​Şam’ın Suriye'nin kuzeyinde engele takılmasının 6 nedeni

İdlib bölgesindeki muhalif unsurlar (AFP)
İdlib bölgesindeki muhalif unsurlar (AFP)
TT

​Şam’ın Suriye'nin kuzeyinde engele takılmasının 6 nedeni

İdlib bölgesindeki muhalif unsurlar (AFP)
İdlib bölgesindeki muhalif unsurlar (AFP)

Suriye rejim güçlerinin Rusya’nın desteğiyle yürüttüğü saldırı, ‘Hama-İdlib’ duvarına çarptı. Dolayısıyla kara savaşının başlamasından iki aydan fazla bir süre sonra ‘Suriye üçgeninde’ stratejik ilerleme engellendi.
Rejim, destekçilere Ramazan Bayramı’nı İdlib’te geçirme sözü vermişti. Şam, 23 Nisan’da hava saldırılarının yanı sıra varil bombalarının kullanıldığı saldırıların başlamasıyla 20’ye yakın beldede kontrolü ele geçirdi.
Bu da haziran ayı  başında muhaliflerin karşı saldırı başlatmasına ve bazı bölgeleri geri kazanmasına neden oldu. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre rejim, şu ana kadar buralarda kontrolü yeniden ele almayı başaramadı.
Askeri operasyonların Şam'ın istediği gibi gitmemesinin ise 6 sebebi var:
1-Anlayış eksikliği
Türkiye ile Rusya, 2016 yılı sonunda Ankara’nın Cerablus ve Hama’nın doğusundaki el-Bab arasında ‘Fırat Kalkanı’ kurulması ve Türkiye sınırına yakın ‘Batı Kürdistan’ hattı arasındaki bağlantının Rusya'nın yardımıyla kaldırılması karşılığında Halep’in doğusunun rejim güçleri tarafından geri alınmasını kolaylaştırma konusunda anlaşmaya vardı.
2018 yılın başında ise ABD-Rusya-İsrail, Suriye Golan Tepeleri’ndeki ‘ayrılma anlaşmasının’ yeniden etkinleştirilmesi karşılığında Suveyda, Dera ve Kuneytra arasındaki ‘Güney Üçgeni’nin’ Şam tarafından geri alınması konusunda anlaştı.
Bir diğer anlaşma da Türkiye’nin Afrin’e girmesi ve Kürtlerin Akdeniz'e ulaşmasının engellenmesini kolaylaştırdı.
İdlib çatışmasının başlamasından önce de rejim güçlerinin İdlib'in güneyi ve Hama'nın kuzeyine girmekle birlikte Rus Hmeymim Üssü’nün korunması karşılığında Türkiye'nin Tel Rıfat'a ve kırsalına girmesine izin verecek yeni bir anlaşma yapıldı.
Hama kırsalındaki Kale el-Madik ve Hama’nın kuzeyinde bazı ilerlemeler kaydedildi. Ancak rejim güçlerinin ilerlemesi, Türkiye tarafından desteklenen muhalif grupların püskürtmesi ile karşılaştı.
Rusya-Türkiye arasındaki ‘İdlib’in güneyine karşılık Tel Rıfat’ anlaşmasının tamamlanmaması muhtemel. Şimdiye kadar İdlib hakkında yabancı bir anlayış olmadığı açık.
2-Büyük takaslar
İdlib ve üç milyondan fazla Suriyeliyi içeren kırsal alanı, belli başlı ülkeler arasındaki stratejik konuların ele alındığı müzakereler için bir platform olarak önem kazanıyor.
Rusya, Türkiye'nin yanında kalmasını ve NATO’dan uzaklaşarak kendisini S-400'e hedeflemesini istiyor.
Rusya ayrıca Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda ‘güvenli bölge’ kurulması konusunda ABD ile aynı fikirde olmasını da istemiyor. Moskova bu bağlamda Türk ordusunun ‘teröristleri’ takip etmesi için beş kilometreye nüfuz etmesine izin veren Adana Mutabakatı’nı aktif hale getirmeyi teklif etti.
Diğer taraftan ABD ise Türkiye ile güvenli bölge konusunda görüşmeye devam ediyor.
Mutabakat zaptı kağıt üzerinde kabul edildi ancak söz konusu bölgenin derinliği ve anlaşmanın uygulanması konusundaki anlaşmazlıklar halen sürüyor.
ABD, 5 ila 15 kilometre arasındaki derinliği desteklemeye hazırken Ankara söz konusu mesafenin 30 kilometre olmasını istiyor.
Ayrıca aralarında Türk silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bölgedeki rolü ve YPG’nin geleceği hakkında da ihtilaf var. 
Büyük olasılıkla İdlib’in geleceği, ‘Fırat’ın Doğusu’ ve ‘güvenli bölge’ ile bağlantılı.
Yeni olan ise ABD’nin Fırat'ın Doğusu’ndaki güçlerini azaltmasının ardından Avrupa ülkelerinin ‘boşluğu doldurma’ konusundaki onayı oldu. Bu nedenle güvenli bölge artık acil bir konumda değil.
ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi David Satterfield ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD kurumlarındaki diğer yetkililerin aksine Türkiye ile anlaşmayı destekliyor.
Diğer taraftan Rusya ‘Gerginliği Azaltma Bölgesi’ anlaşmasında halen kararlı ve anlaşmanın ‘teröristleri etkisiz hale getirme’ koşulunun uygulanması için mühlet verdi ve ‘yanmış toprak’ metoduna göre askeri operasyona yönelmedi. Ancak hastaneler gibi muhaliflerin altyapısını tahrip etmeyi amaçlayan binlerce saldırıya katkıda bulundu.
