Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler
TT

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Şıklığa ve modaya önem veren Arap kadını, moda tasarımcıları tarafından geliştirilen ulusal kıyafetleriyle toplumsal gelenekleri sürdürüyor…
Yaratıcı düşünceleri sergilemek amacıyla yerel ve küresel çapta defilelerin düzenlendiği Suudi Arabistan’da, bu alanda çalışan uzmanlar kadınların dikkatini geleneksel kıyafetlere çekmeye ve kökleri on yıllar hatta yüzyıllar öncesine dayansa da çağdaşlığını koruyan bu kıyafetleri güzellik dokunuşlarıyla zenginleştirmeye çabalıyor. Ferace (Abaya) türü kıyafet de elbette bu çabanın dışında değil.
Independent Arabia, Suudi Arabistan’ın doğu sahilinde yer alan el-Huber şehrindeki ferace çarşılarından birinde alışveriş yapanlara eşlik etti. Burada Suudi Arabistan’daki birçok kadın tarafından tercih edilen bir giyim tarzına canlılık veren modern ve çağdaş ferace tasarımları sergileniyor. Satış sorumlusu Amine el-Miftah konuya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Suudi kadınlar, son yıllarda üniversite ve çalışma ortamında boy göstermelerine paralel olarak modern feraceler de giymeyi arzuluyor. Renkli bazı tasarımların ortaya çıkması ile siyah rengin etkisi kırıldı.”
Muhafazakâr dinî akımın egemenliğinden sonra özgürlüğünü geri almaya başlayan Suudi kadınlar, son yıllarda renkli feraceler giymeye başladı.  El-Miftah açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Beyaz ve pembe gibi renkler, geleneksel siyah rengin yerini aldı. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın bazı bölgelerinde, ibadet için tasarlanan renklerdeki uzun etek veya pantolonla ferace giyimi de yaygınlaştı.”
Spor feraceler ‘özgürlüğü’ simgeliyor
Moda ile deneyimini daha önce ülkesindeki pek çok kadının ilgisinden bir miktar uzak olan hobisi üzerinden anlatan Fatma el-Beluşi, “Defilelere, modern gelişim dalgasına uygun basit tasarımlı renkli feraceler bulmak için gidiyorum. Koşmama veya bisiklete binmeme imkân tanıyan spor feraceler beni cezbediyor” diye konuştu.
Herhangi bir feracenin denenmesinin ardında birçok ilginin ve eğilimin yattığını belirten el-Beluşi konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kadınlar genelde kıyafette rahatlıkla birlikte özgürlüğü, esnekliği ve hayata katılımı ifade eden renkleri seviyor. El-Huber’deki mağazayı ziyaret ettikten sonra feracelere sanatsal değer katan renkler gözlerimi kamaştırdı. Tesettür artık küresel modaya paralel bir görünüm aldı.”
İslam ve Arap ülkeleri, neredeyse tüm renklerden ferace bulundurmalarıyla meşhurdur. Siyah, Suudi Arabistan’daki birçok din adamı tarafından neredeyse dayatılan bir renkti. Din adamları bu rengin dışına çıkmayı, tesettüre ve feracenin varlık sebebi olan iffete aykırı, fitneyi kışkırtıcı ve erkekleri baştan çıkarıcı bir hareket olarak görüyor ve ‘üzerinde süsleme olmamasını’ feracenin en önemli şartlarından biri sayıyorlardı.
