Yılın ilk yarısında toplam otomotiv üretimi yüzde 13 azaldıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/1810596/y%C4%B1l%C4%B1n-ilk-yar%C4%B1s%C4%B1nda-toplam-otomotiv-%C3%BCretimi-y%C3%BCzde-13-azald%C4%B1
Yılın ilk yarısında toplam otomotiv üretimi yüzde 13 azaldı
İstanbul/İHA
TT
TT
Yılın ilk yarısında toplam otomotiv üretimi yüzde 13 azaldı
Otomotiv Sanayii Derneği’nin (OSD) ilk altı aylık verilerine göre, yılın ilk yarısında toplam otomotiv üretimi yüzde 13 azaldı ve 735 bin 62 adet olarak gerçekleşti. Bu dönemde toplam otomobil üretimi ise yüzde 12 oranında azalarak 492 bin 700 adet oldu.
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2019 yılının ilk yarısına ait üretim, ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. Ocak-Haziran dönemi verilerine göre, toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13, otomobil üretimi ise yüzde 12 oranında azaldı. Bu dönemde toplam üretim 735 bin 62 adet, otomobil üretimi ise 492 bin 700 adet düzeyinde gerçekleşti. İlk altı ayda toplam pazar ise yüzde 45 azalarak 200 bin 901 adet oldu.
Otomobil pazarı da yüzde 43 oranında azalarak 156 bin 378 adet olarak gerçekleşti. Yılın ilk yarısında ağırlıklı olarak iç pazardaki daralma kaynaklı olarak ticari araç üretimindeki daralma da sürdü. Ocak-Haziran döneminde toplam ticari araç üretimi yüzde 15 seviyesinde azalırken, ağır ticari araç üretimi yüzde 30, hafif ticari araç üretimi yüzde 14 seviyesinde azaldı. Geçen yılın Ocak-Haziran dönemine göre ticari araç pazarı yüzde 51, hafif ticari araç pazarı yüzde 50 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 56 azaldı. 650 bine yakın araç ihraç edildi
OSD verilerine göre; 2019 yılının ilk yarısında, bir önceki yılın aynı dönemine göre otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 8, otomobil ihracatı yüzde 9 oranında azaldı. Bu dönemde, toplam ihracat 634 bin 768 adet, otomobil ihracatı ise 419 bin 46 adet düzeyinde gerçekleşti. Toplam ihracat dolar bazında yüzde 7 azalırken, euro bazında ise geçen yılın aynı dönemine paralel seviyede gerçekleşti. Aynı dönemde, toplam otomotiv ihracatı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 12 azalarak 5,8 milyar dolar oldu. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 6 azalarak 5,1 milyar euro seviyesinde gerçekleşti.
Avustralya ve Japonya'dan 'enerji şoku' ittifakı: Tedarik zincirleri güvenceye alınıyorhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5269342-avustralya-ve-japonyadan-enerji-%C5%9Foku-ittifak%C4%B1-tedarik-zincirleri-g%C3%BCvenceye
Avustralya ve Japonya'dan 'enerji şoku' ittifakı: Tedarik zincirleri güvenceye alınıyor
Takaichi ve Albanese, Canberra’daki Parlamento binasında düzenlenen ortak basın açıklamasında tokalaşırken (EPA)
Avustralya'nın başkenti Canberra, bugün Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Avustralyalı mevkidaşı Anthony Albanese arasında gerçekleşen kritik bir stratejik zirveye ev sahipliği yaptı. Uluslararası ticaret yollarını tıkayan artan gerilimlerin gölgesinde düzenlenen zirvenin ana gündem maddesi "küresel enerji krizi" oldu.
Görüşmeler sırasında Takaichi, küresel petrol arzındaki kesintilerin tüm Asya-Pasifik bölgesi üzerinde "devasa bir etki" yarattığını vurguladı. Japonya ve Avustralya’nın, istikrarlı enerji arzını garanti altına almak ve kritik kaynakların güvenliğini korumak için "yüksek aciliyet duygusuyla" hareket edeceğini belirtti.
