İran’ın ensesindeki ABD tehdidi ve istihbarat savaşı

Bir İranlı, dün Tahran’da bir camideki Cuma namazı sırasında ‘Amerika’ya Ölüm’ yazılı bir bayrak taşırken (Reuters)
Bir İranlı, dün Tahran’da bir camideki Cuma namazı sırasında ‘Amerika’ya Ölüm’ yazılı bir bayrak taşırken (Reuters)
TT

İran’ın ensesindeki ABD tehdidi ve istihbarat savaşı

Bir İranlı, dün Tahran’da bir camideki Cuma namazı sırasında ‘Amerika’ya Ölüm’ yazılı bir bayrak taşırken (Reuters)
Bir İranlı, dün Tahran’da bir camideki Cuma namazı sırasında ‘Amerika’ya Ölüm’ yazılı bir bayrak taşırken (Reuters)

İran, geçtiğimiz ay İran Devrim Muhafızları’na (DMO) bağlı istihbarat teşkilâtına dair yeni bir karar aldı. Teşkilâtın yurtdışında ABD’ye odaklanan faaliyet alanının genişletilmesine ilişkin karar, ‘kapsamlı bir istihbarat savaşına’ girildiği anlamını taşıyor.
DMO, Stratejik İstihbarat Müdürlüğü’nün, teşkilâtın genişletilmiş misyonunun bileşenlerinden biri olarak DMO İstihbarat Teşkilâtı şemsiyesi altına girdiğine vurgu yaptı.
Resmî İran kanalları, geçtiğimiz 18 Mayıs’ta, DMO İstihbarat Teşkilâtı Başkanı Hüseyin Tayyib’in görevine devam ettiğini, daha önce DMO Stratejik İstihbarat Müdürlüğü’nün başında olan Hasan Mahacgi’nin ise başkan yardımcısı olarak atandığını duyurdu. Karara göre önceki yardımcı Hasan Necat ise, DMO Sosyal ve Kültürel İşler Başkanlığı yardımcılığına getirildi.
İran’da devrimin yapıldığı 1979 yılından bu yana DMO istihbarat topluluğu, bir dizi değişikliğe uğrayarak Resmî İstihbarat Bakanlığı aleyhine daha fazla güç kazandı. İran İslam Devrimi'nin siyasi, hukuki ve ruhani lideri Ayetullah Humeyni’nin ülkenin yönetim dizginlerini ele almasından sonra DMO İstihbarat ve Soruşturma Birimi, ülkenin istihbarat faaliyetlerinin baş sorumlusu oldu. 1980 yılında DMO, Irak-İran Savaşı’ndan ötürü askerî istihbarat alanında faaliyet alanını genişletti. Daha sonra, 1983 yılında DMO’ya bağlı iç güvenlik birimlerinden İstihbarat Bakanlığı oluşturuldu. Bu bakanlık daha sonra dış operasyon görevleri üstlendi. Sonra DMO’ya bağlı istihbarat biriminin adı İstihbarat Müdürlüğü olarak değiştirildi.
İran suikastları
İstihbarat Bakanlığı, Hizbullah ve Devrim Muhafızları ile işbirliği içinde, bir dizi suikastın gerçekleştirilmesinde kilit bir rol oynadı ve 80’li ve 90’lı yıllar arasındaki dönemde yurtdışında yaklaşık 60 operasyon gerçekleştirdi.
Savaşın ardından yaklaşık 1990 yılında İran, DMO’ya bağlı dış operasyon birimi olarak Kudüs Gücü’nü kurdu. Yeni kurulan bu yapı, sıra dışı askerî operasyonlar gerçekleştirmek ve yurtdışındaki radikal ve silahlı gruplarla olan ilişkileri güçlendirmekten sorumlu. Bu yeni gücün üyeleri arasında İstihbarat Müdürlüğü ve Ramazan Üssü’nün kıdemli subayları da bulunuyordu. Sözü edilen Ramazan Üssü, Irak-İran Savaşı sırasında ‘düşman hatları ardında’ özel operasyonlar planlama ve yönetmenin yanı sıra Irak rejimine muhalif isyancıları destekleme faaliyeti de yürüten bir merkezdir.
Ilımlı Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin seçilmesi ve 1999 yılında düşünürler, entelektüeller ve rejim muhaliflerine uygulanan yoğun suikast eylemlerinin ortaya çıkmasından sonra “Yüce Rehber” Ali Hamaney, İstihbarat Bakanlığı’na güvensizlik duyarak Devrim Muhafızları İstihbarat Müdürlüğünü paralel bir istihbarat bakanlığı seviyesine çıkardı. 2005-2006 yılları arasında ise DMO Strateji Merkezi’nin rahminden Stratejik İstihbarat Müdürlüğü doğdu. 2009 seçimlerinden sonra patlak veren protestoların ardından İranlı yetkililer, protestoları önleme konusundaki başarısızlığından dolayı İstihbarat Bakanlığı’nı eleştirerek bakanlık içerisindeki belirgin bölünmeleri söz konusu ettiler. Bunun sonucunda istihbarat subaylarına yönelik bir temizlik operasyonu gerçekleşti. İslam Cumhuriyeti, DMO İstihbarat Müdürlüğü’nü bir teşkilât düzeyine yükseltme kararı alarak bütçesini ve faaliyet alanını genişletti. Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilâtının faaliyetleri temelde karşı istihbarata ve iç güvenliğe odaklandı.