‘Omuz feracesi mi Fransız feracesi mi?
Fetvalar, feracenin yalnızca rengine karışmakla kalmayıp giyiniş biçimine, büyüklüğüne, ne zaman nerede nasıl giyileceğine de müdahale ediyordu. Bu durum, örneğin Fransız feracesi olarak adlandırılan omuz feracesinin giyilmesi meselesinin sona ermesinde kıstas oldu. Dışarı çıkarken kadının feracesini omzuna koyması meselesine bir cevap istendiğinde Suudi Arabistan’daki Bilimsel Araştırmalar ve Fetva Daimî Komisyonu, buna cevaz vermediğini, ‘zira erkeklere benzemenin haram olduğunu’ duyurdu.
Merhum Suudi Fakih Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin’e göre işlemeli model, en sakıncalı olanı. Zira bu “süslenme sayılır ve kadına yasaktır. Bu tür ferace ile altındaki kıyafet arasında bir fark yoktur.”
Ancak ferace, hakkında hüküm veren fetvalara rağmen gelişerek farklı tasarım tarzlarında ve kıvrımlarında birçok rengi barındıran bir resim haline geldi. Önceleri ferace, kadının bedenini başından ayak tabanına kadar örten siyah bir kumaş parçasıydı ve Suudi kadınların ifadesine göre ailenin dine, adetlere ve geleneklere ne kadar bağlı olduğunu gösteriyordu.
Siyah rengin, özelde Suudi Arabistan genelde Körfez bölgesindeki genel havaya uygun, özellikle de şerî bir yaptırımla ilgisi olmayan bir renkle değiştirilmesi için çağrı yapılıyor. Nitekim renkli ya da temel renkten türetilen renklere sahip feraceler tercih edilirken siyah olanlar, Körfez’deki kadınlar için resmî ve geleneksel bir giyim tarzı olarak görülüyor. Her ne kadar bazı din adamları siyah feraceyi tesettürle ilişkilendirse de konunun kaynağı dinî bir metinden ziyade toplumsal bir adet olarak karşımıza çıkıyor.
Yolculukta feraceden vazgeçmek!
‘Önemli geleneksel kıyafetlerden biri üzerinde yenilikçi ve yaratıcı dokunuşlar yapmanın, yeni ve renkli modernlikler katarak farklı ancak geleneksel bir sembolle bağlantılı bir kıyafet ortaya koymanın harika bir şey olduğunu’ düşünen Suudi ferace tasarımcısı Nouf el-Sudeyri konuya dair şu değerlendirmede bulunuyor:
“Bir şeriat uzmanı olarak ibadete estetik dokunuşlarda bulunmanın dinî kimlik ile çatıştığını düşünmüyorum. Bundan dolayı feracelerimin genç kızların ilgi duymasını sağlayacak basit ve renkli bir tasarımda olmasını istedim. Özellikle de feraceler, Suudi Arabistan dışına yapılan yolculuklarda toplum arasında daha az görünmeye başlamışken…”
Ferace, Suudi Arabistan’daki genç kızlar arasında moda haline geldi. Bundan hareketle kadın tasarımcılar, geleneksel modaya olan ilgilerini göz önünde bulundurarak feracelerde modern genç nesil tarafından kabul görecek ve daha şık hale getirecek şekilde yeteneklerini ortaya koymaya çabalıyor. El-Sudeyri açıklamasında “Geleneksel kıyafetleri zamanın ruhuna uygun şekilde geliştirme çabası, bu mirasın gelecek kuşaklar için kalıcı hale gelmesini mümkün kılıyor. Ayrıca bu moda alanında çalışan öncü iş kadınları için de kârlı bir iş haline geldi” dedi.ff
