Washington'da casuslar nasıl çalışıyor?

Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
TT

Washington'da casuslar nasıl çalışıyor?

Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)

Eğer casusluk hikâyeleri ile sırlarından çok etkilenen bir macera tutkunuysanız, bunun için Washington uygun bir yer. Hatta bu konuda yeryüzünde ondan daha iyi bir yer yok. Orada beklentilerinizi karşılayacaksınız. Nitekim turistlere ve ABD vatandaşlarına özel olarak düzenlenen ve onları heyecan verici bir yolculuğa çıkaran çok sayıda turlar düzenleniyor. Ülkenin en ünlü casusluk noktalarının gezildiği bu yolculuğa, eski bir istihbarat ajanı rehberlik ediyor. Gezi, Japonların İkinci Dünya Savaşı öncesinde casusluk yaptıkları tarihi ‘Alban Kuleleri’ ile başlıyor, Rusya Büyükelçiliği ile devam ediyor ve ABD’li yetkililerin ortaya çıkardığı en son Çin tarafından casusluk faliyetlerinin yürütüldüğü noktada sona eriyor.
Gün ortasından sonra Washington’ın merkezine doğru yol alabilirsiniz. Burada farklı uyruklardan ziyaretçilerin, 162 milyon dolara ulaşan bir maliyetle restore edilip geliştirildikten sonra bir ay önce tekrar açılan Uluslararası Casusluk Müzesi’nin önünde sıra olduklarını göreceksiniz. Burada istihbarat konulu onlarca başarı ve başarısızlık hikayesine tanık olacaksınız.
Independent Arabia’dan Tarık eş-Şami’nin haberine göre şayet Washington’da ya da ABD ulusal güvenlik ve istihbarat merkezlerinin yer aldığı Maryland ve Virginia eyaletleri banliyölerinde yaşıyorsanız, size işlerinin tam olarak ne olduğunu açıklamayan komşularınız olabilir. Belki Ulusal Güvenlik Kurumu’nda yapılan tatbikatlardaymış gibi peş peşe giden camları filmli ‘minibüsler’ de dikkatinizi çekebilir. Sağa sola bakınırken başınızın üstünden uçan siyah helikopterlerin sesinden ürkebilir ve dehşete kapılmış bir şekilde bu durumu sorgulayabilirsiniz.
10 binden fazla casus
Kimse sizi hiçbir şekilde delilikle itham edemez. Zira herkes, dünyanın en etkin şehrinin dünyanın dört bir yanından çok sayıda casusu barındırmasının normal bir şey olduğunun farkında. ABD istihbaratı ile çeşitli kurumlarının faaliyetlerini belgeleyen bir tarih ve eğitim merkezi olan Casusluk Müzesi’nin değerlendirmelerine göre Washington’da görevlendirilen 10 binden fazla casus var. ABD toprakları üzerindeki casusluk faaliyetlerini gözlemlemek ve ortaya çıkarmaktan sorumlu olan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da bu rakamı onaylayarak, ekonomi ve sanayi alanında casusluk faaliyetlerinin görülmemiş bir düzeye ulaştığını belirtti. Casusluk faaliyetleri listesinde Çin başta olmak üzere pek çok ülkeden yüzlerce casusun varlığına işaret ediliyor.  CIA eski yetkilisi Robert Wallace’in Washington’daki Casusluk Noktaları: Başkentin Gizli Tarih Rehberi (Türkçeye, Casusluk: CIA Kendini Anlatıyor şeklinde tercüme edildi) adıyla kaleme aldığı kitabında belirttiğine göre casuslar her yerde! Wallace’in ifadesine göre evinize birkaç adım mesafede bir casusluk merkezi bulma şansınız yüzde 100. Casusların diplomatik bir kimlikle veya yabancı bir istihbarat merkezinin asli üyesi olarak çalıştığı şeklindeki geleneksel algının aksine bir üniversite öğrencisi, bitişik evdeki komşunuz ya da futbol turnuvalarına beraber katıldığınız bir arkadaşınız casus olabilir. Casusluk faaliyetlerinin gizli yapısının yanı sıra teknolojik gelişme ve ileri beceriler üzerine casusluk eğitimi sebebiyle bu kimseler, insanlar tarafından farkedilmezler.