Bu cümleden olarak Kudüs Gücü, İstihbarat Bakanlığı aleyhinde daha fazla önem kazandı. 2010 yılı başlarında nükleer programına yönelik ABD ve İsrail saldırılarına karşılık olarak İran Kudüs Gücü, 400 Birliği adı ile bilinen kendisine özgü dış operasyon ekibi kurdu. Bu birlik, Lübnanlı Hizbullah ve Filistinli İslamî Cihat örgütleri ile 2010 yılı başlarında ABD ve İsrail hedeflerine yönelik gerçekleştirdikleri bir dizi saldırıda oldukça düşük başarı oranları elde etti.
İran’ın istihbarat hedefinde ABD var
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, DMO’nun özellikle ABD’ye odaklanarak görev alanının genişletildiğine işaret etti. DMO Komutanı ve Yardımcısına görev takdimi töreninde konuşma yapan Selami, DMO İstihbarat Teşkilâtının yurtdışı istihbaratına yönelik faaliyet alanını genişleteceğini, teşkilâtın çalışma alanının tüm rejim, İslam Devrimi ve İran’a yönelik tehdit coğrafyası olacağını ifade etti. Konuşmasının devamında, “Biz bugün Amerika’ya karşı kapsamlı bir istihbarat savaşı içerisindeyiz. Bu ortam, psikolojik ve elektronik operasyonların, askerî harekâtların, kamu diplomasisinin ve korku yayma eylemlerinin birleşimini kapsar” ifadeleri kullanan Selami’ye göre Devrim Muhafızlarının, istihbarat ve ABD’nin davranışlarını analiz etmekten bir an bile vazgeçmemesi gerekiyor. Selami, başarı ölçüsünü ise şu sözlerle belirledi: “İstihbarat savaşında düşmanı yenebiliriz. Düşmanın güç kullanma isteğinin önünü alırsak bu, onun gücünün yönünü değiştirme konusunda başarılı olduğumuz anlamına gelir.”
Stratejik İstihbarat Müdürlüğü’nün DMO İstihbarat Teşkilâtına katılması, epey yankı uyandırdı. Devrim Muhafızları ile bağlantılı basın, bu birleştirme eyleminin, Hasan Mahacgi’nin DMO İstihbarat Teşkilâtının yeni yardımcısı olarak atanması ile eş zamanlı uygulamalardan biri olduğunu belirtti. Muhtemeldir ki bu birleştirme adımı, mevcut rekabeti sınırlandırmak ve istihbarat birimlerini yeni görevleri yerine getirmek adına daha iyi bir şekilde düzenlemek için atıldı. Bununla beraber birtakım sürtüşmelerin baş göstermesi uzak bir ihtimal değil. Nitekim Hasan Mahacgi, alışkanlık üzere Muhafız subaylarını beraberinde İstihbarat Teşkilâtına götürüyor. Stratejik İstihbarat Müdürlüğü hakkında kamuya açık pek fazla bilgi bulunmamakla birlikte DMO’ya bağlı raporlar, Müdürlüğün faaliyetlerini, General Selami’nin DMO’nun karşılaştığı karmaşık ve çok yönlü ortama dair açıklaması ile ilişkilendirdi. Bu durum, Müdürlüğün görevinin, stratejik istihbarat kavramının genel tarifini kapsadığına işaret ediyor. Yani operasyonel ve taktiksel tarzlarla ulusal düzeyde mevcut olan tehditleri belirlemek.
ABD’nin adımına İran’dan karşı hamle
DMO İstihbarat Teşkilâtının izlenen yaklaşıma odaklanması ve yurtdışındaki faaliyet portföyünü genişletmekle birlikte daha önemli istihbarat görevlerini üstlenmesi söz konusu olabilir. Teşkilâtın, DMO’da ABD’yi hedef alan böylesi faaliyetlerin düzenlenmesinde daha büyük bir rol oynaması mümkün. DMO’nun İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik ve askerî kararlar ayağı üzerindeki egemenliğine bakılırsa DMO İstihbarat Teşkilâtının, İran’ın yurtdışında izlediği politikaları desteklemek bakımından daha merkezî bir rol oynayacağı söylenebilir.