Siyah şart değil!
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerikan CBS kanalına verdiği röportajda Suudi yasalarının kadınları belirli bir kıyafet giymeye zorlamasına itiraz ederek şunları söyledi:
“Şeriat gereği kadınların erkekler gibi saygın ve yakışır kıyafetler giymesi lazım. Ancak bu, siyah feracenin zorunlu olduğu anlamına gelmez. Ne tür bir saygın ve edepli kıyafet giymek istediği kadına kalmış bir karardır.”
Yüksek Alimler Heyeti Üyesi Dr. Abdullah el-Mutlak da fetvalarında kadınları belirli renklere ve kıyafetlere zorlamamak gerektiği düşüncesinden hareket eden fakihler arasında yer alıyor. Bir radyo programında konuşan el-Mutlak “Kadınların ferace giymeye zorlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira şeriatın amacı örtünmektir. İslam dünyasındaki Müslüman kadınların yüzde 90’ından fazlası ferace giymiyor. Zaten önemli olan örten bir kıyafet giymektir” dedi.
Ancak bu açıklama, bazı çevrelerde geniş bir tartışmaya sebep oldu. Bunun üzerine el-Mutlak sözlerine açıklık getirmek durumunda kaldı:
“Demem o ki bu, Suudi kadınlar için gerekli değildir. Ancak elbette ki örtünmeyi gerçekleştiren ve şartları sağlayan her kıyafet şeriata uygun ve kabul edilir bir tesettür biçimidir. Kadınların feraceden haberdar olmadığı Arap ülkeleri var. Buralarda kadınlar ferace değil ama örten ve edepli kıyafetler giyiyor. Zaten asıl olan da örtünme ve edeptir.”
Kadim bir tartışma…
Feracenin özelliklerine ilişkin tartışma yeni değil. Nitekim İslam dünyasının en ünlü çağdaş âlimlerinden olan Şeyh Nasıruddin el-Albani dönemine damga vuran birçok tartışma konularından biri de buydu. Bu tartışmalar esnasında sahabe kadınlar ile müminlerin annelerinin tesettürünün ‘renkli’ olup siyaha bürünmedikleri ispatlandı.
El-Albani konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Bazı kadınların zorunlu hissettiği gibi kadının örtündüğü kıyafetin siyah veya beyaz dışında bir renkte olmasının süs olmadığını biliyorum. Bunun iki delili var. İlki Peygamber Efendimizin (SAV), “Kadınların güzelliğinin rengi görülür ancak kokusu duyulmaz” hadisidir. Diğeri ise sahabe kadınların uygulamalarıdır. Burada size el-Hafız İbn Ebi Şeybe’nin rivayet ettiği bazı hadisleri aktaracağım. Şeyh İbrahim en-Nahai diyor ki o, “Alkame ve el-Esved ile birlikte Nebi’nin (SAV) eşlerinin yanına girer ve (onları) kırmızı çarşaf içerisinde görürdü”. El-Kasım bin Muhammed Ebi Bekr es-Sıddık’tan rivayet edildiğine göre Hz. Aişe, Harem’de yani Hac bölgesindeyken safran rengi elbise giyiyordu. Said b. Cubeyr’den nakledildiğine göre ise o, Peygamberin (SAV) bazı eşlerini Kabe’yi tavaf ederlerken üzerlerinde safran rengi elbise ile görürdü.”