En tehlikeli casuslar
Eskiden ve halihazırda istihbarat yetkilisi olanlar, çeşitli ülkelerin, Washington'a en becerikli casuslarını gönderdiğini düşünüyor. Gizlilik konusunda usta olan bu casuslar, farklı kimlikler altında faaliyet göstererek, peşlerine düşmeyi mümkün kılacak hiçbir iz bırakmıyorlar. Bu süreçte teknolojik gelişmeler, şifreli platformlar ve karmaşık logaritmaların desteğine başvuruyorlar ve bu durum, FBI’ın onları tespit edip yakalama olasılığını da zorlaştırıyor.
Washington'da 175 elçilik ve diplomatik temsilcilik bulunuyor. Bununla birlikte Washington’da on binlerce yabancı öğrenci, çok sayıda ticari proje sahibi ve iş insanı mevcut. Bunların birçoğu yabancı istihbarat servisleri ile iletişim halinde ve gece gündüz sır hırsızlığı yapmak ve bilgi-belge toplamak için çabalıyor. Bundan dolayı Washington’da yaşayan 6 milyonu aşkın kişi arasından onları bulma zorluğu artıyor.
Moskova’nın temel hedefi
Rus istihbaratına başkaldıran en ünlü Rus casusu Sergey Tracikov, 2010 yılında sürpriz bir şekilde ölmeden önce Moskova’nın ana hedefinin ABD olduğu için oraya en iyi casusların gönderildiğini, zira Soğuk Savaş’ın henüz sona ermediğini söylemişti. Tracikov, o dönemde ABD basınına yaptığı açıklamada, 'ABD Başkanı Bill Clinton hakkında casusluk yapmak ve Ruslardan ne sakladığını öğrenmek için dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’den talimatlar' aldığını ifade etmişti.
Rusya’nın ABD topraklarında yüzlerce casusu var. KGB’den geriye kalan Rus Dış İstihbarat Organı SVR’ye doğrudan bağlı olan bu casusların sayısı 175 ila 200 arasında değişiyor. Kısa bir süre önce Washington’da yaşayan ve Rus hükümeti hesabına çalıştığını kabul eden Maria Butina da onlardan yalnızca biri.
Eski bir CIA yetkilisi John Sipher’e göre Rusların temel odak noktası, şimdiye dek temel düşmanları olarak gördükleri ABD.
ABD'li yetkililer, Amerikan güvenlik ve istihbarat teşkilâtı subay ve yetkililerini istihdam etmeleri başta olmak üzere en meşhur Rus ve Sovyet casusluk hikâyelerini dile getiriyor. Böylesi memurlardan biri olan ve gönüllü olarak önce Sovyetler Birliği, daha sonra Rusya'ya casusluk yapan eski bir CIA çalışanı Aldrich Ames, Moskova’ya Rusya’da çifte ajanlar hakkında önemli bilgiler sunmuş ve bu durum, faaliyetleri açığa çıktıktan sonra Washington ile bağlantılı 100 casusun Rusya tarafından tutuklanmasına yol açmıştı. CIA Direktörü, bunu, Ames’in 1995 yılında tutuklanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasından sonra itiraf etti.
Rusya’nın meşhur casusluk hikâyelerinden bir diğeri de Robert Hanssen vakasıdır. FBI'ın casuslukla mücadele biriminde çalışan Hanssen, 50 bin dolar karşılığında gizli belge kaçakçılığı yaparken suçüstü yakalanarak, 2002 yılında ömür boyu hapis cezasına mahkum edildi.
Çinliler bizi ele geçirmek istiyor