Zirve kapsamında enerji ve kritik mineraller alanında iş birliğini derinleştiren yeni anlaşmalara imza atıldı. Başbakan Albanese, iki ülkenin ekonomilerini gelecekteki belirsizliklerden ve ekonomik şoklardan korumak adına somut adımlar attığını ifade etti. Albanese, şunları kaydetti:
"Birlikte çalışarak daha güvenli ve dirençli tedarik zincirleri oluşturacağız. Bu durum hem şimdi hem de gelecekte her iki ülkedeki şirketlerin ve tüketicilerin yararına olacaktır."
Albanese ayrıca, mevcut jeopolitik durumun sıvı yakıt ve rafine petrol ürünleri arzında yol açtığı aksamalardan dolayı Japonya ile aynı derin endişeyi paylaştıklarını dile getirdi.
Takaichi ve Albanese, Canberra Parlamentosu'nda ekonomik güvenlik iş birliğine ilişkin ortak bir deklarasyon imzaladı (EPA)
1,3 Milyar Dolarlık Kritik Destek
Avustralya, finansal boyutta Japon şirketlerinin dahil olduğu kritik mineral projelerine 1,3 milyar Avustralya doları (yaklaşık 937 milyon ABD doları) tutarında devasa bir destek paketini duyurdu. Bu adım; Tokyo’nun teknoloji ve savunma sanayisi için hayati önem taşıyan galyum, nikel, grafit, nadir toprak elementleri ve florit gibi stratejik kaynaklara erişimini kolaylaştıracak.
Enerji Güvenliğinde Avustralya'nın Rolü
Japonya’nın toplam enerji ihtiyacının yaklaşık üçte birini karşılayan ve en büyük LNG tedarikçisi olan Avustralya, geleneksel ticaret yollarındaki gerilimler karşısında "güvenli liman" olarak konumlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu zirve, Japon şirketlerinin Avustralya'daki gaz tesislerinde olası grevler veya ihracat vergilerinin artırılması yönündeki siyasi baskılara dair endişelerini de gidermeyi amaçlıyor.
Bu ekonomik hamleler, giderek büyüyen savunma iş birliğinin devamı niteliğinde. Ziyaret, Avustralya'nın Japon savaş gemileri tedariki için imzaladığı 10 milyar Avustralya dolarlık tarihi savunma anlaşmasından bir ay sonra gerçekleşiyor.
Güvenlik, savunma ve enerji alanlarındaki bu entegrasyon; Hint-Pasifik bölgesinde güçlü bir set oluşturmayı ve küresel piyasaları sarsan "enerji şokuna" rağmen ekonomik büyümenin sürekliliğini sağlamayı hedefliyor.
OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladıhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5269239-opec-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-kapat%C4%B1lmas%C4%B1ndan-bu-yana-%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-%C3%BCretim-art%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1-onaylad%C4%B1
OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladı
OPEC logosu
OPEC+ ittifakına üye yedi ülke, önümüzdeki haziran ayında petrol üretimini günlük 188 bin varil artırma kararı aldı. Bu adım, üst üste üçüncü aylık üretim artışı olarak kaydedildi.
Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Cezayir, Kazakistan, Rusya ve Umman'dan oluşan bu yedi ülke, piyasa istikrarına olan bağlılıklarını yineledi.
OPEC tarafından yapılan açıklamada, Nisan 2023’te duyurulan ek gönüllü üretim kesintilerinin, piyasa koşullarına bağlı olarak kademeli şekilde kısmen ya da tamamen geri alınabileceği belirtildi. Açıklamada ayrıca, söz konusu ülkelerin piyasa gelişmelerini yakından izlemeyi sürdüreceği ifade edildi.
Piyasa istikrarını destekleme çabaları kapsamında, yedi ülke temkinli bir yaklaşım benimsemenin önemini vurgulayarak, üretim ayarlamalarını artırma, durdurma ya da geri çekme konusunda tam esnekliğin korunacağını bildirdi. Bu kapsamda, Kasım 2023’te duyurulan önceki gönüllü kesintilerin de geri alınabileceğine işaret edildi.