Ferace birçok gelişim aşamasından geçti

Mısırlı Akademisyen Süreyya Nasr, Halkların Giyim Tarihi adlı kitabında Körfez bölgesinde ve Irak’ta tesettürün çeşitli aşamalardan geçtiğini, giyim tarzının birçok bakımdan mevcut olana benzemediğini belgeliyor. Nitekim bölgede yaygın olan feracelerin ve burkaların özelliklerinden biri de ipeksi ve altın renklerle ‘işlenmesiydi’ ki bu inkâr edilemez bir estetik dokunuş kazandırıyordu. Nasr, bu ifadesini söz konusu dönemdeki tabloyu belgelendiren birçok resimle de destekliyor.
Araştırmacılar ve tarihçiler, siyah rengin ferace rengi haline geldiği tarihi belirleme konusunda farklı görüşler ileri sürüyor. Arap Mağribi ve Kuzey Afrika bölgesine Endülüs’ten mi yoksa Osmanlılardan mı geliyor; bunun cevabı net değil. Gerçeğe en yakın varsayımları inceleyen Lübnanlı Araştırmacı Badiye Fahs, neredeyse fikir birliğinin hâkim olduğu görüşünde. Ssiyah rengin genelde hüzün, kötümserlik ve utancın rengi olmasından hareketle feracenin ilk ortaya çıktığında siyah olmadığını ifade ediyor.
Necef’e özgü ferace hakkında da şunları söylüyor:
“Aslında rengi beyazdı, Moğollar Bağdat’ı yaktığında siyaha döndü. Resimler, çiçekler ve göz alıcı renklerle işlenen beyaz ferace, Bağdat kadınlarının halk kıyafetiydi. Ancak Moğolların istilasından sonra şehirleri için duydukları üzüntüden dolayı bu rengi siyah ile değiştirdiler. Tarihi anlatı, böyle söylüyor. Aynı anlatı Necef feraceleri için de geçerli olabilir. Neceflilerin siyah feraceleri belki Moğol işgalinden de önce, Peygamberin torunu İmam Hüseyin bin Ali’nin katledilmesinden duyulan üzüntünün ifadesi olarak Kerbela hadisesine dayalı olabilir. Her iki durumda da siyah feracenin gerekliliğine dair dini bir temel yok. Nakledilen hadislere göre şeriat, siyah rengi hoş görmez. Ben feraceyi kanlı tarihsel olayların sebep olduğu üzüntü halinin bir ifadesi olarak görüyorum.”
Feracenin siyasete alet edilmesi!
Ferace de aslında diğer elbiseler gibi sıradan bir toplumsal olgu olmakla birlikte Suudi Arabistan ve birçok İslam ve Arap ülkelerinde değişik tarihi ve siyasi aşamalardan geçti. Nitekim kadın konusunda çatışan akımlar ya belirli bir şekli dayatmaya çalışarak ya da çıkarılmasına veya değiştirilmesine davet ederek feraceyi kullandı.
İlk durumda 40 yıl önceki Humeyni devriminin etkisi vardı. Zira İran tarzı, Suudi Arabistan’daki Uyanış gibi birçok İslami hareket arasında yayıldı ve kadının edebini, siyasi semboller taşıyan giyim tarzına yönelik bağlılığı ile ölçmeye çalıştı.
İkinci durumda ise Mısırlı aktivist Hüda Eş-Şaravi ve ondan etkilenenlerle ön plana çıktı. Bu kadınlar, birkaç defa feraceyi tartışma konusu yaparak bunu kadına karşı ayrımcılığın bir ifadesi olarak gördü. Feminist hareketler hâlihazırda da feraceyi en yumuşak tabirle “sevimsiz” olarak görüyor.
Araştırmacı Dr. Şeyha el-Harbi, Eski Arap Metinlerinde Ferace adlı kitabında şunları aktarıyor:
“Dini kavramlara göre kadınların ferace giymesi onun kişiliğini ve onurunu korumaya uygun gören insan doğasıyla uyumunu yansıtıyor. Kadın, bu bozulmamış fıtrata uyarak, siyah dış örtü ve ferace giymek istiyor.”
Kadınları feracesini çıkarmaya itecek üzüntü, keder ve aşağılanma gibi birçok sebebin olduğunu söyleyen el-Harbi’ye göre kadın, korkak gördükleri erkeklerin önünde bir küçümseme ifadesi olarak feracesini çıkarmakta da tereddüt etmeyebilir.



Burada herkes kraliçe: Japonya'daki karınca türü şüpheleri doğruladı

T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
TT

Burada herkes kraliçe: Japonya'daki karınca türü şüpheleri doğruladı

T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)
T. kinomurai'nin yuvası, dişi formdaki genç, kanatlı olanlarla ara formdaki kraliçeleri (açık kahverengi) ve koyu kahverengi T. makora konak işçilerini içeriyor (Current Biology)

Japonya'ya özgü nadir bir karınca türünün, ne işçi ne erkek içeren ve yalnızca kraliçelerden oluşan tek tür olduğu keşfedildi.

Karınca kolonileri genellikle üreme yeteneğine sahip dişiler (kraliçeler diye de biliniyor), üreyemeyen dişi işçiler ve çiftleştikten kısa süre sonra ölen erkeklerden oluşuyor.

