Trump: ABD-İran savaşı uzun sürmez

Geçtiğimiz hafta Umman Körfezi’ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden havalanmaya hazırlanan bir F-18 savaş uçağı (EPA)
Geçtiğimiz hafta Umman Körfezi’ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden havalanmaya hazırlanan bir F-18 savaş uçağı (EPA)
TT

Trump: ABD-İran savaşı uzun sürmez

Geçtiğimiz hafta Umman Körfezi’ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden havalanmaya hazırlanan bir F-18 savaş uçağı (EPA)
Geçtiğimiz hafta Umman Körfezi’ndeki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden havalanmaya hazırlanan bir F-18 savaş uçağı (EPA)

ABD Başkanı Doınald Trump, dün yaptığı açıklamada, Washington’ın güçlü bir pozisyonda olduğunu ve olası bir İran-ABD savaşının uzun sürmeyeceğini, çünkü kara birlikleri göndermeyi düşünmediklerini söyledi.
İran Dini Lideri Ali Hamaney ise uygulanan baskının “İran’ın geri çekilmesini sağlamayacağını” vurguladı. Hamaney, ABD’yi “dünyanın en kötüsü” olarak nitelendirdi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de Washington’a “yanlış yoldan gittiği” uyarısı yaparak nasihatte bulundu.
Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı General Hüseyin Selami de Washington’ın DMO komutanlarına yönelik yaptırım kararının ABD’ye ait insansız hava aracının (İHA) düşürülmesine bir tepki olduğunu ve bunun her türlü mantıktan uzak ve anlamsız bir hamle olduğunu kaydetti.
ABD Başkanı Trump, İran’la bir savaş yaşanmamasını umduğunu ancak olası bir savaş durumunda bunun uzun sürmeyeceğini belirtti. Trump dün Fox Business’a verdiği röportajda “İran’a yönelik saldırıyı durdurmaya karar verdim ve çok sayıda İranlının öldürülmesine engel oldum” ifadelerini kullandı. Trump, söz konusu kararı İran’ın ABD’ye ait İHA’yı düşürmesinin ardından vermişti.
İran’la savaşmak istemediğini vurgulayan Trump, muhtemel bir çatışma durumunda ABD askerlerinin pozisyonunun ne olacağına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
“Karaya asker indirmekten söz etmiyorum. Söylemek istediğim, eğer bir şey olursa çok uzun sürmeyeceğidir. Çünkü çok güçlü bir pozisyondayız.”
ABD Başkanı son iki ay boyunca şiddet ile uzlaşı arasında değişen farklı tutumlar sergiledi. Önceki gün yaptığı açıklamada Tahran’ı “Amerikan unsurlarına yapılacak herhangi bir saldırıda bulunması halinde yok ederiz” diyerek tehdit ederken İran'ın geçtiğimiz günlerde ABD’ye ait İHA’yı düşürmesiyle gerginliğin daha da artmasına rağmen son günlerde İran ile büyük güçler arasında daha geniş bir nükleer anlaşma imzalanması için yapılacak müzakerelere açık kapı bıraktı.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dün Yeni Delhi’de, “India Today” televizyonuna verdiği demeçte “Washington, Tahran'la gerilimi azaltmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Eğer bir savaş yaşanırsa bu İranlıların tercihi olacaktır. Umarım böyle bir tercihte bulunmazlar” diye konuştu.
Trump, İran’a yönelik baskıyı artırmak için benzeri görülmemiş bir hamleyle pazartesi günü Tahran’a, özellikle de İran rejimindeki üst düzey yetkililer ve DMO’nun bazı komutanlarını hedef alan “güçlü” yeni yaptırımlar uygulanması talimatı verdi. Bununla birlikte Beyaz Saray, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in de bu hafta sonu yaptırımlar listesine dahil edilmesinin planlandığını duyurdu.