DMO İstihbarat yapısındaki son değişikliklere ABD’den gelen olası tehditler yol açtı. 2017 yılında Amerikan basını, Merkezi İstihbarat Teşkilâtının (CIA) İran’a dair kaynak ve bilgi toplamak adına İran misyon merkezi kurduğunu belirtti. General Selami, DMO’nun ABD’ye karşı açık bir istihbarat savaşı içerisinde olduğu düşüncesini dile getirirken oldukça netti. Bu durum, DMO’nun, kendisine uygulanan baskının miktarını hissettiğini gösterir. DMO İstihbarat Teşkilâtının yeniden yapılanması ayrıca, DMO’nun ABD tarafından yabancı terör örgütleri listesine dahil edilmesinden sonra gerçekleşiyor. General Selami’nin General Muhammed Ali Caferi’nin yerine almasındaki sebep de buydu. Nitekim General Caferi, ABD’ye doğrudan tehditler savurdu. Bu tehditlerden biri de ABD’nin İran’a yaklaşık 1000 kilometre mesafedeki askerî üslerini boşaltması gerekeceği yönündeydi. Bu durum, tehdide arka çıkma ve destek çıkmaya yönelmesi halinde Tahran’ı, ABD’ye karşı doğrudan askerî çatışmaya girme tehlikeleri ile dolu bir duruma düşürdü.
DMO İstihbarat Teşkilâtının görevlerinin, İran İstihbarat Bakanlığı görevleri ile iç içe geçmesi, bunun da yetki karışıklığı ve aralarında kayda değer bir rekabete yol açması mümkün. General Selami’nin geçtiğimiz Mayıs ayında İstihbarat Bakanlığı ile DMO İstihbarat Teşkilâtı arasında bir toplantı düzenlemesinin sebebi de muhtemelen mevcut ve önceki rekabet haliydi. Selami, toplantı konuşmasında bu iki büyük teşkilâtın, İran rejiminin gözlerini temsil ettiğini ve birbirinin mütemmim cüzü olduğunu söyledi. DMO İstihbarat Teşkilâtının sahip olduğu üstünlük göz önünde bulundurulduğunda iki kurumun yurtdışındaki ortak eylemlerinin bir işbirliği içerisinde olması muhtemel.
Başarısızlıklar ve etkileri
İstihbarat Bakanlığı son zamanlarda birçok başarısız operasyonda yer aldı ki bu durumun, DMO İstihbarat Teşkilâtının rolünü güçlendirme kararı üzerinde de bariz bir etkisi oldu. 2018 yılında Arnavutluk, Danimarka ve Fransa’daki yetkililer, komplo veya casusluk suçlamaları ile İran İstihbarat Bakanlığı’nda çalışan ajanları ya tutukladı ya da ülkeden kovdu. Söz konusu operasyonlardan en bilineni ise Paris yakınlarında rejime yönelik bir muhalefet topluluğunun hedef alınması idi. Aynı şekilde Hollandalı yetkililer de, 2015 yılında İran’ın birine suikast uygulamak için iki suçludan yardım istediği sonucuna vardıktan sonra İranlı iki diplomatı sınır dışı etti. Yetkililer, suçlulardan yardım isteyen kurumun adını zikretmedi. Daha sonraki tutuklama operasyonları, görevlerin yerine getirilmesinde dış kaynakların yardımına başvurulduğu konusuna daha fazla ışık tuttu. Bu durum, 80’li ve 90’lı yıllar arasındaki dönemde yurtdışında gerek yürütme gerekse de desteklemede çoğunlukla Hizbullah ajanları kullanılarak yapılan yaklaşık 60 suikast operasyonu ile karşılaştırıldığında Bakanlığın gücünde belirgin bir gerilemeyi gözler önüne serdi.
DMO İstihbarat Teşkilâtı, her ne kadar rekabet ihtimalini artırsa da bilhassa ABD hedefleri konusunda görevlerin birbiri ile bağlantısı ölçüsünde Kudüs Gücü ile birlikte çalışabilir. Belirtmekte fayda var ki 2010 yılı başlarında birtakım başarısızlıklara imza atan Kudüs Gücü’nün Almanya’da şüpheli ajanları yetkililer tarafından tutuklanırken Orta Afrika Cumhuriyeti’nde de bir hücresi ortaya çıkarıldı. DMO İstihbarat Teşkilâtının operasyonlarda Kudüs Gücü’ne mi dayanacağı yoksa kendisine özgü dış operasyon birimi oluşturmaya mı başvuracağı henüz belli değil.
DMO İstihbarat Teşkilâtının görev alanının genişletilmesi, İran Devrim Muhafızlarının İslam Cumhuriyeti’ndeki istihbarat topluluğuna egemen olduğunu gösterdi. Hâlihazırdaki çabalar, İran’ın ABD’ye karşı asimetrik istihbarat hamlesini genişletme konusundaki özenini ve açık hedefin ABD’yi İran’a karşı askerî güç kullanmaktan men etmek olduğunu yansıtıyor.



Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Axios'a verdiği röportajda, bölgeye "büyük bir filo" göndermesinin ardından İran'la durumun "istikrarsız" olduğunu, ancak Tahran'ın bir anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.

Trump, bu ayın başlarında ülke çapındaki gösterilerde binlerce protestocunun öldürülmesinin ardından İran rejimine ait hedeflere yönelik bir saldırı emri vermeye çok yakındı, ancak bunun yerine bölgedeki askeri yığılmayla eş zamanlı olarak kararı erteledi.

Duruma aşina kaynaklara atıfta bulunan Amerikan haber sitesi, Trump'ın henüz nihai bir karar vermediğini ve bu hafta ilave askeri seçeneklerin kendisine sunulacağı daha fazla istişarede bulunmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Trump, Axios'a verdiği röportajda, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Ortadoğu'ya gönderilmesi kararına değinerek, "İran yakınlarında büyük bir filomuz var. Venezuela'dan daha büyük." dedi. Ulusal güvenlik ekibinin kendisine sunduğu seçenekler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı.

ABD Başkanı, aynı zamanda diplomasinin bir seçenek olmaya devam ettiğini vurgulayarak, "Anlaşma yapmak istiyorlar. Bunu biliyorum. Birçok kez aradılar. Konuşmak istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Trump, geçen haziran ayındaki "on iki günlük savaş"tan önce İran'ın İsrail'e sürpriz ve yıkıcı saldırı düzenleyebilecek önemli bir füze gücüne sahip olduğunu söyledi. İsrail'e önleyici bir saldırı düzenleme izni verilmesinin bu senaryoyu engellediğini belirtti. "Saldırıya geçeceklerdi... ama savaşın ilk günü onlar için zordu. Liderlerini ve füzelerinin çoğunu kaybettiler. Eğer farklı bir başkan olsaydı, İran nükleer silaha sahip olurdu ve ilk saldıran onlar olurdu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre, ABD ordusu Trump'tan gelebilecek olası bir emir için hazırlık yapıyor ve Abraham Lincoln uçak gemisine ek olarak bölgeye daha fazla F-15 ve F-35 savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı ve ilave hava savunma sistemleri gönderdi.