Bu modelden sapmalar olduğu biliniyor; örneğin, işçi barındırmayan parazitik karıncalardan oluşan veya erkek içermeyen bazı koloniler var.

Araştırmacılar nadir görülen parazitik karınca Temnothorax kinomurai'nin sadece kraliçeler ürettiğinden neredeyse 40 yıldır şüphelense de bununla ilgili hiçbir kanıt bugüne kadar bulunamamıştı.

Yeni bir çalışma hem işçileri hem de erkekleri olmayan ve sadece kraliçelerden meydana gelen bir karınca türünün ilk kanıtını sundu.

Parazitik karınca Temnothorax kinomurai'nin, yakın akraba bir tür olan Temnothorax makora'nın işçilerini, kendi ana kraliçelerini öldürmeleri için kandırdığı daha önce belgelenmişti.

Bu şaşırtıcı bir keşifti çünkü karınca kolonilerinde işçiler tüm hayatlarını kraliçeyle ilgilenmek, yiyecek aramak, yuvayı savunmak ve yavruları beslemekle geçirir.

Kraliçe, koloninin hayatta kalmasında merkezi konumda olduğu için karıncaların kendi kraliçelerini öldürmesi doğada son derece nadir görülen bir davranış.

Son araştırma, T. kinomurai'nin konak kraliçeyi öldürmekle kalmayıp eşeysiz üremeyle kendi klonlarını ürettiğini ve hayatta kalan konak işçileri kandırarak yavrularını onların yetiştirmesini sağladığını gösteriyor.

Bilim insanları araştırmada T. kinomurai kraliçelerine sahip 6 koloniyi toplayıp onları laboratuvardaki kutularda yetiştirdi.

Laboratuvarda 43 T. kinomurai kraliçe yavrusu yetiştirebilen araştırmacılar, karıncaları daha ayrıntılı incelediklerinde hiçbirinin erkek olmadığını gördü.

Bu kraliçeleri laboratuvar koşullarında daha fazla inceleyerek yumurtlama süreçlerini düzenli takip ettiler.

Bilim insanları yumurtaların erkek karınca tarafından döllenmeden yeni kraliçelere dönüştüğünü saptadı.

Daha sonra kraliçe karıncaları mikroskop altında inceleyince çiftleşme yapılarının kullanılmadığını, yani yavruların hepsinin esasen klon olduğunu belirlediler.

Araştırmacılar türün birçok kolonisini ve popülasyonunu gözlemledikten sonra bu türün işçi ve erkek karıncalardan tamamen yoksun olduğunu doğruladı.

Bilim insanları hakemli dergi Current Biology'de yayımlanan çalışmada şöyle yazıyor: 

Verilerimiz, T. kinomurai'nin yaşam öyküsünün, işçisiz parazitlik ve döllenmemiş yumurtalardan dişi yavrular üretme yeteneği anlamına gelen partenogenezin benzersiz bir kombinasyonuyla tanımlandığına işaret ediyor.

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda, karınca türlerinde işçilerin ve erkeklerin ortadan kalkmasını hangi koşulların desteklediğini anlamayı umuyor.

Independent Türkçe


ABD yönetimi hastane gemisine Grönland'a gitme talimatı vermemiş

ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
TT

ABD yönetimi hastane gemisine Grönland'a gitme talimatı vermemiş

ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)
ABD Başkanı Trump'ın hafta sonu Danimarka'nın ada bölgesi Grönland'a hastane gemisi gönderileceğini iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor (Truth Social/@realDonaldTrump)

ABD Başkanı Donald Trump'ın hafta sonu bir geminin "yolda" olduğunu iddia etmesine rağmen, Pentagon'un Grönland'a hastane gemisi gönderme emri almadığı bildiriliyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre ordu herhangi bir Donanma gemisi konuşlandırma emri almadı ve Donanma'nın iki hastane gemisi de Alabama'daki bir tersanede demirli.