Eski bir CIA çalışanı Douglas Wise, ABD’nin en büyük iki düşmanının Rusya ve Çin olduğunu düşünüyor. Wise’a bu düşüncelerini şöyle ifade etti
"Bu iki ülkenin her ne kadar taktik ve yöntemleri farklı olsa da hedefleri bir. Ruslar, ABD’yi yıkmak istiyor; Çinliler ise ele geçirmek."
FBI Direktörü Christopher Wray,  yaklaşık bir sene önce ABD Senatosu İstihbarat Konseyi karşısında verdiği ifadede, casusluk kampanyalarına güçlü katılımları ve etkilerinden ötürü ABD’deki yoğun Çin varlığı konusunda uyararak, “İyi niyetli akademisyenler, Çin istihbarat üyelerine bilgi toplama ve başta araştırma-geliştirme merkezleri olmak üzere saygın üniversite toplumuna sızma imkânı verdiler. Öğrenciler, üniversite hocaları ve Çinli ajanlar, istihbarat toplamada ortak hareket ediyor” şeklinde konuştu.
Hassas noktalarda görevlendirilmeleri
FBI’ın en çok korktuğu şey, casusların, ABD’lileri kandırarak kendileri için çalışmaya ve sırların çalınmasında kendilerine destek olmaya ikna etmeye odaklanmalarıdır. Böyle bir şey yapmalarından çekinilen temel kitle, özellikle CIA’de hassas mevkilerde bulunanlar ya da daha önce bu teşkilata hizmet ederek en tehlikeli ve hassas sırlara erişmelerini sağlayan en üst düzey güvenlik incelemelerinin bilgisine sahip olanlar.
İşten çıktıktan sonra mali durumlarını iyileştirmeye çalışan emekliler ve emeklilik sınırına yaklaşanlar söz konusu olduğunda bu risk artıyor. Hele de yabancı casusların bunu anlayıp sosyal medya üzerinden kendileri ile iletişim kurarak onları para ile kandırıp faydalanmaya çalıştığı bir zamanda.
Çin asıllı bir Amerikalı olan Jerry Chung Lee örneğinde bu yaşandı. Lee, 2007 yılına kadar CIA’de çalıştıktan sonra Pekin’in hizmetine girdi ve Çin’de CIA için çalışan 20 muhbiri ifşa etti. Bu durum, bu muhbirlerin ABD istihbaratının en başarısız ve kötü operasyonlarından birinde öldürülmelerine ya da tutuklanmalarına sebep oldu. Bununla birlikte Jerry, tutuklanarak, Virginia’nın kuzeyindeki bir mahkemede suçunu itiraf etti.
Jerry’nin görevi bu kadarla sınırlı değildi. Nitekim yalıtım malzemeleri alanında uzman bir iş insanı olan Robert Moore örneğinde de görüldüğü üzere Jerry, Amerikalıları kendine çekmek ve para ile kandırmak için de faaliyet yürütüyordu.
Hikaye şöyle;
Jerry, Robert ile iletişime geçerek, kendisinin LinkedIn internet sitesindeki özgeçmişini beğendiğini söyleyerek, Şangay’da bir yalıtım malzemeleri fabrikasında müdürlük teklif ediyor. Ancak Robert, o zaman işinde kızının Princeton Üniversitesi’ndeki eğitim masraflarını karşılamasına yardım edecek bir terfi beklediği için bu teklifi reddediyor. Robert, beklediği terfiyi alamayınca Jerry ile tekrar iletişime geçiyor. O sırada Jerry de Robert’a yarısı Amerikalı şirketinin yalıtım alanındaki teknolojik sırlarını çalması, diğer yarısı da Şangay’da benzer bir fabrika kurmaları için Çinlilere yardım etmesi karşılığında ödenmek üzere senelik 200 bin dolar maaş teklif etmek için kendisini bekliyordu.
Washington’da casuslukla mücadeleden sorumlu özel FBI yetkilisi Brian Dugan, ABD’nin başkentindeki yerel bir radyoya yaptığı açıklamada, “LinkedIn sitesi ile başka sosyal iletişim siteleri, yabancı istihbarat ağlarının, gizli bilgileri öğrenebilecek Amerikalıları bulmaya çalışırken başvurdukları ana kapıdır. Zira insanlar, LinkedIn vb. sitelerde önceden ne tür işler yaptıklarını ve onları farklı kılan becerilerini paylaşıyorlar. Böylesi bilgiler, kimin resmî bir görevde bulunduğunu, kimin hassas organlarda gizli bilgilere erişim imkânına sahip olduğunu öğrenmek için hayati öneme sahip anahtarlardır” ifadelerine yer verdi.
Paraya ihtiyacı olanlardan faydalanma
Paraya olan acil ihtiyaç da Amerikalıları en çok korkutan şeylerden biri. Daha birkaç ay önce eski CIA çalışanı Kevin Mallory, bu kategoride değerlendirilebilecek bir örnek olay yaşadı. Bu hikayenin ana itici gücü de para ihtiyacıydı. Şöyle ki 230 bin dolarlık ağır bir borcun yükü altındaki Mallory, iş hayatında patronları tarafından kötü değerlendirilerek, hak ettiklerini elde edemediklerini düşünen kişilerin peşine düşen casus avcılarının kolaylıkla nüfuz edebilecekleri bir konumdaydı.
Kevin Mallory, emekli olduktan beş sene sonra, Çinlilere gizli bilgiler sağladı. Ancak Çinlilerle iletişime geçerken gizli ve şifreli olduğunu düşündüğü elektronik araçlar kullandığı için çok geçmeden FBI ajanları tarafından yakalandı. Mahkemede yargılandıktan sonra 20 yıllık hapis cezasına çarptırıldı.
Mallory’nin Virginia’nın kuzeyinde bulunan Leesburg bölgesindeki komşuları tarafından sevilmesi şaşırtıcı değildi. Zira komşularına olduğu kadar göçmenlere yardım etmeyi de severdi. Üstelik kilisede düzenli olarak dua eden dindar bir insandı da. Washington’daki güvenlik uzmanlarına göre bu erdemler, şüphe çekmemek adına casusların genelde başvurdukları bir gizlenme yöntemidir.
Görüldüğü üzere Çin casusluk operasyonları, yoğun ve çok yönlü. Bazılarının sandığı gibi son on yılda başlamayıp tarihi, daha da geçmişe dayanmaktadır. Nitekim Nusher Guadia, 2005 yılında FBI adamlarından aldığı emri açık ettikten sonra casuslukla suçlanıp 32 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
Guadia, savunma sanayisinde uzmanlaşmış Northrop Grumman çalışarak, B2 bombardıman teknolojisinde uzmanlık elde etti. Bununla birlikte 2003 yılından sonra birkaç kez Çin’e giderek Pekin’e Cruise füzelerinin üretilmesi için yardımcı olan gelişmiş teknoloji sırlarını sundu.
Usta bir casuslukla geçen 15 yıl
FBI yetkilileri, herhangi bir anda düşmanla işbirliği yapmaya karar veren kimseleri tespit edip tutuklamaya ve yargılamaya hazır olduklarını söylese de düşman kavramı yalnızca Rusya ve Çin ile sınırlı değil. Nitekim Küba, Venezuela, İran ve Kuzey Kore gibi ABD ile bir gerilim hattında bulunan başka ülkeler de var.
FBI ajanları, ABD tarihinin en büyük casusluk operasyonlarından birine karışan ve Eylül 2001’de tutuklanan Ana Belen Montes vakasını unutmuş değil. Montes, DIA adlı savunma istihbarat örgütünde veri analizi yapan üst düzey bir çalışandı. Kimseye yakalanmadan 15 yıl boyunca gizliliğini koruyan Montes, casuslukta ve herhangi bir denetim eyleminden kaçmakta ustaca hareket ediyordu. Herhangi bir gizli belgeyi gerek alışıldık yollarla gerekse de elektronik ortamda iş dışına çıkarmak istemiyor, bunun yerine önemli bilgileri aklında tutarak evine döndüğünde bilgisayarına tekrar yazıyor ve bunları şifreli disklerde depoluyordu. Sonra da radyo dalgaları yoluyla kendisine gönderilen kodlu sinyaller üzerinden teslim tarihinin belirlenmesini bekliyor ve diskleri, Washington metro duraklarına yakın lokantalarda buluştuğu Kübalı ajanlara teslim ediyordu. 