Axios, kaynaklara dayanarak, ABD Merkez Komutanlığı Başkanı Brad Cooper'ın cumartesi günü İsrail'i ziyaret ederek, İran'ın İsrail'e yönelik olası bir saldırısına karşı askeri planları ve potansiyel ortak savunma çabalarını koordine ettiğini belirtti.


Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
TT

Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)

Tokyo'daki Ueno hayvanat bahçesi, pazar günü binlerce ziyaretçiyi ağırladı. 

Japonlar, salı günü Çin'e gönderilmesi planlanan Xiao Xiao ve Lei Lei'ye veda etti. 

Bu ikizleri son bir kez görmek için 3,5 saat kuyruk bekleyenler bile oldu. 

Tokyo Büyükşehir Yönetimi, pandaları yalnızca bir dakikalığına görmesine izin verilen son 4 bin 400 kişiden biri olmak için 108 bin kişinin başvuru yaptığını açıkladı. 

BBC'ye konuşan bir kadın, "Oğlumu bebekliğinden beri buraya getiriyorum. Umarım onun için güzel bir anı olur. Onları ileride hatırlayabilmek için bugün buraya gelebilmiş olduğumuz için mutluyum" dedi. 

Bu hayvanlara hayran olduğunu AP'ye söyleyen Michiko Seki de "Japonya'nın pandalara ihtiyacı var. Siyasetçilerin bu durumu çözmesini umuyorum" diye konuştu.

Birleşik Krallık'ın kamu yayıncısına konuşan bir başka kadının da "Onların büyümesine tanık olmak çok keyifliydi" ifadesini kullandığı bildirildi. 

Bir üreme araştırması için Japonya'ya gönderilen Shin Shin ve Ri Ri'nin çocukları Xiao Xiao ve Lei Lei, 2021'de aynı hayvanat bahçesinde doğmuştu.

İkilinin ülkeden ayrılması, Japonya'yı 1972'den sonra ilk kez dev pandasız bırakacak. 

frgthy
Bazı ziyaretçilerin ağladığı görüldü (Şinhua)

Çin ve Japonya ilişkilerinin normalleşmesiyle birlikte panda diplomasisine başvuran Pekin yönetimi, sevimli hayvanları 54 yıl önce ada ülkesine göndermişti. 

Benzer jestleri başka ülkelere de yapan Çin, bu hayvanların sahipliğinden vazgeçmiyor. Xiao Xiao ve Lei Lei gibi yurtdışında doğan yavruların da Pekin yönetimine ait olduğu kabul ediliyor. 

Çin bir çift panda başına yılda 1 milyon dolar civarında para alıyor. Genelde bu kira anlaşmaları, 10 yıl sürüyor. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun önceki günlerde "Japonya'daki pek çok kişinin dev pandalara bayıldığını biliyorum. Japon dostlarımızın onları Çin'de ziyaret etmesini bekleriz" demişti. 

Başbakan Sanae Takaiçi'nin kasımda düzenlenen parlamento oturumunda Tayvan'la ilgili yaptığı açıklamalar sebebiyle Japonya'nın kısa vadede pandalara ev sahipliği yapması zor görünüyor. 

Tayvan Boğazı'na yönelik muhtemel müdahaleyi "ülkesini tehdit eden bir hareket" olarak göreceğini belirten Takaiçi, böyle bir durumda askeri güç kullanılabileceğini belirtmişti.

Pekin yönetimiyse Takaiçi'den sözlerini geri almasını istemiş, başbakan bunu reddedince Japonya'nın Pekin Büyükelçisi Kenji Kanasugi'yi çağırarak Tokyo'ya protesto notası vermişti.

Independent Türkçe, BBC, AP


Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Michael Horowitz

İran halk ayaklanması dalgasıyla sarsılırken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri uzaktan takip etti. Tahran'daki Kapalı Çarşı tüccarlarının para biriminin çöküşüne karşı protestolarıyla başlayan olaylar, 1979 devriminden bu yana en şiddetli ayaklanma dalgalarından birine dönüştü. Bazı tahminler, geniş çaplı bastırma faaliyetleri sırasında 5 bin ila 12 bin İranlının öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu durum rejimi sarstı ve ülke genelinde askeri güçlerin konuşlandırılmasının yanı sıra bir haftalık internet kesintisi uygulamaya sevk etti.

Ancak bu anın önemi, yalnızca ayaklanmanın büyüklüğünden kaynaklanmıyor; İran geçmişte daha büyük ve daha dirençli ayaklanmalara sahne oldu. Önemi daha ziyade, çevresindeki stratejik ortamdan kaynaklanıyor. İslam Cumhuriyeti, radikal bir şekilde farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı ve İran hava savunması, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi ve ardından Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından zorla alıp ülkesine getirerek mesajını kesin bir şekilde pekiştirdi.

Protestolar tırmanırken, ABD Başkanı İranlıları gösterilere devam etmeye çağırdı ve olası bir güç kullanımı konusunda uyardı. Daha sonra politika değişikliğine işaret eden açıklamayla infazların “durduğunu” ve acımasız baskıya “ara verildiğini” belirtse de aynı zamanda askeri seçeneğin halen masada olduğunu da açıkça ifade etti.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişimle daha da artıyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail, çatışma yönetimi mantığını ve hesaplı gerilimi artırma ve çevreleme ilkesine dayanan “savaşlar arası operasyonlar” doktrinini terk etti. Artık savaşlar ciddi anlamda yürütülüyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının derinliklerine kadar uzanıyor. İsrail artık bir yerde bir silah deposunu imha etmek veya başka bir yerde bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Aksine, daha iddialı bir hedefi var: Bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonla zayıflamış bir İran rejiminin, doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanması halinde çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle sorusu

Protestoların yaygınlaşmasına ve İran rejiminin baskısının büyüklüğüne rağmen, mevcut dalgayı öncekilerden ayıran husus, rejimin yapısındaki açık kırılganlığın arka planında ortaya çıkmasıdır. 2009, 2018 ve 2022-2023 yıllarında protestocular, hâlâ bölgesel saygınlığa ve bir güç havasına sahip bir otoriteyle karşı karşıyaydı. Ancak bugün, alenen aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel itibarı sarsılmış bir hükümetle karşı karşıyalar. Bu değişim hem protestocuların hem de güvenlik güçlerinin hesaplarını değiştiriyor.

Buna rağmen şu sorulmalı: Bu karışıklıklar rejimi devirebilecek kritik kitleye ulaştı mı? Büyük çaplı baskılardan sonra, cevabın muhtemelen hayır olduğu söylenebilir, nitekim yayınlanan her videoda sadece yüzlerce, belki de birkaç bin protestocu görülüyordu.

Anlaşma yapma ustası” olarak Başkan Trump, gücü, bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor

Bundan önce, İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısından sonra o gece sahne şüphesiz dramatik bir şekilde değişmişti. Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce protestocu, 2002'den ve belki de milyonları harekete geçiren 2009’daki Yeşil Hareket protestolarından beri görülmemiş bir sahneyle sokaklara döküldü. Hareket açıkça rejime tehdit oluşturabilecek bir şeye dönüştü. Ardından, İran'dan gelen görüntüler 2009'dan beri görülmemiş sahneler içeriyordu; artan ölüm sayısına rağmen binlerce kişi her gece sokaklara geri dönüyordu. Rejim, devrimlere karşı tüm cephaneliğini devreye soktu. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başlangıçta protestocuları yatıştırmak için çağrılarda bulundu ve sınırlı tavizler verdi, ancak Dini Lider Ali Hameney, göstericileri terörist ve ajan olarak nitelendirerek bu kısa fırsat penceresini de hızla kapattı. Devletin interneti kesmeye ve yaralama, öldürme ve korkutma amaçlı geniş çaplı bir baskı uygulamaya başlamasıyla birlikte, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da çok geçmeden onunla aynı çizgiye geldi. Rejim ayrıca halk tabanını da harekete geçirerek, protestoların sesini bastırmak ve İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyetinin devam ettiğini göstermek için büyük karşı mitingler düzenledi.