Moskova her ne kadar Rus hava kuvvetleri ile Şam'ı desteklese de Ankara ile ilişkilerini sürdürmeye istekli görünüyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nisan ayında yaptığı açıklamada, İdlib’de kapsamlı bir operasyonun şu anda için uygun bir seçenek olmayacağını söyledi.
3 - İran
İran, Rusya ve Türkiye ile Astana sürecinin üç garantöründen biri.
Halep'in batısında, Nubl ve Zehra şehirleri yakınlarındaki Tahran milisleri, İdlib'e doğu yönünden yapılan saldırıya katılmadı.
Ayrıca İran'ın Hama'nın kuzeyi ve batısındaki katılımı da diğer savaşlardakiyle eş düzeyde değildi.
Zira Tahran, Washington’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından ekonomik ve diplomatik baskıları hafifletmek için müttefiklere ihtiyaç duyduğu bir zamanda Ankara’yı kaybetmek istemiyor.
Rusya da bölgedeki ülkelere Suriye’deki İran nüfuzunun azaltmak istediği mesajını göndermek amacıyla İran milislerini bu operasyonlara dahil etmek istemedi.
Fakat aynı zamanda Tahran'ın da Moskova ve Şam'a, İran milisleri olmadan bu alanda ilerlemenin zor olduğuna dair bir sinyal göndermek istediğine inananlar da var.
4- Hükümet güçleri ve 5. Kolordu
Moskova, Suriye’nin güneyi, Doğu Guta ve ‘Kuzey Üçgeni’ndeki diğer çatışma alanlarından gelen binlerce unsuru ‘5. Kolordu’ adı altında silah altına aldı.
Ancak bazı gruplar, teröristlere karşı savunma ya da saldırı operasyonlarına katılma istekleriyle birlikte İdlib’deki Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) yönelik saldırılara katılmayı reddetti.
Rusya, ayrıca Suriye ordusunda bazı fraksiyonları ve Dördüncü Kolordu’yu savaşa katmadı. Moskova, ‘Kaplan’ lakaplı olan Tuğgeneral Suheyl el-Hasan kuvvetlerine güvenmek istedi.
Ancak hükümet güçleri ve Kaplan kuvvetlerinin tükenmesi, Şam tarafından ilerleme kaydedilmesine izin vermedi.
Aynı şekilde İran’ın, hükümet güçleri içinde müttefikleri olmadan ilerlemesinin zor olduğuna dair bir mesaj göndermek istediğini düşünenler de var.
5 -Türkiye
Türkiye, her ne kadar rejim ve ona bağlı güçler tarafından bazı ‘testlere’ maruz kalsa da güçlerini ve eylül ayında Rusya ile Soçi Anlaşması kapsamında kurulan gözlem noktalarını ‘Kuzey Üçgeni’nden geri çekmedi. Aksine güçlendirdi.
Ankara, Moskova’ya askeri saldırılara cevap vereceğini bildirdi.
Türkiye, Rusya’dan Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgeden TSK’ya yönelik saldırıları durdurmak için müdahale etmesini istedi.
Türkiye ayrıca muhalif gruplara askeri destek ve istihbaratın yanında füze savarlar da dahil olmak üzere mühimmat ve silahlar sağladı.
Reuters’a konuşan bir kaynak, “Fazla sayıda silahları var. Bu da füzelerle istediklerini hedef almakta  rahat oldukları anlamına geliyor” dedi.
Diplomatik kaynaklar, Washington’n İdlib’de askeri olarak Ankara’nın muhalifleri desteklemesini kabul edebileceğine ve dolayısıyla ‘Fırat'ın batısında Rusya, doğusunda ABD ve Suriye'nin kuzeybatısında da Türkiye olacak şekilde üç etki alanı arasındaki temas çizgilerini korumayı seçeceğine dikkat çekti.
6-Grupların birleşmesi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) İdlib bölgesindeki alanları kontrol ediyor. Ancak ÖSO ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne bağlı başka gruplar da var.
Ancak Şam’ın saldırısını püskürtmek için ılımlı ve İslamcı grupların aralarındaki farklılıkları unutarak birleşmesi dikkat çekiciydi.
Ceyşu’l İzze grubundan ismini açıklamak istemeyen bir lider, muhalif gruplar arasındaki koordinasyonun hükümetin saldırılarını engelleyen kilit unsurlardan biri olduğunu belirtti.
Reuters’a yazılı açıklamada bulunan lider, “Savaşların seyrine gelince; bir süre daha devam etmesini bekliyorum. Çünkü bu her iki taraf için de kıran kırana bir savaş" yorumunda bulundu.
Söz konusu lider, muhalefet unsurlarının düşmanlarından daha profesyonel ve daha motive olduklarını ifade ederek, hükümet yanlısı güçlerin Moskova’nın yardım etmemesi halinde İdlib savaşını kazanamayacaklarını savundu.
Suriye hükümetinin küçük kazanımlar karşısında büyük kayıplar vermesinin ardından Şam’ın müttefikleri ile bölgedeki ve Uluslar arası alandaki rakiplerinin ‘İdlib mesajı’ açık:
“Bunu askeri olarak kazanamazsın. Pazarlık yapmalısın!”



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.