İran ise sert açıklamalarını dün de sürdürdü. İran Dini Lideri Ali Hamaney, Beyaz Saray’ın kendisine yaptırımlar uyguladığını duyurmasının ardından yaptığı ilk açıklamada ABD yönetimlerini “dünyanın en kötü hükümetleri” olarak nitelendirdi. İran Devrimi’nin İranlıların başlarına darbe almalarını sona erdirdiğini söyleyen Hamaney, ülkesinin yaptırımlar karşısında geri çekilmeyeceğini vurguladı.
İranlıları 2020’nin mart ayında yapılması planlanan parlamento seçimleri atmosferine hazırlama çabası içerisinde olan Hamaney, ABD’yi İranlıların seçimlere ve devleti destekleyen mitinglere katılmalarını “engellemek” istemekle suçladı. İranlıları hükümet tarafından düzenlenen mitinglere ve seçimlere katılmaya çağıran Hamaney bunun “baskıların İran halkını etkilemediğinin bir göstergesi” olacağını söyledi. Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimler bu yılın sonunda yapılacak. İran halkının, bazıları tarafından empoze edilmeye çalışılan bir takım şüphelere rağmen seçimlere yoğun bir şekilde katılacağını biliyorum.”
Hamaney, ABD’nin müzakere çağrısını da değerlendirdi:
“ABD’nin müzakere önerisi aldatmacadan başka bir şey değildir. Düşman, baskıyla bir sonuca varamayınca İran halkını saf bir millet yerine koyarak, 'İran halkı kalkınmalıdır' diyor. Tabii ki bu millet kalkınacaktır. Ama siz olmadan ve sizin yaklaşmamanız şartıyla.”
Hamaney, üst düzey yargı yetkililerine yaptığı konuşmayı şöyle sürdürdü:
“Eğer müzakerede onun sözünü dinlersen, milleti mahvedecek. Dinlemezsen, siyasi atmosfer oluşturarak propaganda ve baskılarına devam edecek.”
DMO Genel Komutanı General Hüseyin Selami de bu hafta ABD Başkanı Trump tarafından imzalanan yeni yaptırımların, İran’ın ABD’ye ait İHA’nın düşürülmesine karşı bir tepki olduğunu ve Washington’ın çaresizliğini gösterdiğini söyledi. Reuters’ın haberine göre ABD’nin DMO komutanlarına yaptırım uygulamasının İran’ın ustalığı karşısındaki çaresizliklerinin ve öfkelerinin bir göstergesi olduğunu belirten Selami “Bu ağır darbenin ardından Amerikalıların kamuoyu nazarında her türlü mantıktan uzak girişimlerle öfkelerini göstermesi son derece doğal” ifadesini kullandı.
DMO komutanlarını hedef alan yatırımlar ilk kez uygulanırken ABD daha öncede DMO’yu yabancı terör örgütleri listesine eklemişti.
Mehr Haber Ajansı’na konuşan İran Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade, ne ABD’nin ne de bir başka ülkenin İran topraklarını ihlal etmeye cesaret edemeyeceğini söyledi. “Savaşın hayaleti ve askeri saldırı” ile ilgili tartışmaların önemini vurgulayan Hacızade, “Bu konuda düşmanın herhangi bir niyeti yok” diye konuştu.
Hacızade, DMO’ya yakın Fars Haber Ajansı’nın aktardığı açıklamalarında da şunları söyledi:
“İHA meselesi, ABD’nin her zaman olduğu gibi uluslararası hukuka olan saygısızlığını ortaya koyarken bölgedeki istikrarlı birlik, İHA’nın düşürülmesi görevini yerine getirdi. Amerikalılar, İranlı liderler ve yetkililerin uyarılarını görmezden gelmenin havalı olduğunu düşünüyorlardı.”
Aynı şekilde İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi dün yaptığı açıklamada İran Atom Enerjisi Kurumu’nun zenginleştirilmiş uranyum üretiminde 300 kilogram sınırının aşılması için verdiği 10 günlük sürenin 27 Haziran’da dolduğunu söyledi.
Bu açıklama, cuma günü İran ile nükleer anlaşmanın tarafları arasında Viyana’da anlaşmanın geleceğini tartışmak üzere yapılacak toplantı öncesinde geldi.