Montes, ABD istihbaratında da yetkinliği ile tanınıyordu. Güvenlik yetkilileri, siyasi görüşleri ve Orta Amerika ülkelerinin meselelerine duyduğu sempatiden dolayı ondan şüphe edip hassas bilgileri edinmesinden yana endişe duysalar da bu önemli bilgileri yabancı istihbarat organları ile paylaştığını düşünmek için güçlü bir sebepleri yoktu. Bu yüzden Montes’in takibine başlanmadı. Ta ki güvenlik teşkilâtındaki iş arkadaşlarından biri, içgüdüsel olarak Montes’in Küba istihbaratının etkisi altında çalışabileceğini dile getirene kadar.
Müttefikler de casusluk yapıyor
Casusluk faaliyetleri düşmanlarla sınırlı değil. Nitekim dostlar da casusluk yapıyor ama genelde diplomatik temaslar ve ülkeler arasındaki işbirliği göz önünde bulunduruluyor. Ancak bu durumun istisnaları mevcut. Dostlar arasındaki casusluk hikâyelerinin en bilineni, Jonathan Pollard vakası. ABD donanmasında istihbarat analizcisi olarak çalışan Pollard, 1984 yılında İsrail İstihbarat Teşkilâtı Mossad’a gizli belgeler teslim etmeye başladı.
Pollard, 1985 yılında tutuklanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İsrail’in onun serbest bırakılması için defalarca teşebbüs ve baskıda bulunmasına rağmen Amerikalı yetkililer, İsrail’in bu taleplerini her defasında reddetti. Onun serbest bırakılması için yapılan baskılar, tutukluluğunun üzerinden 30 yıl geçmişken Barack Obama döneminde anca meyvesini verdi. Şartlı olarak serbest bırakılan Pollard, şu an New York’ta bir yatırım bankasında çalışıyor.
Casusluğun geleceği
Teknolojinin daha da karmaşıklaşması, logaritmaların ve şifreleme yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte ABD’li yetkililer, vatandaşlarına yüz yüze işe alım süreçlerinin henüz miadının dolmadığını hatırlatıyor. Bununla birlikte modern sosyal iletişim ve gelişmiş teknoloji araçları üzerinden casusların işe alınmasında bir artış yaşandı. Bu durum, gelecekte çok para ve kolay bir hayat arzulayan daha fazla Amerikalının istihdam edilmesine katkı sağlayabilir. Hele de işe alma ve kandırma süreçlerini gerçekleştirenlerin çoğu, bunu uzaktan, farklı ülkelerden yapıp yüzünü göstermesi gerekmezken. 
Siyasi ve ekonomik rekabetin yoğunlaşması ve askeri yarışın arttığı bir durumda, ABD de diğer ülkelere yönelik casusluk faaliyetlerde bulunuyor. ABD’li yetkililer, bir nevi Çin’in casusluk tehditlerini azaltmak adına vatandaşlarından telefon ve bilgisayar gibi Çinli teknolojileri kullanmamasını talep ediyor. Nitekim FBI, 2014 yılında bir açıklama yayınlayarak, ABD’lileri, Çin adına çalışan casuslara konusunda uyardı. FBI, uyarılarını ara sıra yenileyerek, en yüksek güvenlik iznine sahip olanların bu uyarıyı dikkate almasını ve yabancı istihbaratın cömert tekliflerini kabul etmemelerini talep ediyor. Aksi taktirde, düşman güçlerin paraları ile yurtdışında sınırlı bir tatil kazanmak yerine ABD cezaevlerinde uzun bir tatil elde edeceklerini de söylüyor.



Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
TT

Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün yaptığı açıklamada, Polonya'ya 4 bin asker konuşlandırılması kararının iptal edilmediğini, ertelendiğini söyledi. Vance, bununla birlikte Avrupa'nın artık kendi ayakları üzerinde durması gerektiğinin altını çizdi.

ABD'li yetkililer, geçen hafta 4 bin askerin Polonya'ya gönderilmesi planının iptal edildiğini bildirmiş ve bu adımı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO üyesi Avrupa ülkelerinde konuşlu ABD askerlerinin sayısını azaltma politikasının devamı olarak nitelendirmişti.

Avrupa'nın politikalarına yönelik en sert eleştirileri yönelten ve ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe en şüpheci yaklaşan isimlerden biri olan Vance, Trump'ın ilk başkanlık döneminden beri Avrupalı müttefiklerine savunma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Beyaz Saray'daki basın brifinginde "Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durmasının" gerekliliğini vurgulayan Vance, "Avrupa politikamız bu şekilde kalmaya devam edecek" ifadesini kullandı.

Ancak askerlerin geri çekilmesi ve Polonya ile ilgili bir soru üzerine Vance, "Bu sadece bir birlik rotasyonu ertelemesidir. Bu kuvvetler Avrupa'da başka bir yere gidebilir. Onları başka bir bölgeye göndermeye de karar verebiliriz" ifadelerini kullandı. Vance ayrıca, "Bu birliklerin nihai olarak nereye sevk edileceğine dair henüz kesin bir karar vermiş değiliz" diye belirtti.

Geçen hafta üst düzey bir askeri yetkili, Kongre'deki bir oturumda yaptığı açıklamada, "ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) Komutanı'na Polonya'daki asker sayısının azaltılması yönünde talimat verildiğini" belirtmişti.

Trump'ın, Ortadoğu'daki savaşa destek vermeyen ve İran tarafından fiilen kapatılan Hürmüz Boğazı'ndaki barış gücüne katkıda bulunmayan müttefiklerini cezalandırma konusunda kararlı olduğu görülüyor.

Pentagon, mayıs ayının başında da Almanya'dan 5 bin askerin geri çekileceğini duyurmuştu.


Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
TT

Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)

Moritanya'nın doğusundaki mülteci kamplarından birinde yaşayan Şerife, gözyaşlarıyla ıslanmış başörtüsüyle ve boğuk bir sesle geçtiğimiz yaz Mali'de, Mali ordusu ve Rus paralı askerleri tarafından başı kesilerek öldürülen oğlunu anlatırken, "Onun ölümü benim en büyük acım" ifadelerini kullandı.

Güvenlik gerekçesiyle takma ad kullanılan Şerife gibi Moritanya'daki yaklaşık 10 Malili mülteci de Mali ordusu ve teröristlere karşı yürütülen savaşta ona destek veren Rus müttefiklerinin sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin tanıklıklarını anlattı.

Basit bir tuğla yapının gölgesinde oturan altmışlı yaşlarındaki kadın, oğlunun ve beraberindeki dört kişinin geçtiğimiz yıl ağustos ayında ticaret yapmak üzere Mali'ye giderken sınırdan birkaç kilometre ötede Afrika Kolordusu bünyesindeki Mali ordusu ve Rus paralı askerleriyle karşılaştığını anlattı.

Saldırganların onları bağlayıp öldürdüğünü ve malları ateşe verdiğini söyleyen Şerife, beş adamın cesetlerinin, pusu ya da tuzak kurulmuş olabileceği kaygısıyla ertesi güne kadar kimse tarafından kaldırılamadığını belirtti. Şerife, bölgede gizlenen çobanlar gördüklerini söyledi.

Güneşin yüzüne işlediği bu Bedevi kadın, duygulanarak ‘cesetlere ertesi gün ulaşabildiklerini kaydetti. Diğerleri gibi ‘hiçbir şey yapmamış’ olan oğlunun naaşına ‘son kez bakmaya cesaret edemediğini’ belirten acılı anne, Mali ordusu ile Rus paralı askerlerin ‘kinlerini masum, zayıf ve savunmasız bir halkın üzerine boşalttığını’ ifade etti.

Fulaniler ve Tuaregler

Merkezi otoriteye bağlı güçler, özellikle Mali'deki terör örgütleri ve ayrılıkçıların saflarına katıldığından şüphelenilen bireylerin bulunduğu Fulani ve Tuareg topluluklarını hedef alıyor. General Assimi Goïta önderliğindeki askeri konsey, 2020 yılındaki darbenin ardından ülkede güvenliği yeniden tesis edeceği vaadiyle iktidara geldi. Fransa'dan uzaklaşan askeri konsey, Rusya Savunma Bakanlığı'na bağlı Afrika Kolordusu’na dönüşen Wagner güçlerinden destek almaya başladı.

Bu grubun ihlalleri geniş çapta belgelendi. Çatışmaları izleme konusunda uzman bir sivil toplum kuruluşu olan ACLED'in verilerine göre Mali hükümetine bağlı güçlerin, 2020 yılından bu yana Rus paralı askerlerle birlikte ya da onlarsız yürüttüğü operasyonlarda yarısı sivil olmak üzere 8 bin 500 kişi hayatını kaybetti. Rusların hükümet güçlerine eşlik ettiği operasyonlarda sivil kayıpların oranı yüzde 60'a çıkarken, tek başlarına yürüttükleri operasyonlarda bu oran yüzde 90'ı aşıyor.

İşkence

Geçici mülteci çadırlarında Rus paralı askerler için hala ‘Wagner’ adı kullanılıyordu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre bu isim aynı zamanda pek çok travmayı yeniden alevlendiriyor. Ellili yaşlardaki Tuareg mülteci Nedoune, vücudunda işkence izleri taşıyor, sol gözünden ameliyat geçirmiş ve süregelen ağrılarla baş etmeye çalışıyor. Çoban olan Nedoune, iki yıl önce Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir kuyudan su almak üzere yola çıkmıştı. Bir Rus konvoyu tarafından durduruldu. Dövüldüğünü, ardından kelepçelenip iki gün boyunca bir araca kapatıldığını anlattı. Tüm bu süre zarfında Rusların sivilleri tutuklayıp kampları yerle bir ettiğini belirten Nedoune, “Her şeyi yaktılar, bütün hayvanları öldürdüler" dedi.

Gözlerini örten sarığındaki küçük açıklıktan bakan Nedoune, grubun bir Fulani adamı durdurup ağır şekilde dövdükten sonra öldürerek araçtan attığını gördüğünü söyledi. Ardından ülkenin orta kesimlerindeki Bafo kampında dört gün boyunca Ruslar tarafından işkenceye maruz kaldığını anlatan Nedoune, bu süre içinde kendisine yalnızca az miktarda ekmek ve su verildiğini vurguladı.

Sorgulanması sırasında elektrik şoku uyguladıklarını belirten Nedoune,"Sorular hep teröristler hakkındaydı. ‘Onları tanıyor musunuz? Kim onlar? Neredeler?’ diye soruyorlardı” dedi. Nedoune, sonunda bu yoksul ülke için oldukça yüklü bir meblağ olan 310 bin Afrika frangı (550 dolar) ödeyerek serbest bırakıldı.

Cinsel şiddet

Moritanya'nın çöl olan Doğu Havzası bölgesinde bugün 14 yıldır savaşın parçaladığı Mali'deki çatışan çeşitli tarafların şiddetinden kaçan 300 bin mülteci bulunuyor. Bu sivillerin büyük bölümünün ulaştığı sınır kenti Fassala'da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) çalışanları, darp, kurşun yaraları ile kadın ve erkeklere yönelik tecavüzün yol açtığı ağır psikolojik travmaların boyutunu yakından gözlemliyor.

MSF Bölge Koordinatörü Mayoury Savant, işkence yöntemleri arasında ‘diri diri gömüldüklerini anlatan kişilerin tanıklıklarının’ da yer aldığını belirtti. Ancak Savant, MSF’nin şiddet eylemlerinin sorumlularını tespit edemediğine dikkat çekti. Doğu Havzası bölgesi son aylarda, El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) örgütünün bazı bölgelere ‘ya terk edin ya da ölüme razı olun!’ şeklinde ültimatom verdiği tehditlerin ardından kaçan mültecilerin yoğun akınına sahne oluyor.