Bu hareketi bastırma yarışı sadece iç faktörlerden değil, başta Başkan Trump ile ilgili olanlar olmak üzere dış faktörlerden de kaynaklanıyordu.

Trump faktörü: Belirsiz caydırıcılık

Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllarca birikmiş öfkeyi serbest bırakan en önemli faktörlerden biri olsa da bir diğer eşit derecede önemli oyuncunun -Başkan Trump'ın- etkisi de göz ardı edilmemeli. Başkanın İran'ı açıkça tehdit etme kararı, rejimin protestolara şiddet içeren yanıtını geciktirmiş ve protestoculara Washington'un sessiz kalmayacağı umudunu vermiş olabilir. Ve tehdit gerçekti, çünkü Başkan Trump sözlerini eyleme dökmeye hazır olduğunu daha önce gösterdi.

vf
Trump ve Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray’da bir araya geldi, 29 Eylül 2025 (AFP)

Geçtiğimiz yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırıda İsrail'e katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Suriye'de Beşşar Esed'in hedef alınması ve son olarak Venezuela'da Maduro'nun tutuklanması da dahil olmak üzere bir dizi karardan sadece biriydi ve Trump'ın savaştan hoşlanmasa da güç kullanmaktan da çekinmediğini vurguluyordu. Trump yönetimi, Başkanın sözünün eri olduğunu vurgulayarak meydan okuyucu bir ton benimsiyor. Nitekim Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamalardan birinde, “Deneyin ve görün” denildi. Bunun bir güç gösterisi olup olmadığı bir yana, tehdidin sadece bir blöf olmadığına inanmak için nedenler var ve bu da başlı başına önemli.

“Usta anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor. Genellikle uzun süreli çatışmalardan kaçınmak için vur-kaç stratejisini uygulayarak, gücü hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskının uzun vadeli bir taahhüt gerektireceği İran'da seçeneklerini daraltıyor. Bununla birlikte, kilit önemde güvenlik kurumlarına yönelik sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Saldırılar düzenlenmese bile, Trump'ın müdahalesinin sadece ihtimali bile rejimin sıkı kontrol altındaki baskı mekanizmasını engelleyerek gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara zorladı.

İran rejiminin sık sık “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı

Ancak o andan itibaren durum değişti. Başlangıçta rejimin tepkisini kısıtlayan faktör, aslında nihayetinde ivmesini hızlandırmış olabilir. Tahran, Trump'ın müdahale edebileceğini fark ettikçe ve protestolar yayıldıkça, İran bunları bastırmak için daha hızlı hareket etmeye başladı. Amaç açıktı: Trump'ın saldırmaya karar verebileceği zamana kadar protesto hareketinin bastırılmasını sağlamak ve böylece ABD müdahalesi için herhangi bir gerekçeyi ortadan kaldırmak.

Başarılı oldu mu? İslam Cumhuriyeti'nin, bazı İranlıların internet kesintisini atlatmasını sağlayan uydu ağı Starlink'i devre dışı bırakmasının ardından protestolara dair videolar artık dış dünyaya ulaşmaz oldu. Yakın zamanda ABD'nin saldıracağına dair mesajlardan sonra, Trump şimdi geri adım atmış gibi görünüyor. Burada soru şu; bu geri adım atma sadece zaman kazanmak ve bölgede daha fazla güç toplamak için bir manevra mı, yoksa bir saldırının rejimi devirmeyeceğine dair değerlendirmeden kaynaklanan gerçek bir geri adım mı?

