonra Barack Obama döneminde itiraf etti.
Mevcut dini rejim ile Muhammed Musaddık’ın taşıdığı sivil reformcu laik fikirler arasındaki ideolojik farklılığa rağmen Tahran, onun 1950’lerdeki kısa iktidar yıllarında, Anglo-İran petrol şirketini millileştirmek suretiyle İngiltere nüfuzuna meydan okuması ile elde ettiği popülerlikten faydalanmak istedi. Amacı İranlılara şunu göstermekti; ABD, siyasi çıkarları uğruna liberalizm ilkelerinden vazgeçti ve büyük güçlere karşı bağımsızlığını kazanmaya çalışan İran Devleti’ni ezdi.
Verdiği bu mesajla Tahran, mevcut rejimi ile Musaddık’ın rejimi arasında bir benzerlik kurmaya çalışırken Washington’u uzun bir tereddüdün ve İngilizlere karşı itirazın ardından Musaddık’ı devirmek için harekete geçiren dürtüleri belirtmedi. Gerçek şu ki Musaddık, Sovyet destekli Tudeh Partisine yakın duruyordu ve Washington, Sovyetlerin nüfuzunun o dönemde Batının müttefiki olan İran’a uzanmasından çekiniyordu.
İlginç olan İranlı yetkililerin, 80’li yıllarda Ronald Reagan yönetiminin kendilerini, Tudeh Partisi mensuplarının İran’daki önemli karar merkezlerine sızması konusunda uyardığını ve Tahran’ın 50’li yıllarda ABD’nin yaptığı gibi onlardan tamamen kurtulduğunu unutmasıdır.
İran rejimi, siyasi çıkar oyununu ustalıkla oynadı ve ABD’nin de aslında, 1. ve 2. Dünya Savaşı sonrasında sömürgeci mirasa meydan okuyup halkların özyönetim ilkelerini savunmakla yeni doğmuş bir ulus devlet rejimini devirmek için başka ülkelerin işlerine karışan sömürgeci İngiltere gibi olduğunu ispatladı.
ABD’ye dair bu olumlu imaj, İran’da, 20’li yılların başında kökleşti. İran’ın Rusya ve İngiltere’ye şüphe nazarıyla baktığı bir zamanda Şah, Amerikalılara başvurdu. Amerikalılar da o dönemde büyük bir gerileme ile boğuşan Maliye Bakanlığı’nın durumunu düzeltmek için genel sekreter olarak Morgan Schuster ile Arthur Millsburg’u atadı.
ABD’nin halkların bağımsızlığının savunucusu olarak ördüğü imaj, Musaddık’ın devrilmesinden sonra bile tam anlamıyla lekelenmedi. Ancak mevcut rejim, 1979 yılı öncesinde eski Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin Washington ile arasındaki ilişki ile bu durum arasında bağlantı kurarak bu imajı zedelemeye çalıştı. İslam Devrimi’nin 1953 yılında yaşananları, büyük güçlerle dengesiz herhangi bir ilişkiyi reddederek düzeltme çabasından başka bir şey olmadığı düşünülüyor.
Washington’un 1980 yılında İran’a karşı Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’i desteklediği ve uluslararası olarak yasaklanmış silahların kullanılmasına sessiz kaldığı yönündeki anlatı, İran’da ivme kazanıyor. Bu durum, İran rejiminin, ABD’yi ilkelerine ihanet etmiş ve İran’daki hâkim rejimi devirmek için dış bir güçle işbirliği yapmış olarak resmetme şeklindeki hedefine ulaşmasını kolaylaştırıyor.
Kongre’nin 2006 yılında onayladığı Özgürlük ve İran Desteği Yasası da ABD düşmanlığını pazarlamasında İran’a yardımcı oluyor. Washington, Ahmedinejad’ın nükleer dosya konusundaki çekişmenin sonlandırılması ve Tahran’ın terörist gruplara yönelik desteği durdurması yönünde koşulan şartı ele almak için yaptığı diyalog çağrılarını reddetti.
İran’ın ABD’ye karşı düşmanlığı artırma politikası, İran halkına yansıdı. Nitekim geçtiğimiz Aralık ayında yapılan bir ankete göre “İranlıların % 81’i, ABD halkına değil ancak ABD yönetimine karşı olumsuz duygular besliyor.”
Kapkara bir gelecek
Bu yüzden Tahran, acılı bir geçmişe dayanan politik bir bağlam ve medya söylemiyle ABD ile yüzleşme politikası benimsedi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nı (CENTCOM) bir terör örgütü olarak kabul etti ve İran’ın hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle seyir halindeki bir ABD insansız hava aracını düşürdü. Şimdi de Avrupalıların İran’a yönelik ABD yaptırımlarının etkilerini hafifletmemeleri halinde nükleer anlaşmayı bozmakla tehdit ediyor.
1980 yılında koptuğundan bu yana ABD ile İran arasında resmî bir ilişki yok. Her ne kadar ilişkilerin geçmişi 19.yy’ın sonuna dayansa da olumsuz hava ve 40 yıl boyunca ilişkilere damgasını vuran acı geçmiş, gelecekte çekişmenin üstesinden gelme imkânını zorlaştırıyor. ABD Kongresi’nin ve halkın, İran’a karşı yumuşak bir tutum benimsenmesine yönelik desteği az olacaktır.



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.