Ayrıca söz konusu adımın, üretim fazlasının telafi edilmesi sürecini hızlandırma imkânı sağlayacağı belirtildi.
Ülkeler, iş birliği bildirgesine tam uyum konusundaki ortak taahhütlerini yinelerken, üretim düzenlemelerinin Ortak Bakanlar İzleme Komitesi tarafından denetleneceğini vurguladı. Ocak 2024’ten bu yana oluşan üretim fazlasının tamamen telafi edilmesi hedefi de yeniden teyit edildi.
OPEC+ üyesi yedi ülkenin bir sonraki toplantısının 7 Haziran 2026’da yapılacağı bildirildi.
Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5269234-lehman-brothers-hayaletinin-geri-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BC-d%C3%BCnya-2008-krizinin-daha-%C5%9Fiddetli-bir
Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?
15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)
Dünya, 2008 ekonomik krizi sırasında Lehman Brothers çalışanlarının ofislerinden eşyalarını karton kutularla çıkardığı görüntüleri hâlâ hatırlarken, küresel ekonomi göstergelerinde yeni bir krize işaret eden uyarı sinyalleri öne çıkıyor. BBC tarafından yayımlanan bir analize göre, ufukta beliren kriz geçmişin birebir tekrarı olmaktan ziyade, ‘egemenlik aşınması’ ve ‘gizli borçlar’ gibi unsurların öne çıktığı farklı bir yapıya sahip. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı analizde, söz konusu risklerin yoğun jeopolitik gerilim ortamında büyüdüğü ve uzmanlar tarafından, finansal sistemdeki kırılganlık ile küresel enerji akışındaki daralmaların kesiştiği ‘uzamış bir risk bölgesi’ olarak tanımlandığı ifade edildi.
‘İpoteklerden gölge krediye’
2026’da olası bir krizin ‘zaman ayarlı bombası’ olarak, büyüklüğü 2,5 trilyon doları aşan ve merkez bankalarının düzenleyici çerçevesinin dışında gelişen özel kredi sektörü gösteriliyor. Uzmanlara göre bugün sektörde gözlenen tablo, BlackRock ve Blackstone gibi büyük kuruluşların uyguladığı geri çekim kısıtlamalarıyla birlikte ‘likiditeden yavaş kaçış’ olarak tanımlanıyor. 2008’de bankaların önünde oluşan fiziksel kuyrukların yerini ise bugün dijital ve ertelenmiş talepler, yani ‘likidite kapıları’ aldı.
Riskin temelinde, bu fonların yatırımcı kaynaklarını uzun vadeli ve likit olmayan varlıklara (örneğin uzun vadeli kredilere) yönlendirmiş olması yatıyor. Yatırımcıların aynı anda çıkışa yönelmesi durumunda fonlar, varlıklarını ciddi zararlar olmadan nakde çevirmekte zorlanıyor. Bu durum, kredi akışında ani bir daralma riskini beraberinde getirirken, günlük faaliyetlerini bu finansmana dayandıran reel sektörlerde zincirleme bir daralma ihtimalini artırıyor.
‘Katmanlı borç pastası’
Bank of England Başkan Yardımcısı Sarah Breeden, mevcut finansal yapıyı ‘kaldıraç katmanlarından oluşan bir pasta’ olarak tanımlıyor. Breeden’a göre, özel kredi fonları yalnızca yatırımcıların sağladığı kaynaklarla yetinmeyip, getirilerini artırmak amacıyla büyük ölçekli borçlanmaya da başvurdu. Bu durum, borcun başka borçlarla finanse edildiği karmaşık ve opak bir yapı oluşturuyor. Sistemdeki küçük bir halkanın bile aksaması, zincirleme bir çöküş riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre bu ‘kırılgan’ model, risklerin düzenlemeye tabi bankacılık sisteminden yeterli güvenlik mekanizmalarına sahip olmayan ‘gölge’ finans alanına kayması nedeniyle, olası bir 2026 krizini 2008’e kıyasla daha tehlikeli hale getiriyor.