Tahran’ın geçen ay nükleer anlaşmada kalmak için verdiği 60 günlük süreyi duyurmasının ardından anlaşma tarafları söz konusu toplantıyla ilk kez karşı karşıya gelecek. Tahran ayrıca geçen ay birkaç kez, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 3,67'den yüzde 5 ile yüzde 20 arasında değişen seviyelere çıkarmayı planladığını duyurmuştu.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, 15 Haziran’da yaptığı bir açıklamada, Avrupalılara verilen 60 günlük süreyi uzatma niyetleri olmadığını söyledi. Dört gün sonra 19 Haziran’da bir açıklama yapan Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Kemalvendi ise “Nükleer anlaşmanın taraflarına verdiği iki aylık süre uzatılamaz. İkinci adım, zamanlanan gündeme göre atılacak ve gündem yakından takip edilecek” dedi.
Cumhurbaşkanı Ruhani, aynı tarihlerde “nükleer anlaşmanın çökmesinin, bölgenin ve dünyanın yararına olmayacağı” uyarısında bulundu. Ruhani, Avrupa'nın nükleer anlaşmayı kurtarmak için çok az zamanı olduğunu da sözlerine ekledi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani de iki gün önce yaptığı açıklamada ülkesinin nükleer anlaşmadaki taahhütlerinin azaltılmasında ikinci faza 7 Temmuz itibariyle başlayacağını duyurdu. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre Şemhani, Tahran'ın 2018'in mayıs ayında ABD’nin tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana anlaşmayı kurtarmak istediklerini söyleyen Avrupalıların sözlerini yerine getirmesi için sabırsızlıkla beklediğini belirtti.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı Ruhani, “nükleer anlaşmayı sürdürmek için yeterli çaba sarf etmedikleri” gerekçesiyle Fransa, İngiltere ve Almanya’yı suçlayıcı açıklamalarına hız verdi. Ruhani anlaşma kapsamındaki taahhütleri yerine getirmenin hem Avrupa’nın hem de Washington'ın çıkarına olduğunu sözlerine ekledi.
Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından haftalık hükümet toplantısında açıklamalarda bulunan Ruhani, Tahran’ın Avrupalıların nükleer anlaşma konusundaki eylemsizliğine dair yaşadığı hayal kırıklığını yineledi. İran’ın anlaşmada kalmaya devam etmesinin, “Avrupa’nın İran’ın hiçbirine ulaşamadığı ekonomik çıkarlarını sağlayacak sözlerine bağlı olduğunu” vurgulayan Ruhani’nin Macron’a, “İran, anlaşmadan faydalanamazsa anlaşmanın içerdiği taahhütleri sınırlandırır” dediği aktarıldı. Ruhani, telefon görüşmesinde Macron’a ayrıca İran’ın anlaşma ile ilgili yeni müzakerelere hiçbir koşulda girmeyeceğini söyledi.
Ruhani ayrıca İran’ın bölgedeki gerginliği artırmakla ilgilenmediğini ve ABD de dahil olmak üzere hiçbir ülke ile savaş istemediğini de sözlerine ekledi.
Ruhani, dün kabine toplantısında yaptığı konuşmada Amerikalılara hitaben “Seçtiğiniz yol yanlış” dedi. Washington’a bölgedeki gerginliği azaltmak için uzlaşı yoluna dönmesini tavsiye eden Ruhani, “Uzlaşıya dönüş, tüm tarafların çıkarlarını güvence altına almanın en kısa yolu ve aynı zamanda özellikle Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma (NPT) çerçevesinde dünyanın ve bölgenin çıkarlarına olacaktır” şeklinde konuştu.
IRNA haber ajansı, İran Merkez Bankası Başkanı Abdulnasır Hamati’nin, “ABD'nin yaptırımlarına rağmen İran'ın petrol ihracatını artırdığı” şeklindeki açıklamalarını aktardı. Ancak Hamati’nin açıklamaları, Petrol Bakanı Bijen Namdar Zengene’nin geçen hafta İran meclisinde yaptığı konuşmada, “İran artık İran adına petrol satamaz” ifadeleriyle çelişti. Hamati açıklamasında “ABD'nin petrol satışlarını sıfıra düşürme iddiasına rağmen petrol ihracatı artıyor” ifadelerini kullanmıştı.



Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
TT

Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)

Donald Trump, First Lady Melania Trump'ın destekçilerine dans etmesinden nefret ettiğini şaka yollu söyledi ve hatta Başkan Franklin D. Roosevelt'in aynı şeyi yapmayacağını belirtti.

Kennedy Center'da seçim yılı hedeflerini belirlemek için düzenlenen Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi kampında konuşan başkan, destekçilerinin kendisini dans ederken görmek istediğini öne sürdü.

Trump'ın dans tarzı, seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti. Sadık MAGA'cıları sık sık The Village People'ın "YMCA" şarkısı eşliğinde dans ettiriyordu.

Trump şöyle konuştu: 

Dans etmemden nefret ediyor. 'Herkes dans etmemi istiyor' dedim. 'Sevgilim, bu başkanlık makamına yakışmıyor' dedi. Aslında 'FDR'nin dans ettiğini hayal edebiliyor musun?' dedi, bana bunu söyledi. Ve ben de 'Belki de bilmediği köklü bir tarih var' dedim. Çünkü o, Demokrat olmasına rağmen zarif bir adamdı, değil mi? Japonya'nın saldırısı sırasında biliyorsunuz, epey zarifti, ama bunu yapmazdı, ama, ama başka pek çok kişi de yapmazdı. Ama o, 'Sevgilim, lütfen, şu ağırlık kaldırıyormuş gibi yaptığın hareket berbat' diyor.

Aslında Trump'ın dans yeteneği profesyonel dansçılar tarafından da eleştirildi. Hip Hop Dance Junkies'in kurucusu Brandon Chow, "1'den 10'a bir ölçekte, üç derdim. Üç veya en fazla dört" demişti.

The Guardian'a şunları söylemişti:

Kollarını kullanıyor ama kollar çok katı, gerçekten hareket etmiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla yumruklarını sıkıp kollarını iki yanda sabitliyor. Yani, konfor alanından veya kendi alanından çıktığı hiçbir hareket yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla olduğu yerde adımlıyor, bir sağa bir sola, kalçalarını sallıyor.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Maduro, Venezuela'daki destekçilerinin önünde dans ediyor (AP)

ABD Başkanı'nın son yorumları, Beyaz Saray yardımcılarının kendisine, devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun mitinglerde dans ederek kendisiyle dalga geçtiğini söylediği yönündeki haberler gündemdeyken geldi.

Washington'ın Karakas üzerindeki baskıyı artırmasından önceki haftalarda Maduro, eşi Cilia Flores'le birlikte halka açık etkinliklerde yer alarak, artan uluslararası incelemeye rağmen rahat ve meydan okuyan bir görüntü sergilemişti.

Aralık ayında Uluslararası Kadın Liderlik Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada Maduro, "Savaşa Hayır, Barışa Evet" başlıklı bir konuşmanın elektronik remiksine dans ederken görülmüştü.

Görüntüler internette geniş çapta yayılmış ve birçok kişi bunu Trump'ın mitinglerdeki hareketlerine benzetmişti. Bir yetkilinin olayı "bir dans hareketi fazla kaçmış" diye nitelendirdiği bildirilmişti.

Maduro, siyasi mesajlarında müzik ve performansı sıklıkla kullanıyordu. Kasımda John Lennon'ın "Imagine" şarkısının televizyonda yayımlanan bir yorumunu da buna dahil etmiş ve bu, Washington'la ilişkiler gerginken yapılan bir barış çağrısı olarak yorumlanmıştı.

Independent Türkçe


Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
TT

Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)

Christopher Phillips

ABD, kıtasındaki yerlilerin topraklarını fethetme, 19. yüzyılın sonlarında İspanyol topraklarını ele geçirme veya Latin Amerika’nın işlerine tekrar tekrar müdahale etme gibi nedenlerle sık sık “imparatorluk” olmakla suçlanmıştır. Tarih, Sam Amca’nın emperyalist yüzünün örnekleriyle doludur. Son on yıllarda bile birçok yorumcu, “yeni dünya düzeni”, “Washington mutabakatı” ve “teröre karşı savaş” gibi Washington'un büyük projelerinin, demokratik ve liberal söylemlerle örtülmüş olsa bile, emperyalist unsurlar içerdiğini savunmuştur.

Ancak birçok gözlemci, Trump'ın seleflerinden farklı olmasını bekliyordu. “Önce ABD” sloganı, izolasyonist bir eğilimi veya en azından dış müdahaleleri azaltma arzusunu ima ediyordu. İlk döneminde, sürekli olarak “sonsuz savaşları” kınaması ve ABD'nin askeri ve diplomatik müdahalelerini azaltmaya çalışmasıyla bu izlenimi pekiştirmiş gibi görünüyordu. Ancak, Beyaz Saray'a dönüşünün üzerinden geçen bir yıldan kısa bir süre, tamamen farklı bir yol izlediğini ortaya koymak için yeterliydi. Venezuela ile savaş tehdidinden Grönland'ın ilhakını önerme, Latin Amerika'daki seçimlere müdahale etme ve Avrupa'daki sağcı popülistleri desteklemeye kadar, Trump ikinci döneminde son on yılların en emperyalist Amerikan başkanı gibi görünüyor. Demokrasi veya liberal değerleri yayma iddiasından tamamen vazgeçmesinden sonra, şu soru öne çıkıyor: “MAGA tarzı emperyalizm” çağına mı girdik? MAGA, Trump'ın “ABD'yi Yeniden Harika Yap” sloganının kısaltmasıdır.

Bir hakaret olarak emperyalizm

“Emperyalizm” kelimesi, dış politikası kendisini eleştirenleri memnun etmeyen herhangi bir ülkeye yöneltilen bir hakaret olarak sıklıkla kullanılır. Küresel bir güç haline geldiğinden beri, ABD de sürekli olarak bu şekilde etiketlendi. Bu tür bir öznelliği önlemek için, siyaset bilimciler bir devletin ne zaman emperyalist olduğunu belirleme amacıyla çeşitli teoriler ve modeller geliştirmişlerdir. Bu teorilerin en ikna edici olanı, Columbia Üniversitesi'nden Michael K. Doyle'un 1986 tarihli “İmparatorluklar” adlı kitabındaki teorisi olabilir. Doyle, güçlü hükümetlerin genellikle daha zayıf devletlere kendi iradelerini dayatma eğiliminde olduklarını, ancak bunun mutlaka emperyalizm uyguladıkları anlamına gelmediğini savunuyor. Ona göre anahtar nokta, güçlü bir devletin daha zayıf bir devletin hem iç hem de dış politikalarını kontrol etmeye çalışıp çalışmadığıdır. Eğer iç ve dış politikalarını, ister güç kullanarak ister siyasi iş birliği, ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla kontrol etmeye çalışıyorsa, bu emperyalizmin özüdür. Eğer bunu yapmıyorsa, davranışı “emperyalizm” değil, “hegemonya” olarak kabul edilir.

sadfrgt
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, New York'taki duruşması sırasında, 5 Ocak (AFP)

Bu tanıma göre, ABD'nin emperyalist olmakla suçlandığı birçok örnek, gerçekte hegemonya kurma uygulamalarıydı. Örneğin, Soğuk Savaş sırasında Sovyetleri Latin Amerika'dan uzak tutmak için yapılan darbelere destek vermek, bir hegemonya eylemi olarak kabul edilebilir, çünkü Washington, anti-komünist oldukları sürece darbeden sonra göreve gelen rejimlerin nasıl yönetildiğine fazla önem vermiyordu. Buna karşılık, 1898 ile 1902 yılları arasında İspanyol Küba ve Filipinler'in işgali veya “terörle savaş” sırasında Afganistan ve Irak'ın işgali, Washington'un bu ülkelerin iç politikalarını yeniden şekillendirme, yeni anayasalar hazırlama ve farklı yönetim yapıları oluşturma çabaları göz önüne alındığında, emperyalizmin açık örnekleridir.

İster güç yoluyla, ister siyasi iş birliği yoluyla, ister ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla olsun, hem iç hem de dış politikaları kontrol etmek, emperyalizmin özüdür

Trumpvari emperyalizm mi?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın son politikalarını Doyle’un perspektifinden okuduğumuzda, biraz karmaşık da olsa, açık emperyalist eğilimler ortaya çıkıyor. Yönetimin Grönland, Kanada, Panama ve hatta Gazze'nin “ilhakı” yönündeki söylemi, bu ülkeler ve bölgelerdeki hem dış hem de iç politikanın sonuçlarını yeniden şekillendirme emellerine işaret ediyor. Örneğin, Aralık ayında Trump, Louisiana Valisi Jeff Landry'yi Grönland'a özel temsilcisi olarak atadıktan sonra, Landry açıkça görevinin özetle “Grönland'ı ABD'nin bir parçası yapmak” olduğunu belirtti. Bu arada Trump, Panama Kanalı'nı “geri alma” sözünü yineledi ve Kanada'ya “ABD’nin 51. eyaleti olması” gerektiğini söyledi. Bu açıklamalara, Grönland'ı ilhak etmek için askeri güç kullanma ve Kanada'ya yüksek gümrük vergileri uygulama tehditleri eşlik etti.

xc
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray, Oval Ofis'te bir başkanlık kararnamesi imzalıyor, Washington (Reuters)

Bu, Doyle'un emperyalizm tanımına benziyor olsa da, ihtiyatlı olmak gerekiyor. Söylemlere ve tehditlere rağmen, Trump henüz bu toprakları ilhak etmek için somut adımlar atmadı ve bunu emperyalist bir eylem olarak nitelendirmek için henüz erken. Trump, rakiplerinden taviz koparmak için sık sık abartılı tehditlere başvuruyor. Büyük olasılıkla, Danimarka'yı Washington'a üsler ve madenler konusunda geniş imtiyazlar vermeye zorlamak için, Grönland'ı ilhak etme tehdidini kullanıyor. ABD için “daha iyi bir anlaşma”ya varmak için aynı taktiği Kanada ve Panama ile de kullanıyor.

Kaldı ki Gazze örneğinde gerçekten de böyle oldu. Şubat ayında Trump, ABD'nin harap olmuş bölgenin kontrolünü “devralacağı” yönünde sansasyonel bir iddiada bulundu, ancak sonuçta uluslararası istikrar çabalarına zemin hazırlamayı amaçlayan bir ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu. Destekçileri, ABD'nin devralma tehdidinin çeşitli tarafları bir uzlaşmayı kabul etmeye ittiğini savunuyor.

Aynı durum Grönland, Panama ve Kanada için de geçerli olabilir; bu da nihai amacının, açık bir emperyalizmden ziyade hegemonya kurmak (ABD'nin dış politika üzerindeki kontrolünü güçlendirmek) olduğu anlamına gelir.

Latin Amerika'da emperyalizm

Buna karşılık, Beyaz Saray'ın Latin Amerika'daki eylemleri daha müdahaleci ve açıkça emperyalist görünüyor. Doyle'un tanımına göre, ABD'nin Venezuela'ya yönelik son müdahalesi, şüphesiz bir şekilde emperyalizme yakındır. Nicolás Maduro'nun görevden alınması ve ardından halefine Washington'un taleplerine boyun eğmesi için yapılan tehditler, Trump'ın Caracas'ın hem dış hem de iç politikalarını kontrol etmeyi amaçladığını gösteriyor.

Yaptırımlara ek olarak, ABD deniz ablukası uyguladı ve Venezuela kıyılarına yaklaşık 15 bin asker konuşlandırdı.

Ancak yönetim, devlet başkanının görevden alınmasından sonra bile, amacını henüz rejim değişikliği olarak çerçevelemedi. Bunun yerine, zorla devrilen Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro hükümetine karşı argümanını dış politika çerçevesinde sunuyor; büyük miktarda fentanil ve kokain sevkiyatı, ABD'ye göçmen akını ve son olarak da yaptırım uygulanan İran petrolünün transferi gibi iddialara dayandırıyor.

frgthyu
Grönland'ın başkenti Nuuk yakınlarında bir Danimarka donanma gemisi, 8 Mart (AFP)

Yönetim, petrol tankerlerine el koymak ve 80'den fazla kişinin ölümüne yol açan ölümcül saldırılar düzenlemek de dahil olmak üzere güç kullanmış olsa da, Venezuela'nın iç politikasını değiştirme veya kontrol etme amacını resmen benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor.

Latin Amerika'nın diğer bölgelerinde ise Trump, iç politikaya doğrudan müdahale etme konusunda daha çok istekli görünüyordu. Son Honduras seçimlerinde, aşırı sağcı Ulusal Parti adayı Nasry “Tito” Asfura'yı açıkça destekledi ve Asfura kazanmazsa ABD'nin mali yardımı keseceği imasında bulundu. Bu müdahale, seçim kampanyasının gidişatını değiştirirken, rakipleri onu müdahale etmekle suçladı.

Aynı senaryo Arjantin'de de yaşandı; Trump'ın Başkan Javier Milei'ye açık desteği, müttefikinin kaybetmesi durumunda Buenos Aires'e mali yardımı azaltma tehditleriyle desteklenerek, seçim başarısında kilit bir faktör oldu. Ancak Brezilya'da baskı daha az başarılı oldu. Trump, müttefiki eski devlet başkanı Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına devam edilmesi halinde Brezilya’ya yüzde 50 oranında gümrük tarifesi uygulamakla tehdit etti. Ancak tehdit sonucu değiştirmedi; Bolsonaro darbe girişiminde bulunma suçlamasıyla 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu vakaların her birinde, Trump'ın Latin Amerika'ya yönelik “emperyalizminin” kalıbı açık ve netti: Seçmenleri veya hükümetleri MAGA projesiyle uyumlu sağcı adaylara yönlendirmek için mali nüfuzu kullanarak iç siyasete müdahale etmek.

Resmi olarak Venezuela'nın iç siyasetini değiştirme veya kontrol etme amacını benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor

Avrupa'ya bakış

Görünen o ki yönetim şimdi Avrupa'da da benzer bir yaklaşım izlemeye çalışıyor. Nitekim yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin, “Avrupa'nın kültürel kimliğinin aşınması” olarak tanımladığı şeyi önlemek için milliyetçi popülist güçleri desteklemek gerektiğini açıkça belirttiğini görüyoruz. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Almanya için Alternatif Partisi'nin sertlik yanlısı kanadını desteklediğini zaten ifade etti, MAGA destekçileri ise İngiltere'deki Reform Partisi ve Fransa'daki Ulusal Cephe ile aktif olarak bağlar kuruyorlar.

Şimdiye kadar Latin Amerika'da olduğu gibi doğrudan bir müdahale olmadı, ancak strateji belgesi benzer bir niyet olduğuna işaret ediyor.

İlhak söyleminin, daha büyük tavizler koparmak için sadece bir pazarlık kozu olduğu ortaya çıkabilir, ancak Trumpvari emperyalizmin en belirgin ve ayırt edici biçimi kendisini başka bir yerde, MAGA projesini Latin Amerika ve Avrupa'ya ihraç etmekte gösterebilir. Bu, “terörle savaş” ile ilişkilendirilen askeri emperyalizm olmasa da, MAGA'ya benzer hareketleri diğer ülkelerde iktidara ulaşmak için güçlendirmeyi amaçlayarak, çok daha iddialı ve uzun vadede potansiyel olarak daha etkili görünüyor.


Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
TT

Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)

Çin, bugün iki Tayvanlı bakanın ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle Çin'e girişlerini yasakladı. Bu karar, Taipei'den öfkeli bir tepkiyle karşılandı ve Taipei, “tehdit ve sindirme”ye boyun eğmeyeceğini açıkladı.

Pekin'de düzenlenen basın toplantısında, Devlet Konseyi Tayvan İşleri Ofisi, Tayvan İçişleri Bakanı Liu Shih-fang ve Eğitim Bakanı Cheng Ying-yao'yu “sözde Tayvan bağımsızlığını destekleyen sert çizgideki ayrılıkçılar” olarak nitelendirdi ve kendileri ile akrabalarının Çin'e girişlerinin yasaklanacağını duyurdu. İki bakana getirilen yasak, Hong Kong ve Makao'ya giriş yasağını da içeriyor.

Pekin, Tayvan'ın kendi toprakları olduğunu ve adayı kontrol altına almak için güç kullanmayı göz ardı etmediğini söylüyor. Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, Pekin'in egemenlik iddialarını şiddetle reddediyor ve adanın geleceğine sadece ada halkının karar verebileceğini söylüyor. Tayvan'ın Anakara İşleri Konseyi, bu hareketin iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini ve halkın öfkesini kışkırtmaktan başka bir işe yaramayacağını belirten sert bir protesto yayınladı. Konsey, “Tehditler ve sindirme girişimleri, Tayvan halkının demokrasi ve özgürlüğü savunma kararlılığını asla sarsamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Pekin'de, Tayvan İşleri Ofisi sözcüsü Chen Bin Hua, haftalık basın toplantısında gazetecilere, Çin'in şu anda 14 kişiyi “ayrılıkçı” olarak listelediğini söyledi. Bu açıklama, Çin ordusunun ada çevresinde şimdiye kadarki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmesinden bir hafta sonra geldi.