The Independent, yorum için Donanma, Pentagon ve Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Cumartesi günü Başkan Trump, Donanma'nın USNS Mercy hastane gemisinin bir görüntüsünü paylaşarak, Danimarka'nın özerk topraklarına bir misyonun yolda olduğunu iddia etmişti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazmıştı:

Louisiana'nın harika Valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insana bakmak için Grönland'a harika bir hastane gemisi göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşım yaptığı gün, Danimarka ordusu Grönland yakınlarındaki ABD denizaltısının mürettebat üyesini tıbbi sebeple acilen tahliye ederek, tedavi için adanın başkenti Nuuk'taki bir hastaneye helikopterle götürmüştü.

Grönland ve Danimarka liderleri, hastane gemisine ihtiyaç olduğu yönündeki iddiayı reddetti.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen pazar günü Facebook'ta, "Bizden 'hayır, teşekkürler' cevabı gelecek" diye yazdı.

"Başkan Trump'ın Grönland'a ABD hastane gemisi gönderme fikri dikkate alındı" diye ekledi.

Ancak vatandaşlara ücretsiz sağlık hizmeti sunan bir kamu sağlık sistemimiz var.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ayrı bir açıklamada, "Herkes için ücretsiz ve eşit sağlık hizmetine erişimin olduğu bir ülkede yaşamaktan mutluyum" diye yazdı.

Danimarka'da doğru tedaviye erişimi belirleyen şey sigorta ya da gelir düzeyi değil. Grönland'da da aynı yaklaşım geçerli.

vfe
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, adada sağlık hizmetleri zaten ücretsiz olduğu için ABD'nin hastane gemisine ihtiyaç duyulmadığını söyledi (AFP)

ABD'nin Grönland özel elçisi görevini de yürüten Landry, yetkililerin kınamasına öfkeyle tepki gösterdi.

Pazar günü X'te, "Başbakan Jens-Frederik Nielsen'e yazıklar olsun!" diye yazdı.

"Birçok Grönlandlıyla karşılaştıkları günlük sorunlar hakkında konuştuktan sonra, bir konu öne çıktı: Sağlık hizmetleri" diye ekledi.

Birçok köy ve küçük kasaba, Amerikalıların çoğu için sıradan sayılan temel hizmetlerden yoksun.

Hastane gemisi misyonuyla ilgili kafa karışıklığı, Başkan Trump'ın yerel yetkililerin ve Avrupalı ​​ortakların muhalefetine rağmen Grönland'ı ele geçirmek veya belki de istila etmek istediğini ima eden tekrarlanan hamleleri göz önüne alındığında, ABD'yle kuzeydeki komşusu arasında daha büyük gerilimler yaşanırken geldi.

Ocak ayında Trump, Grönland'a askeri güç kullanmaktan vazgeçmiş ve bu girişime karşı çıkan ABD müttefiklerine gümrük vergisi uygulama tehdidinden geri adım atmıştı.

ABD ve NATO müttefiklerinin Arktik ada bölgesiyle ilgili "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" oluşturduklarını söylemişti.

Independent Türkçe


2 bin 800 yıllık toplu mezar, kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti gözler önüne serdi

Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
TT

2 bin 800 yıllık toplu mezar, kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti gözler önüne serdi

Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)
Demir Çağı'ndan kalma toplu mezarda bulunan kişilerin çoğu akraba değildi (Sara Nylund)

Sırbistan'da keşfedilen 2 bin 800 yıllık toplu mezar, Demir Çağı Avrupası'nda kadın ve çocuklara uygulanan şiddeti açığa çıkardı.

Toplu mezar, bugünkü Sırbistan'da yer alan Karpat Havzasındaki Erken Demir Çağı yerleşimi Gomolava'da bulunmuştu.

MÖ 6. binyılda Sava Nehri kıyısında kurulan Gomolava, hem yerleşik hem de göçebe gruplar tarafından yüzlerce yıl kullanılmıştı.

Edinburgh Üniversitesi'nden Linda Fibiger ve ekibi, Gomolava'daki küçük bir toplu mezardan çıkarıldıktan sonra Vojvodina Müzesi'nde korunan kalıntıları inceledi.

2,9 metre çapa ve 50 santimetre derinliğe sahip mezarda 77 insan iskeletinin yanı sıra seramik kaplar, bronz aksesuarlar ve hayvan kemikleri tespit edilmişti. 

Daha önce yapılan bir çalışmada ölümlere bir salgının yol açtığı öne sürülmüştü ancak yeni araştırma bu düşünceyle çelişen güçlü kanıtlar ortaya koydu.

Bulguları Nature Human Behaviour'da dün (23 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre 77 kişiden 51'i çocuk ve ergendi. Biyolojik cinsiyeti belirlenebilen 72 kişinin 51'iyse kadındı.

Bilim insanları makalede "Gomolava'daki toplu mezarda kadın ve genç bireylerin ağırlıklı olarak bulunması, Avrupa tarih öncesi döneminde istisnai bir durum" diye yazıyor.

Araştırmacılar ayrıca kalıntılarda, baş bölgesine kasıtlı ve ölümcül darbeler indirildiğini gösteren izler tespit etti.

Fibiger, "Yaraların büyük bölümü kafada ve çoğu yakın temas sonucu oluşmuş gibi görünüyor. Yaraların büyüklüğü, ölçüsüz bir kuvvete işaret ediyor. Yani burada kaza değil, kasıtlı öldürme sözkonusu" diyerek ekliyor: 

Bence epey vahşi bir olaydı.

Bilim insanları, kurbanlar arasındaki ilişkileri anlamak için DNA'nın yanı sıra diş minesindeki stronsiyum, oksijen ve karbon izotoplarını da analiz etti. Bu izotoplar, çocukluk dönemindeki çevresel koşulları anlamaya yardımcı oluyor.

Bulgular, mezardaki kişilerin çok azının akraba olduğunu ve üçte birinden fazlasının Gomolava dışında büyüdüğünü gösteriyor.

Çalışmanın yazarlarından Barry Molloy, "Çoğu, 12 nesil geriye gidildiğinde bile akraba değildi" diyor.

Araştırmacılar akraba olmayan kadın ve çocukların neden bu şekilde öldürülüp gömüldüğünden emin değil ancak bazı tahminleri var. 

Katliamın gerçekleştiği MÖ 9. yüzyılda, toprağı mevsimsel olarak kullanan göçebe çobanlar, Karpat Dağları'nın diğer tarafındaki Avrasya bozkırlarından Gomolava'ya geliyordu. Aynı dönemde bölge halkı da kapalı yerleşimler kuruyor ve çevredeki toprakları işliyordu.

Bilim insanları toprak kullanımıyla ilgili anlaşmazlığın topluluklar arasında çatışmaya yol açmış olabileceğini düşünüyor. 

Molloy şu ifadeleri kullanıyor: 

Kadın ve çocukların öldürülmesi, bize burada şiddet içeren savaş hakkındaki alışılagelmiş yorumumuzdan epey farklı bir şeyin yaşandığını düşündürüyor. Normalde odak, savaş alanında olur.

Bir grubun, diğerinin çocuklarını öldürerek mesaj göndermeye çalışması muhtemel. Öte yandan mezarda kişisel eşyalar, yeme-içme için kullanılan seramik kaplar, inek gibi hayvanlar bulunması farklı bir tablo çiziyor. Ayrıca mezarın üzerine tahıl öğütmek için kullanılan kırık taşlar ve yanmış tohumlar yerleştirilmişti.

Bu nedenle araştırmacılar bu eylemlerin, çatışmayı zorla çözmeyi ve topluluklar arasındaki güç dengesini yeniden kurma amacı taşıyor olabileceğini söylüyor.

Öte yandan insanları öldürenlerle cenaze ritüellerini gerçekleştirenlerin farklı kişiler olabileceğini de belirtiyorlar.

Independent Türkçe, Live Science, New Scientist, Nature Human Behaviour