G20 Zirvesi: Kutuplaşmalar, bölünmeler ve değişen tutumlar

 Osaka’daki zirve dolayısıyla bir araya gelen iki lider Putin ve Trump (EPA)
Osaka’daki zirve dolayısıyla bir araya gelen iki lider Putin ve Trump (EPA)
TT

G20 Zirvesi: Kutuplaşmalar, bölünmeler ve değişen tutumlar

 Osaka’daki zirve dolayısıyla bir araya gelen iki lider Putin ve Trump (EPA)
Osaka’daki zirve dolayısıyla bir araya gelen iki lider Putin ve Trump (EPA)

Japonya’nın Osaka şehrinde dün başlayan G20 Zirvesi’ne katılan liderler arasındaki ikili görüşmeler, dünyanın içinde bulunduğu durumu bir kez daha gözler önüne sererken, toplantıların ana gündemini ekonomi, ticaret, güvenlik ve terörle mücadele oluşturdu. Liderler, zirve arifesinde çekişmeli taraflar arasındaki ikili atışmalardan dolayı hüküm süren gerginliği azaltacak şekilde karşılıklı açıklamalarda bulundu. Bununla birlikte gözler bugün, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in iki ülke arasında ‘ticari bir ateşkese’ varma emeliyle yapacağı zirveye çevrilmiş durumda.
Putin-May
Zirvenin ilk gününde yapılan ikili görüşmelerdeki son atışmalar arasında İngiltere Başbakanı Therasa May ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüşmesi yer alıyor. May, Putin’i, ‘Birleşik Krallık ile müttefiklerini tehdit eden istikrar sarsıcı işlerden el çekmeye’ davet etti. İngiltere’nin resmî açıklamasına göre ‘ikili ilişkilerde bir normalleşme olmayacak’.
Putin ile May, 2018 yılında eski Rus casus Sergey Skripal’in İngiltere topraklarında zehirlenmesi hadisesinden bu yana ilk kez bir araya geldi. Diplomatik bir kaynağın Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre, özellikle İngiltere tarafından yapılanlar başta olmak üzere iki ülke arasındaki duyurulmayan ziyaretler, bu görüşmeye zemin hazırladı.
Putin ile görüşmesi sırasında “(kızı Yulia ile birlikte) Skripal’e yönelik saldırının arkasında Rusya’nın olduğuna dair belirleyici kanıtlara sahip olduğunu” vurgulayan May, Londra’nın ilişkilerde bir değişim ihtimaline açık olduğunu, ancak bunun gerçekleşmesi için Moskova hükümetinin başka bir yol tercih etmesi gerektiğini ifade etti.
Londra, daha önce bu buluşmanın Rusya ile olan ilişkilerde bir normalleşme anlamına gelmeyeceğini belirtmişti.
Trump-Putin
ABD, İsrail ve Rusya Ulusal Güvenlik yetkililerinin geçen hafta Kudüs’te bir araya gelmesi ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçen ay Soçi’yi ziyaret ederek Putin ile görüşmesinden hareketle Trump ile Putin’in görüşmesi pek fazla ilgi görmedi. Bununla beraber, ABD ve Rusya liderlerinin birlikte verdiği sıcak görüntülerin yanı sıra Trump’ın G20 zirvesi arifesinde birçok tarafa yönelttiği eleştiriler kapsamında Rusya veya Putin’in yer almaması dikkat çekti.
Dün sabah G20 liderlerinin geleneksel fotoğraf çekimi öncesinde Trump, Putin’e doğru yönelmiş olarak platforma çıktı ve karşılıklı konuşma esnasında onun sırtını sıvazladı. Ardından Trump, 2016 yılındaki seçim kampanyası ile Rusya arasındaki ilişkiye dair ABD’deki meclis soruşturması devam ederken “Rusya’nın kendisini iktidara taşıyan seçimlere müdahale etmekle suçlanması” konusuyla alay etti. Rus mevkidaşından resmî olarak aday olduğu 2020 başkanlık seçimlerine müdahale etmemesini isteyip istemeyeceği sorulduğunda Trump, Putin’e dönüp yüzüne karşı alaycı bir tebessümle, “Seçimlere müdahale etme Başkan!” dedi ve sonra parmaklarını sallayarak ‘müdahale etme’ ibaresini tekrarladı. Bu cümlenin tercümesini dinlediği esnada Putin de tebessüm etti.
Rus mevkidaşı ile geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Helsinki’de yaptığı son görüşmede Trump, oldukça uzlaşmacı bir dil kullandığı gerekçesiyle ABD’de yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.
Trump, Putin ile olan ilişkileri hakkında, “Çok iyi. Başkan Putin ile olmaktan büyük şeref duyuyorum” ifadelerini kullanırken Kremlin, Rus liderin ABD Başkanı’nı, İkinci Dünya Savaşı zaferinin 75. yıldönümü kutlamaları için Mayıs 2020’de Rusya’ya davet ettiğini açıkladı.
Putin, “Görüşmeyeli uzun zaman oldu” diyerek, iki ülke yönetimlerinin bu esnada ‘çok iş’ yaptığına işaret etti. Batılı bir diplomatik kaynağa göre Trump ile Putin, ikili ilişkiler ve Batı Kudüs toplantısının sonuçlarının yanı sıra Suriye meselesi, ABD’nin ‘İran’ın etkinliğinin sınırlandırılması’ da dâhil olmak üzere krize dair önerisi ve genel olarak İran meselesi hakkında görüş alışverişinde bulundu.
İki üçlü buluşma
Dünkü zirve esnasında iki tane de önemli üçlü buluşma gerçekleşti. İlk üçlü içerisinde Trump, Japonya Başbakanı Şinzo Abe ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi yer aldı. İkinci üçlüyü ise Putin, Şi ve Modi oluşturuyordu. İlk görüşmede üçlü planda ekonomik ve askeri ilişkiler ile Abe’nin ABD ile Çin ve Hindistan arasında arabuluculuk çabaları ele alındı.
Putin, Şi ve Modi ile yaptığı üçlü görüşmede, “Birlikte çalışmak, gerek ülkelerimiz arasındaki ilişkileri doğrudan geliştirmek veya güçlendirmek açısından gerekse de ülkelerimizin ciddi bölgesel ve küresel sorunların çözümüne katkı sağlaması bakımından bariz faydalar sağlıyor. Rusya, Hindistan ve Çin’in uluslararası pek çok meseleye karşı tutumu, birbirine yakın ve uyumlu. Stratejik istikrar için birlikte çalışacağız” dedi.
Sözlerinin devamında Putin; Rusya, Çin ve Hindistan’ın “uluslararası ilişkilerde egemenliğe saygı ve başka ülkelerin içişlerine karışmama gibi temel ilkelerine bağlı olduğunu” belirterek, “Bu üç ülke küresel istikrarı güçlendirmek, terörle ve aşırılıkla mücadele etmek, uyuşturucu ile bağlantılı suçlar ve elektronik suçlara karşı koymak için ortak çabalar sarf ediyor. Yani, Avrupa’daki benzer güvenlik yapısının temellerini atıyor” dedi.
Japonya’nın uyumu, ABD’nin sakinliği
Abe, G20 zirvesi açılışında yeni İmparator Akihito’nun yönetimi devralması ve ‘güzel uyum’ adlı yeni bir dönemin başlamasından sona ülkenin girdiği yeni çağa uygun olarak ‘uyum’ çağrısı yaparak, “Osaka’ya hoş geldiniz. Dilerim Osaka’da hep birlikte iyi bir uyum yakalarız” ifadelerini kullandı.
Mevcut ticaret savaşının tarafları olan Çin Devlet Başkanı ile ABD Başkanı’nın ortasında duran Abe, ‘çatışmalara odaklanmak yerine ortak paydalar icat etmeye’ teşvik etti.
Trump, mesajı almış olacak ki Pekin’e yönelik yakın zamanda sarf ettiği bir dizi sert açıklamaya bakarak zirvede büyük bir sıcaklık gösterdi ve uzlaşmacı açıklamalarda bulundu. Daha önce açıktan açığa Japonya’nın askerî olarak ABD’ye bağımlı olmasını eleştiren Trump, ABD’deki Japon otomobil üreticilerinin inşa ettiği ‘harika fabrikaları’ övdü. Trump, ticaret politikasını eleştirdiği Hindistan ile de ‘bir anlaşmaya’ varmak istediğini ifade etti. Ayrıca ikili bir görüşmede Almanya Şansölyesi Angela Merkel için de ‘hoş bir kadın’ nitelemesini kullandı. Hâlbuki daha önce Almanya’yı NATO harcamalarında ‘sorumsuz’ bir ortak olmakla suçlamıştı. 
Trump-Şi
Trump, önceki gün “Çin ekonomisi çöküyor. Bir anlaşma imzalamak istiyorlar” açıklamasını yaptıktan sonra dün, Çinli mevkidaşı ile ‘yapıcı’ bir görüşme gerçekleştirmeyi beklediğini ifade etti.
Washington, ABD’nin ithal ettiği tüm Çin mallarına gümrük vergisi uygulamakla tehdit etmişti. Böyle bir şey, iki dev arasındaki ticari ve teknolojik bir çekişmede geri dönüşü olmayan bir nokta oluşturacaktır. Çinli bir yetkili, “Tek taraflılık, korumacılık ve sıkıştırmalar artıyor. Bu, ciddi bir tehdittir” ifadelerini kullandı. Uzmanlar ise G20 zirvesinde bir anlaşmaya varma şansının çok düşük olduğunu, olsa olsa Washington’un yeni gümrük vergileri dayatmasını önleyip çatışmanın yükselmesini engelleyecek bir ateşkese varılabileceğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Batılı diplomatlara göre ise ABD ve Çin tarafı, altı aylık bir ateşkes ilanını içeren bir bildiri taslağı üzerine görüşüyor ki bu, müzakerelerin başarısız olması halinde ticari savaşa geri dönmeden önce bir anlaşmaya varmak için bir zaman çizelgesi mahiyetindedir. Bununla birlikte bu ihtimal bile garanti edilmiyor. Wall Street Journal gazetesi, Pekin’in ön talep olarak Washington’dan, ABD’li şirketlere, Washington tarafından ulusal güvenliğine bir tehdit olarak görülen Çinli Huawei iletişim grubu ile çalışmasını yasaklamamasını istediğini belirtti. Diplomatlar, Trump’ın tutumunun öngörülemeyeceğinin unutulmaması gerektiğini düşünüyor.
Öte yandan Pekin’e göre korumacılık ile ‘sıkıştırma yaklaşımları’ küresel sistemi tehdit ediyor. Şi, zirve münasebetiyle üç Afrikalı lider Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ve Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ile bir araya geldi. Bu toplantıdaki tüm liderler, yükselişe geçen tek taraflı, korumacı ve sıkıştırıcı yaklaşımların ekonomik küreselleşme ve küresel sistem için ciddi bir tehdit oluşturduğuna ve gelişmekte olan ülkelerin dış çevresi için büyük zorluklara yol açtığına işaret etti.
Zirve bu öğlen kapanış oturumu ile sona erecek. Öncesinde ise Putin ile Abe bir araya gelerek Japonya ile Rusya arasında stratejik anlaşmalara imza atacak.
İran ve Türkiye
İran meselesi, Osaka’daki liderlerin ele aldığı mevzulardan biri oldu. Trump, ABD ile İran arasında askeri bir çatışmanın çıkmasına dair endişelere sebep olan gerginliklerin çözümü meselesine ilişkin olarak “Aceleye gerek yok” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Umalım ki sonunda işe yarasın. Eğer başarılı olunursa iyi olur. Aksi bir durumda zaten duyacaksınız.”
ABD Başkanı Çarşamba günü, İran ile ‘çok sürmesini’ beklemediği bir savaşın patlak verebileceğine değindi. Ancak yaptığı açıklamalarda ‘bunun gerçekleşmemesini umduğunu’ belirtti.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da hem Trump hem de Putin ile birebir görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde Rus S-400 sistemi satın alınması ve Washington’un F-35 uçakları projesinde işbirliğini dondurma tehdidinden ötürü Washington ile yaşanan gerginlikler ele alındı. Trump ile baş başa görüşmelerde Suriye’nin kuzeydoğusunda ‘güvenli bölgenin’; Putin ile de Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’te gerilimi düşürme anlaşmasının geleceğinin masaya yatırıldığı ifade edildi.  



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.