İnsan hakları ihlalleri

Birkaç hafta önce aralarında Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu'nun da bulunduğu sivil toplum kuruluşları, Mali Silahlı Kuvvetleri ve Afrika Kolordusu’nun gerçekleştiği insan hakları ihlalleri iddialarına ilişkin Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi'ne şikâyette bulundu. Ülke içindeki durum, geçtiğimiz nisan ayı sonlarından bu yana her zamankinden daha belirsiz bir hal aldı. Azavad Kurtuluş Cephesi'nden (FLA) Tuareg ayrılıkçılar ile CNIM militanlarının Mali askeri konseyine karşı eşi ve benzeri görülmemiş koordineli saldırılar düzenlemesinin ardından kuzeyde Tuareg ayrılıkçıların kalesi Kidal şehrinin düşmesi, Bamako ve Rus müttefikleri için ağır bir yenilgi oldu.

Parlak taşlarla süslü siyah bir elbise giyen Fatimata (30), üç yıl önce Timbuktu yakınlarındaki köyünü hedef alan hava saldırılarının ardından köyden nasıl kaçtığını ağlayarak anlattı. Orada kalan kadınlar için “Ölüm dışında her şey yaşandı, bazılarının işkenceye maruz kaldığını biliyoruz" diyen Fatimata, “Ruslar gelmeden önce huzur içinde yaşıyorduk” ifadelerini kullandı. Pek çok mülteci gibi, bu Tuareg kadını da Azawad Kurtuluş Cephesi'ni destekliyor ve "Timbuktu'yu ve çevresini geri alırlarsa, evime dönebileceğim" diyor.


Washington, Bolivya'da muhafazakâr cumhurbaşkanına karşı yapılan protestoları "darbe girişimi" olarak nitelendirdi

Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
TT

Washington, Bolivya'da muhafazakâr cumhurbaşkanına karşı yapılan protestoları "darbe girişimi" olarak nitelendirdi

Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Bolivya Devlet Başkanı Rodrigo Paz basın toplantısında konuşuyor (EPA)

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau dün yaptığı açıklamada, Bolivya’yı kasıp kavuran protestoları bir "darbe girişimi" olarak nitelendirdi ve merkez sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz’a destek sözü verdi.

Landau, Latin Amerika’daki muhafazakâr liderleri savunmayı görev edinen Başkan Donald Trump yönetimi yetkililerinin geleneksel çizgisini sürdürerek, Paz’a desteklerini iletmek üzere kendisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirtti.

Konunun sağ ya da sol meselesi olmadığını vurgulayan Landau, "Bu, bölge genelinde siyaset ile organize suç örgütleri arasındaki şeytani ittifak tarafından finanse edilen bir darbedir" ifadelerini kullandı.

Landau konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bolivya halkının henüz bir yıldan kısa süre önce ezici bir çoğunlukla seçtiği demokratik sürece tanıklık etmişken, şimdi sokakları kapatan şiddet yanlısı protestocularla karşı karşıya kalmamız akıl alır gibi değil. Bu durumun hepimizi endişelendirmesi gerektiğine inanıyorum."

Landau bu açıklamaları, ABD'nin başkentinde düzenlenen Amerika Kıtası Konferansı sırasında yaptı.

Protestoların arka planı: Ekonomik kriz ve reformlar

Bolivya'da yirmi yıllık sosyalist yönetime son vererek göreve gelen Devlet Başkanı Rodrigo Paz, 1980'lerden bu yana yaşanan en kötü ekonomik krizle mücadele eden ülkenin döviz rezervlerini koruyabilmek amacıyla akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırdı.

Bu kararın ardından binlerce çiftçi, madenci, öğretmen ve diğer sektör çalışanlarının yanı sıra yerli topluluklar, ücretlerin artırılması ve özelleştirmelerin durdurulması talebiyle haftalardır süren protestolar düzenliyor.

Paz, göreve geldikten hemen sonra Bolivya'nın ABD ile geçmişte gergin olan ilişkilerini hızla düzeltmiş, koka yaprağı üretiminde önemli bir merkez olan ülkeye ABD uyuşturucuyla mücadele ajanlarının dönmesine izin vermiş ve İsrail ile diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmişti.