KAUST Başkanı: Vizyon 2030 çerçevesinde yürütülen ekonomik dönüşümü desteklemek için çalışıyoruz

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
TT

KAUST Başkanı: Vizyon 2030 çerçevesinde yürütülen ekonomik dönüşümü desteklemek için çalışıyoruz

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan, başkent Amman’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) - Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı’nda, bir yıl önce başkanlık görevini devraldığı eğitim kurumunun başarısının sırrını anlattı.
İngiltere’nin başkenti Londra’da üzerinde 'KAUST' yazan beyzbol şapkasıyla Şarku’l Avsat’a özel röportaj veren Chan, sadece birkaç yıl içinde dünya çapında bir üne kavuşan üniversitenin hedefleri ve “Vizyon 2030” çerçevesinde Suudi Arabistan’ın yaşadığı hızlı ekonomik ve teknolojik gelişime olan katkılarını anlattı.
111 milletten 7 bin kişi kapasiteli kampüse sahip KAUST’un Başkanı Chan, üniversitenin NEOM, Qiddiya ve Kızıldeniz gibi devrim niteliğindeki projelerin ve ARAMCO ve SABIC gibi dev şirketlerle olan yakın iş birliğinin yanı sıra başlamaya hazırlandığı eşsiz araştırma girişimlerinden bahsederken coşkusunu gizleyemedi. Chan, üniversite ve hedefleri için Suudi Arabistan liderliğinin direktifleriyle çeşitli seviyelerde tamamen tutarlı olduğu Vizyon 2030 programları ve hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için durmaksızın çalıştıklarını söyledi.
“Döneminin ilerisinde” bir üniversite
Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'ne (HKUST) 10 yıl boyunca başkanlık eden Chan, 23 Eylül 2009 tarihinde KAUST’un açılış törenine katıldı ve rahmetli Kral Abdullah’ın “döneminin ilerisinde” vizyonuna tanıklık etti.
KAUST, enerji, gıda, su ve çevre olmak üzere dört alanı kapsayan küresel önemdeki stratejik araştırmalara verdiği özel önemle, Suudi Arabistan ve dünyada, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayacak bilimsel uygulamaların yenilikçiliğini ve yayılmasını teşvik etmenin yanı sıra seçkin araştırmalar geliştirmek ve bunu üniversite eğitimine entegre etmek amacıyla kuruldu.
Kral Abdullah, üniversitenin insanlığın iyiliği için medeniyetler ile halklar arasında bir iletişim köprüsü olmasını istedi. Tony Chan, KAUST’un kuruluşundan iki yıl sonra üniversitenin yönetim kuruluna katılmaya davet edildi. Üniversite ve hedefleri bu aşamada kendisine yol gösterici oldu. Chan’a göre KAUST’u diğer üniversitelerden ayıran özelliği büyüklüğü değil, bilim ve mühendislik alanındaki yüksek araştırmaya, uluslararası karakterine ve kaliteye verdiği önemdir.
Üniversitenin dört önceliği olduğunu vurgulayan Chan, bunlardan ilkini Vizyon 2030'un hedeflerine ve Suudi Arabistan’ın stratejik önceliklerine tam olarak uymak, ardından personel ve öğrencilerin güçlendirilmesi, inovasyon ve ekonomik büyümenin desteklenmesi ve küresel ortaklıklar oluşturulması olduğunu belirtti.
2030 hedeflerinin gerçekleştirilmesine öncülük etmek
KAUST’un vizyonu ve hedeflerinin Vizyon 2030’un hedefleriyle tamamen uyumlu olduğunu ifade eden Chan, üniversitenin Vizyon 2030’a katkıda bulunabileceği en önemli yönlere değindi. Vizyon 2030’un temel hedeflerinden biri olan ekonomiyi çeşitlendirme ve petrole olan bağımlılığı azaltma konusuna odaklanan Chan, bunun inovasyon ve teknolojiyle elde edilebileceğini ve üniversitenin de bu konuda fırsat yarattığını söyledi. Kapsamlı ve bütünleşik bir plan ile geleceğe hazırlık aşamasında eğitim seviyesinin iyileştirilmesi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Chan, bunu başarmanın en iyi yolunun üniversitenin temel hedeflerinden biri olan, başta gençler olmak üzere insana yatırım yapmak olduğunu söyledi.
Başta NEOM ve Kızıl Deniz Uluslararası Turizm Projesi olmak üzere KAUST’un Vizyon 2030 çerçevesinde iş birliği yaptığı projelere de değinen Chan, KAUST’taki görevi öncesinde üniversitenin başkan yardımcılığını yürüten Nazmi el-Nasr’ı birkaç kez ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerde özellikle NEOM projesiyle yakından ilgilenmişti. NEOM projesinin sürdürülebilir bir akıllı şehir kurma hedefinin üniversitenin enerji, çevre, su ve gıda sektörlerine yönelik araştırmalarıyla paralel olduğunu söyleyen Chan, üniversitenin, Vizyon 2030 kapsamındaki tüm projelerin ihtiyaç duyduğu çeşitli ve sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen enerji konusunda uzmanlaştığını belirtti.
KAUST geçen yıl bünyesinde NEOM projesi araştırmalarına özel bir bilim merkezi kurduğunu duyurdu. Bu merkez, NEOM projesini destekleyen ve sürdürülebilir enerji, şehir planlama ve tarım, sismoloji, tuzlu su arıtma, yapay zeka, büyük verilerin depolanması ve sensör sistemleri gibi alanlarda ulusal kalkınmaya katkıda bulunan çözümler sunmayı hedefliyor.
İnovasyon ve ekonomik büyüme
Chan tarafından da tanımladığı üzere KAUST’un ikinci hedefi de ikiye ayrılıyor. Bunlardan ilki, bilimsel araştırmaları teşvik etmek, ikincisi de inovasyonu desteklemek. Chan’a göre üniversite, dünyadaki yüksek öğrenim alanında kendisinin ve Suudi Arasbistan’ın adını duyurarak birinci kısmını başardı. Chan, “Bugün Londra Emperyal Koleji, Oxford, Cambridge, Stanford veya Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) gittiğinizde bizi tanıdıklarını görecek ve hatta bizimle olan ortaklıklarını dinleyeceksiniz” ifadelerini kullandı.
Üniversitenin ikinci hedefi olan inovasyon ve ekonomik büyüme ile ilgili olarak da Chan, KAUST’un Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen 10’uncu Dünya Ekonomik Forumu (WEF) - Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı’ndaki birçok girişime ev sahipliği yaptığını söyledi.
Chan, üniversitenin umut vaat eden girişimlerinden biri olan ve İnsansız Hava Sistemleri (UAS) sayesinde 3D haritalama alanında faaliyet gösteren “FalconViz” şirketinden de büyük bir hayranlıkla bahsetti.
Chan’ın başkanlığındaki KAUST’un üçüncü hedefi, yüzde 75 ila 80'i doktora, geri kalanı da yüksek lisans öğrencisi olmak üzere şu an sayısı 150 olan lisansüstü eğitimdeki öğrenci sayısını bine çıkarmak. Ellerindeki verilere göre bu sayıyı yüzde 50 artırabildiklerini söyleyen Chan, “Bununla birlikte uluslararası üniversitelerden gelen yaklaşık 400 ila 500 doktora öğrencisi arkadaşımız var” dedi.
Yerli ve uluslararası ortaklıklar
Üniversitenin dördüncü hedefini açıklayan Chan, KAUST’un misyonuna uygun üniversiteler ve büyük şirketlerle küresel ortaklıklar kurmaya çalıştığını söyledi. Bu konuda KAUST'un şu anki mütevelli heyeti üyelerinden birinin Londra Emperyal Koleji Başkanı Alice P. Gast olduğunu belirten Chan ayrıca dünyanın seçkin üniversiteleri olan Oxford ve Cambridge’in başkanlarıyla da sıkı ilişkiler olduğunu söyledi. Chan bu eğilimin, Suudi Arabistan’ın dünyaya duyurduğu Vizyon 2030 çerçevesindeki genel tutumuyla da uyumlu olduğunun altını çizdi.
KAUST, kurumsal düzeyde de sanayinin dijitalleşmesi diyebileceğimiz “Dördüncü Endüstri Devrimi” (Endüstri 4.0) ile uyumlu bir ilerleme kaydeden Suudi Arabistan pazarını anlamak ve yeni teknolojilere hakim olmak isteyen uluslararası çokuluslu birçok şirketin yanı sıra dünyanın en büyük petrol şirketlerinden olan Saudi ARAMCO ve Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu (SABIC) ile ortaklıklar üzerinde çalışıyor.
Dijital devrime ayak uydurmak
Chan’ın KAUST başkanlığına geldiğinde sorduğu ilk soru, dünyanın son 10 yılda gördüğü en önemli teknolojik yeniliklere ilişkindi. Chan’ın bu soruyu sorma amacı, KAUST bünyesinde Endüstri 4.0 için bilimsel araştırmalar yapılmasını sağlamak ve üniversiteyi Vizyon 2030'un hedeflerine ulaştırma arayışlarını desteklemekti. Bu çerçevede KAUST, yapay zeka, siber güvenlik ve robot bilimini kapsayan dijital bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Chan, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda konuya dair şunları söyledi;
“Yapay zekayı sağlık, enerji, mühendislik ve daha birçok alanda kullanabiliriz. Bu nedenle KAUST, tıp için kişisel verileri toplayan tıbbi cihazlar, yeni gelişmiş tıbbi cihazların üretimi ve biyo-mühendislik alanlarında bu teknolojilerle yakından ilgilenen Kral Faysal Hastanesi iş birliğiyle Akıllı Sağlık Girişimi’ni başlattı.”
KAUST, söz konusu iki girişimi gerçekleştirmek için Suudi ve yabancı uzmanları işe alma kampanyası başlattı. Ayrıca kampanya ile deneyimleri paylaşmak, üniversitenin faaliyet gösterdiği farklı sektörlerde bu deneyimleri kullanmak ve bir araştırma birimi oluşturmak için de çalışmalar yürütülüyor. KAUST ayrıca insan kaynağına da yatırım yapıyor. Bu amaçla üniversitelerden derecelerle mezun olan Suudi gençlerin, ABD’nin önde gelen üniversitelerindeki fen ve teknoloji fakültelerinde lisansüstü eğitimlerine devam etmeleri için burs sağlıyor. Burs programının nihai amacı üniversitenin Suudi Arabistan’daki bilimsel altyapıyı geliştirme ve bilgi tabanlı bir ekonomi oluşturma misyonunu desteklemek olarak açıklanıyor.
Zorluklar ve fırsatlar
Chan'a göre KAUST için en büyük zorluk, Facebook, Google, Amazon ve hatta Karim gibi büyük internet devlerinin KAUST'un çekmeye çalıştığı genç yetenekleri arıyor olmaları. Ancak bu zorluğun üstesinden gelmek için üniversite üstün olduğu uzmanlık alanlarıyla bunu bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Bugün Suudi Arabistan’daki en büyük sanayi dalı olarak enerji ön plana çıkıyor. Yani petrol, doğalgaz ve kimyasallar...
KAUST, petrol devi ARAMCO gibi dünyanın önde gelen şirketleriyle yaptığı iş birlikleri sayesinde başka yerlerde bulunamayan fırsatlar sunabiliyor.
Üniversitenin bir fırsata dönüştürdüğü ikinci zorluk ise Kızıldeniz'i daha iyi korumak ve güneş enerjisi üretmek için bilim ve mühendislik alanında yapay zekayı kullanmak. Üniversitenin finansman modelinin benzersiz olduğunu söyleyen Chan, bunun üniversitenin karmaşık ve uzun vadeli zorluklara çözümler bulmasını sağladığını söyledi.
2006-2009 yılları arasında ABD Ulusal Bilim Vakfı’nda (NSF) Matematik ve Fizik Bilimleri Bölümü’nde başkan yardımcılığı yapan Chan, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün kuruluşundan 10 yıl sonra elde ettiği başarılara bakıldığında KAUST’un elde ettiği seviyeye ulaşmadığının görüldüğünü belirtti. Kuruluşundan bu yana KAUST’un Suudi Arabistan ve Ortadoğu bölgesinin tamamına öncülük ettiğine inandığını söyleyen Chan, “Üniversite bugün Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 çerçevesinde kaydettiği dikkat çekici gelişmelere uyum sağlayabildiğinin bir kanıtıdır” ifadesini kullandı.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.