İsrail'in hesapları

Durumu yakından izleyen diğer taraf ise karışık araçları kullanarak İran'ın mevcut kırılganlığından yararlanan İsrail'dir. Bir yandan, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestocuları destekleyen açıklamaları ve ofisinden yapılan “İsrail, İran halkının mücadelesinin yanındadır” açıklamalarıyla aleni bir diplomatik baskı söz konusu. Bu pozisyonlar birden fazla amaca hizmet ediyor: İranlılara yalnız olmadıkları mesajı vermek, rejimi tedirgin etmek ve olası sonraki adımların taşlarını döşemek.

sa
Şili'nin Santiago kentindeki İran büyükelçiliği önünde, İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen miting sırasında bir protestocu, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in posterini yakıyor, 20 Ocak 2026 (AP)

Elbette, İsrail'in müdahalesinin, protestoları baş düşmanı tarafından yönetilen yabancı bir komplo olarak gösterme fırsatı vererek İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığı savunulabilir. Ancak İsrailli liderler bu itirazı önemsiz görüyor ve Tahran'ın İsrail ne yaparsa yapsın kendisine aynı suçlamayı yönelteceğini varsayıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’da Mossad'ı iç karışıklığı körüklemekle suçlamak artık bir keşif değil; otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin “yapay” olduğunu savunanlarsa ya saf ya da önceden belirlenmiş dünya görüşlerine hizmet eden bir anlatıyı alaycı bir şekilde destekliyorlar.

Soru şu: İsrail daha ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İran içinde faaliyet gösterme yeteneğini gösterdi. İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve Tahran'ın İsrail'e büyük bir balistik füze saldırısı düzenleme gücünü felce uğratmak için Mossad ajanlarını kullandı. Haziran savaşından bu yana İran hava savunması harap durumda ve bu da İsrail'in isterse İran hava sahasında neredeyse her gün faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Bu, İsrail'e bir manevra alanı, savaşı ateşleyebilecek doğrudan, açık eylemler ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek nokta vuruşlar için alan tanıyor.

Bununla birlikte, İran rejiminin “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı. Bu “sessizlik”, İsrail'in İran ile savaşmak istemediğini gösterebileceği gibi, belki de ABD ile koordineli olarak, tam olarak hazır olduğu anı beklediğinin de bir kanıtı olabilir.

Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak, doğru anı bekliyor olabilir

Ancak İsrail'in yenilenen “eylem özgürlüğü”, rejimin kaderini kontrol ettiğine inandığı anlamına gelmiyor. İran'ın içinde neler olacağına İranlılar kendileri karar verecek. Nitekim, tam ölçekli bir savaş İsrail açısından aksi sonuçlar doğurabilir, çünkü protestoları hızlandırmak yerine durdurabilir. Herhangi bir devrimci değişimin anahtarı olabilecek birçok İranlı, özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf, İsrail savaş uçakları tepede uçarken ve ülke bombalanmaya hazır haldeyken sokaklara dökülmekte tereddüt edebilir.

İsrail bir saldırı düzenlemeyi seçebilir, ancak herhangi bir operasyonun kısa sürmesini, halkı rejimin arkasında birleştirecek ve muhalefeti bastıracak büyük ölçekli bir çatışma değil, dengeleri değiştirecek bir saldırı olmasını gerektirecek nedenlere de sahip. Elbette, İslam Cumhuriyeti'nin yaygın baskısı ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde şiddet kullanmaya hazır olması göz önüne alındığında, müdahalede çok geç de kalınabilir.

cvf
Los Angeles'taki Belediye Binası önünde “İran Halkıyla Dayanışma” adı altında İran toplumu protesto yürüyüşü düzenledi, 18 Ocak 2026, Kaliforniya (AFP)

İsrail'in daha iyi yapabileceği şey, Başkan Trump'ı tehditlerini gerçekleştirmeye ikna etmek ve bunu, İran güvenlik güçlerine karşı geniş çaplı bir hava saldırısı operasyonu, önleyici bir saldırı veya her ikisi yoluyla, maksimum etkiyi garanti eden bir zamanda yapmaktır.

Bahsedildiği gibi, Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine, hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak doğru anı bekliyor olabilir. Bu kısa operasyonu rejime karşı daha uzun bir saldırıya dönüştürme tehdidiyle birlikte, ABD yönetimini ikna etmek, daha geniş bir dizi saldırının kapısını açacaktır. Peki, saldırının bu seferki amacı nükleer tehdidi ortadan kaldırmak değil de rejimin kendisini ortadan kaldırmak mı olacak?