Enerji güvenliği: Hürmüz küresel bir krizin fitili
Kriz, finansal tablolardan çıkarak günlük yaşamın merkezine ‘enerji şoku’ üzerinden taşınıyor. Uzmanlar, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine dayanarak Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin ‘modern tarihin en büyük enerji güvenliği krizi’ potansiyelini taşıdığını belirtiyor. Bu durumun, 1973 Petrol Krizi ve 1979 Petrol Krizi gibi geçmiş şoklardan daha ağır sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle petrol fiyatlarının varil başına 126 dolar seviyesine yaklaşması ise küresel ölçekte ‘yapısal enflasyon’ baskısını artırıyor.
2008 yılına ait bu fotoğraf, Lehman Brothers’ın iflasının ardından hisse senetlerinde yaşanan dramatik düşüşe bir yatırımcının tepkisini gösteriyor. (Getty Images)
Bu sert fiyat artışı, pandemi döneminde mali alanlarını büyük ölçüde tüketmiş ülkelerin bütçeleri üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Uzmanlara göre bu durum, hükümetlerin yükselen yaşam maliyetlerine karşı vatandaşlarını koruyacak sosyal destek mekanizmalarını devreye sokmasını zorlaştırıyor.
‘Suyu tükenmiş itfaiye ekibi’
Bu krizdeki temel sorun, 2008’de kullanılan kurtarma araçlarının büyük ölçüde tükenmiş olması olarak öne çıkıyor. Ekonomist Muhammed el-Erian, hükümetler ve merkez bankalarının mevcut durumunu ‘suyu tükenmiş bir itfaiye ekibine’ benzetiyor. Örneğin, önceki krizde Birleşik Krallık’ın kamu borcu gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50’sinin altındayken, bugün bu oran yüzde 100’e yaklaşmış durumda. Bu tablo, para politikası alanının daraldığını ve devletlerin zor durumdaki kurumları desteklemek için geniş çaplı finansman sağlama kapasitesinin azaldığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, uluslararası koordinasyon eksikliği ve artan ticaret gerilimleriyle birlikte finansal sistemi olası şoklara karşı daha savunmasız hale getiriyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından nisan ayında yayımlanan Küresel Finansal İstikrar Raporu da benzer risklere dikkat çekti. Raporda, enflasyonist baskılar ile varlıkların zorunlu satışlarının aynı anda yaşandığı ‘çift yönlü bir sarsıntı’ ortamı tanımlandı. Bu süreçte küresel hisse senetlerinin iki ay içinde yüzde 8 değer kaybettiği belirtildi. Raporda ayrıca, tahvil piyasasındaki kayıplar ile bankaların bilançolarındaki zayıflama arasında oluşan ‘kısır döngüye’ dikkat çekildi. Tahvil getirilerinin yükselmesi, bankaların elindeki varlıkların değerini düşürürken, bu durum finansal kurumları kredi vermeyi azaltmaya itiyor. Bu da ekonomik faaliyet üzerinde ilave baskı oluşturuyor.
Uluslararası düzenin çöküşü ve ‘küresel itfaiyecinin’ yokluğu
2008 krizi ile mevcut tablo arasındaki temel fark, ‘kolektif hareket kapasitesinin’ zayıflamış olması olarak öne çıkıyor. Günümüzde küresel ittifaklarda belirgin bir çözülme yaşanırken, büyük güçler arasındaki derin ayrışma uluslararası koordinasyonu sınırlıyor. Uzmanlara göre bu durum, geçmişte kriz anlarında devreye giren eşgüdümlü müdahale mekanizmalarının eksikliğine yol açıyor. Küresel ölçekte likidite sağlayabilecek ‘küresel itfaiyecinin’ bulunmaması, olası bir krizi geçici bir finansal sarsıntıdan çıkararak daha uzun süreli ve yapısal bir aşınma sürecine dönüştürme riski taşıyor. Bu çerçevede, ülkelerin ve piyasaların giderek daha fazla kendi imkânlarıyla hareket etmek zorunda kaldığı, küresel ekonomik sistemde parçalanma eğiliminin güçlendiği değerlendiriliyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة